Dublörün Dilemması

·
Okunma
·
Beğeni
·
13.200
Gösterim
Adı:
Dublörün Dilemması
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
267
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055162757
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dublörün Dilemması
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
April Yayıncılık
Baskılar:
Dublörün Dilemması
Dublörün Dilemması
Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Rıza Silahlıpoda, Umur Samaz, Su Samaz, Habip Hobo, Ferruh Ferman, Dilara Dilemma...

" ... Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir.

İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar... Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum!
[Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır.]

Gerçi zamanla esnekleştim. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükunet olduğunu anladım galiba. Tamam, zenginlere merhamet duyacak kadar güçlü değilim hâlâ, fakat sayıların artışındaki boşunalığın eşiğini görebiliyorum. İbrahim Kurban'dan öğrendiğim kadarıyla, yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir şeye yaramıyor. Aptallığı, beceriksizliği, acizliği, yalnızlığı kamufle ediyorlar... Ayrıca, yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir. Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz..."
267 syf.
BİZ BU ÇAĞIN FİYAKALI KAYBEDENLERİYİZ.

Bir okurun kütüphanesinde yıllar yılı bulundurupta okumadığı olağanüstü kitaplar vardır. Her seferinde başına gidip onları okşar ve yerine bırakır. Sonra o yıllara ihanet edip gidip başka kitaplara sarılır. Bu durumun yaşanma ihtimali 1 de 1.

Sevdiğiniz biriyle yanlış mezarlara gömülüp birbirinizi kaybetme ihtimaliniz 3 milyonda 1

İnsanın aptal durumuna düşmektense susmayı tercih etme ihtimali 4454'te 1

Dostoyevski'nin bir sabah işe giderken karanlıkta yola çıkmamıza istinaden 'aşağılık insaoğlu her şeye alışır' deme ihtimali 100 milyonda 1

Ülkemizdeki ayrılıkların, çekişmelerin, savaşların, didişmenin, olumsuzlukların bitme ihtimali 'imkansıııız'

Merhabalar, uzun zamandır inceleme yazmıyormuşum, bunu fark ediyorum. Bu sekmenin bana soğuk, yabancı olduğu nadir zamanlardır. Okuduğum bir kitabı başkalarının da okuması %98 oranında insanları mutlu etmektedir. En azından beni %98 oranında mutlu ediyor. O sebeple oransal açıdan bakmam gereken yerin ta kendim olması gerektiğini düşünüyorum. Her neyse beni de mutlu eder birinin okuduğum kitabı okuması ancak incelemelerde üstüne basa basa ''bu kitabııı okumazsanız, gözünüz açık gider. Hataların dik alasını yaparsınız, Okuyuuuun'' gibi cümlelere sığınmadım hiç. (bunları yapanları eleştirmiyor hatta destekliyorum) İlk kez okuduğum bir kitabı, yazarı elimden geldiğince size sevdirmeye çalışacağım. Bunda başarılı olur muyum bilmiyorum ancak iddiam yok. Sadece deneyeceğim.

Murat Menteş kimdir ağalar, hanımlar bu siteden önce bilmez idim. Muhtemelen bu site olmasa bilemeyecektim de. Varlığım yaklaşık 1 senedir bu siteyi işgal ediyor. Bu işgalimi gerçekleştirirken tanıdığım birçok yazar / kitap oldu. Ve eveeeet! Ben Murat Menteş gibisine rastlamadım! Hangi kitabı okursak okuyalım bir noktadan sonra bir sıkılma hali ya da dikkat dağınıklı yaşadığımız oluyor. 276 sayfa boyunca bir an olsun sıkılmadım, bir an olsun dikkat dağınıklığı yaşamadım. Eğlenceli bir dili var Menteş'in. Onca şamatanın, gırgırın arasında hayat dersi vermeyi de ihmal etmiyor. Ayrıca derin bir araştırmacı olduğu kanaatine de hemen sahip olabilirsiniz. Kolombiya kravatı mesela! Bir çok latin dizisi izlememe rağmen hiç karşıma çıkmamıştı. Senin aklına nereden esti be adam...

