Dövüş Kulübü

9,0/10  (443 Oy) · 
1.215 okunma  · 
407 beğeni  · 
7.546 gösterim
İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke.

İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni binyılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam. Aynı dayanışma gruplarının bir başka müdavimi, toplum kaçkını bir genç kadın. Ve Tyler Durden; yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran yarı çılgın bir kurtarıcı, baştan çıkarıcı bir intikam meleği. Tyler'in felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Çok geçmeden, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübü ülkenin dört yanını saracaktır. Ama Tyler'in dünyasında sınırlara ve kurallara yer yoktur. Kendi bedenini örseleyen bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler'in peşine takılır...

Chuck Palahniuk'un ilk romanı, tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına zehir zemberek bir eleştiri yöneltiyor. Palahniuk, karanlık bir mizahla desteklediği güçlü ve çarpıcı üslubuyla, yaşadığımız dünyanın çirkin suretine ayna tutuyor. Son on yılın en özgün, en sarsıcı romanları arasında sayılan Dövüş Kulübü'nü Türkçe'ye kazandırmaktan sevinç duyuyoruz.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2001
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789755393226
  • Orijinal Adı:
    Fight Club
  • Çeviri:
    Elif Özsayar
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:
İnci Küpeli Kız 
 18 Ara 2017 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Neredeyim ben? Hala yer altında mıyım? Şayet yer altındaysam bu kitaptan sonra biraz yükselmem gerekirdi... Biraz göğü görür gibi oldum hah tamam.

Düzenli olarak okuduğum 18-19. yüzyıl kitaplarında katıldığım balolardan ayrıldım. Korseli, ayağıma dolanan süslü püslü parfüm kokan elbisemi çıkarıp yerine siyah gömlek, siyah pantolon bir de siyah ayakkabılar giyip Dövüş Kulübüne doğru yürüdüm. Bir barın altında yapılan Dövüş Kulübünün kapısını çaldım. "Tam zamanında geldin." dedi birisi. İçeride sarışın yakışıklı bir adam konuşuyordu:

"Dövüş Kulübünün ilk kuralı dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır."

Adımı yazdırıyorum, bu benim dövüş kulübündeki ilk günüm bu yüzden dövüşmek zorundayım. Kural kuraldır. Karşıma birisi geçiyor. Önce o vuruyor. Yanağımı kayıp giden bir gök taşı gibi sıyırıyor. Yüzüne bakınca bana vururken neden keyif aldığını anlıyorum. Sonra ben vuruyorum ve vurduktan sonra fark ediyorum neden dövüşmek istediğimi...
Tüketmeye doymayanlara vuruyorum, parasını sırf daha iyi bir koltuk takımı için saklayan ve ihtiyacı olanla paylaşmayanlara vuruyorum! Tek derdi altındaki son model lüks arabasıyla gösteriş yapmak, bu kadar mala sahip olduğu için kasım kasım kasılanlara vuruyorum! VURUYORUM! Kozmetik üreticilerine, sırf kadınlar güzel görünsün diye(!) denek hayvanlarına eziyet çektirenlere vuruyorum. Adaletsizliğe, düzensiz mal paylaşımına, insanların iğrençliklerine, ruhlarının kirliliğine. İçinin kirliliğini dışarı yansıtıp dünyanın içine edenlere vuruyorum !

Aldığım fiziksel acı beni yeniden doğuruyor...

Bunlar benim sözlerim değil, Tyler Durden'in sözleri.
Ben melek gibi bir kızdım.

Daha fazla anlatamam.
"DÖVÜŞ KULÜBÜNÜN İLK KURALI DÖVÜŞ KULÜBÜ HAKKINDA KONUŞMAMAKTIR!"

Sergen Özen 
 11 Ara 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Çağımızın tüm dayatmalarına karşı içimizdeki ilkel duygularla adetâ savaş halindeyiz. Bize bunu kabul ettirmeye zorlayan, mantığımıza uygun hale getiren manipülasyonların içinde olduğumuz kötü bir savaş.
Etkilerden kaçış yolu?
“Fight Club.” Fiziksel acılarla kendine gelmek. Tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine, robotlaşmaya yarayan iş dünyasına karşı bir duruş. Yeraltına giriş. Dibe vuruş.

"Dövüş kulübüne hoş geldiniz.
Dövüş kulübün ilk kuralı dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübün ikinci kuralı dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün üçüncü kuralı biri pes derse ve sakatlanırsa dövüş sona erer.
Dövüş kulübünün dördüncü kuralı sadece iki kişi dövüşür."

Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adam. Yani anlatıcımız. O da herkes gibi bazı “şeyler”in dünyasına kapılıp gidiyor. Bir mobilya takımı alabilmek için akşam erken uyuyup, aylarca çalışıyor. Bukowski bir yerlerden sesleniyor: “Yaşama sevincimi sigortalı bir iş karşılığında sattım!” Doyumsuz bir şekilde amaçların peşine takılıp kendini sürükleyen insanlar Ulaşamayacakları “şey”lere satıyorlar kendilerini. Peki ya ulaşınca ne mi yapıyorlar? Aylarca süren iş emeği sonucunda elde edebiliyorlar ve elde ettiği o şey, bir zaman sonra elde etmek istediği şeyin gerisinde kalıyor. Süreklileşen döngüde boğuyor kendini ama farkında değil. İnsanların belki de hoşlanmadığı şeyler reklamlar tarafından pohpohlanarak tüketim çılgınlığı sevimli hale getiriliyor. Ve bunu hiç geri çevirmeyerek, sürekli onaylıyoruz. Sonunda kendimiz değiliz yalnız; artık o “şeyler”iz ve onlar bize sahipler, biz onlara değil.

Anlatıcımız dayanışma gruplarında buluyor çaresini. Burada ruhsal sorunlar yaşayan insanları dinleyerek ve sarılarak tesellisini buluyor onlarda. Tam "her şeye ulaştım, artık bir şeye ihtiyacım yok" yalanına geçici olarak inanmaya başlayacağı sırada başına bir felaket geliyor ve sonrasında ise Tyler ile tanışıyor. Kim bu Tyler Durden?Yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran çılgın bir adam. Tyler'a göre, tüketim kültürünün etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır.

Sınırlara ve kurallara yer vermeyen Tyler’in kulübü, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübüdür. Kendi bedenini hiçe sayan bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler'ın peşine takılır...

Palahniuk, tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına zehir zemberek bir eleştiri yöneltiyor Dövüş Kulübüyle. Sürekli tekrarlanan ara cümlelerle- istemeden ezberlemek- ve mizahıyla, yaşadığımız dünyanın çirkin suretine ayna tutuyor.

Karakteri zayıf bireyler, daha doğrusu henüz kendi gücünün farkında olmayan insanlar her zaman daha güçlü birilerinin sığınağında olmak isterler ve yaptıkları her işte onların onayını beklerler. Bu güçlü kişi anlatıcı için Tyler Durden’dir. Tyler’in amacı medeniyeti tasfiye etmek, tarihi silmek, Düzeni sıfirlamak. Ve bunun için bir planı vardır: Kargaşa projesi.

Tüketim toplumu eleştirisi mi, yoksa bilinçaltımıza yapılan subliminal mesaj bombardımanı mı? Yoksa Tyler Durden Nefsimiz mi? Altmesajlar o kadar çok şey anlatıyor ki, her okuyucu farklı analizler, farklı düşüncelerin etrafında buluyor kendini. İnsanın doğasında olan daha fazla isteme ve sahip olma özelliği, yaşadığımız bu çağda hiç olmadığı kadar zirvenin uç noktalarında belki de. Tüm kavgamız kendi seçimlerimizde, sahip olduklarımızda ve sahip olmayı arzuladığımız umman nefislerimizde.

Dövüş Kulübü benzeri kitaplar

Umut 
 13 Eki 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

İnsanlar medeniyet, kapitalizm gibi kavramlarda beklentilerini bulamamıştır ya da bulmuştur ancak artık daha yeni sorunlar peydah olmuştur. Sözü geçen insanlar ne çok fakirler ne de çok zenginlerdir, onlar orta halli diyebileceğimiz insanlardır ve aşağı da yukarı da eşit mesafededirler. Bu insanlar tüketerek özgürleştiğini düşünürler ve daha çok tüketebilmek için çalışırlar. Tek düşünceleri bu olmaya başlamıştır ancak insanların ilkel anlamda özgürlük içgüdüsü açığa çıkmak için çırpınıyordur. Zannımca “biz büyük buhranlar yaşamadık, bizim buhranımız ruhani” sözlerini yazar bu iç çatışma için diyor. Zayıf bireyler her zaman daha güçlü birilerinin yanında yer alır. Çağın zayıflaştırdığı kahramanımız, güçlü Tyler’a sığınıyor. Onu çok seviyor, onun gibi olmak istiyor. Tyler kendi deyişiyle “tarihi silmek, medeniyeti tasfiye etmek” yani dünyayı formatlamak istiyor. Bakalım hikayeyi ağzından dinlediğimiz kahramanımız ve Tyler dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için neler yapacak? Bunu başarabilecekler mi? Farklı tarzıyla okunması gereken bir kitap olmuş. Chuck Palahniuk bundan sonra da şans vereceğim yazarlardan olacak.

Bu eser bazı sosyoloji öğrencilerine araştırma konusu olmuş, sayfalar dolusu analizleri yapılmış. Herkes farklı analizlerle farklı çıkarımlar yapmış çünkü buna müsait bir eser. Kimi bu eser tüketim toplumunu eleştiriyor diyor, kimi Tyler bir mesih diyor, kimi Tyler bir şeytan diyor, kimi Tyler bizim nefsimiz diyor,kimi bilinçaltı için sübliminal mesajlarla dolu diyor, kimileri İslamiyeti anlatıyor diyor, kimileriyse çok net bir New Age propagandası diyor. Bu kitabı okuduktan sonra kendi çıkarımlarınızın herkesinkinden farklı olduğunu görürseniz şaşırmayın. Bakalım siz Tyler’a nasıl bir rol biçeceksiniz.

Film ile ilişkileri
Edward Norton, Narrator(hikayeci) karakterine; Brad Pitt ise Tyler Durden karakterine yapışmış durumda olduğu için okurken onlardan bağımsız düşünemedim. Sanırım bu çok da kötü olmadı. Sanki kitap boyunca E.Norton ve B.Pitt ile birlikte dolaştım durdum. Filmi kitabına yakın olmasına rağmen bazı farklılıklar var. Örneğin sonları farklı. Karşılaştırma yapmayacağım çünkü ikisinin sonu da iyiydi.
Önce filmi izlemeseydim kafamda bu kadar iyi canlandırabilir miydim, bilmiyorum. Çünkü konu gereği Chuck Palahniuk karışık bir anlatım kullanmış. Anlatım demişken kitap tam anlamıyla bir yeraltı edebiyatı ürünü. Argolar, küfürler barındıran bir kitap olduğunu belirtmek gerek.
Son olarak önerim ise sadece kitabı okuyarak ya da filmi izleyerek bırakmayın. Muhakkak ikisini birden yapın. Jenerasyonumuzdan ötürü olsa gerek Fight Club benim için özeldi bu yüzden biraz uzun oldu :) Ama daha uzun da olabilirdi epey dolu bir kitap. İyi okumalar.

Şunu da buraya iliştireyim kitap boyunca kulaklarımda çınladı sanki..
Where is my mind? : https://www.youtube.com/watch?v=yFAnn2j4iB0

Mathmazel 
 30 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Bazen öyle sinirleniyorum, öyle sıkılıyorum ki hayattan.Açıkçası bir dövüş kulübüne gitmek istiyorum.

Kimleri mi dövmek istiyorum?

Dünyayı bu hale getiren herkesi.
Haksızlık yapan herkesi.
Yerlere çöp atan herkesi.
Birileri açlıktan ölürken yemekleri atan herkesi. Birilerinin bir yılık kazancını bir ayakkabıya veren herkesi.
Eğitimin ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayıp ahkam kesen herkesi.
Bizi bu düzenlere köle kılan herkesi.
Haksızlık karşısında sesi çıkmayıp bana değmiyorsa sorun yok diyen herkesi.
Geçmişi çabucak unutup kendi yaptıklarını eleştirdiğinden haberi olmayan herkesi. Ağzıyla konuştuğunu fiilen yapmayan herkesi. Sadece ve sadece dünya kendine aitmiş gibicesine diğer bütün varlıkları sömüren herkesi.
İnsanları futbolla,ten rengiyle,diniyle,sac rengiyle,düşünceleri ile ayıran herkesi. Çocukların saflığından faydalanan herkesi. Savaş çıkaran herkesi.
Hayvanlara eziyet eden herkesi.
Şehirleri beton yığınına çeviren ve bunu medeniyet gören herkesi.
Ağaçları kesen, ormanları yakan herkesi. Herkesi herşeyi...

Şiddete karşı olduğum icin fiile dökemediğim bu dövüş hayalimde.

Herkesin bir Tyler Durden'i var içinde. Öldürsek de öldürmekle efsaneleştirdiğimiz Tyler Durden...

Aykut 
 31 Eki 2017 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

Filme uyarlanmış bir eseri okuma konusunda nasıl bir yöntem izlenmelidir? Bana soracak olursanız, eğer eserin uyarlanmış olduğu filmi, eserin kendisini okumadan önce izlerseniz bu zihninizde bir tür kısıtlamaya sebebiyet veriyor. Kitaptaki karakterlerin filmdeki aktörler olmadığının farkında olsanız dahi istemeden o karakterleri filmdeki oyuncularıyla anımsamaya başlıyorsunuz. Bunun insanda zihinsel olarak oluşan, okuma esnasındaki o hayali yapıya yararlı mı zararlı mı olduğu konusu eserin kendisini konu almadan önce dahi kafama takıldı. Eğer Dövüş Kulübü'nü, filmini izlemeden önce okusaydım ve sonrasında filmi izleseydim, filmdeki oyuncularla benim kafamda oluşan karakterler arasında onlarca farklılık olacaktı. Aslında buna bir kısıtlama adını vermek ne kadar doğru emin değilim ama bunun hayret edilesi bir durum olduğundan şüphem yok. Şöyle ki, benim varsaydığım durumu bir başkası aynı şekilde yaşamış olsaydı onun da kafasında o karakterler hem filmden farklı hem de benim kafamda oluşanlardan çok çok farklı olacaktı. Bu konuyu bu kadar uzatarak aslında bir nevi hayranlığımı dile getirmeye çalışıyorum mazur görün beni. İnsan zihni dünyadaki her şeyden bile daha özgün. İnsan zihninin bu özelliğine ve bu özelliği tetikleyen şeylerden birine; kitaplara hayran oluyorum her seferinde. Değişkenler olmayan bir denizde dahi, rüzgarın tersi yönünde gidebilecek bir kapasiteye, güce sahip insan aklına hayran kalmamak elde değil.

İşte Dövüş Kulübü de tam da insanların bu bahsini ettiğimiz akıllarının gücünü ve kapasitesini unutmaya (unutturulmaya) başladığı (başlandığı) bir zamanda geçen bir roman. Bu öyle bir zaman ki, insanlar asla ulaşamayacakları ideallerin peşinde kendi istekleriyle koşuyorlar, bundan sonra kendilerince memnun oluyorlar ve içlerindeki huzursuzluğu da bu asla ulaşamayacakları ideallerin o pembe hayaliyle ezmeye, yok etmeye çalışıyorlar. Bana soracak olursanız oldukça tanıdık gelen bir çağ bu, sizce? Asla ulaşılamayan idealler kavramı üstünde durmak istiyorum. Bu anlatılan zaman dilimindeki insanlar bir şeylere elbette ki ulaşıyor, istedikleri şeyleri aylarca süren iş emeği karşısında elde edebiliyorlar, buraya kadar bir sorun yok. Sorun, o elde ettiği şeyden sonra tekrar elde edilecek bir şeyin, bireyin önüne çıkarılması ve bireyin de bunu içtenlikle onaylaması. Yani hedeflerin sonsuzluğu, bununla da bireyin tatminsiz, aç gözlü bir canavara dönüşmesi. Bu canavarlığı da kendine yakıştırması ve bunu kendince normalleştirmesi.

Neden canavar olsun ki insan? Bir insan, bir birey nasıl canavara dönüşebilir? İnsanın en çok korktuğu canavarlar yine insanın bizzat kendisidir. Çünkü insan böyle olmayı kendi seçebileceği ve bundan memnunluk duyabileceği bir hale getirilmektedir bu çağda. Mesela bir yüzüğü elde etme yolunda aylarca çalışabilecek bir bireyin fiziksel çabanın yanında bunun için gerekli olan zihinsel çabayı gösterebilecek potansiyeli varken, örneğin o yüzüğün yapım aşamasında insanların yaşadığı zorlukları anlatan bir belgesel izlese dahi aklındaki o yüzüğe ulaşma fikrinin tatlı hayali (ya da tatlılaştırılmış mı demeliydim?) aklından çıkmamakta, o değerli madenin bulunmasında ve çıkarılmasında çok büyük zorluk çeken insanlar bu sayede aklına gelse ve onlar hakkında düşünebilmek için gerekli olan zihinsel potansiyele sahip bile olsa bunu ötelemekte ya da bunu düşünmeyi o yüzüğe ulaşma düşüncesinden daha öne atamamaktadır, işte yazarımız böyle bir çağı ele almış. Eğer bir isim koyacak olsaydım böyle bir çağa, 'normalleştirilmiş normaldışılıkların bulunduğu bir çağ' diyebilirdim.

İşte roman da tam buradan başlıyor aslında. Asla ulaşamayacağı ve ulaşamamaktan bıkmayacağı idealleri olan bir ‘iş adamı’ bir anda anlatmaya başlıyor kendini. Ama o andan değil, çok uzaklardan geriye dönerek anlatıyor kendisini. Bir şeyleri aşmış, kendi deyimiyle kendisinin ‘aydınlanmış’ olduğu bir zamandan. O da herkes gibi normalleştirilmiş normaldışılıkların dünyasına kapılıp gidiyor. Evine özel bir seri mobilya ya da çeşitli tabak setleri almak için aylarca çaba gösteriyor. Tam "her şeye ulaştım, artık bir şeye ihtiyacım yok" yalanına geçici olarak inanmaya başlayacağı sırada başına bir felaket geliyor ve sonrasında ise Tyler ile tanışıyor.

Tyler ile değişen hayatında günler geçtikçe normalleştirilmiş normaldışılıkların kabul ettirilmiş dehşetini fark edip bunu yaşamaya başlıyor. Bu dehşeti fark ettikten sonra insan, bunu fark ettiği için memnun olamaz hale geliyor. Çünkü gerçek bir dehşet hissetmeye başlıyor ve o alıştırılmış olduğu yapay mutluluktan çıkınca bir süre neye karşı mutluluk hissedeceğini şaşırır hale geliyor. İşte romanın bundan sonraki gidişatında, karakterimizin içinde bulunduğu ruh hali bunun genişletilmiş şekli sayılabilir zannımca. Farkına varılmış bir dehşet ve bunun dallanıp budaklanmış hali.

Gelelim eserin ismi nereden geliyor ona. Karakterimizin bir kurtarıcı, bir Mesih olarak gördüğü Tyler’ın söylediğine göre insan bu çağda peşinde koşmaktan bıkmadığı ideallerden ve bunların vermiş olduğu sahte güven ve güç hissinin vermiş olduğu uyuşukluktan dolayı insanların kendi özlerini unuttuklarını, sahte mutluluklarla acılarını unutmaya çalışmaları yerine gerçek acıyı yeniden yaşayarak acının tekrar farkına varıp ancak bundan sonra insanın saf acı kavramından kurtulabileceğini söylüyor. Bunun için de Dövüş Kulübü adlı mekanda insanlar birbirleriyle dövüşüp kimi unutulmuş duygularını böylelikle açığa çıkarabilir hale geliyorlar, Tyler bunu biliyor, o da biliyor... Ve karakterimiz bu tasvir edilen dünyadaki kimi haksızlıkları ve saçmalıkları görür hale geliyor. İşte bu görür hale gelme hikayesini anlatıyor Dövüş Kulübü.

Buradan sonra kitap hakkında daha çok bilgiye giriyorum, bilginize.

Bana soracak olursanız Tyler’ın insanlık boyunca süregelmiş bir kurtuluş umudu olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz insanlar bazen böyle davranırız, bir sorun olduğunda kurtarıcı birini isteriz kimi zaman. Buna gereksinim duyduğumuzu zannederiz. Evet “zannederiz” kitabımızın yazarı bundan bahsediyor bence. Tyler’ın kendi kişiliğinin bir yansıması olduğunu anladığı zaman ana karakterimiz, bunun kurtarıcı bir üst-insan olmadığını, bunun kendi olduğunu anlıyor. Bu anlamda Chuck Palahniuk belki de insandaki en büyük gücün yine kendisinde olduğunu söylemeye çalışıyor bizlere. Bir kurtarıcı ikonu, belki de sadece çaresizce sarıldığımız (belki de istemsizce sarılmak zorunda bırakıldığımız) bir hayal sadece. Bu anlamda kendimizi yine ancak kendimiz kurtarabileceğimizi, bu ikona ya da kurtarıcıya bel bağlayarak asla kurtulma imkanımız olmayacağını ifade ediyor bir anlamda.

Bu yönden, kitapta bahsedilen, uygulanan şeylerin doğru olduğunu bunları yapmamız gerektiğini, bizlerin de bir Kaos Projesi ortaya koymaya ihtiyacımız olduğunu söylemiyorum. Demeye çalıştığım, insandaki gücün farkına varılması dahilinde çok büyük şeyler yapılabileceği. Ama bu anlamda da Chuck Palahniuk bizlere bunun zorluğunu da belirtiyor bizlere belki de: Çünkü Tyler bir hastalık, bir kişilik bozukluğu. Bu olumsuzluklara sahip biri bunun, yani bu gücün ayırdına bir anlamda istemsizce varıyor ise bizler bunun nasıl farkına varacağız/varmalıyız?
Bunun yanı sıra Palahniuk'un alternatif bir evrenden günümüz modern dünyasını ve bu modern dünyanın dehşet verici ‘normalleştirilmişliğini’ tüm gerçekliği ile dile getirmesi, insanın içini titreten soğuk bir ayaz gibi, okurları buz gibi bir dehşete düşürüyor.

Dövüş Kulübü, yaşanması gereken bir dehşet...

Dilanur 
08 Haz 2017 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yine Palahniuk ve yine muhteşem bir yeraltı edebiyati eseri. Filmini yıllar önce izleyip beğenmistim. Sıradan bir film değildi benim için. Yıllar sonra film dün gibi aklımda olmasına rağmen kitabı okurken hiç bilmiyormuşçasına heyecan ve meraka kapıldım. Ve kitaptan filme göre daha çok tat aldım. Çoğu eserde olduğu gibi bundada kitap bence filmden daha iyi. Palahniuk okuyarak daha çok etkisi altına alıyor . Bence kitabı okuyanlar filmi de izlemeli yada sadece filmi izleyenler kitabı kesinlikle okumalı.
Biraz içeriğinden bahsedeyim. Tyler Durden'i çoğunuz duymuşunuzdur. Tyler'in hayat felsefesi belki de hepimizin ihtiyacı olan bir yaşam tarzını bize sunuyor. Tyler bizi sınırlayan, engelleyen adeta kölesi haline getiren eşyalardan, işlerden, planlardan, hırslardan, düşüncelerden, baskılardan kurtarmak istiyor. Tyler bizleri özgür, mutlu, ne istediğini bilen ve bu doğrultuda yaşayan bireylere çevirmek istiyor. Kısacası Tyler bizim kurtarıcısı meleğimiz... Bunun için de boş durmuyor ve dövüş klübünü kuruyor. 
Dövüş klübü amacında ne kadar başarılı oldu Tyler daha başka neler yaptı okuyarak öğrenebilir, Tyler'in dünyasına dahil olabilirsiniz. Yeraltı edebiyatı zaten İlginizi çekiyorsa hiç beklemeyin derim iyi okumalar. :)

İnsanlık için tapınma ihtiyacı oldukça önemlidir. Bir şeylere sığınmak ve ondan medet ummak her zaman var olmuştur. Zamanı gelip bu inanışların yanlışlığı ortaya çıksa bile insanlar inanışlarına ısrarla devam edecektir. Hatta bu durum inanışı ortaya atan kişi tarafından belirtilse bile sonuç değişmeyecektir.
Kitabı okurken insanın aklına hep şu soru geliyor:
İnsanlar evrende gerçekten bu kadar aciz mi?
Geçmiş zamanlarda tarikatlar insanları yanlarına çekip, kendilerine hizmet ettirebilmek ve bu durumdan maddi kazanç sağlayabilmek için hep aynı taktiği kullanmış. Önce ellerinde büyük bir sır olduğunu söylemiş, bu sırrın insanı çok yükseklere çıkaracağını belirtmiş. Tabi bu sırrı elde edebilmenin de belli bedelleri olacaktır. Türlü zahmetlerle tarikata katılınır ve en zorlu sınavları geçersen o çok değerli- aslında hiçbir değeri olmayan- sırrı elde edersin ve bundan sonraki aşamada da sen insanlara bu sırrı vermek için bir önceki zorlu koşulları sağlayacak kişiyi beklersin. Çünkü insanoğlunun hamurunda bağlanma vardır. Körlük bütün insanlığı saran en büyük düşmandır. Gözümüzün gördüğünü yüreğimiz görmek istemez.
Kitabı okuyun ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Nasıl başlasam, nasıl ifade etsem bu kitabı bilemedim. Sanırım bir lys öğrencisi olarak sistemin çarkında ufak bir vida görevindeyken, bitmek bilmeyen saatler çalışmak zorunda kaldığım bi zamanda okuyunca normal insanlara nazaran beni daha fazla etkilemiş olabilir.

Tüketim çılgınlığı. Maaş. Elbise. Ev. Daha güzel elbise. Daha güzel bi ev. Araba. Maalesef hayat bütün bunlara sahip olmaya çalışmakla geçiyor. Orta sınıfın, sınıflar arasında en fazla yükü taşıdığına inanıyorum. Bir üst sınıfı farkedecek kadar farkındalık sahibi, bütün o imtiyazlara ulaşamayacak kadar güçsüz. Günler ne olduğumuzu, ne istediğimizi sorgulamadan o ayrıcalıklı sınıfa atlama gayretinde ve diğer orta sınıflara gösteriş yapmaya çalışmakla geçiyor. Medyadaki o ünlü oyuncu, şarkıcı olacağımıza inanıyor. Hiçbir şey olmadığımızda ise gördüğümüz o lüks evler kölelik ateşine 3 5 odun oluyor. Daha sonra da ölüveriyoruz işte. Amaçsız ve tüketerek.

Anlatıcı bütün bunların arasında sıkışmış kalmış, hepsine isyan ederek kurtuluşu bulmaya çalışan bi karakter. Tyler'ı yaratıyor. Kargaşa projesi. Bütün medeniyeti yok etmek. Sistemi kırmak. Gibi sloganlar en sonunda karakteri de içine alarak yok ediyor. Kaçınılmaz son.

Kitabın üslubuna bayıldım. Neredeyse aktı gitti kitap. Zaten oldum olası yeraltı edebiyatını sevmişimdir. Yine de biraz daha ayrıntılı olmasını dilerdim. Kitapta Tyler'ın düşünceleri çok net bir biçimde çizilmemiş, bazı yerler yoruma açık kalıyor. Tyler'a tapmakla, yermek arasında kalıyor okuyucular. Yani en azından ben. Kişisel düşüncelerime gelirsek, kapitalizm eleştirilerine sonuna kadar katılıyorum fakat dövüş kulübünün ise medya afyonunun biraz daha sosa batırılmış ve araya isyan, karşı gelme gibi anahtar kelimelerle süslenmiş hali olduğunu düşünüyorum. Maalesef filminin ününden midir nedir gerçekte de bu tarz kafalarla çok karşılaşıyorum. Sistemi eleştirip, hedonist bi bakış açısıyla yaşamak bizzat eleştirdiğin şeye dönüşmektir bana göre. Daha zeki kölelere oynanan bir oyun gibi. Tüketimin tersi üretmek, kendini geliştirmektir. Yıkmak değil. "Abiğ çalışmak felan çok anlamsız." Kafası hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi daha da çok yardım eder. Kendini geliştirmek ise okumak, bilmek, farkındalıkla olur. İşte o zaman sistem için birer tehlike haline geliriz

Buse Suci 
27 Ara 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Palahniuk'tan okuduğum ikinci kitap. Ve sanırım son da olmayacak çünkü okudukça hayran kalmamak elde değil.

Kitabın ana konusunu arka kapakta yazan şu paragrafla özetleyebiliriz:
"Chuck Palahniuk'un ilk romanı, tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına zehir zemberek bir eleştiri yöneltiyor. Palahniuk, karanlık bir mizahla desteklediği güçlü ve çarpıcı üslubuyla, yaşadığımız dünyanın çirkin suretine ayna tutuyor."
Tam da paragrafta ki gibi. Modern çağımızın doymak bilmezliği, güzelliğe ve şöhrete olan düşkünlüğü, bilinçsiz ve çılgınca tüketimi, daha fazla kazanma ve elde etme hırsı ve iş dünyası o kadar açık ve çarpıcı bir şekilde anlatılmış ki sorgulamamak hatta yeri geldiğinde tiksinmemek elde değil.

Kitabın ana karakteri Tyler'a göre, tüketim kültürüne olan bu amansız düşkünlüğümüzden kurtulmak için fiziksel acıya maruz kalmalıyız. Tyler bu düşünceyle "Dövüş Kulübü" adını verdiği, bar bodrumlarında toplanan, bir süre sonra dünyanın dört bir yanına yayılacak olan kulübü kuruyor. Kitap Tyler'in 'sınırsızlığı' ve 'dövüş kulübü' etrafında şekillenerek aslında çağımızın nasıl bir 'ruhani buhran' içinde olduğunu anlatıyor.

"Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı; ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz." (sayfa 163)

Dövüş Kulübü'nün nasıl bir yer, nasıl bir topluluk olduğundan bahsetmeyeceğim.
"Dövüş Kulübü'nün birinci kuralı Dövüş Kulübü hakkında konuşmamaktır."

Kitabın dili oldukça akıcı fakat nerde ne olduğunu, nasıl olduğunu bazen kaçırıyorsunuz ve 5-6 sayfa sonra anlayabiliyorsunuz. Kitabın cezbedici kısmı da bu sanırım. Özellikle 173.sayfadan sonra beyninizde efsane bir fırtına kopacak.

Yine Palahniuk, yine harika bir eser. Yeraltı edebiyatının en özgün yazarlarından.
Okumanızı öneririm. Keyifli okumalar diliyorum.

Harun Inan 
 31 Ara 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

TOP 3 KÖTÜ GÖRÜNEN İYİ KARAKTERLER; JOKER(Heath Ledger), ELLIOT ALDERSON ve TYLER DURDEN :))

Bir incelemeden daha hepinize merhabalar saygıdeğer okurlar. Kitabı incelemeden evvel Chuck Palahniuk'un bu eseri yazma hikayesinden bahsetmek isterim.

Otuzlu yaşlarında GÖRÜNMEZ CANAVARLAR'ı yazıp yayıncılardan beklediği ilgiyi görmeyen Palahniuk. SİZ MİSİNİZ BENİ TAKMAYAN deyip
DÖVÜŞ KULÜBÜ'nü yazıp önlerine fırlatmış. Tabi ki bu kitabın da belirli bir olayla ilham alınması iyi olmuş.
Chuck Palahniuk bir tatilde yaşanan bir kavga sonucu sonrasında iş hayatında yüzündeki yaralar yüzünden bir dışlama yaşamıştır. Palahniuk bundan dolayı ne kadar kötü görünürse toplumda daha rahat her şeyi yapabileceğini anlamıştır. Anlayacağınız bu kitabı yazmasında neden olan ilham perisi budur. Kitabı yazdığında o kadar ilgi toplamıştır ki çoğu yayıncılar sıraya girmiştir. Hatta filme bile uyarlanmıştır.

Toplumdaki tüketim kültüründen, hırs ve üstünlük duygusundan, güzellik idealinden ve iş dünyasından ne kadar KANSER olduysa kitapta açıkça bir odun çubuğu kadar eleştirse de laf altından bir 5'e 10 KALAS kalınlığında bir güzel geçirmiş.=)) Gelmiş geçmiş en orjinal bir karakteri de bu yapıtında ortaya çıkarmıştır.

Filmini önceden izleyen biri olarak kitabının filmde olmayan birçok betimlemeye yer verdiği görülüyor. Ancak filmi de kitabı kadar çok güzel ki...

Filmini izlemediyseniz öncelikle bu kitabı okumanızı TAVSİYE EDERİM. Ancak kitabı NİTRO TAKILMIŞ NFS ARABASI gibi okumamanızı öneririm. Fazla sürat öldürür. Yavaş yavaş okuyun. Vee tabi ki de EMNİYET KEMERİNİZİ BAĞLAYINN =))

Bir dahaki incelemede görüşmek üzere, İYİ OKUMALAR =)) 10/10

Not: KİM OLA Kİ ELLIOT ALDERSON diyenlerdenseniz!!

http://imdb.com/...tle/title/tt4158110/

Not 2: Filminin eleştirel parodisi de burada kalsın!!

https://youtu.be/-lEUWwM8yB4

Kitaptan 407 Alıntı

Emre Dinç 
 18 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Her gün işe gidiyorsun. Akşamları erken uyuyorsun ve bunun karşılığında aldığın tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası bir durumdasın.

Dövüş Kulübü, Chuck PalahniukDövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Aysel 
05 Oca 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Sevdiğimiz insanlar hakkında bilmek istemeyeceğimiz o kadar çok şey var ki.."

Dövüş Kulübü, Chuck PalahniukDövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Vedat Geçit 
23 Eyl 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından, kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak.. Perdeler.. Halılar.. Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduklarınız artık sizin sahibiniz olur."

Dövüş Kulübü, Chuck PalahniukDövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Umut 
12 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin. Herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın.

Dövüş Kulübü, Chuck PalahniukDövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Umut 
12 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar; neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri alabilmek için.

Dövüş Kulübü, Chuck PalahniukDövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Sergen Özen 
08 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kötülük ve ürkek izleyiciler.
Kör maymun, sağır maymun, dilsiz maymun.

Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk (Sayfa 150 - Ayrıntı Yayınları, 2017. 25. Basım, Çeviren: Elif Özsayar)Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk (Sayfa 150 - Ayrıntı Yayınları, 2017. 25. Basım, Çeviren: Elif Özsayar)
Umut 
11 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler, halılar... Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. "Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur."

Dövüş Kulübü, Chuck PalahniukDövüş Kulübü, Chuck Palahniuk
Dilanur 
29 May 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

...Önce aptal olduğunu ve bir gün öleceğini kavraman gerek.

Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk (Sayfa 78)Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk (Sayfa 78)
41 /

Kitapla ilgili 5 Haber

Kitap Uyarlaması Olan 10 Sinema Filmi...
Kitap Uyarlaması Olan 10 Sinema Filmi... Kitaptan sinemaya uyarlanan 10 film.. Filmlerin fragmanlarını izlemek isterseniz diye http://www.sinemalar.com adresinden linkler ekledim.Umarım beğenirsiniz...
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi?
Ünlü yazarların ilk kitapları nasıl reddedildi? Dünya edebiyatında, bugün birer başyapıt sayılan çok sayıda eser yayınevleri tarafından reddedilmişti. Bu reddedilme hikâyelerinden bazılarını derledik.