Drina Köprüsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.711
Gösterim
Adı:
Drina Köprüsü
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
354
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754707823
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.
muhteşem bir kitap.1961 yılı nobel edebiyat ödülünün yazara, bu kitabından dolayı verildiği sözlerinin ne kadar doğru olduğunu insan okuyunca anlıyor.kitapta,yazar,sadrazam Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün yapılışını ve yaklaşık 400 yıllık tarihini,hemen yanı başındaki Vişegard kasabasını ve bu kasabada çeşitli dönemlerde yaşamış insanları ön plana çıkararak bize anlatıyor.köprü üzerinde gerçekleşen önemli olaylar,yaşanan dramlar,o dönemlerdeki insanların yaşayış tarzları,farklı dinlerde ve milliyetlerde olmalarına rağmen dönem dönem değişen ilişkileri tamamen objektif bir şekilde bizlere yansıtılıyor.özellikle halkın,din,milliyet .vs ayırımı olmadan sorunsuzca birlik içerisinde çoğu zaman yaşadıkları ve yaşama istekleri vurgulanıyor ama mutlaka birilerinin de bunu engellemeye çalıştıkları kitap içerisinde bir çok defalar yer alıyor.ayrıca bölgenin doğal güzellikleri de sık sık tekrarlanıyor.savaşın ne kadar kötü olduğu,bundan her dönemde masum halkın çok daha fazla zarar gördüğü defalarca verilen örneklerde gösteriliyor.ayrıca köprünün ve kasaba bölgesinin Bosna civarında olduğu da düşünülürse,O bölgede yaşayan insanların yüzyıllardır çektikleri dramların,kitap yazıldıktan sonrada devam ederek günümüze kadar geldiğine (özellikle Bosnalı Türk ve müslümanların )yakın tarihimizde yaşadığımız olaylardan dolayı,bizler de tanıklık etmiş oluyoruz.kitabı, hem belgesel,hem tarih,hem kısa hikayeler,hem de baş kahramanının bir köprü olduğu büyükçe kalın bir roman olarak kabul edebiliriz.baştan son cümlesine kadar kesinlikle sıkılmadan adeta arka arkasına gelen olayları merak içerisinde okuyorsunuz.tabiiki büyük bir dram içerisinde yaşayarak.her satırda o bölgelerin bir zamanlar bizlerin idaresinde olduğunun ve elimizden alınıp,insanlarımızın yaşadığı onca acıların verdiği ızdırap ve iç burukluğunu hissediyorsunuz.açık söyleyeyim ben bu duyguyu hep yaşadım okurken. bence bu kitabı okumamak gerçekten büyük bir eksiklik olur.o topraklarda yaşananları,o dramları mutlaka okuyup bizzat hissetmek gerek diyorum.ve sadece edebiyat,tarih,siyaset...vs ile ilgilenenlerin değil herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
Drina Köprüsü, 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış, aslen Hırvat asıllı Sırp yazar Andriç’in en çok bilinen romanı. Edebi ve estetik açıdan kalitesi tartışılmaz. Buram buram Osmanlı kokan Bosna Hersek’in tarihi bir panaromasını yansıtmış adeta yazar bu eserinde.

Sokullu döneminde inşa edilen ve esere adı verilen Drina Köprüsü’nün, temel karakter olduğu tarih kokulu bir kitap. Neler görüyor bu köprü neler! İsyanlar, savaşlar, idamlar, işkenceler, intiharlar… Drina Köprüsü, o dönemde Türkler için çok ehemmiyetli ve eserde ehemmiyeti şu sözlerle anlatılıyor. “Drina’nın yatağı üstünde güvenilir, temelli biricik geçittir, Bosna’yı Sırbistan’a, oradan da daha uzaklara, Osmanlı İmparatorluğu’nun öteki bölgelerine, hatta ta İstanbul’a kadar bağlayan biricik bağdır.”

Ne pahasına olursa olsun bu köprü gavurun eline geçmemelidir. Ancak bu arzu asla gerçekleşemeyecektir. Türkler kendini bu köprünün Avustralyalılara teslim edilmeyeceğine o kadar inandırmışlardır ki, köprünün ayrıca bir evliya tarafından korunduğuna ve gerektiğinde düşman kuvvetlerine karşı bu evliyanın savaşacağını düşünmektedirler. Bu ise eserde şöyle anlatılıyor; “Bu köprü bir vezirin hayratıdır. Bu köprünün gavur kuvvetlere geçit vermediği yazılıdır. Onu biz değil de ne kılıcın ne de tüfeğin etkilemeyeceği‘bir evliya koruyor. Düşman gelince o mezarından kalkacak, köprünün ortasında dikilecek...”