Hayatı fazlasıyla ciddiye alıyoruz. Çevremizdeki insanları da. Komiktir ki nesneler de bizim ciddiye aldığımız temel taşlardan. (kimseyi tanımadım ben senden daha özel: PARA) Evet neleri saydık, eğlenceli bir dili var, didaktik bir yapısı var. Bunlar tamam. Demeden edemeyeceğim başka bir özelliği de hayal gücünün sınırsızlığı. Kitabın içinde sallamasyonel bir çok öykü mevcut. (çoğu kitap zaten kurgu değil mi??) Evet kurgu içinde kurgu var. Hayal gücünün sınırsızlığı normalde beni rahatsız eder. Yok artık Lebron James! dediğim bir çok nokta bile oldu. Ancaaaak bunlar beni hiiiç rahatsız etmedi. Çünkü dil ya bu yılanı da bile yola getiriyorsa beni de tavlaması uzun sürmeyecektir. Ben de tavlandım sevgili arkadaşlar.

Yeraltı edebiyatını seven çok sever, sevmeyen de hiç sevmez. Jojo Moyes, Sarah Jio, Kahraman Tazebittiyarıngel vs gibi tatlı dilli adamları okumayı sevenler var. Yeraltı edebiyatı onlara hiç gelmez. Yeraltı edebiyatının zirvesi benim için Yeraltından Notların ''Yeraltı'' kısmıdır. Döner döner okurum, okur okur sorgularım. Ne de güzel iç hesaplaşmadır, iç organlarını ne güzel döke döke kusmadır o öyle. Leonardo Da Vinci'nin hayatının anlatıldığı Da Vinci Demon's dizisini izleyeniniz oldu mu hiç? Murat Menteş'in burada anlattığı karakteri ona çok benzettim. Belki buluşların derecesi aynılık taşımıyor olabilir ancak sürekli arayış içinde olan kıpır kıpır zıpır karakteriyle olmazları oldurur edası gözlerimde o karakteri canlandırdı. (Çok film izlemiş olmalı Murat Menteş)

Evet çok film izlediğine öylesine eminim ki! Her karşına çıkan karakteri ayrı bir dizi / film karakterine benzetiyor Menteş. Bir yere kadar açıp baktım ancak baktım olacak gibi değil ben de bakmadım. Bu kitabın ana karakterlerinden biri olan D.D. (ismi lazım değil, okuyun bilin) bir arkadaşımın tabiriyle ''voddiri vot vot, zoddiri zot zot'' bir karakterimiz. Karakter derken bildiğin Eyşan'ın elinde fırçası olan hali. Bu kitapta aşk var mı derseniz bir miktar var. Var ama öyle yüreğinizi burkmaya izin vermiyor. Ama bir yandan da olgu olarak orada ve gözünüzü kanatmayı ihmal etmiyor.

Yine Adalet Ağaoğlu'nun 'Üç Beş Kişi' adlı romanında yaşanmış bir olayı 5 farklı ağızdan dinlemiştim. Burada da aynısı gerçekleşiyor. Yaşanan olayı farklı ağızlardan dinliyoruz. Taşlar önceleri hayli ağır geliyor ancak farklı ağızlardan dinlenince birer birer yerine oturuyor. Bilim kurgu romanlarında olay örgüsünü yazarlar istediği gibi yönlendirir. Ne de olsa kurgunun sınırsız halidir. Murat Menteş ise ne kadar da dalgacı bir anlatıma yönelmiş olsa da bir ciddiyeti benimsiyor. Olayların olurluğuna, karakterlerin var olmuş olabileceğine, yaşanmış ya da yaşanması muhtemel bir kimlik kazandırıyor anlatımına.

Cephanelikleri tastamam, sınıra sevkiyatı sağlanmış, tehditlerin boyunduruğunda, konusuz bir savaşa soyunulmuş. Hikayeyi büsbütün ele alındığında karmakarışık bir labirentte gibi hissedebilirsiniz kendinizi, yılmayın. Gerçi buna izin vermeyecektir yazar. Hep bir eli yakanızda ancak gitmekte de özgürsünüz. Gi-de-me-ye-cek-si-niz!

Üzüldüm be bitmesine. Yazılacak tonlarca şey var ancak bu kadarı kafi diye düşünüyorum. Yerinizde olsam bir saniye durmam. Hemen alır, okurum. Bu keyifli anlatıda bir sürü de gerekli / gereksiz şey öğrendim. (Neyin gerekli neyin gereksiz olduğuna siz karar verin) Öyle işte keyifli okumalarınız olsuuun.

Son olarak kitaptan: ''Birini takip etmenin en iyi yolu, onun önünde yürümektir. Kimse önündeki kişi tarafından takip edildiğini aklına getirmez.''
263 syf.
·Beğendi·9/10
Baştan aşağı kelime oyunlarıyla bezenmiş, kimin kim olduğunu çözemediğiniz, başından itibaren öykünün kopukluğu ile savaştığınız bir kitap hoşunuza gider mi? Kitabın yazarı Murat Menteş'se evet. Başlarda anlamaya çalıştığınız Murat Menteş aforizmalarıyla dolu bu kitap; olaylar ilerledikçe, saçma da olsa, oldukça güzel bir kurguya kavuşuyor. Yazarın söylediği her cümleyi anlayabildiğimiz için kendimizle gurur duyuyoruz. Bu da dolayısıyla yazarın zekası karşısında duyduğumuz hayranlığı arttırıyor. Kitap bitince, her bağımlının yapacağı gibi, diğer kitapların üstüne atlıyoruz. Bu arada günümüz okuyucusunun, bizim "bug"ımızı bulan Murat Menteş de köşesinde kıs kıs gülüyor. Neyse ki ben bilinçli bir okuyucu olarak sadece üç kitabını okudum yazarın. Hepsi de benzer ve eşit derecede etkileyici. Değişik bir deneyim yaşamak isteyen herkese tavsiye ederim.
263 syf.
·Beğendi·8/10
Deklanşöre bastım ve çekiyorum çekkkk-timmmm!
Aaaa pardon hatlar karıştı şöyle olacaktı: ÜÇ, İKİ, BİR Kayıt..
Ya da durun kahramanlarımızı tanıyalım önce (Not isimlere DİKKAT EDİN lütfen ;)
Talihsiz Taliha
Nuh Tufan
Umur Samaz
İbrahim Kurban
Baretta
Ferruh Ferman
Dilara Dilemma
Rıza Silahlıpoda
Habib Hobo (Robbit) - Hacer Ceren (Geronimo)
Haydar Baydar
... diye devam ediyor. Bu kadarı kâfi sanırım :) Bu arada bundan sonrasında
bahsettiklerim birazcık spoiler içerebilir. Ama emin olun ki söylediklerim kitabı ilk kez okuyanlar için sorun olmayacaktır. Zira kitapta o kadar farklı olaylar iç içe verilmiş ki zaten yeterince şaşıracaksınız, hiç endişelenmeyin lütfen :)
Gelgelelim hikâyemize ana karakterimiz Nuh Tufan, ALBİNO ve aynı zamanda ara sıra halüsinasyonlar gören birisi. Bazen çerçevedeki resimler, yüzükteki suretler veya televizyondaki görüntüler birden canlanabiliyor onun gözünde anlayacağınız. İbrahim Kurban ise zengin ama mutsuz insanlardan "kendisine zenginlikten dolayı tanınan bu ayrıcalıktan iğrendiğini belirtip aşağılık bir dokunulmazlığı olduğunu" düşünüyor.
Nuh karakterine bir geri dönüş yapıp tam bu noktada size kitapta anlatılan ve yüreğimi sızlatan, canımı acıtan beni insanlığımdan bir kez daha utandıran bir konudan söz etmek istiyorum, izninizle.
Daha iyi anlaşılması açısından Nuh'un sözlerinden birkaçını buraya bırakmak istiyorum:
"Albino olduğum için bana kansermişim gibi davrandı." :/
"- Albinoların hayalgücünün bu kadar geniş olabileceğine ihtimal vermezdim.
- Albino olduğumun hatırlatılması canımı sıkmıştı."
Ayrıca bir bölümde bundan dolayı sınıfta öğretmen ve arkadaşlarının ilk gittiğinde Nuh'la alay etmesine de değiniliyor.

Şimdi bkz. ---> Nedir Albino? Araştırdığınızda şu bilgi karşınıza çıkacaktır: "Vücutta var olması gereken melanin maddesinin eksikliğinden veya vücutta bu maddenin hiç olmayışından dolayı ortaya çıkmaktadır. Melanin maddesi, vücuttaki deriye, kirpiklere, saçlara ve gözlere renk veren pigmentlerdir." Bu yüzden albino olan kişilerin saç, kaş, göz renkleri beyazdır. Bu insanların peki böyle olmayan insanlardan ne farkı vardır, soruyorum size? Koca bir HİÇ, hiçbir farkları yoktur onların bizlerden çünkü. Kimin farkı olduğunu söyleyeyim ben. Bu kişiler ne ten rengi siyah olan, ne kaş rengi beyaz olan, ne dini benimkinden farklı olan, ne ırkı bu ne şu olan, ne görme engelli olan, ne yaşlı ne çocuk olan hiçbiri değil. Bahsettiğim kişinin gözü görebilir, kaşı gözü siyah, teni ise beyaz olabilir. Dinimiz, ırkımız ve yaşımız dahi aynı olabilir. Ama bu kişinin o beyni yukarıda saydığım özellikteki kişilerle aramızda bir fark olmadığı gerçeğini kavrayamayacak kadar küçük, aklı kıt olabilir. İşte böyle insanlardan bahsediyorum. Sırf bu insanlarla alay edebilecek kadar aşağılık, kendini kusursuz görecek kadar dokunulmaz bulanları diyorum, bunlardan farklıyız biz!

Dikkatimi çeken bir şey daha oldu ve söylemeden geçmek istemiyorum. Kitapta huzurevine annesini ziyarete gelen "sözde" bir oğul ona sarılır ve içinden geçen cümleler şudur: "İhtiyarların çoğu sanki onlara evlatlarının hayırsızlığını hatırlatmak için gelmişim gibi surat asıyorlar." (Yazar burada bu hassas konuya okurun dikkatini çekmek istemiş zannımca)
İşte bunu okuduğum an bir kez daha canım acıdı. O kadar çok üzüldüm ki o an bu hayal ürünü hikâyenin içine girip her birinin evladı olarak huzurevini ziyarete bile gidebilirdim. Zira yüzlerindeki bir tebessümü veya bir damla mutluluk gözyaşını görüp onlara sarılmak benim içimdeki hüznü atmama ancak yeterdi.
Sevgili Menteş, üzücü şeyleri bile okurunu güldürerek anlatmaya çalışsa da buruk bir tebessüm kaldı benden geriye her satırdan sonra..

Bazen öyle anlamsız gelen yerler oldu ki kitap bitti ve ben oraları hâlâ anlamadım. Bazen o anlamsızlıkların birleşimi bir anlam arz etse de kendi içinde anlamsız olduğu gerçeğini değiştiremedi bence. Nöronlarımın yandığını hissetmedim değil, ara ara okurken. Ama yazarın hakkını vermek lazım bu kitap aynı zamanda içinde farklı düşünürlere ait sözler bulunduran, bazı filmler, kitaplar, çizgi romanlar ve hatta resim konusunda bilgiler serpiştirilmiş, genel kültür deposu gibi geldi bana. Hatta o kadar çok kelime arattım ki google'da okurken ne çok şey bilmediğimi fark ettim bir kez daha, cahilliğim ile göz göze geldim kimi satırda. Bazen bilgilerden şüphe ettim doğruluğunu araştırdım. Öyle çok bilgi yazmış ki acaba uydurma mı yoksa bunların hepsi gerçek mi diye sorma gereksinimi hissettim nedense, hâlâ bazı noktalarda şüpheliyim ama neyse :D Yavaş yavaş okumaya devam ederken hikâye toparlandı sanki hüzünlü şarkılar dinlerken okuduklarımın da etkisiyle sanırım hüzün sardı beni de. Ama hayal ürünü bile olsa bu kadar farklı ve ilginç konulara değinen, birbiriyle bağlantısız ve saçma gibi duran olayları, mantıklı bir şekilde birleştiriyormuş hissi verdiren çok zekice yazılmış aynı zamanda sonuna kadar bitmeyen sürprizleriyle sizi şaşırtma niteliğine sahip bu kitap okunmak için sizi bekliyor tam şu anda belki de.
Kitaba bilhassa bu adın verilmesi boşuna değil zaten. Bu kitapta "Dublörün Daniskası"nı bile göreceksiniz.
Son olarak kitapta aynı olaylar farklı karakterlerin farklı bakış açılarından anlatılınca tekrar etmiş hissi vermiyor, okurken gözünüzde canlanan bu sahneleri diğerinin ağzından dinlediğinizde aslında onun sandığınız gibi olmadığını öğrenip bu yeni haliyle geriye dönüp o kısmı tekrar okuma isteği belirirse içinizde hiç şaşırmayın zira aynısı bende de oldu.
Kitapta ara ara argo kelimeler de kullanılmış, rahatsız olacaklar için bunu da belirtmek isterim şimdiden.
Kısacası bu kitapta aşk, aksiyon, hüzün, ironi ne ararsanız var yani. Ne anlatsam ne yazsam sanki hep yarım hep eksik kalacak, kitabı okuyup gerisini tamamlamak size kaldı değerli dostlarım. Bu arada yazarın en son sayfada kurduğu üç kelimeden oluşan son cümlesi benim aklımda kocaman bir soru işareti bıraktı. Hâlâ cevap arıyorum. Şayet okuduysanız veya okuyacaksınız o son cümleden sonra yazarın orada vermek istediği mesajı anladıysanız sorularımı giderebilmem için bana dönüş yaparsanız çok mutlu olurum.
Çok uzattım okuyacaklara şimdiden iyi okumalar, sevgiyle ve tebessümle. En güzeli kitap kokusuyla kalın :)
263 syf.
·94 günde·Beğendi·10/10
Yazar muhteşem bir karakter ve olay örgüsü canlandırmış resmen. Karakterimiz konuşmalarından ve hayal gücündende anlaşıldığı üzere sanata ve edebiyata ilgisi olan bir albino üzerinden kurgulanmış. Olay örgüsü muhteşem komedi tarzı diye bileceğim bir eser. Keyifle okuyacağınız muhteşem bir kitap. Mutlaka okumalısınız
263 syf.
·8 günde·8/10
Bazı aksiyon filmlerinde daha selamun aleyküm demeden, seyirciyi hipnotize etmek için, arabalar havada uçuşur, bombalar patlar vs. Murat Menteş de aynı “taktiği” kitaplarında uyguluyor.

( Taktik kelimesine takıldıysanız, bakmayın siz bu faninin kusuruna hasedimden “yöntem” demedim. Amma yöntem deyüp de geçme tanı….Bu yöntem Michael Bay’ınki gibi içi boş görsel efektler dolu saçmalıklar değil, Guy Ritchie’nin filmlerindeki yöntem gibi, içi anlam dolu bir kurmaca cümbüşü….)

Bu Kitapta da ilk sayfasından itibaren çok keyifli bir curcunanın içine itiliyorsunuz ve benim kadar kaba biriyseniz ilk tepkiniz “ ne oluyoğ laaa bebeğ” şeklinde dudaklarınızın kenarından aşağıya doğru süzülüyor.

Bazı bazı, amma katiyen çok fazla değil, bir cambazın burnu ile piyano çalıp aynı anda ayak ve elleri ile top çevirmesi gibi, zorlama; bakın ne kadar farklı cümleler kurabiliyorum tarzında, cümlelere de rastlıyoruz.

“Bu adam arkadaşım olsun 10 Milyon borcum olsun” dedirtecek kadar samimi bir dili var. Sanki bir şey okumuyorsunuz da, Mahallenin en zıpçıktı çocuğu karşınıza geçmiş olayı ballandıra ballandıra size anlatıyor.

Aynı olayı farklı karakterlerin anlatımıyla okudukça yazarın oluşturduğu kurguya hayran kalıyorsunuz.

Son sayfadaki süprizi ise takdire şayan afilli bir fırlamalık örneği.
Cebren okutunuz efenim…
263 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Düş gücüne hayran olduğum Murat Menteş'in okuduğum ikinci kitabı. Yazarın kurguladığı her şeyi okuyabilirim. İsimleriyle müsemma karakterlerin başına gelenler ne kadar sıradışı olursa olsun, yazarın samimi üslubu olayları inanılır kılıyor.
Ruhi Mücerret kadar şaşırtıcı olmakla beraber, Dublörün Dilemması gülümseten bir kitap değil. Aksine melankolik bile diyebilirim.
263 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bu kitabi okuduğumda Murat Menteş'in ne kadar zeki olduğunu anladım. Aynı olayı farklı karakterlerin anlatımıyla kitaba ayrı bi hava katmış. Karakterlere taktığı farklı isimlerde şaşırtıcı ve hoş olmuş. Yazarın samimi bir üslup kullanması, olayları inanılır kılıyor. Çok akıcı bir kitap nasıl bittiğini anlamadım .
"Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz diyor" yazar. Başarılı bir şekilde cümle kuruyor ve mükemmel hayal gücüne sahip bence. Gerçekten zevk alarak okudum, okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın , sevgili okur...
263 syf.
·8/10
Afili filintalar grubundan Murat Menteş'in kelime oyunlarıyla, zekanızı zorlayacak tesadüflerle, karakterlerin şahsına münhasır şapşallıklarıyla alışılmışın dışında, bir o kadar da sakin ilerleyen Nuh Tufan'ın hayatından bir kesit...
263 syf.
"maskemin ardındaki uçsuz bucaksız boşlukta tek başımdaydım. aşıktım ve aşkımın her kelimesi yalandı. çünkü dilimi rehin bırakmıştım. yaptığım her şey sahteydi. ruhumu da bedenimi de kiraya vermiştim. kendime borçlanmıştım. ve galiba ölünceye kadar bu borcun faizini ödeyecektim. her gülücük bir fiyasko, her iltifat bir asparagas, her hediye bir skandaldı... yine de idare ediyordum. yalnızsan yalanlar sana ilaç gibi gelir, iftiralar senin için terapidir. dilara dilemma ile aramızdaki aşk karşılıklı bir iftiradan ibaretti" beni bitiren cümlelerin olduğu kitap.
263 syf.
·Puan vermedi
Murat Menteş'in kıvrak zekasına hayran kalmamak elde değil. Bilgi ve kültür birikimini de yansımış. Hiç beklemediğiniz bir şekilde ilerletip bitiriyor. Hem güldüm hem eğlendim hem de şaşırdım okurken. Alkışı hak ediyor.
263 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tek kelimeyle muhteşem! Onu okurken çiçek açtım diyebilirim. Betimleme kabiliyeti yadsınamaz derecede güçlü noktası olmayan ve asla seni sıkmayan cümleler... Afilli Filintalar'a saygı ve sevgiyle !
263 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Kitabın özeti 7.sayfadaki cümlede saklı :
" Canımın içi, böyle şeyler yalnızca romanlarda olur. "
Eğlenmek, vakit geçirmek amaçlı okunabilir. Absürt komedi tadında...
Birini takip etmenin en iyi yolu, onun önünde yürümektir. Kimse önündeki kişi tarafından takip edildiğini aklına getirmez.
"Biliyor musun Hobbit?"
"Neyi?"
"Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yerde duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar." Ve yanağımı öpüyor.
"Bir gözlük almalısın Geronimo."
"Neden?"
"Her defasında dudaklarımı ıskalıyorsun."
Mark Twain der ki: "Cennet ve cehennem hakkında ileri geri konuşmam, çünkü her ikisinde de dostlarım var."
Falcı, müşterisinin göremediği bir şeyi görebilen kişidir: Onun bir budala olduğunu.
Murat Menteş
Sayfa 202 - Ambrose Gwinnett Bierce

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dublörün Dilemması
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
267
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055162757
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dublörün Dilemması
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
April Yayıncılık
Baskılar:
Dublörün Dilemması
Dublörün Dilemması
Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Rıza Silahlıpoda, Umur Samaz, Su Samaz, Habip Hobo, Ferruh Ferman, Dilara Dilemma...

" ... Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir.

İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar... Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum!
[Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır.]

Gerçi zamanla esnekleştim. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükunet olduğunu anladım galiba. Tamam, zenginlere merhamet duyacak kadar güçlü değilim hâlâ, fakat sayıların artışındaki boşunalığın eşiğini görebiliyorum. İbrahim Kurban'dan öğrendiğim kadarıyla, yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir şeye yaramıyor. Aptallığı, beceriksizliği, acizliği, yalnızlığı kamufle ediyorlar... Ayrıca, yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir. Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz..."

Kitabı okuyanlar 3.062 okur

  • Görkem
  • Feray Öner
  • Gülsüm ÖZYURT
  • Berkan Yazıcı
  • Abbas Sundere
  • Hilal Gündoğdu
  • Meltem K
  • SENA
  • Mehmet tanju orta
  • Tuğrul B.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.4 (23)
9
%1.6 (15)
8
%1.8 (17)
7
%1 (10)
6
%0.3 (3)
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları