Dreyfus Davası

·
Okunma
·
Beğeni
·
302
Gösterim
Adı:
Dreyfus Davası
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
99
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755337661
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Anayasa Mahkemesinin AK Partiyi kapatma davası, "Ergenekon", "Balyoz" diye adlandırılan dava ve benzerleri, Dreyfus Davası'nda yaşananların bir başka toplumda ve kültür ortamında yinelenmesidir aslında. Dreyfus Davası'nda görüldüğü gibi, Türk kamuoyu da bu davalarda ikiye ayrılmış; Ergenekon, Balyoz gibi davaların yandaşları ile karşıtları, doğru hukuktan yana olacak yerde, ne yazık ki cemaatçi bir anlayışla karşı karşıya gelmişler, "ben haklıyım" derdine düşmüşlerdir. Sokaktaki insandan toplumun üst katmanında yer alan, yani yöneten konumunda bulunan insanlara dek herkesin yargıç kesildiği bir toplumda hukuk bilinci oluşmamış demektir. Dolayısıyla böyle bir toplum, özünde hukuk toplumu da değildir.
-Sami Selçuk-
(Tanıtım Bülteninden)
99 syf.
·Puan vermedi
Dreyfus!
Bir yargılama yanılgısından çok, bana kalırsa siyasi iradenin günah keçisi arayışı olarak adlandırılabilir. Basın, kamuoyu ve siyaset. Bu üç kurum insanlık tarihinin sonuna dek, yargıya müdahale etmeye çalışacak. Bunun değişeceğini söylemek polyannacı bir yaklaşım olur. Bu müdahale etme çabasının, yargıyı yanlış yollara sokması kuvvetle muhtemeldir. Ancak bunun bütünüyle yanlış olduğunu söylemek de biraz acımasızca olacaktır. Yani toplumsal vicdanı sarfı nazar etmek de kamu düzenini zora sokar.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir kaç husus var.
Birincisi, basının doğru ve ölçülü haberlerle kamuoyunu bilgilendirmesi. Manipülatif etkilerden uzak, tarafsız ve ahlaklı haber anlayışı.
İkincisi, toplumsal vicdan ile adalet arasındaki denge mekanizmasının doğru bir şekilde sağlanması. Adalet denilen soyut hazinenin sınırlarına yaklaşabilme gayesiyle hareket eden yargı kurumu, bireyden topluma uzanan bir vicdanla karar vermeli ve bireyin özgürlüklerini toplumun önyargıları ve kaprislerinden uzak tutmalı. Yukarıda bahsettiğim husus da bu noktada kamuoyu baskısını pozitif yönde konumlandıracaktır diye düşünüyorum.
Üçüncüsü ve en dikkate değer olanı ise, siyasi iradenin yargı ve idare arasındaki konumu. Daha doğrusu yargının, siyaset ve devlet arasındaki yeri. Siyasi anlayışlar entelektüel birikimleriyle kendilerini ve toplumu geliştirerek, ödev ahlakı anlayışıyla hareket etmezlerse eğer, bu noktada yargı ve hukuk anlayışı, kuşkusuz kayda değer bir gelişim göstermeyecektir. Bütün dünya toplumları için az ya da çok geçerli olan olgular bunlar. Yargıyı, kitlelerin intikam aracı olmaktan çıkarmadıkça ne hukuk gelişim gösterir ne de devlet anlayışı. Bu noktada yakın tarihte, kişi hak ve hürriyetlerinin hızlı bir gelişim gösterdiğini söylemek iki yüzlülükten başka bir şey değildir. Her fırsatta hukuktan ve özgürlükten bahseden bugünün başat toplumları; geri kalmış, zayıf toplumları sadece ve sadece kendi özgürlükleri(!) pahasına sömürüp dünyayı yaşanılmaz bir yer haline getiriyorlar. Gelişmekte olan bizim gibi toplumlar ise, devlet mekanizmasını kendi gibi olmayanlara doğrultulmuş bir silah olarak görüyorlar. Bugün a kişisinde olan bu silah yarın b kişisine geçtiğinde, silahtan çıkan saçma çevredeki c ve d kişilerini de yaralayacaktır.
Konudan çok uzaklaştığımın farkındayım ama yeri gelmişken belirtmeden geçmek istemedim. Kitaba dönecek olursak eğer, Dreyfus olayını bileniniz bilir. Bilmeyenler de Emile Zola'dan, Sami Selçuk'dan ya da internetten okuyabilir. Sami Selçuk başlıkta da belirttiği gibi, "Dünyaca ünlü yargılama yanılgısı" der, Dreyfus için. Aslında bu tanım her şeyin özetidir. Yani Dreyfus'u farklı kılan sadece ve sadece olayın büyük ses getirmesidir. Peki neden büyük ses getirdi? Mağdur konumundaki kişi yahudi olduğu için mi? Belki. Ama bu konunun sadece teferruatı. Öze dönecek olursak eğer, çevremize baktığımızda her gün yüzlerce Dreyfus görebiliriz. Bugün bir Dreyfus, uykusunda kitle imha silahıyla idam hükmünü giydi. Dün küçük Suriyeli bir Dreyfus, masum olduğunu hepimizin bildiği bir Dreyfus, Bodrum'da kıyıya vurdu. Çok değil yirmi yıl kadar önce, Bosna'da suçun maddi unsurlarını bir araya getiremeyecek nice Dreyfus, acımasız yargıçlar tarafından cennete sürgün edildi.
Bütün bunların hesabını nasıl vereceğiz ey toplum vicdanı? Daha kaç tane Dreyfus'u suçsuz yere mahkum edeceğiz?
99 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap İnceleme Yazısı
Kitap Adı: Dreyfus Davası
Yazarı : Prof.Dr. Sami Selçuk
Yayınevi : İmge Kitabevi
Baskısı :3.Baskı / Haziran 2018

Bireylerde hukuk bilinci gelişmeden, hukuk toplumu olmadan, tüm sistematiğinde, hücrelerinde, genlerinde, adaletin dolaştığı bir devlet düzeni oluşmayacağı anlaşılıyor. Kronolojik tarihsel olaylardan
Bu kanıya varabiliyoruz. Hukuk; adalet, güven, kalıcı düzen, özgürlük, barış ve sevgi eksenli bir dayanışma doğurmuyorsa, toplumsal dokudan kaynaklanan yapısal bir sorun var demektir.
“Hukuk nedir, hangi sorunları çözer, niçin gereklidir” diye sokakta bir anket yapalım, hukuk zihniyetimiz ortaya çıkacaktır. “İcra, çek, senet, boşanma, trafik kazası, vergi borcu, cinayet, iflas, yaralama ve benzeri sorunları çözmek için gerekli bir kural, kurum ve yöntemler bütünü” olarak algılandığı ortaya çıkacaktır.
Hukuk elbette bunları da kapsayan, kural koyan, çözüm sunan bir sosyal bilim dalıdır.
Tarih, felsefe, mantık, sosyoloji, psikoloji ve diğer fen bilimleri ile iç içedir hukuk.
Adalet; mülkün güvencesi, insanlığınsa temelidir. Adaletle inşa edilemeyen hiçbir yapı ve organizasyon kalıcı değer üretemez.
Allah uzun ömürler versin, 80 yaşını aşmış, kitabın yazarı, hukuk duayeni, Sayın Prof. Dr. Sami Selçuk, bilim ve insanlık aşkıyla halen eserler yazıp, üniversitede ders anlatıyorsa, biz de bu kervana, ayda en az 2 kitap okuyarak katılmamız gerekiyor. Yazarın 7 kitabını temin ettim, hepsini dikkatlice okuyacağım.
Hukuk literatürüne, “Dreyfus Davası” diye geçen olay, 1894 yılında Fransa’da geçer ve 12 yıl sürer. Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Fransız ordusunda görev yapan Yahudi asıllı bir askerdir.
Almanya hesabına casusluk yapmakla suçlanır. Askeri, siyasi, ekonomik başarısızlıkların üstünü örtmek için bir suçlu aranmıştır dönemde. İşin içine Yahudi olmak da girince Dreyfus şamar oğlanı seçilmiştir. Yalancı tanıklar ve sahte belgeler üretilerek, hakkında dava açılır ve mahkûm olur.
Olaylar farklı boyutlara taşınır. Dünya gündemine girer bu olay. Zamanla iftira atanlar, sahte belge üretenler, suçlarını itiraf etmek zorunda kalırlar ve mahkum olurlar. Cezaevinde vicdan azabına dayanamayıp gurur meselesi de yaparlar ve intihar ederler.
Evinde münzevi yaşayıp roman Yazan Emile Zola’ da gelişmeleri takip etmektedir. Her riski göze alarak olaya müdahil olur. Dreyfus’un masum olduğuna adı gibi emindir.
“Suçluyorum” adında bir kitapçık yayınlayarak gündemi değiştirir. Dreyfus’un yeniden yargılanmasına katkı sağlar. Dreyfus aklanır ve orduya geri döner. Sonuçta adalet kazanmıştır, insanlık kazanmıştır.
Bu olay hukuk tarihine, “yargılama yanılgısı” olarak girmiştir.
Hukuk bilinci tam oturmayınca, ülkemizde de bu türde yanılgıların olduğunu, tarih süreci ortaya çıkarmıştır. “Önce astılar, sonra alkışladılar” türünde hazin öyküleri çokça okumuşuzdur.
“Yanlış hesap Bağdat'tan döner” diye bir atasözümüz vardır. Artık yanlış yapmayalım da Bağdat’a da muhtaç olmayalım. Başbakan asma, parti kapatma, Ergenekon, balyoz gibi, adaleti kazınmış, politik eksenli davalar, milleti parçalara bölmüş, mağdurlar yaratmış, huzur ve güveni zedelemiştir.
Hukuk kültürü ve adalet ruhunu tüm topluma yaymamız gerekiyor. Bu mesaj, vatandaş olan herkesi ilgilendiriyor. Adalet, sevgi, üretim, dayanışma, kalkınma istiyorsak, özne olarak her birey üzerine düşeni yapmalı, bilincini artırma çabası içine girmelidir.
Sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık, tarih, bireysel ve kurumsal gelişim kitaplarından sonra,
Hukuk alanında eserler okumaya sıra geldi. Bu alanda da sanırım yüze yakın kitap okumam gerekecek.
Bu sevdaya, bu kervana sizleri de dahil etmek isteriz. İyi okumalar.
23.12.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis
Soluk aldığım sürece umutla savaşmayı sürdüreceğim. Işığın doğması için savaşacağım.
Sami Selçuk
Sayfa 40 - İmge Kitapevi
Hukuk tarihinde öfkeyle kalkanların yargılama yanılgılarıyla oturdukları çok sık yaşanmış bir olgudur.
Sami Selçuk
Sayfa 17 - İmge kitabevi
Clemenceau, adalet tarihine geçen ve uç görüşü yansıtan ünlü sözünü, Dreyfus davası nedeniyle söylemiştir:
"Askeri müzik ne kadar müzikse, askeri adalet de, o kadar adalettir"
Sami Selçuk
Sayfa 97 - İmge Kitabevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dreyfus Davası
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
99
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755337661
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Anayasa Mahkemesinin AK Partiyi kapatma davası, "Ergenekon", "Balyoz" diye adlandırılan dava ve benzerleri, Dreyfus Davası'nda yaşananların bir başka toplumda ve kültür ortamında yinelenmesidir aslında. Dreyfus Davası'nda görüldüğü gibi, Türk kamuoyu da bu davalarda ikiye ayrılmış; Ergenekon, Balyoz gibi davaların yandaşları ile karşıtları, doğru hukuktan yana olacak yerde, ne yazık ki cemaatçi bir anlayışla karşı karşıya gelmişler, "ben haklıyım" derdine düşmüşlerdir. Sokaktaki insandan toplumun üst katmanında yer alan, yani yöneten konumunda bulunan insanlara dek herkesin yargıç kesildiği bir toplumda hukuk bilinci oluşmamış demektir. Dolayısıyla böyle bir toplum, özünde hukuk toplumu da değildir.
-Sami Selçuk-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 29 okur

  • Edward
  • Ali Tezcan
  • Nilgün
  • Hacer Turan
  • Ömer Sahin
  • Kitapsever
  • Kaan DURLANIK
  • Esma N.
  • Kad
  • ysemn.g

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.2 (2)
9
%22.2 (2)
8
%44.4 (4)
7
%11.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0