·
Okunma
·
Beğeni
·
10bin
Gösterim
Adı:
Döşeğimde Ölürken
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
234
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Döşeğimde Ölürken
Döşeğimde Ölürken
As I Lay Dying
Döşeğimde Ölürken
Döşeğimde Ölürken
Bu romana iç monologlar biçiminde sürüp giden, genel havasıyla ABD'nin güneyinde yaşayan insanların gülmece anlayışına yatkın, çok renkli bir fars da denebilir. (Arka Kapaktan)
222 syf.
·4 günde
Hani biri bir eser verir, birkaç sözü geçen kişi de bu eserlere sahip çıkıp pohpohlar ve reklamını yapar, eseri hak etmediği şekilde ilgi odağı hale getirirler, bu eserleri sevmeyen kişiler de sorunu kendinde bulur, der ki; "bu kadar bilgili biri bunu beğendiyse herhalde bende sorun var ve herhalde ben anlamadım."

Bu kitabın olayı da bence aynen budur. Kitabı anlamayan ve sevemeyen okurlar otoritelere karşı gelmemek için seviyormuş gibi yapıyorlar. Çünkü kimse otoritenin görüşlerinden şüphe etmez, ben anlamadım herhalde demek daha kolaydır.

15 kişiyi birkaç sayfa arayla konuşturan yazarımız, kendini ifade edemeyip yetersiz kalınca da hemen bir kılıf bulunmuş. Zihin akışı tekniği ile yazıldı, anlaşılması zor bir yazar, düşsel bir dünya, şiirsel bir düzyazı... gibi bahaneler...

Birçok zihin akışı tekniği kullanılmış kitap okudum. Birçok şiirsel anlatım ve anlaşılması zor hatta okunması en zor olan kitapları da okudum ama ben böylesine şişirilmiş, boş, balon bir kitap görmedim.

Arkadaşlar yazar (başka kitabını okumadım) bu kitabında başarılı değildir. Karakterler konuya bodoslama dalar, çevre ve insan betimlemeleri yetersizdir. Devrik ve yarım kalmış cümle okumaktan gına getirten yazar, edebi anlamda da bana hiçbir şey katmadı. Amacımız sadece edebi metinler okumak değil tabi ki, yani kitaplardan sadece bunu bekleyip sadece bunu almıyoruz ama ne eğlendim, ne öğrendim, ne mutlu oldum ne de keyif aldım.

Lafı çok da uzatmadan şunu belirteyim: Elbette her okuyucu her yazarı sevecek, her yazar da her okuyucuya hitap edecek diye bir şey yok. Sizler benim puanımı ve yorumumu es geçip kendi okumalarınızı yapınız, belki de hitap ettiği okuyucu siz olacaksınız.
222 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/NAmygoj5OWY

Bir anlatı şöleni okumaya hazır mısınız? Tam yerine geldiniz, işte karşınızda Faulkner'in zihninizi tahliye ettirmeye yemin etmiş romanı: Döşeğimde Ölürken.

Roman on beş anlatıcıdan oluşuyor (William abi on beş anlatıcı nedir ya Allahını seversen, vurmasaydın bari direk öldüreydin okuru). Faulkner'in başyapıtı Ses ve Öfke 1929 yılında yayınlanmış, bu kitapsa onun hemen üzerine yazılmış ve 1930 yılında basılmış. Zaten romanda da Ses ve Öfke esintisi hemen hissediliyor. Yine bir ailenin parçalanış öyküsü fakat bu sefer dört anlatıcı yerine tam tamına on beş anlatıcı mevcut. Burada da yine çok çocuklu bir aile ve beş kardeşin çatışma ve hazin dolu öyküsü.

Ses ve Öfke'de Compson ailesi varken burada ise Bundren ailesi bulunmakta. Ailenin en büyük çocuğu Cash Bundren, sonrasında Darl, Jewel, tek kız çocuk Dewey Dell ve Verdaman. Konumuz roman boyunca ölen anne ve onun vasiyeti üzerinden gitmektedir. Anne "Addie Bundren", ölünce şu an oturdukları kasabadan uzakta olan kendi memleketine gömülmek ister ve eşi Anse'da o hayattayken buna söz verir. Addie, ölünce de sıkıntı dolu yolculuk macerası başlar. Yolculuk esnasında başlarına o kadar çok sıkıntı gelir ve kardeşler arasındaki kişilik farkları o kadar belirgin olur ki, okuru macera, kasvet ve keder dolu bir yolculuğa sürükler.

Kitap ilk sayfalarda çoklu anlatıcıyla okuru dumura uğratsa da yaklaşık 5-10 sayfa sonra, kendini belli etmeye başlar. Her bir anlatıcı kimi zaman bilinç akışı tekniğiyle zihninden geçenleri söylerken, kimi zaman da gözlemci anlatıcı olarak olayları aktarır okura. Anlatılan hikaye bugün için belki klişe gelebilir ama çoklu anlatıcı yöntemiyle son derece akıcı ve okuru kesinlikle metinden koparmayan bir romanla buluşturuyor bizi Faulkner. Kitabın özellikle bilinç akışı bölümleri enfes bir anlatıma sahip. Okurken öyle bir hıza kavuşturuyor ki metnin akışı içerisinde gözleriniz yorulsa bile romanı bırakamıyorsunuz elinizden.

Roman boyunca ailenin anneyi gömmek üzere olan mücadelesiyle baş başa kalırız belki ama kitabın finalinde beklenmedik bir son bizleri beklemektedir. Döşeğimde Ölürken, hem kullandığı çok sayıda anlatıcı, son derece akıcı dili, hiçbir şekilde düşmeyen ritmi ve çarpıcı finaliyle modern edebiyat tarihinin en kıymetli ve özel eserlerinden biri kesinlikle. William Faulkner, gerçekten son derece deli bir yazar ve okuru da her kitabında bambaşka bir biçimle karşılıyor. Son olarak bu deli adamın kitaplarını okuyun, okutun diyorum.

Kitaptan şu nefis alıntıyla bitiriyorum incelememi:

"Ama bilemiyorum ne deliliktir, ne değildir; kim karar verebilir kesinlikle. Çünkü galiba her adamın içinde deliden de, akıllıdan da ötede başka bir adam var ve o adamın delice ve akıllıca işlerine aynı tiksinme ve aynı şaşkınlıkla bakıyor içerden."
Cash Bundren
222 syf.
·6 günde
teto, https://1000kitap.com/kimmerya, Burak Sönmez, Paul Muaddib gibi kullanıcı adları her zaman dikkatimi çekiyor, benim gibi isim soy isim bileşkesini tercih eden profillerdense. Filmlerden, dizilerden ve özellikle bu sitede ortak ilgi alanımız olan kitaplardan seçilen karakterleri öne çıkaran, muhtemelen kişilerin kendileri ile özdeşleştirdiği isimler dikkate değer benim nezdimde. Son bir kaç aydır https://1000kitap.com/_belirsizlik gözüme çarpan bir profildi. Kitabın Faulkner'ca 'bir güç gösterisi' olarak nitelenmesi, basında 'bir Amerikalı tarafından yazılmış en özgün roman' olarak lanse edilmesi ve hacimsizliği sebebiyle albenisi çok fazla.

Hepimizin korktuğu Tutunamayanlar ı yarım bıraktıran bilinç akışı tekniği ile yazılmış. 2-3 sayfa uzunluğunda, birinci ağızdan yazılmış kısımlardan oluşuyor, iç monologlarla desteklenmiş 15 ayrı karakterin gözüyle bakıyoruz olaylara. 60-70 sayfa sonunda dahil olabiliyor insan, onda da sürekli geri dönüş gerekiyor, parçaları toplayıp tamamlamak gerekiyor. Buna rağmen akıcı. Murat Belge yazdığı önsözde bizim güzide incelemelerimiz gibi okurken hissettiklerini, yazarın hayatını, muazzam spoiler'lı bir kitap özetini sunmuş, kitabı okuyacaklar lütfen sona saklasın.

'Döşeğimde ölürken' başlığı Homeros'un Odysseia'sından ödünç alınmış. 'Uzun zaman ölü kalabilmek' için yaşamış, kadınlık yüküyle dolmuş taşmış bir ana, "Tanrı yolları yolculuk için yaptı: işte ondan dolayı yolları yeryüzüne yatay yerleştirdi. Bir şeyin durmadan kımıldamasını isterse uzunlamasına yapar o şeyi, yol, at ya da araba gibi, ama bir şeyin konduğu gibi durmasını dilerse onu da dikey yapar, ağaç ya da insan gibi" diyen tembel ve bencil bir baba ve 5 çocuğunun 10 günlük cenaze yolculuğu hikayesi. Yoksulluğun, cehaletin, aynı dünyada farklı kafalarda olmanın kitabı.

Şiirsel bir dil var, ama o altını çizmeye can attığımız aforizmalardan bahsetmiyorum, başka bir şey var tanımlayamadığım. Arka kapakta yazdığı gibi tam yerinde bir boşluk belki, sadece 'annem balık' diyerek bir cümlede bir dünya anlatabilmek belki de. Anlamadığım yerler vardır sanırım, üstüne düşünülecek, bir daha okunulacak. Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir kitap olmamıştı.
222 syf.
·5 günde·8/10 puan
Döşeğimde Ölürken'in baskısı 2 yıl kadar yapılmamıştı, ben de aradım durdum, tam sahaflardan almaya karar vermişken, tekrar baskısının çıktığını öğrendim. Muazzam haberdi benim için, Faulkner ile sonunda tanışacaktım, hem de Murat Belge önsözü ve çevirisiyle birlikte.

Aslında bu kitabı bilinç akışı tekniğini incelemek vasıtasıyla aldım, daha doğrusu bu şekilde tanıştım. Yüksek Lisans tezimde incelemek istediğim bir konuydu ve bu kitabı da adaylar arasına almıştım, bu tekniğin edebiyatta yerinin mühim olduğunu düşünüyorum, zira Oğuz Atay'ı da bu tekniği muazzam kullanışı sebebiyle sevdim (tabii ki tek sebep değil ama, büyük bir sebep oldu).

Faulkner değişik tekniklerin adamı, bunu iyice gördüm. Bu kitabı farklı kılan şey de, Faulkner'ın anlatım tekniğine getirdiği farklılık aslında. Bu kitapta 15 farklı karakterin gözünden görüyoruz olayları. Bu size göz korkutucu gelmesin, bir süre sonra kimin kim olduğu gayet rahat anlaşılıyor. Olay da gayet akıcı ilerliyor, olaylar ilerledikçe, her bir adımda farklı bir karaktere geçiyoruz. Yalnız her karakterin yer aldığı süre/bölüm çok farklı, bazısı sadece bir kez bilincini açıyor okura, bazısı da onlarca kez. Yazarın bu konuda dengesiz olması bence romanı daha da kaliteli kılıyor, zira bu sayılar aslında içerikle de uyumlu. Spoiler olmasın diye bu kısmı burada bitiriyorum.

Konu tam bir Nuri Bilge Ceylan filmi gibi (özellikle Bir Zamanlar Anadolu'da filmini çok andırdı): Beş kardeş ve başlarında bir baba. Ailenin annesi vefat etmiş ve son isteği, cenazesinin kendi isteği bir kasabaya gömülmesi. Yol çetin, zorlu. Aslında romanın konusu bu kadar, evet. Yoğun olaylar bekliyorsanız hayal kırıklığı olacaktır, ancak olayın az ve öz olmasına rağmen anlatımın fazlasıyla akıcı olduğunu söyleyebilirim. Her karakterin bir derinliği, farklı bir hayat görüşü var. Sürekli farklı karakterlere geçme fikri de çok hoşuma gitti okurken, günümüz konsol oyunlarında da bolca görülüyor bu artık.

Faulkner'dan yoğun bir edebilik beklemeyin, belki alıntılayacak sürüsüne bereket cümlesi yok, ama anlatımı şaha çıkaran bir tekniği var. Fakir halkı savunan bir halkçılığı var. Naif bir yüreği var. Seveceğinizi düşünüyorum, umarım okursunuz efendim.
222 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Döşeğimde Ölürken-William Faulkner

🖋 Kitapta, bir annenin ‘Addie Bundren’ın ölümü ve sonrasındaki gömülme hikayesini on beş kişi tarafından anlatılmış. Faulkner eserinde James Joyce tekniğine benzer bir teknik kullanmış olup bilinç akışı tekniğiyle yoksul bir ailenin cenaze töreni serüvenini kişilerin duygu düşüncelerini aktarmış. Konuya odaklanmada başta zorluk çeksemde sonrasında not alarak ilerledim. Bu sayede kitabın ana fikrini ve karakterleri tanımış ve anlamış oldum.
🖋Bir çok sürprizler ve şaşırmacalarla okuyanı zorlayacak olan eserde Faulkner Kuzey Amerika halkının geleneklerini de okuyana sunmuş olmaktadır. Bundren'in en küçük çocuğu Vardaman’ın annesinin ölümünü o gün yakaladığı ve temizlediği bir balıkla ilişkilendirmiş olması beni kitapta en etkileyen yerdi sanırım.
🖋Kitabı konu ve işleyiş bakımından çok beğendim fakat kitabın ruhunun okuyana iyi aktarılmadığını düşünüyorum. Bence bu eseri orjinal metninde okumak harikadır.
217 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Felsefe bir lükstür, sözü bu kitapla benim için kesin olarak somut bir hale geldi. Felsefe, yaşamın ta kendisiyle, düşündüklerimiz, hissettiklerimizle ilgili bir olgu. Ve insanın öyle dertleri oluyor ki ya da kendini öylesine yaşayabildiği o kısıtlı an'a hapsediyor ki biz felsefe yapamıyoeuz. Biz düşünemiyoruz. Biz hissedemiyoruz. Bu kitapta, özellikle Dewey Dell'in söylediği, "Uğraşıyorum ama üzülebilecek kadar uzun boylu düşünemiyorum." cümle bunu çok güzel kanıtlıyor bence. 7 kişilik bu aile öylesine yoksulluk içindeler ki, nasıl ve ne hissedeceklerini dahi bilemez haldeler. Ailede sadece Addie ve Darl düşünmeye zaman ayırıyorlar; onların da sonu belli maalesef.

Kitapta beni en çok etkileyen kısım yukarıda bahsettiğim düşünebilme ve hissedebilme özgürlüğü, bir diğer kısım ise yoksulluğun çok naif işlenmesi oldu. Yoksullukları öyle güzel anlatılmış ki, benim ayakkabım yok fakirim gibi klişe fakir edebiyatı yapılmamış. O yoksulluğu içinize kadar hissediyosunuz. Özellikle en küçük çocuk Vardaman'ın, "İnsan köy çocuğu olunca un, şeker, kahve neden böyle pahalı acaba (...) Ben neden kent çocuğu değilim, baba?" oldukça masum söylemleri beni çok etkiledi gerçekten. Kitapta çokça sınıf ayrımındaki eşitsizliğe ve bu eşitsizlik sonucu oluşan toplumsal dışlanlamalara yer verilmiş.

Ben William Faulkner ile Ses ve Öfke ile çok zamansız tanışmıştım. Ses ve Öfke benim için gerçekten okuması oldukça güç bir kitaptı. Bu kitap da bilinç akışı tekniği ile yazılmış. Kitapta geçen her karakterin kendi düşünceleri üzerinden okuyoruz hikayeyi. Ama Ses ve Öfkeye göre daha basit, anlaşılır ve akıcı geldi bana. Düşüncelerin anlatılması bir yana, bir de zamansal atlamalar olmuş yer yer. Daha sonrasında olan bir olayı 1-2 sayfa önce okuyoruz. Çok dikkatli okunması gereken bir kitap. Kitapta ayrıca beğendiğim şey ise, aile dışından başka birisi yoluyla, 1-2 kısımda olayı okuyoruz. Ve temel olayı hiç aksatmadan, karakterlerin önceden yaşadıklarını da bilme olanağımız olması karakter oluşumu açısından çok sağlıklı olmuş.

Kitabın arka kapağını kitaba ilk başladığımda okumuştum ve "acıklı güldürü" tabirini oldukça yersiz bulmuştum çünkü ailenin yaşadığı resmen bir dramdı. Fakat ilerledikçe o dramın içinde yer yer güldüğüm oldu. Ve kendimde o gülüşü hissettiğim an yaşadığım iç burukluk sanırım tamı tamına acıklı güldürü oldu.

Ben çok beğendim. Faulkner diye korkanlarınız olabilir ama biraz dikkatle okunursa gayet akıcı bir kitap. Bu kırsal yaşamı, lütfen, burun çevirip bir kenara itmeyin, bir şans verin. Keyifli okumalar diliyorum.
222 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
- İncelemede geçen konuşmalar tamamen hâyâl ürünüdür. -

Faulkner: Off acayip bir kitap yazdım, bence bu sefer turnayı gözünden vuracağım.

Kamuoyu: ...

Faulkner: Yine mi hayalkırıklığı?! Nolmuş yani Yoknapatawpha diye bir yer olamaz mı?

Hollywood Yapımcıları: Senaryo yazmaya ne dersin?

Faulkner: Eh bir de onu deneyelim, meteliğe kurşun atıyoruz zaten.

Bir müddet sonra...

Faulkner: Ortam filan güzel ama bana göre değil bu işler, ben Yoknapatawpha'ya geri dönüyorum.

Hollywood'dan ayrılır ama oradaki sekreterden ayrılamaz. Üstüne bir de yazar Joan Williams eklenir.

Estelle Oldham: Ah William! Kendimi öldürmeye kalktım yine kurtulamadım senden ve çapkınlığından. İçki, içki getirin bana!

Bu arada adını duyuracak eserlerini de yazmıştır.

Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi: Eserlerin dikkatimizi çekti, bu ödülü hak ettin; tebrikler.

Faulkner: İyi, güzel ödül aldım da, tanınmazken daha çok rahatım yerindeydi sanki.

Fırtınalı bir hayatın ardından 65 yaşında kalp krizi sebebiyle bilinen dünyadan ayrılır.

Faulkner: Edebiyata getirdiğim yeni soluk ve kullandığım dil sayesinde yıllar sonra bile insanlar hâlâ benden bahsediyor. Hatta şuan dilini bile bilmediğim bir ülkede birisi benim hakkımda inceleme yazıyor. Kör olayım şaşırmadıysam eğer.


- - -

Yukarıda bahsi geçen kişiler bu şekilde düşünmüş veya konuşmuş olabilirler ya da belki de hiç alakası yoktur. Ama onların öyle düşünmüş olabileceklerini düşünmem kafîdir diye düşünüyorum. Tıpkı Faulkner'ın kitaptaki 15 karakterin öyle düşünmüş olabileceklerini düşünmüş olması gibi.

Fakat onlar nasıl müthiş yaratılmış karakterlerdir. Önüme bir pasaj koyulsa ve karakter ismi verilmese, kime ait olduğunu tahmin ederim diye düşünüyorum. Her biri benzersiz, her biri ayrı güzel... Böyle bir tekniği bu kadar başarılı kullandığı için Faulkner'ı alkışlamak lazım.

En favorim ailenin en küçük çocuğu Vardaman ve annesi Addie'nin bölümleriydi. Vardaman'ın zihninden akıp giden düşünceleri nefes almadan okudum diyebilirim.

Ailenin ortanca çocuğu Jewel ise yine sevdiğim karakterlerdendi. Belki de ailenin tek harekete geçen, konuşmaktansa yapmanın daha doğru olduğunu kavramış tek üyesi denilebilir. Sadece bir bölüm ayrılmış Jewel'a, fakat diğerleriyle olan diyaloglarından nasıl bir karakter olduğu anlaşılıyor rahatça.

Bu harekete geçememe ve bir fikre saplanma durumu (bu bölümleri okurken Estragon ile Vladimir'i de anmadan edemedim.) aileyi türlü sıkıntılara sokar, başlarına olmadık işler açar, okuyana da saç baş yoldurtur.

Kitabın türüne ise ne trajikomedi ne kara mizah diyebiliyorum, başka bir şey adını koyamadığım. Faulkner'a özel bir şey belki.

Okumayı düşünenler kesinlikle tereddüt etmesin, şiddetle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
222 syf.
·2 günde·Puan vermedi
=İki=

Faulkner'ın başyapıtlarından birisi olduğu kabul edilen Döşeğimde Ölürken, hakikaten okuması keyifli, ve zahmetli de olabilen, güzel bir eser.

William Faulkner'ın en önemli özelliklerinden birisi olan dilin insanı, mekânı anlatmak için yeni tekniklerle kullanılması ve zihinde akıp giden düşünce ve imgelerin amaçlanan doğrultuda kullanılması, bu kitapta da kendini gösteriyor, ancak Ayı kitabının özellikle 4. bölümüyle kıyasladığımızda Döşeğimde Ölürken gerçekten de çok yalın, çok sade kalıyor; ancak bu sadelik de kimi zaman aldatıcı bir özellik taşıyor.

Döşeğimde Ölürken 1930'da basıldığında aldığı eleştirilerden biri, 15 farklı karakterin konuştuğu bölümlerde dilin gerçekçi bir his yaratmaması; çünkü bu karakterler böyle konuşmazlar, konuşamazlar diyor eleştirmenler. Oysa aslında konuşmaları değil, zihinlerindeki bilinçli ve bilinçsiz sözcük ve imge akışı söz konusu. Yazarın yapmak istediği şey; yaşanan olaylar ve olayların sürüp gitmesine dahil olan karakterlerin zihinlerinde ne olup bittiğini bazen uzun, kısa sayılabilecek (ve bazen çok çok kısa mesela tek bir cümle ile), devrik ve anlamayı zorlaştırıcı cümlelerle kağıda geçirmek: Faulkner hisleri, duyguları ve olayları anlatmıyor temelde, olaylar oluyor, meydana geliyor, yaşanıyor, Faulkner'ın karakterleri ise bu olaylara zihinlerinde geçmişin ve şimdinin izleriyle, hisleri duyguları ve belirip kaybolan imgeleriyle algılıyor ve onlara tepki veriyor. Yazar olayları art arda aktarırken karakterlerinin zihinlerini yazıyor; karakterlerin zihinleri onların duygularını, tepkilerini yansıtıyor.

Çoklu anlatıcının kullanılmasının bir diğer anlamı aynı olayı, gerçeği yaşayan insanların bakış açılarına temas ettikçe başka tepkiler, başka algılar olduğunun bize gösterilmesi olabilir; kendi bakış açısıyla ve bütün karakterlerinin yerine yazan yazar bu sefer her bir karakterinin zihninde onun ne görebildiğini, hissedebildiğini ve yaşadığını aktarmaya çalışıyor. Böylece birden fazla bakış açısını, algıyı, zihni anlamaya çalışıyoruz.

Kitabın hikâyesi, Mississippi'de yazarın Sartoris kitabından başlayarak bütün kitaplarında ana mekân olarak geçen hayâli Yoknapataphwa bölgesinde geçiyor: Addie Burden ölmek üzeredir ve ailesi de en büyük oğlu kadının tabutunu çakmaya devam ederken kadını baba topraklarına götürüp gömmek için hazırlık yapmaktadır. Bu hazırlık tartışmalar, itirazlar ve sırlarla dolu iç monologlar, diyaloglarla örülü halde başlar ve sürer.

Kitap boyunca konuşan karakterler kronolojik akışı verir, ama biz esas olarak karakterlerin zihinlerini takip ederiz. Burada hem ses, hem gürültü, hem öfke vardır; bu sesler bir uğultu yaratıyor da diyebiliriz, ancak bu uğultunun her yöne bakarak seslerin sahiplerini daha iyi anlamamız için bize bir araç yaratan yazarın başarısı olduğunu söyleyebiliriz: bölümler ilerledikçe en büyük değeri muhafazakârlık, geleneklere bağlılık olan bir güneyli ailenin aslında aile olamadığı, yanlış ilişkilerler sürdüğü, sevgisizliğin de var olduğu bir karmaşa olduğunu görürüz: Addie ne eşini ne evlatlarını sevmiştir, bir tek Jewel hariç çünkü o başkasındandır; Ansie yani kocası kendisinden başka kimseyi sevmemiştir, en ilginç karakterlerden olan Vardaman Ses ve Öfke'deki Benjy gibi bir karakter olduğunu düşündürür bize, Darl delirir ve tımarhaneye kapatılır, Casey'nin bir kez daha bacağı kırılır, Dewey bir zenciden olan çocuğunu aldırır ama bedelini öder, bir de bir yangın yaşanır. Bir de sel. Ve hepsinin içinde anne Addie'nin tabutu vardır. Baba toprağına büyük badireler atlatarak vardıklarında insanlar tabuttan gelen kokudan tiksinir. 10 günlük bir yolculuktur çünkü yaşadıkları. Çürüyerek kokarak nihayetlerine varmışlardır. Baba Ansie esas derdi olan yeni dişler ve yeni bir eşle geri döner cenaze sonrası.

Peki döşeğinde ölen kim? Baba toprağına gömülmek vasiyeti olan Addie mi? Tutuculuğu ve eskimişliği ile Amerikanın güney eyaletleri ve ahlâk anlayışı mı? Ailenin ölümü mü? Eski tarz anlatımların kenara bırakıldığı edebiyat üslûbu mu? Faulkner çünkü 20.yyın başında en büyük kalemlerden birisi olarak geleneksel anlatım tarzını değiştiren yazarlardan biri olmuş.

Ölen her ne ise dilin bu ölümün içinde böylesi kıvrak, güzel bir şekilde hayat çıkarabilmesi ve bir türlü eskiyememesi, ölememesi bu eserin, ne kadar güzel.

Döşeğimde Ölürken'i, muhakkak, edebiyat seven her okura öneriyorum. Çok kolay bir okuma olacağını söyleyemem, ama çok güzel bir okuma olacağını söyleyebilirim.
222 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Tamamen bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bölümlerden oluşan bir ölüm yolculuğu hikayesi.

Kitap, Murat Belge'nin önsözü ile başlıyor fakat önsöz spoiler içeriyor, bu sebeple kitabı okuduktan sonra önsözü okumanızı tavsiye ederim.

Kitapta annelerinin (Andie), vasiyetini yerine getirmek üzere, tabut ile uzun bir yola çıkan Bundren ailesinin yol boyunca yaşadıklarına tanıklık ediyorsunuz.
İlk sayfalarda tabutun yapım aşaması ailenin yolculuğu bekleme anlarına yer verilmiş. Devamında ise yolculuk süregeliyor.

Her karakterin hayatı algılayış biçimleri, dünya görüşleri bölüm bölüm ayrılmış. Bu sayede aileyi yakından tanımaya olanak sağlanıyor. Aynı zamanda onları uzaktan izleyen komşularının fikirleri de yer alıyor. Faulkner'in yaşları ve cinsiyetleri farklı olmasına rağmen karakterlerin iç dünyalarını, fikirlerini öylesine yerinde okuyucuya geçirmeyi başarmış ki ben okurken çok keyif aldım.

Bilinç akışı tekniğine aşina olmama rağmen okurken çok zorlandığımı söylemeliyim. Yer yer konudan kopuşlar yaşadım, anlayamadığım yerler de oldu. Bu kitap sayesinde bilinç akışı tekniğine daha da eğilmem gerektiğini anladım. Farklı bir deneyim yaşamak isteyen okuyuculara önerilir.
222 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Hislerle dolu, farklı hislerde dolu bir kitap. Farklı hissettim nasıl denir bilmiyorum, zaten hislerimi oldum olası anlatamamışımdır. Öte yandan incelemeler hisleri anlatmak için yokturlar, evet kötüyüm inceleme yazmakta. Neden yazmak için bu kadar çabalıyorum bilmiyorum, bilmiyorum neden her şeyde en iyi olmaya çalıştığımı. Belki de bazı şeyleri boşversem daha mutlu olacağım. Her şeyde sorumluluk almasam, bir bıraksam bazı şeyleri daha iyi hissedeceğim, bayağı iyi hissedeceğim. Belki de sadece biraz sorumsuz olmam gerekiyordur. Her neyse, yine hislerimi anlattım inceleme yapacağım derken, komik, hüzünlü, trajikomik. Bu kitap da böyle, benim gibi trajikomik. Hisler... Karakterlerin hislerini yaşıyorsun, komik ama gülemiyorsun, bazı komikler hiç güldürmez, ama komikler güldürmek için vardır, beğenmedim Faulkner olmamış bu, geçimini sağlamak için mi yazdın bu hüzünlü komiği, aceleye getirmişsin bir de, kırk yedi günde kitap mı yazılır, bilerek mi hem hüzünlü hem komik yazdın, yoksa aceleci mi davrandın bu iki tezatı bir araya getirmek için. Bölümler harmanlanmış adeta, sayıları mı bilmiyor Faulkner, yirmi beşten sonra on yedi gelmez, bunu bilmiyor. Bölümler karışık sanki, anlamak güç, okumak zevkli, olay örgüsü örülmemiş gibi. Sadece “Annem balık.” cümlesinin olduğu bir bölüm var, kitabın en kısa bölümü haliyle, bu cümlenin anlamını on küsür bölüm sonra anlayabiliyorsunuz. Anlıyorsunuz sonra canınız yanıyor. Karışık ama sarsıcı. Olmuş ama beğenmedim, hiç sevmedim. Herkese önereceğim nutkum tutuldu. Bilinç akışı tekniği kullanılmış bir de, böyle herkes tüm kafa karışıklığıyla konuşmuş da konuşmuş, on beş farklı kafa doluluğu var kitapta, on beş farklı bakış açısı, on beş farklı hissiyat, yoruldum ya yeter. Anneleri ölmüş çocukların, büyük abi Cash tabut yapıyor, marangoz çünkü tahtadan tabut yapıyor annesine, annesi ölmüş, kente götürecek gömmek için, annesinin kendi kentine, oraya gömülmek istemiş, Jefferson’a, ailesi oraya yatıyormuş, o da orada yatmak istemiş, ailesinin yanında, çocukları götürecek onu ailesinin yanına, ama tabut kokuşmuş, ceset tabutta kokuşmuş, küçük oğul Vardaman ağlıyor, sesi duyulmasın istiyor ağlarken ama ağlarken ses çıkıyor, anamı tabuta çivileyecek misiniz diyor, Cash çivilerken dikkat etsin tahta kanamasın, üzgünler ama ölüm bu, büyükler daha çabuk kabullenir ölümü, Vardaman da kabullenir büyüyünce.

Kitap bitmeden inceleme yazıyorum, yazmaya çalışıyorum yazamıyorum. Ben de hüzünlü komiğim işte. İyi olmaya çalışıyorum olamıyorum, incelemelerde iyi olmak zorunda değilim ama zorluyorum. Olmayacağım işte, inceleme yapmayacağım, hep duygularımdan bahsedeceğim. Böyle yapacağım işte.
Ben ne zaman inceleme yazmayı başaracağım.
222 syf.
·19 günde·9/10 puan
Uzun süredir böyle bir inceleme yapmıyorum ama bu sefer biraz üstüne düşeyim dedim. İlk Faulkner okuyuşum ve gerçekten de etkileyici bir isim. Kitabı bir çok listede okunması gereken eserlerden olduğu için almıştım. Nasip sırası geldi ve başladım okumaya ama AÖF sınavlarına çakıştığı için biraz geç bitti.

Kitabın türü hakkında pek inceleme yapmadan alırım. İsimleri duyulmuş ve seçkin kitapları okumaya çalışırım. Kitabın bilinç akış tekniğinde bilmeden başladım esere. Başlarda çok farketmesem de kendini göstermeye başladı. Bilinç akışı nedir ? “Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bilinç akışı tekniğini kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf gösterilebilir. “ Modernizm akımının temeli kabul edilen bir eser bu kitap. Bu akışın zaman zaman dezavantajı aynı sahneleri farklı gözlerle tekrardan okumanız ama aynı zamanda da farklı açıdan, dilden, anlatımdan bakması da avantajınız. Parçaları birleştirmek size kalıyor dolayısıyla geliştiren bir teknik olarak ortaya çıkıyor. Karakter tahlili yapıyorsunuz bir bakıma.

İçeriğe gelirsek kitap bir ailenin çöküşünü anlatıyor resmen. Filmini izledikten sonra tam bir dram. Kitapta karakterler genelde aile içi konuşmalardan oluşmakta. Annenin yatağa düşmesi ve mezarının kendi istediği bir yerde olmasını istiyor. Yapılması gereken aslında 5 km öteye bir naaş taşımak ama Faulkner bunu öyle bir anlatmış ki… İste kitabı da güzel yapan bu süreç. Kardeşlerin çalışması sonucu bir tabut hazırlıyorlar ama öylesine yoksul bir aile ki bu aile çok yoksul. Neyse kadının taşınması işinde köprüden geçememe var. Bir erkek çocuğun ayağını kaybetmesi kangren olması. Sonra yangın çıkıp oğullardan birinin naaşı tek başına samanlıktan çıkarması ve samanlığı da yakan ise diğer oğlu, kız çocuğunun yasak bir cinsel ilişkisi yaşanan olaylar ise öylesine üzücü ve sinir bozucu… Vardaman romanın en küçüğü, en masumu, en iyisi… Neyse sonlara geldiğimizde ise cenaze gömüldükten sonra babanın bir anda sürpriz yapması…

Temaya gelirsek bütün zorluklara rağmen bir annenin isteğinin yerine gelmesi. Azim, zorluklara direnme diyebilirim. Gerçekten çok badire atlattılar.

Kısacası çok güzel bir kitap. Bu tekniğe aşina olanların daha güzel okuyacağı, bilmeyenlerin ise tanışacağı bir eser. Çeviri ise Murat Belge. En iyi çevirmenlerin arasında ve kendisi bu kitabı çok genç yaşta çevirmiş kesinlikle etkisi olduğunu düşünmekteyim. Çevirileri pek beğenmedim diyebilirim. İyi okumalar diliyorum. Ha unutmadan filmi mutlaka izleyin. Yönetmen film de dahi bilinç akışını kullanarak çift kadraj ile çekmiş filmi. Aynı anda farklı gözlerle izliyorsunuz. Çok güzel bir eseri filmi ile tamamladığım için mutluyum.
Onun da bir kelimesi vardı. Sevgi, diyordu. Ama uzun süredir alışmıştım artık kelimelere. Biliyordum bu kelimenin de ötekiler gibi olduğunu : bir boşluğu dolduracak bir biçim..
William Faulkner
Sayfa 151 - İletişim Yayınları
İçinde yalan bulunan bir evrende yalandan başka hiçbir şeyin, yoksulluğun bile, çok kötü ya da çok önemli olamayacağını öğretmişti bize.
William Faulkner
Sayfa 116 - İletişim Yayınları
... galiba biraz müzik bir insanın isteyebileceği en güzel şey. Gece yorgun dönünce, insan dinIenirken biraz müzik çalması gibi dinlendinci başka şey olmaz gibi geliyor bana.
... adamın kendi teriyle ortaya çıkardığı ve terinin meyvasını içinde biriktirdiği şeyin bile bile yokedilmesini haklı gösterecek tek şey yoktur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Döşeğimde Ölürken
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
234
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Döşeğimde Ölürken
Döşeğimde Ölürken
As I Lay Dying
Döşeğimde Ölürken
Döşeğimde Ölürken
Bu romana iç monologlar biçiminde sürüp giden, genel havasıyla ABD'nin güneyinde yaşayan insanların gülmece anlayışına yatkın, çok renkli bir fars da denebilir. (Arka Kapaktan)

Kitabı okuyanlar 645 okur

  • welami
  • Hasan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0