Yazar eserinde Türkleri barbar bir topluluk olarak nitelemiş. Ancak buna fazla takılmadım tabiki. Çünkü yazar aslen olmasa da bir Sırp. Onun bize olan düşmanlığından mübalağalı bir şekilde bahsetmesini çok normal buluyorum. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, romanın başlarında, Abid Ağa’nın yaptığı zulümleri öğrenen Sokullu’nun, yerine Arif Bey’i görevlendirmesi yazarın objektif tutumunu zaman zaman takındığını gösteriyor bizlere. Yani demem o ki, eseri okurken içinizdeki milliyetçilik duygularınızı biraz bastırmanız gerekiyor. Türkler aleyhine yazılan onca olumsuz şeylere karşın, benim ecdadıma olan saygım ve sevgim ziyadesiyle arttı diyebilirim.

Şimdi dikkatinizi bir başka konuya çekmek isterim. Osmanlı’daki sanat, bu eserde kusursuz anlatılmıştır. Çünkü o dönemde yapılan ve defalarca savaş, sel gibi felaketlere maruz kalan köprünün bugün bile hala dimdik ayakta kalması, eşsiz sanatın göstergesi değil mi? Ya o dönemin eşsiz güzellik ve incelikte olan ve oradan gelip geçen yolcuların bir günlük konaklaması için yapılan bol sanatlı kervansaray, Osmanlı Devleti’ni gerici gösterenlere verilen en büyük cevaplardan biri değil mi? Yorum sizin…

Okunmasının gerektiğini düşünüyorum bu eserin. Tarihe meraklı olanların hele hele hiç kaçırmaması gerektiğini.

Saygılarımla,
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.937 Oy)19.869 beğeni45.512 okunma3.509 alıntı192.302 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.109 Oy)13.929 beğeni36.092 okunma3.759 alıntı153.352 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.235 Oy)9.225 beğeni27.541 okunma2.928 alıntı121.390 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.922 Oy)9.196 beğeni30.171 okunma922 alıntı146.355 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.764 Oy)8.377 beğeni23.960 okunma954 alıntı95.504 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.904 Oy)6.017 beğeni20.594 okunma915 alıntı106.984 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.717 Oy)9.676 beğeni27.172 okunma2.007 alıntı125.783 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.896 Oy)9.438 beğeni26.564 okunma1.805 alıntı135.615 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.991 Oy)11.786 beğeni29.581 okunma1.685 alıntı154.699 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.279 Oy)6.631 beğeni17.642 okunma2.943 alıntı90.191 gösterim
Sadrazam Sokullu zamanında yapılan bir köprünün bulunduğu yerdeki insanların hikayesi anlatılıyor.Köprünün yapılmasıyla orada yaşayanların hayatları değişmeye başlıyor.Müslümanların,Sırpların ve Yahudilerin bir arada yaşadığı bir yer.Bu insanlar her zorluğa karşı birlikte karşı koyuyorlar,birbirlerine destek oluyorlar,bir arada huzur içinde yaşıyorlar. Ta ki Sırpların milliyetçilik ayaklanmaları başlayıncaya kadar.O zamandan sonra insanlar artık birbirlerine aynı şekilde davranmıyorlar.Birbirlerinden sürekli kuşku duymaya başlıyorlar.İyisiyle,kötüsüyle yaklaşık 400 yıllık bir zamanı anlatan bir roman.Romandaki karakterlerle bir arada yaşadığınızın hissini veren sizi içine alan bir roman
Bir yapı düşünün, romana baş kahraman olmuş bir köprü. Günlük hayatta sıradan bir şeymiş gibi bahsettiğimiz, çoğu zaman belki de basit bulduğumuz bir kelimedir 'köprü'. Halbuki daha ayrıntılı düşününce tek bir kelimenin derin anlamlar barındırdığını görürüz.

Tarih boyunca yapılan mimari eserler içerisinde en anlamlı olanlardan biridir belki de köprüler. Hep bir birleştirme olgusu vardır. Kimi zaman iki insanı, iki uygarlığı, kimi zaman da iki kültürü. Bu birleşimlerden doğabilecek olguları düşününce köprünün mahiyetini daha iyi kavrıyor insan.

Drina Köprüsü de Balkan coğrafyasında, Bosna Hersek'in Vişegrad kasabasında yer alan bir Osmanlı mimarisi. Hepimizin ismini sıkça duyduğu, küçük yaşta devşirme olarak alınan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından doğduğu kasaba olan Vişegrad'a yaptırılmış bir köprüdür kendisi. Bu köprü sadece iki yakayı değil, Doğu ve Batı kültürünü de birbirine bağlıyor. İşte hikâyemiz de tam olarak köprünün yapımıyla başlıyor.

Yazar Drina Köprüsü üzerinden o yıllarda cereyan eden siyasi, sosyal, ekonomik pek çok değişimi yansıtıyor okuyucuya. Köprü pek çok mücadeleye, hezimete, sevince, heyecana şahit oluyor. Pek çok insan gelip geçiyor üzerinden, birçoğu hayatını kaybediyor ama köprü o bölgede varlığını sürdürmeye devam ediyor. Köprü olgusu üzerinden Sırbistan'da meydana gelen ayaklanmaları, bu ayaklanmaların kasabaya olan etkilerini, Avusturyalıların kasabayı işgalini, Osmanlı'nın çöküş sürecini, Balkan savaşlarını ve 1.Dünya savaşını okuyoruz satırlarda. Drina Köprüsü tüm bu olayları algılamamızda bir ayna görevi üstleniyor.

Yazar tarafından siyasi gelişmelerin yanı sıra halk arasında yaşanan değişimlere de ayrıntılı olarak yer verilmesi ve anlatılan olayların milliyetçi bir bakış açısından ziyade objektif bir bakış açısıyla okuyucuya ulaştırılmış olması eserin en kıymetli yönleriydi bana kalırsa. Her ne kadar akıcı bir anlatımdan ziyade son derece durağan bir anlatıma sahip olsa da, en değerli mirasımız olan Balkan coğrafyasına dair okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
insan karakterlerinin her birine farklı özellikler katması romanı çok gerçekçi kılmış. Böylesi güzel karakterleri betimlemesi onun insan ilişkilerinde üst düzeyde olduğu göstergesidir.
Kitabın başında ki hikayerin bir çoğunu daha sonra ki sayfalarında gerçekçi bir şekilde açıklması da bir o kadar güzel ve anlamlıydı. Ve hikayeden hikayeye geçerken de çok ince bağlmalarla romanın akışını hiç bozmadan devam ettirmeyide iyi biliyor.
Nobel ödülünü haketmesi bence çok yerinde . Ama şöyle bir açıklmayla son vermek istiyorum incelemeye...Bu kitabı okuduktan sonra şöyle bir kanıya vardım; Böylesi güzel bir kitabın Nobel ödülüne layık olması beni şaşırtmadı ama şaşırtan şey Sabahattin Alin in nasıl nobel ödülüne layık görülmemesi . Gönlümde Sabahattin Ali nobel ödülüne sahip en iyi yazar bence :)
İvo Andriç'in nobel ödüllü eseri Drina Köprüsü.

Drina Köprüsü bir romandan çok tarih kitabı gibi hissettiriyor kendini. Andriç, 16. Yüzyılda Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Balkanlar'ı doğuya bağlayan Drina Köprüsü ve çevresinin yüzyıllar içinde nasıl değiştiğini, neler yaşadığını, yaşanan değişikliklerin bölge halkının sosyal yaşantısı üzerindeki etkilerini anlatmakta. 16.yy ortalarından 20.yy başlarına kadar geçen bir süreç. Osmanlı'nın en ihtişamlı zamanlarından, Balkan coğrafyasından çekilişine kadar geçen bir süreç.

Gelelim yorumuma; yazarın tarafsız bir bakış açısı sergilediğini söyleyemeyeceğim. Hele kitabın başlarında "katil Türkler, işgalci Türkler..." benzeri imalar fazlasıyla vardı. İlk yüz sayfadan sonra bu tutum yumuşamış olsa da. Fakat görülüyor ki Türklerin bu coğrafyadan çekilmiş olması 1990'lı yıllarda da gördüğümüz üzere göz boyayıcı bir huzur dışında bölgeye huzur getirmemiş.
.
Dikkatimi çeken diğer şey 19. yy'da Anadolu topraklarından Türkiye diye bahsedilmiş olması.

Zaman içerisindeki gelişmeler, değişmeler birbirine bağlı olarak, kopuk olmayan bir dille yansıtılmış olmakla birlikte yoğun bir üslûp kullanılmış.
Benim gibi, Balkan coğrafyasına ilgi duyanlar için okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Keyifli okumalar.
Rahmetli Sokullu Mehmet Paşa 'nın doğduğu topraklara yaptırdığı köprü' nün etrafında geçiyor tüm olaylar. Aşklar, Savaşlar, Ölümler, Kazançlar, Delilikler, İntihara sürükleyen olaylar ve daha neler neler.

Kitap hakkında ilk bilgim olduğunda yaa o köprünün adı Drina değil, Suavi' nin harika seslendirdiği Drama Köprüsü 'nün taaa kendisidir diye düşünmüştür. Meğer öyle değilmiş. Bildiğin köprünün adı Drina.

Ecdadımızın Bosna Vişegrad' da yaptırdığı harika bi eser.

Kitabın içeriğine değinecek olursam ; baştan sona tatlı bi heyecanla okudum, yazarın üslubu, tarafsızlığı takdire şayan.

Kitabı okudukça sanki o anları yaşıyormuşum, o hikayenin içinde bende varmışım gibi hissettim.

Sokullu Mehmet Paşaya suikast düzenleyip şehit eden o şerefsizi suikast öncesi yakalatıp Paşaya teslim ettiğimi, karşılığında bi kaç kese altın alıp o altınları Roma'da, Florence 'de yediğimi hayal ettim.

Köprü' nün yapılışı esnasında halka binbir türlü eziyet eden o Osmanlı görevlisi mikrobu derhal Paşaya şikayet edip halkı o zorbadan kurtarıp kasabanın kahramanın ilan edildiğimi, Vişegradlı Sırp bi kıza aşık olduğumu, o kızı Molla İbrahim 'e götürüp Müslüman olmasını sağladığımı,
Köprüye döşenen o bombaların patlatılmadan bi gece öncesinde, bi gece yarısı operasyonuyla o bombaları patlatılmadan imha ettiğimi,
Köprü üzerinde idam sehpasında idam edilenlerin o son anlarına şahitlik ettiğimi hayal ettim.

Herşeyden öte şehitlerimizin kanları ile insanlığa kazandırılan o güzelim topraklarının kan ve gözyaşı dolu bi halde çok kısa sürede nasıl oldu da elimizden çıktığına, çekile çekile taaa Edirneye kadar çekildiğimize üzülerek tanık oldum.

Tüm ecdadın ruhuna El-Fatiha
En başlarda çok güzeldi hakkında yaşanan olaylar gelenekleri çok ilgimi çekti. Sonradan biraz sıkılsam da güzel kitaptı :)
"Unutmak, her acıyı siler, arkada bırakırdı. Şarkı söylemek ise, unutmak için en güzel çareydi. Çünkü insan şarkı söylerken daima sevdiği şeyleri düşünür."

Barışa susamış dünyamızda, tüm "şahin"lerin bu romanı okuması dileğiyle
1961 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hırvat yazar İvo Andriç, Balkanlar'da geçen bu ünlü romanının, gelecekte bu topraklarda yaşanacak insanlık ayıbını anlamakta zorluk çekenlere bile bir ışık olacağını muhtemelen hiç tahmin etmemiştir.

Drina Nehri üzerinde 1577'de Sokollu Mehmet Paşa tarafından inşa ettirilen köprünün bulunduğu şehirde yaklaşık 400 yıllık bir zaman dilimini anlatan bu roman, her ne kadar merkezine köprüyü konumlasa da, esasen insanoğlunu mercek altına alıyor. Sokollunun devşirme olması ve ailesinden ayrılırken drinanin o soğuk sularından geçirilmesi ve sadrazam olduktan sonrada bu soğukluğu unutmayıp tarihe damga vuran bu eşsiz eseri yaptırması... Ah Drina . Ah o kocaman tarih...

Efsanelerle gerçeklerin kimi zaman birbirine dolandığı bu eserde, 400 yıllık zaman diliminde aynı topraklarda yaşamış Osmanlı, Boşnak, Sırp ve Müslüman nesillerin birbiriyle olan ilişkilerine, geleneklerine, dostluklarına, düşmanlıklarına, doğayla mücadelelerine şahit oluyoruz. Okuru Drina Köprüsü ile birlikte coğrafi bir konuma sabitleyen yazar, mekanın üzerinden yılları teker teker akıtarak, Osmanlı'nın devşirme sisteminin yaşamda bıraktığı izlerden, insanoğlunun acımasız cezalandırma yöntemlerinin barbarlığına, doğanın çaresizliği karşısında kenetlenen dostlukların, insanoğlunun çıkarcılığı ağır basınca nasıl yerle bir olduğuna kadar birçok hikayeyi nedeni, nasılı ile birlikte, yıllar boyu sürüp giden hayat akışının arasına serpiştirerek anlatıyor. Farklılıklarıyla öyle ya da böyle barışık bir şekilde yaşayan ve aynı toprakları paylaşanlar arasında kanırtılmaya ve kan akmaya hazır yara kabuklarının varlığını bu kadar bariz bir şekilde görmek, tarih boyu bunların nasıl manipüle edildiğini bu kadar sarih bir şekilde farketmek ve daha da acısı bunlardan neden hiç ders alınmadığını ve aynı oyunların ilerleyen teknolojiye, bilginin kolayca ulaşılabilirliğine rağmen yeniden ve yeniden neden oynandığını sorgulamak... İşte bu roman, okurunu bu düşünceler arasında yalpalatıyor... Ancak bu eseri belki de eşsiz yapan en önemli özellik ise, bu toprakların "taraf"larından biri olan yazarın en ufak bir şekilde okura kendi görüşünü hissettirmeden, hiçbir şekilde taraf tutmadan, "yanlış-doğru" ya da "haklı-haksız" yaftası yapıştırmadan yazmış olması bu satırları... Ve hatta bunun da ötesinde, okura da "taraf" olmanın anlamsızlığını hissettirmesi...

Dünya savaşlarını aratır şekilde barışa susamış dünyamızda, tüm "şahin"lerin bu romanı okuması ve "güvercin"e dönüşmeseler de, kanadı kırık şahinlikle yetinmesi temennisiyle....

"Biz, sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp gittikleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler, yıkılıp kaybolduğu zaman."
Drina Köprüsü için tam olarak tarafsız demek mümkün değil. Özellikle Osmanlı/Türk yönetimi dönemine ait fazlasıyla kötüleme var bence. Zaten tam bir propaganda kitabı olmadığı için edebiyat dünyasında saygın bir yeri var kitabın. Drina Köprüsünde her şey bir tarafa fikir çok güzel; bir roman ama kimsenin değil bir köprünün romanı. Tabii bu arada aynı Andriç yaşasaydı 1992-95 arasındaki Boşnak katliamı için de tarafsız kalabilir miydi? Hiç sanmıyorum. Tıpkı kitapta da tarafsız kalamadığı gibi.
o kadar güzel betimlemeler var ki kendinizi Vişegrad da drina köprüsünün üstündeki kapiyada insanları izlerken buluyorsunuz.Köprünün gözünden tarihe tanıklık ediyorsunuz.
Dedemden aldığım enfes bir ciltli 1968 baskısından okudum kitabı.
Drina Köprüsü kitabın baş kahramanı, Drina Köprüsü canlı.. Yapıldığı andan itibaren şahit olduğu onlarca hikaye eskimiş o eskimemiş. İnsanlar unutulmuş o unutulmamış. Nehrin suyu akmış o baki kalmış.
Genel anlamda cümlelerdeki zarafeti yeni fark etmeye başladığımdan mı yoksa bu kitapta gerçekten kendini fark ettiren cümleler olduğundan mı bilmiyorum ama alıntı niteliği taşımamasına rağmen "söylenmek istenen ancak böyle söylenirdi" dedirten çok hoş tatlar bırakan cümleler vardı.
Toplum tek bir birey tek bir vücut gibi anlatılmış, sosyolojik bakış açısı da görülmeye değer.

Okuyacaklara verebileceğim yegane tavsiye:
Daha önce görmemişseniz merak edeceksiniz ama köprünün resmine bakmak için acele etmeyin, en az bir 100 sayfa kitabın zihninizde çizdiği tablonun keyfini çıkarın.
İnsanlar böyledir. Çok yükselen ve yükseklerde uçanların düşmesinden adeta haz duyarlar.
Herkesin mutlaka ağlayacak bir şeyi bulunur. Sonra başkasının acısına ağlamak da her zaman tatlıdır
İvo Andriç
Sayfa 184 - İletişim
İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır. Onun için de tutkular birbirleriyle çatışır, birbirini iter, çoğu zaman da biri ötekini bastırır.
Yol çok uzun... topraklar sert, vücutlar zayıf, Osmanlılar ise güçlüydü.
İvo Andriç
Sayfa 25 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Drina Köprüsü
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
354
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754707823
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü
Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.

Kitabı okuyanlar 736 okur

  • Beril
  • Özlemm
  • Necip Emre Yılmaz
  • Hilal K.
  • Uğur sever
  • Elvide Demirkol
  • Ece Kılınç
  • Adil B1R Kulum
  • rabia
  • Leg

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (1)
9
%0
8
%0.4 (1)
7
%0.8 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları