Dünya Ağrısı

8,1/10  (89 Oy) · 
173 okunma  · 
71 beğeni  · 
2.746 gösterim
"Hayat, kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir."
Türkçe edebiyatın sözünü sakınmayan kalemi Ayfer Tunç, yazarlık hayatının 25. yılında sarsıcı bir romanla karşımızda.
Hayatı "yolcu" olarak yaşamak isterken baba mirası otelin işletmecisi, ailesinin "reisi" olmak zorunda kalan Mürşit, her geçen gün tamahkârlaşan bir şehirde, gerçek dostluğu İstanbul'da bıraktığı hayaletlerden kaçarak Mürşit'in oteline sığınan Madenci'de buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç sayfalarının bir özetini sunuyor.
Arka planı toplumsal facialar, kitlesel cinnet hikâyeleriyle örülen Dünya Ağrısı'nda, geçmişle hesaplaşma cesaretini gösteren insanları yaşadıkları toplumdan ayıran sınır imleniyor.
Dünya Ağrısı kelimelerle sıkılmış bir yumruk.

Böyle bir şehirde sır saklamanın imkânsız olduğunun farkında değil. Öğrenecek elbet, bir gün şehir dediği şeyin birbirini gözleyen sayısız gözden ibaret olduğunu o da anlayacak. Ama buna çoktan alışmış olacak ya da daha fenası başkalarını gözleyen sayısız gözden biri haline gelecek. Babamın oğlu o olmalıydı diye düşünüyor, ben, oğlum gibi bir oğul olsaydım babam mutlu ölürdü; oğlum babamın istediği gibi bir oğul olduğu için ben mutsuz öleceğim.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2014
  • Sayfa Sayısı:
    336
  • ISBN:
    9789750719288
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Anadolu'nun bir şehrinde babasının otelini işletmek için felsefe eğitiminden vazgeçmek zorunda kalan Mürşit'in , oteli ve sunulan hayatı bir türlü kabullenemediği ve savrulduğu hayatının hikayesi. Onunla birlikte günahından kaçan mühendis Uzay ve diğerleri. Ezilen toplum, şiddet, aile bağları günahı ve sevabıyla bir iç gezinti. Keyifli okumalar...

Bi Poşet Kitap 
08 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle bilmeniz gerekir ki çerezlik bir kitap değil bu ağır ağır okumanız gerekiyor, sindire sindire. Ben Mürşit gibi adamları çok severim, dünya ağrısı çeken adamları. Keşke buralarda da onun gibi birileri olsa yersiz çekip gitme isteğimi anlayacak birileri. Belki de bunu istemek insanlara kötülüktür bilmiyorum, çünkü kaldı bu ağır yaşamak suçu üzerimde hissiyle pek de müreffeh bir yaşamları olamayacağını biliyorum. Ben de ne olursa olsun bağışlayacağım artık kendimi, bıktım bu suçluluktan Mürşit. Biliyorum seni herkes okuyamayacak, sıkıcı geleceksin onlara bunalacaklar seni anlamayacaklar fakat anlayanlar da çıkacaktır elbet hepimiz az çok dünya ağrısı çekiyoruz neticede.
Kısa vakitlerde okumayın Mürşit'i, ona uzun uzun vakit ayırmanız gerekeceğini bilin ve ayrılınca onu özleyeceğinizi de..

Hiçistan 
29 Eki 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Bu kitabı sadece hayatı sorgulayarak yaşayanlara, yüreğinde yaşamak ağrısını hissedenlere tavsiye edebilirim. Mürşid ile madencinin inanılmaz ince kurgulanmış diyaloglarindan hayatı sorgulamaları sizi de bu sorgulamanin içine çekecektir. Kitaptan üç alıntı sözlerimi özetlemeye yetecektir.

Hikayeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar.” S- 12

“Anlatabilmek için anlatılacakların olgunlaşmasını beklemek lazım. Bir acıyı zamansızca anlatmak dokusunu bozar, beklemek lazım.” S- 71

“Anlatmak acıyı gidermiyor ama uyuşturuyor.” S- 143

Mehmet Y. 
31 Tem 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kitabı alırken içeriğiyle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Ancak Tunç’un daha önce okuduğum iki kitabı vardı ve hem ‘Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’ hem de ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ farklı türde olan ama gerçekten de çok başarılı iki kitaptı. Bu nedenle Dünya Ağrısı için de sıkı birer referans durumundaydılar.

Dünya Ağrısı, temelde Mürşit’in hikayesi… Mürşit, dünya ağrısı çeken bir adam. Çocukluğundan kalan ağır bir travma yaşıyor. Bu travmatik durum bütün hayatını etkilemiş. Yer yer sosyopatlık derecesine varan bir hayatı var. Dedesinden babasına, babasından da ona kalan bir otelin sahibi. Hayatının her anında ise derin bir mutsuzluk yaşıyor. Otelinde kalan ve romanda daha ziyade ‘Madenci’ olarak zikredilen, asıl adı Uzay olan bir maden mühendisiyle olan çilingir sofrası sohbetleri romana hakim olan unsur. Tabii oğlu Özgür de yine öne çıkan karakterlerden birisi. Tunç’un usta kalemi sadece Madenci ve Özgür değil, eşi Şükran, kızı Elvan, otel çalışanı Kibar, esnaftan Pehlivan hatta Madencinin eşi Arzu gibi yardımcı karakterleri de başarıyla işliyor.

Dünya Ağrısı bir bakıma bir otelin de hikayesi gibi duruyor. Romanda filmine gönderme yapılan Anayurt Oteli’ne benzer tarafları da yok değil. Tunç, somut bir şehir adı vermiyor ama bir altın madeni açılmış, küçük bir Anadolu şehri burası. Açıldığında şehrin en itibarlı oteliyken, Mürşit’in yönetiminde iyice dibi bulan bir otelin müşterileri var romanda. Mekanın bir otel olması romandaki kişi sayısını artırıyor ve beraberinde pek çok farklı hikayeyi de getirdiği için ona bir zenginlik katıyor.

Tunç, bazıları ayrı birer hikaye olarak dahi yazılabilecek konuları romanın içinde başarıyla kullanıyor. Bilhassa, sinemacılardan biriyle aralarında geçen ‘bu otelde hiç ölen oldu mu?’ sorusunun akabindeki hikayeler gerçekten ilgi çekiciydi ve aynen orada dediği gibiydi; ‘Mürşit, ‘gerçek hikayeler böyle yapar adamı’ diye düşündü. Gerçek hikayeler romanlara, filmlere benzemez. Anlatıldığı an ihtimal olmaktan çıkar. Oysa romanların, filmlerin güzelliği buradadır, korkulan şeylerin sadece ihtimal olmasında.’

Lord Among Wolves 
12 Kas 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

her ne kadar bin kitap bir kitabı tek kelime ile incelemeye alınganlık gösterse de yine de ben bu eseri inceleme kısmına bende hissettirdiği duyguyu aktarırken kullanılacak cümleleri gereksiz buluyor ve şöyle ifade etmek istiyorum tek kelime ; Muthiş

Scorpıon 
 22 Haz 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Kitabın ana karakteri mürşit gibi adamları toplum genel olarak kaygısız, vurdumduymaz veya sorumsuz olarak adlandırıyor. Nice insan vardır neler yaşadığını hiç bilmediğimiz, geçmişinde, çocukluğunda veya evliliğinde...ve bu insanlarla aynı ortamda yaşar sadece gördüğümüz yüzleriyle haklarında kararlar veririz. Şu an karamsar bir ruh hali icindeyseniz okumanızı tavsiye etmem ama ben kitabı okurken kendimi de gördüm zaman zaman, içi ağrıyan bir adamın istemeden zorunda olduğu bir hayatı yaşarken, her nefes alisinda bu hayata ait olmadığını hissettiren, gelip yanınıza oturan bir kitap. Mürşit anlatırken elinizi onun omzuna koyup teselli etmenizi hissettirecek kadar özenli ve vurucu cümlelerle dolu bir kitap. Ayfer tunç okuyun, okutturun.

EMRE YAMAN 
23 Eki 2016 · Kitabı okudu · 12 günde · 9/10 puan

Mürşit: Otel sahibi.
Kibar: Otelde çalışan ayakçı.
Madenci: Maden mühendisi.Mürşit'in arkadaşı.
Özgür: Mürşit'in oğlu
Şükran: Mürşit'in hanımı.
Beyazıt: 2. otelin sahibi.

Mürşit babasından kalma oteli işletmektedir. Bu işi çok iyi bir şekilde yaptığı söylenemez. Beyazıt'ın oteli hep ön plandadır.Özgür dedesi gibi dediğim dedik ve girişken bir çocuktur.Otel için bir şeyler yapmak ister.Bu yüzden babasıyla arası açıktır.Şükran olaylardan çok uzaktır varlık ve yokluk arasında bir yerlerde oyalanmaktadır.

Mürşit'in içinde bir ağrı vardır.Madenci ile arasındaki bağ ağrılarının içlerine işlemiş olmasından dolayı birbirlerine bağlanmışlardır.

Şunu belirtmeyi isterim kitabın ismi ile içeriği muazzam bir şekilde uyum içinde olmuş.Bir otel işletmecisinin hayatı gibi görünse de dünyanın ağrılarını ayaklarımızın altına sermiş yazar.

Dilde sorun yok.Olay örgüsü Mürşit'in yoğunluğunda geçiyor bu kitabın sizi sıkmasına sebep olabilir.Bence alın yavaş yavaş ağrıları çeke çeke okuyun.

Alperen Tekin 
16 Ara 2017 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitap şans eseri elime geçti. Can Yayınları tarafından yayımlanmış. Yazarın adını da daha önce duymamıştım.
Bir edebiyat eseri olarak gerçekten muhteşem bir kitap olmuş. Ana karakter olan Mürşit'te bir Zebercet'lik, kitapta da bir Anayurt Oteli havası var. Hayatta beklentileri karşılanmamış biri olan Mürşit kaderi kendininkine benzeyen Madenci ile beraber (Aslında bir mühendis ama iddiasız bir isim olduğu için Madenci'yi kullanıyor) her akşam içip hayatın ne kadar boktan olduğuna dair birbirinden yaratıcı vecizeler üretiyorlar. Doğuda bir yerde geçen kitap, (bakmadım) atmosferi yakalamakta üstün bir başarı sergiliyor. Karakterlerin geçmişleri anlatıldığı zaman, her seferinde yapılan bir küçük gözlem, bir hareket tüm hadiseye farklı bir boyut kazandırıyor ve yazarın gerçekten yazdığı şeyi hissederek yazdığını anlıyoruz.
Tek sorun kitabın aşırı depresif olması. Sonlarına doğru evde duramaz oldum. Dışarıda, banklarda okumaya başladım. Ülkemizin durumunu da çok iyi aktardığını belirtmek istiyorum. Acizlere farklı bakıyorsunuz.
Kitabı Bağcılar'da bir parkta okurken yanımdan geçen bir çocuk "Burası Bağcılar dayıı" dedi. Kulaklık olduğu için duymazdan geldim. Sonra LAAYN!! diyerek ilgimi çekmeye çalıştı. Tam dönüp bir şey diyecektim, koşarak karşıya geçti. O sırada kitapta bahsedilen bir karakter ile bu çocuk arasında ilişki kurdum, 10 dakika falan kitabı bırakıp düşündüm, çocuğa sempati duydum. Her neyse...
Dediğim gibi kitap gerçekten depresif, beziyorsunuz. İkide bir iç burkucu bir tespit yapılıyor, ardından bu tespit şehre ve sonra hayata bağlanıyor. Ama hep. Şöyle mesela:
Bu çay çok sıcak, kaynar.
Tıpkı içim gibi, içim de kaynıyor.
Bu şehirde herkesin içi kaynar zaten.
Ah ulan, tavşan kanı hayat.
Ve benzeri.
Bir altın çıkması olayı da var kitap boyunca işlenen. Kurguyu şekillendiren bu. Bu mevzu devreye girdiği zaman her şey bir kat daha yaratıcı oluyor. Madenci bu iş için orada. Mürşit'in otelinde kalıyor. Bunalım birikiyor, birikiyor, muhteşem bir zirve yapıyor, duruluyor ve tekrar. Bu, roman boyu 3-4 kere yaşanıyor. Sonunda da herkesin çöküntüsünün nedeni anlaşılıyor, çözümlere ulaşılıyor, kitap sonlanıyor.
Tekrar etmek istiyorum, yazarda insandışı bir anlatım yeteneği var. Keşke bu insandışı anlatım yeteneğine aynı zamanda insandışı bir depresyon eşlik etmeseydi de her şey bu kadar tek taraflı olmasaydı.
Zira, kitapta normal, işinde gücünde tek insan yok. Kahveye adam geliyor, ha o mu, kızı intihar etmişti. Bu kadın mı, babası ona tecavüz etmiş. Meyhaneci mi, deli o, arada hastaneye kaldırıyorlar. Lan?
Hani bakın şu arkadaşımız da öğretmendi, emekli oldu, geçinip gidiyor. Şu an elinde karpuz var, evde yiyecekler, televizyon izleyecekler. Sonra çay keyfi.
Böyle bir şey yok.
Uzattım, evet.
Kısaca, üslupseverler için bir kitap.
Üslupseverlere tavsiye ederim.

Aybeniz Hasanova 
17 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Dünya Ağrısı'nı okudukça içimde aynı ağrıyı ben de hissettim. Gitmek isteyip de gidememenin ağrısı, asla gidemeyeceğini bilmenin ağrısı, hayata tutunamamanın ağrısı... Dünya Ağrısı baştan sona dinmeyen bir ağrı taşıyor satırlarında. Ve en kötüsü Ayfer Tunç'un da yazdığı gibi "Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Yok. Dünyanın kendisi ağrı. "

Yazarla ilk tanışmamdı, açıkçası bir az kararsızdım okuyup okumamakta, ama iyiki okudum, iyi ki Ayfer Tunçla tanıştım. Kitabı bitirdiğimden beri içimde bir burukluk var, aynı duyguyu Başucumda Müzik'ten sonra da yaşamıştım, günlerce etkisinde kalmıştım. Kısacası bu kitaptan sonra yazarın diğer kitaplarını okumak artık şart oldu.

Handan Aksu 
15 Mar 2017 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Kitap çok fazla karamsar geldiği için daha sonra okunacaklar arasına eklendi. Daha fazla devam edemedim. Muhtemelen hem hava durumu hem son zamanlar da yaşadıklarımız kitabı okumamı daha zor hale getirdi. Benim için bu kitabın zamanı gelmedi

3 /

Kitaptan 255 Alıntı

Herkes yalan bir hayat yaşıyor, ama tek acı çeken benim diye düşünüyor. Yine kendine acıyor, zayıf çünkü, kendine acımanın zayıflığın en belirgin işareti olduğunu biliyor.

Dünya Ağrısı, Ayfer TunçDünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Hiçistan 
19 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Herkesin az çok ağrıyor içi.
Yaşamak böyle bir şey değil mi zaten?
dinmeyen bir ağrı.

Dünya Ağrısı, Ayfer TunçDünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
24 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

“Topluca işlediğimiz günahlar bedeli ödenmedikçe ikramiyesi gelecek haftaya devreden piyangoya benziyor,” dedi. “Bir gün hepimize büyük ikramiye çıkacak, o zaman topluca günahlarımızın altında kalacağız."

Dünya Ağrısı, Ayfer TunçDünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Oblomov 
31 Tem 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İnsana değmeden yaşanmıyor, insanoğlu insansız bir hayat bulamadı.

Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Can Yayınları)Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Can Yayınları)

'' İnsana değmeden yaşanmıyor, insanoğlu insansız bir hayat bulamadı. Gerçi Avrupa'da, Amerika'da çoktan buldular diye düşünüyor; oralarda bir sürü insan evinde, bilgisayar başında, insan yüzü görmeden yaşıyormuş.''

Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Sayfa 144)Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Sayfa 144)
Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
24 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ama insan kendi hikâyesini bilir, kendi hikâyesinden sıkılır.” Kendi hikâyesinden sıkılmayı çoktan geçti, artık kahırlanıyor.

Dünya Ağrısı, Ayfer TunçDünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Hiçistan 
18 Ağu 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

İnsanın kendi aleminde yarattığı kişilerin de bir ömrü var. Tasavvur gerçeğe dönüşmeyince solup gidiyor.

Dünya Ağrısı, Ayfer TunçDünya Ağrısı, Ayfer Tunç

Anlatabilmek için anlatılacakların olgunlaşmasını beklemek lazım. Bir acıyı zamansızca anlatmak dokusunu bozar, beklemek lazım.

Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Sayfa 71 - Can Yayınları)Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç (Sayfa 71 - Can Yayınları)