Adı:
Drina Köprüsü
Baskı tarihi:
1963
Sayfa sayısı:
347
Format:
Ciltli
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Na Drini Cuprija
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
354 syf.
·12 günde·9/10 puan
Drina Köprüsü... Sebebi nedir bilmem ama köprüleri severim. Eski taş köprüleri daha bi samimi, içten bulur, buram buram ruhu varmış gibi hissederim. Resim yapan bi arkadaşım Mostar Köprüsü' nü bana resmedip hediye ettiğinden beri, köprü hikayeleri beni hep kendine çeker. Bu kitabı hiç araştırmadan, hakkında hiçbir yorum okumadan, ismi ve resmine bakarak almıştım bir kitapçı gezimden. Ve iyiki de almışım....
Drina Köprüsü de Vişegrad kasabasına, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa döneminde ciddi zorluklarla ve uzun bir süreçte inşaa edilmiş bir hayrat. Yapim sürecinden, aldığı ilk ciddi darbeye kadar yaşadığı bölge halkının hayatlarını, destansı bir dille ve üçüncü bir gözle yazmış yazarımız. Okuduğunuzda bölgeyle ilgili, -coğrafi , tarihi, toplumsal yapı , gelenek görenek, kültür -aklınıza gelebilecek bir çok konuda fikir sahibi oluyorsunuz. Osmanlı döneminden başlayıp 1. Dünya savaşına kadar bölgede yaşanan olaylar köprü üzerinden anlatılmış. Neler mi? Tabi ki öncelikle aşklar sevdalar, sonrasında acılar intiharlar, infazlar, savaşlar, doğal felaketler, salgınlar ve toplumsal olaylar. Osmanlıdan başlayıp sürekli olarak değişen yönetimle birlikte insanların değişmek zorunda kalan hayatları nesnel bir bakış açısıyla anlatılmış. Her gelen yönetimin halkın bir kısmını zulmeden bir baskıyla yönetmesi hayatın acı gerçeğini gözlerimizin önüne seriyor. Özellikle 1. Dünya savaşına yaklaştıkça bölgede başgösteren milliyetçilik akımları, halkın eski barış ve huzur içindeki yaşantılarına yoğun bir özlem duymalarına neden oluyor....

Bir çırpıda okunup bitirilecek bir eser değil. Sayfa sayısından daha hacimli bir kitap. Biraz sakin kafayla ve vakit ayırarak okumak gerekiyor. Aksi halde kitabın farklı yerlerinde karşımıza çıkacak olan çok sayıda farklı karakterler biraz kafa karışıklığına sebep oluyor.

Kısacası ilginizi çeken bir konuysa ve nerden başlamalıyım diyorsanız Drina Köprüsü Balkanlara bakmak için harika bir eser. Ama okudukça gördüğünüz şey daha çok acı ve zulüm olacak.... Çünkü zulmün "çağı", zamanı yok....
"O çağda hâlâ zulüm ve şiddeti haklı gösterecek sebepler aranıyor ve bunlara, geçmiş yüzyılların söz hazinelerinden bir ad bulmaya çalışıyorlardı...."

Zulme konulacak bir ad değil de, adı konulacak zulüm bulamayacağımız bir çağ olması dileğiyle... Keyifli okumalar.....
354 syf.
·19 günde·8/10 puan
Bu yazıyı okuyacak herkese öncelikle merhaba,
İncelemem oldukça geç kalmış bunu telefi etmeye çalışalım,
Kitap üslup olarak gayet başarıyı temsil ediyor ayrıca içerikte ki tarafsızlık (tarih romanı olmasından mütevellit) , romanda ki hikayelerin içtenliği ise onun okunabilirliğini artırıp zihninde tatlı bir rahatlık bırakıyor ama itiraf edilmesi gereken bir şey daha mevcut ki; sanki bazen aniden sıkılıp bırakmak istiyorsun, ben bunu bazı öykülerin beni çekmemesine bağlıyorum fakat çok iyi olanlarda var bu durumdan dolayı da bütüne hakketmediği bir yorum yapmak istemiyorum. Benim naçizane puanım diyerek noktalayayım 7/10
  • Tatar Çölü
    8.5/10 (2.061 Oy)1.788 beğeni5,4bin okunma6,8bin alıntı45,4bin gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (3.715 Oy)3.646 beğeni14,5bin okunma17,8bin alıntı106,5bin gösterim
  • Dişi Kurdun Rüyaları
    8.8/10 (1.025 Oy)1.072 beğeni3.649 okunma7bin alıntı17,1bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (3.498 Oy)3.499 beğeni12,7bin okunma40,8bin alıntı71,4bin gösterim
  • Cevdet Bey ve Oğulları
    8.2/10 (947 Oy)854 beğeni3.111 okunma3.401 alıntı19,1bin gösterim
  • Devlet Ana
    8.6/10 (1.205 Oy)1.184 beğeni3.901 okunma4.075 alıntı35,1bin gösterim
  • Zeytindağı
    8.2/10 (1.398 Oy)1.229 beğeni4.584 okunma5,8bin alıntı36,6bin gösterim
  • Esir Şehrin İnsanları
    8.6/10 (1.606 Oy)1.604 beğeni5,5bin okunma10,4bin alıntı29,4bin gösterim
  • Beş Şehir
    7.8/10 (1.448 Oy)1.510 beğeni6,3bin okunma10,1bin alıntı44bin gösterim
  • Yılkı Atı
    7.9/10 (867 Oy)712 beğeni3.287 okunma1.461 alıntı20,7bin gösterim
354 syf.
·Puan vermedi
https://www.youtube.com/...F5S4Y6xz2Mw&t=8s
Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde Sırpların çoğunlukta yaşadığı Osmanlı egemenliğindeki Bosna-Hersek'in Vişengrad kentinde Sokullu Mehmet Paşa adına Mimar Sinan tarafından yapılan Drina Köprüsü'nün insanların yaşamına tanıklığını konuşuyoruz.

Nobelli yazar İvo Andriç'in kaleminden çıkan Drina Köprüsü’nde, isyanların, salgınların, savaşların ve doğal felaketlerin gölgesinde Balkanlar’ın tarihini, eski Bosna’yı, orada yaşayan halkların paylaştığı hayatı ve bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğini anlatıyoruz.

Osmanlı yönetimi altında farklı toplulukların bir arada nasıl yaşadığını ve kimliklerin, dinlerin, devletlerin insan hayatındaki etkisinin getirdiği sevinçleri, hüzünleri, korkuları ve ümitleri paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

Sevgiler.
354 syf.
·28 günde·Puan vermedi
Drina Köpsürü yazar İvo Andriç'in 1960 yılında Nobel Ödülü aldığı ve uluslararasında ün yapmış en büyük eserlerinden biridir.

Drina köprüsü ozamanın Osmanlı İmparatorluğu'nun birer eyaleti olan Sırbistan ve Bosna Hersek sınırı üzerinde yer alan, doğu ile batıyı birleştiren Drina ırmağının kıyısında buluşuyor.

Kitapta anlatılan olaylar küçük bir kasaba olan Vişegrad'da geçiyor. Kasabanın yaklaşık 400 küsür yılda geçirdiği değişimleri anlatıyor.

Tarihi kitapları her zaman çok sevmişimdir. Drina Köprüsünde yer yer betimlemelerden sıkılsam da severek okudum. Sizde tarihi kitapları seviyorsanız mutlaka okumanız gerekiyor
354 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
İnsanın içini ısıtan bir köprü hikayesi bu…

“Köprünün de hikayesi okur mu?” demeyin. Sokullu Mehmet Paşa zamanında yaptırılan ve küçük Vişegrad kasabasını dünyaya bağlayan o güzel köprünün tanık olduklarını anlatarak yüzlerce yıllık Balkan tarihini 300 sayfada önümüze sermiş İvo Andriç.

Daha köprünün bulunmadığı zamanlarda, 1500lerin ortasında başlıyor hikaye. Bir Sırp devşirmesi olan Sokullu Mehmet Paşa’nın memleketine hediyesi köprünün yapılışını izlerken dönemin atmosferini de içimize çekiyoruz. Osmanlı egemenliğindeki Balkanlar’da köprüyü inşa etmek için görevlendirilen ekip başı Abid Ağa’nın hırsızlığını örtmek için sergilediği aşırı şiddet nedeniyle halk köprüyü bir ceza gibi görmeye başlar önceleri. Yaşananlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun tebaası ile bağlarını nasıl yitirdiğinin de temsili gibidir; çapsız yerel yöneticiler eline kalmış, sesini duyurma şansı bulmayan, bilgilendirilmeyen halk kendince çıkış yolları bulmaya çalışır. Dürüstlüğü ile tanınan ve olayı öğrenir öğrenmez müdahale eden koca Sokullu Paşa, iyi yöneticilerin son örneklerindendir.

Tekrarlayan Sırp isyanları sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun çarpışmadan, sessiz sedasız Bosna Hersek’ten çekilişini de köprünün şahitliği eşliğinde anlatır Andriç. Yüzlerce yıldır tebaası oldukları padişahın kendilerini böyle kolayca bırakıvermesinden şaşkına dönmüş halk, başlarına neler geleceğini sessizce bekler. Yeni denge hristiyanların lehine, müslümanların aleyhine gibi görünse de düzene kolay uyum sağlarlar; sonuçta hepsi aynı toprakların çocuklarıdır; birbirlerini anlar, saygı duyarlar.

19. Yüzyılın sonları büyük değişikliklere gebedir. Aslında o da Osmanlı İmparatorluğu gibi son demlerini süren, ama bunun henüz farkında olmayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna-Hersek’i işgal eder. Yeni yönetim zamana uygun, daha süslü, daha moderndir. Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’na teknolojik gelişmede fark attığı bu küçük kasabadan bile izlenir; Avusturyalılar birkaç yıl içinde yollar, sulama hatları, elektrik hatları, demir yolları ile kasabanın çehresini değiştirirler. Nüfus büyür, ticaret artar; artık para boldur, burjuvazi gelişmektedir. Ne var ki o “tek dişi kalmış canavar” medeniyetin bedeli izleyen yıllarda yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, eşitsizlik ve toplumsal huzursuzlukla ödenir. Milliyetçilik dalgaları tüm dünyayı kavururken Vişegrad da Sırp özgürlük hareketinin önemli kalelerinden biri olur.

İvo Andriç bizi o sürükleyici anlatımıyla kısa kısa insan hikayelerinin arasında dolaştırırken Nobel Edebiyat Ödülü’nü hakettiğini gösterir. Toplumu, o tarih kitaplarındaki genel geçer ifadelerden sıyırıp kanlı canlı önümüze serer. İnsanı, tüm iyilikleri ve zalimlikleri ile, olduğu gibi resmeder. Öyle ki ukalaca söyleniveren o cafcaflı lafların; “…’lar haindir.”, “…’lar çok kahramandır.”, “…’lar bunu hakettiler.”, “…’ların katli vaciptir.” saçmalığını yüzümüze tokat gibi çarpar. 1900lü yılların çılgın milliyetçilik anlayışı eşliğinde popülaritesi artan bu söylemlerin insanı es geçtiğini, halbuki bireyin tek isteğinin sevdikleri, ailesi ve dostları ile huzurlu bir yaşam sürmek olduğunu tekrar hatırlatır. Ve o ortak tarihimize ve kaybettiğimiz değerlerimize güzel bir saygı duruşunda bulunur.

İvo Andriç, romanındaki genç kahramanlar gibi bir Sırp milliyetçisidir. Birinci Dünya Savaşı öncesi tutuklanan, göz hapsinde tutulan ve Sırp bağımsızlığı için çarpışan Andriç ilerleyen yıllarda bir bürokrat, 1940larda da Yugoslavya’nın Alman büyükelçisi olacak ve bu anlattığı çılgınlığın belki daha da fazlasını, engelleyemeden, tekrar yaşamak zorunda kalacaktır. Romanın en beğendiğim karakteri Ali Hoca gibi hümanist, bilge ve öngörülüdür; ancak kana susamış çılgınların arasında sağduyulu bu insanlara yer yoktur.
354 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Muhteşem bir kitap.1961 yılı nobel edebiyat ödülünün yazara, bu kitabından dolayı verildiği sözlerinin ne kadar doğru olduğunu insan okuyunca anlıyor. Kitapta,yazar,sadrazam Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün yapılışını ve yaklaşık 400 yıllık tarihini,hemen yanı başındaki Vişegard kasabasını ve bu kasabada çeşitli dönemlerde yaşamış insanları ön plana çıkararak bize anlatıyor. Köprü üzerinde gerçekleşen önemli olaylar,yaşanan dramlar,o dönemlerdeki insanların yaşayış tarzları,farklı dinlerde ve milliyetlerde olmalarına rağmen dönem dönem değişen ilişkileri tamamen objektif bir şekilde bizlere yansıtılıyor. Özellikle halkın,din,milliyet .vs ayırımı olmadan sorunsuzca birlik içerisinde çoğu zaman yaşadıkları ve yaşama istekleri vurgulanıyor ama mutlaka birilerinin de bunu engellemeye çalıştıkları kitap içerisinde bir çok defalar yer alıyor. Ayrıca bölgenin doğal güzellikleri de sık sık tekrarlanıyor. Savaşın ne kadar kötü olduğu,bundan her dönemde masum halkın çok daha fazla zarar gördüğü defalarca verilen örneklerde gösteriliyor. Ayrıca köprünün ve kasaba bölgesinin Bosna civarında olduğu da düşünülürse, o bölgede yaşayan insanların yüzyıllardır çektikleri dramların,kitap yazıldıktan sonrada devam ederek günümüze kadar geldiğine (özellikle Bosnalı Türk ve Müslümanların )yakın tarihimizde yaşadığımız olaylardan dolayı,bizler de tanıklık etmiş oluyoruz. Kitabı, hem belgesel,hem tarih,hem kısa hikayeler,hem de baş kahramanının bir köprü olduğu büyükçe kalın bir roman olarak kabul edebiliriz. Baştan son cümlesine kadar kesinlikle sıkılmadan adeta arka arkasına gelen olayları merak içerisinde okuyorsunuz. Tabiiki büyük bir dram içerisinde yaşayarak. Her satırda o bölgelerin bir zamanlar bizlerin idaresinde olduğunun ve elimizden alınıp,insanlarımızın yaşadığı onca acıların verdiği ızdırap ve iç burukluğunu hissediyorsunuz. Açık söyleyeyim ben bu duyguyu hep yaşadım okurken. Bence bu kitabı okumamak gerçekten büyük bir eksiklik olur. O topraklarda yaşananları,o dramları mutlaka okuyup bizzat hissetmek gerek diyorum. Ve sadece edebiyat,tarih,siyaset...vs ile ilgilenenlerin değil herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
385 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; kitabı Mayıs 1962 yılının Altın Kitapevi Yayınları baskısından okudum.Bu kitabı, Gaziantep'te Atatürk'ün konakladığı evin hemen 300m yakınında bulunan küçük bir sahaftan aldım.Eski kitapları okumak gerçekten harika bir lezzet.Kitaba gelecek olursak, kitabı yazarımız Temmuz 1942'de Belgrad'da yazmıştır.Şu anda Bosna-Hersek topraklarında bulunan Drina köprüsü diğer adıyla Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü'nün ağzından, o köprünün etrafında gerçekleşen olayları anlatıyor.Kitaba Sokullu Mehmet Paşa'nın o topraklarda doğduğu 1565 yılından başlayarak anlatmaya başlayan yazarımız, kitabı 1914 yılındaki 1.Dünya Savaşı na kadar köprü etrafında gerçekleşen olayları anlatıyor.Tabi bu olayların içerisinde bazen efsaneler,bazen aşklar,bazen kahramanlıklar,bazen dramalar,bazen de eğlenceli anlara tanıklık ediyorsunuz.Yazar Ivo Andriç aslında Hristiyan bir Sırp olmasına rağmen kitabı yazarken, kendi düşüncelerine ve ideolojisini asla hissettirmeden, tarafsız bir şekilde bizlere sunuyor.Özellikle köprünün yapım aşamasındaki hikaye çok hoşunuza gidecek.Kitapta yazar sık sık kişilerin ya da olayın ya da mekanın uzun uzun detaylı anlatımı da yapıyor, bu durum sizi sıkabilir.Ben bu durumdan fazlası ile sıkıldım.Çevirmen Hasan Ali Ediz'in performansını da beğendim.Başarılı bir çeviri.Atalarımızın zamanında yaşadığı bir toprak olduğu için okumakta fayda var.Kitap 100 temel eserden biri,aynı zamanda yazarında kendi tabiri ile bana Nobel'i kazandıran eser dediği bir kitap.Ayrıca kitabın ilk baskısı ülkemizde zamanında sadece 2 ayda tükenmiştir.Puanım 7.
354 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir köprünün ve o köprüyle beraber bir coğrafyanın tarihi.. Savaşların, zaferlerin ve aynı zamanda yenilgilerin de tarihi. Balkan coğrafyasında farklı din ve ırklardan olan insanların nasıl bir arada yaşadıklarına tanıklık ediyorsunuz. Kitabı okurken sanki olayların içindeymişsiniz gibi bir duygu oluyor. Bazen yapılanlara seviniyor bazen de kızıyorsunuz. En önemlisi de olaylara ve tarihe farklı dinlerden, farklı halklardan olan insanların gözünden bakabiliyorsunuz. Orada yaşayan farklı halkların felaketler karşısında nasıl birbirlerine kenetlendiklerini görüyorsunuz. Ama milliyetçilikler çağı başlayınca bu tablo değişmeye başlıyor. İnsanlar çok şeye sahip olmaya başlıyor ama eski hoşgörü ve bağlılıklar zayıflıyor. Kesinlikle okunması gereken çok güzel ve etkileyici bir kitap.
354 syf.
·20 günde·Beğendi
Zamanin ruhunu taşiyan bir köprü....
Çoşkun bir akarsuyun ustune inşa edilmesiyle Aşklara,savaşlara,kıtliga ,zulume , salgin hastaliklara şahitlik yapmiş tarihi objenin gözunden insanlara dair zalimligi ve yoklugu ince işlenmiş cumlelerle okunan etkileyici kitaplardan. Drina Köprüsü
354 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Nasıl anlatsam ki bu kitabı?

Hayatta en hayran olduğum şeylerden biri farklı aidiyetlere sahip insanların bir arada, canciğer dost olmasalar da birbirlerini üzmeden, hoşgörüyle yaşayabilme kabiliyetidir. Sen sensindir, ben benimdir ve burada sorun teşkil edecek bir durum yoktur. Böyle de yaşayabilir, iletişim kurabiliriz. Bu bana insanın en çok insan olduğu zamanmış gibi gelir. Ve bu kabiliyet, bana Balkan coğrafyasını hatırlatır, geçtiğimiz yüzyılda yaşananların aksine… Kitapta okuduğum gibi bu coğrafyada insanlar, üzerlerinde bir baskı hissetmediklerinde, farklılıklara rağmen aynı kasabada birlikte yaşayabiliyorlardı. Hatta bir yerde şöyle bir deyiş olduğu söyleniyordu kasabada: İmamla papaz gibi sevişmek... Bugünün dünyasında hayran olunası bir şey..

Bu bakımdan kitabın başkarakterinin bir köprü, yani birleştirici unsur olması bana hiç de tesadüfmüş gibi gelmiyor. Aksine harika, harika bir fikir bu!

Kitap, Vişegrad kasabasının, Osmanlı hakimiyeti altında olduğu zamanlardan 1. Dünya Savaşının başlangıcına kadarki 350 yıllık değişimini muazzam bir anlatıyla okuyucusuna sunuyor. Köprünün yapılışıyla başlayan hikayemiz, ne salt tarihe odaklanıyor, ne de kasabada insanların başından geçen olaylara. Bu ikisini o kadar güzel harmanlıyor ki sayfaları hem daha hızlı çevirmek istiyorsunuz, hem de hemen bitmesin diye bekletmek. Ve, okurken sanki kasabada geziyor gibi oluyorsunuz. Köprünün yapılışına tanıklık ediyorsunuz, Abid Ağa sizi de bıktırıyor bazen. Arif beyi daha çok sever gibi oluyorsunuz. Uzun bir sürenin sonunda köprünün tamamlanmasıyla siz de kasaba halkı gibi ona hayran oluyor, siz de Kapiya’sında hayallere dalıyorsunuz... Söylemek istediğim şu: Her şey sanki tam olması gerektiği gibi. Bana öyle geldi ki o dönemlerde yaşasaydım karşılaşacağım şey, okuduklarımdan pek de farklı olmazdı.Hiçbir yapaylık yok anlatılanlarda; kitaba, karakterlerine ne bir şey ekleyebilir ne de bir şey çıkarabilirsiniz. Yani en basit tabiriyle bu kitap “olmuş”.

Kasabanın Osmanlı dönemindeki yaşantısını görüyoruz önce. Sonra isyanlar dönemindekini. Avusturya hakimiyeti altına girişini... Vişegrad’da yönetimler değişir
Buna bağlı olarak yeniliklerle tanışır Vişegrad. Kimi zaman bazılarına, değişimleri kabullenmek zor gelir, Ali Hoca’ya mesela. Bu değişimler onu tereddütte bırakır. Ama Vişegrad burası. Şöyle diyordu: “... Ama eyerin üstüne bağdaş kurmuş, dümbelek çalarak avaz avaz şarkı söyleyen birine rastlarsan sakın vurma!.. Ve ellerini kana bulama,bırak geçsin. Çünkü o Vişegradlıdır ve beş parasızdır. Onların cebi para tutmaz.” Halk işte böyle kaygısız, neşelidir ve genelde yeniliği çabuk kabul eder. Yenilikle birlikte köprünün o meşhur kapiyasında, konuşulan mevzular da değişir. Ama sanki nasıl desem… Değişmeyerek değişir gibi. Örneğin, Kapiya hala aşıkların hülyalara daldığı yerdir. Ama bir yandan zamanın siyasi otoritesinin hissedildiği yerdir, insanlar bu konuları kapiya’da konuşur ve bu sohbetler de otorite değişikliğinden bağımsız kalamaz tabii.

Yalnız kasabada değişmeyen bir şey varsa, o da Sokollu Mehmet Paşa’nın vakti zamanında yaptırdığı bu köprüdür. “Böylece: Köprünün yanında kuşaklar, birbirini kovalayıp geçiyor, sonra köprü, insanoğlunun kaprisleriyle, gelip geçici ihtiyaçlarından doğan izleri, bir toz gibi üzerinden silkip atıyor ve yine değişmez, değiştirilemez biçimiyle hep aynı olarak kalıyordu.”

Drina Köprüsü, son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. Şahane bir edebi eser okumanın verdiği keyfin yanında, çok şey görmeme de yardımcı oldu. Sadece şu cümle bile: “Bugünkü kuşaklar daha çok hayatla değil de, hayat üzerine görüşleriyle meşguldü.” benim için tarifi imkansız bir kıymet taşımakta.

Bu kitapta, anlatmaya çabaladığımdan çok daha fazlası var, en iyisi okumak :) Kitabı çookça tavsiye ediyor, iyi okumalar diliyorum.
354 syf.
·7 günde·9/10 puan
"Dünyanın bir tarafında bir yerde, bir piyango çekiliyor, savaş yapılıyor ve hepimizin alınyazısı da böylece uzaklarda belirleniyordu (sf.247)."

Olaylar, küçük bir kasaba olan Vişegrad'da geçiyor. Bu kasaba Drina Irmağı kıyısında bulunan önemli bir kasabadır. Adeta Doğu ve Batı'yı birleştirir. Kitap 350-400 yıllık bir zaman dilimini ele alıyor. Köprünün yapılması, halkın geçirdiği değişimler, yaşanan savaşlar, kolera, su baskınları, bombalamalar,
Avusturya işgali ve el değiştirmesi vs. Bu bölge onlarca olaya tanıklık ediyor. Bizlerde bütün bu olaylara rağmen köprünün ilk günkü gibi sapasağlam ayakta durmasını ve iki kıyıyı birbirine bağlamasını okuyoruz. Sonu ise... Bundan bahsetmek bile istemiyorum, çok üzücüydü.

Yazar farklı toplumların gelenek ve göreneklerinden, efsanelerden, masallardan, insanların akıllarında yer edinmiş hikâyelerden de sıkça bahsediyor. Tekgöz Salko, Fato, Glasinçanin, Ali Hoca, Lotika, Âbid Ağa ve daha onlarca kişinin hayatlarına tutulan ışığı görüyor ve zevkle okuyoruz.

Sosyal değişimlerin yani sıra politika, siyaset, devlet yönetimi ve hızla yayılan milliyetçilik fikirlerine de yazar yer vermiş. Kısaca dünyada olan bütün değişim ve gelişimlerin izlerini kitapta tek tek görüyoruz. Savaşın ve fikir ayrılıklarını insanlar üzerindeki etkisi içler acısı bir durum.

Kitabın konusu ayrı güzeldi, ele alınması ayrı güzeldi. Yazar zaten hümanist bir insan olmasıyla tanınmış birisi ve bunu kitabında da net bir şekilde ortaya koymuş. Türk, Sırp; Müslüman, Hristiyan, Yahudi.... Farklı ırktan farklı dinden insanlar bir arada ve binbir çeşit acı yaşıyor. Bazıları birbirlerinden bazıları başkalarından kaynaklanan acılar... Ancak her şeye rağmen yazar tamamen tarafsız bir şekilde olayları ele alıp okuyucuya aktarıyor. Yazarın bu tarafsızlığı kitapta en çok sevdiğim yön oldu.

Kesinlikle kitaba bir şans vermelisiniz eminim pişman olmazsınız...
Özgürlük içinde doğan, adalete dayanan bir devlet, tanrısal düşüncenin yeryüzünde gerçekleşen bir damlası gibidir.
“Yalnız herkesin hülyası verimli, iradesi de istediklerini gerçekleştirecek kadar güçlü olmaz..”
İvo Andriç
Sayfa 24 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Drina Köprüsü
Baskı tarihi:
1963
Sayfa sayısı:
347
Format:
Ciltli
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Na Drini Cuprija
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Baskılar:
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü

Kitabı okuyanlar 3.096 okur

  • Efe Şahin
  • Ayşe Akça
  • Kerem Özen
  • Güler yalçın
  • Büşra Yum
  • müskülpesent
  • Narin Kaygusuz
  • ÜMRAN TEKCAN
  • Dilara Kayser
  • N. Karabal

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.8 (8)
9
%0.4 (4)
8
%1 (10)
7
%0.3 (3)
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları