Geri Bildirim

Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk Ve CumhuriyetiÖzer Ozankaya

·
Okunma
·
Beğeni
·
447
Gösterim
Adı:
Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk Ve Cumhuriyeti
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
436
ISBN:
9789754582000
Kitabın türü:
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Atatürk´ün önderlik ettiği Türk Devriminin ve kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin "Bir Uygarlık Projesi" oluşturan ilkeler üzerine dayalı olduğu, geçen 76 yıl içinde hem Türkiye´de, hem de dış ülkelerde düşünürler ve devlet adamları tarafından sürekli olarak dile getirilmiştir. Prof. Dr. Özer Ozankaya, elinizdeki yapıtında 4 kıtadan 43 bilim, siyaset, düşün ve sanat adamıyla yaptığı görüşmelerde dış dünyanın Atatürk´e ve Cumhuriyetimize olan övgü ve hayranlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu kitap kitabın başlığıyla tam örtüşen bir ehli insanların söyleşi şeklindeki düşünceleridir. Söyleşi yapan Prof. Dr. Özer Ozankaya bence birkaç konukta yetersiz kalması ve birkaç konuğun sadece kendi ülkesinin propaganda yapmasını izin vermesinden olayı 2 yıldızını kırdım. Bence TC. vatandaşların en az bir kere okuması gereken bir kitap bazı konuklarında o dönemler türkiye de yaşaması ayrı bir tat katmış.
Halifelik ve saltanatın kaldırılması, demokrasiye olanak sağlamıştır. Bu, kesindir. Bugün anladığımız anlamda bir demokrasi mümkün olamazdı, bu kurumlar kalkmadan. Bence yanlış olarak, Atatürk' ün diktatör olduğunu söyleyenler var.
Bence Atatürk yapılması zorunlu olan şeyleri yaptı. Ağır hastasını, iyileştirebilmek için ilaç almaya zorlayan hekime diktatör denmez. Atatürk'ün yaptığı, bu hekimin yaptığından farklı bir şey değildi. Türkiye'nin ölüm döşeğinde olduğunu görüyordu. Onu ayağa kaldıracak ilacı hazırlamıştır ama gerçek diktatörleri gördük. Hepsi, çok büyük yıkımlara yol açıp, öyle ortadan kalktılar. Mussolini, Hitler, Stalin... Siz de benim kadar biliyorsunuz. Oysa Atatürk, yaşayan bir eser kurdu. Bu, Atatürk'ü asla diktatörlere benzetmemek gerektiğinin kanıtıdır. Atatürk otoriterdi ama buyurmak uğrana buyurmayı hiç istememiştir. Ülkesini kurtarmak için buyruk vermiştir.
"Onun büyük bir strateji ustası olduğudur. Bence Mustafa Kemal tanımlamak istenirse, O'nun bir strateji ustası olduğu belirtilmelidir. Kuşkusuz yalnız askeri anlamda değil. Gelibolu'da ve başka bölgelerde, kuşkusuz Bağımsızlık Savaşı sırasında mesleğini ne denli iyi bildiğini kanıtlamıştır. Ama strateji uzmanı terimi bundan çok daha geniş bir anlamda, siyasal anlamda anlıyorum. Yani kararların zamanını biliyordu; koşulların ne zaman olgunlaştığını duyumsuyor ve o zaman kararını veriyordu. Birkaç ilke temeli üzerinde ama herhangi bir katı ideolojiye bağlı kalmadan eylemini yaptı. Burada Lenin'le Mustafa Kemal arasında bir karşılaştırma yapılabilir. Lenin bir ideolog idi. Mustafa Kemal ise bence bir ideolog değildi. O kuşkusuz, ilkeleri olan ama onları koşullara uyarlayan bir eylem adamıydı."
Bence en başta hatırda tutmamız gerekirken , bugünkü Türkiye'de pek anımsanmadığını gördüğümüz husus , 1923 Türkiyesi'nin savaşlardan tükenmiş bir ülke olduğu gerçeğidir. Bir zamanların güçlü Osmanlı İmparatorluğu'nun bir kalıntısıydı. 1923 Türkiyesi. Altyapıdan yoksun bir kalıntı. Ekonomi altyapısından da eğitim altyapısından da yoksun bir ülke. Atatürk ve arkadaşları işe gerçekten de hemen sıfırdan başladılar. Kuracakları yapı için ellerindeki olanaklar son derece azdı. Attıkları adımların birçoğunu , ellerinde ne bulunduğunu ve ne yapmak istedikleri açısından değerlendirmek gerekir. Ellerindeki olanaklar çok ama çok küçük bir eğitilmiş , yetişmiş insan kadrosuydu. İster öğretmen , ister bürokrat , ister subay olsun , başlangıçta birlikte çalışılacak çok az sayıda insan gücü vardı.
Oldukça çabuk saptadıkları şey , değişimin ancak örnek göstererek yapılabileceği olgusuydu. Başka deyişle yukarıdan aşağıya indirme kuramı gereğince , eğitilmiş bu küçük insan gücü öğretmen ve memur olarak bütün Anadolu'ya yayılacak ve yaşam biçimleriyle örnek olarak eğiteceklerdi. Eğitim yalnız okul dersliklerinde yapılan bir şey olmayacaktı. Halkın gördüğü her şey , eğitim işlevi görecekti. Bu yolda en büyük öğretmen Mustafa Kemal'in kendisiydi.
Kuşkusuz Atatürk çok üstün zekaya sahip bir insandı. Kendisinin asker olduğunu biliyorum ama özünde bir bilgin olduğuna inanıyorum. Çankaya ve Anıtkabir'deki kitaplığına bir bakın. Ne kadar çok okuyan bir insan olduğunu görürsünüz. Özellikle tarih ve dil konusunda! ama kendisi asker olmak ve büyük bir asker oldu. Hiçbir yenilgi almayan tek Osmanlı paşasıydı. İki kez , biri Ruslarla karşılaştığında , bir de Filistin cephesinde yenmedi ama geri çekildi. Ama geri çekilirken kendisi , başka komutanlar gibi birliklerinin önünde değil , en arkasında yer aldı!
Kadınların özgürleşmesinden söz edildiğinde hep Süreyya Ağaoğlu'nun yazdığı bir kitabı hatırlarım. Böyle Bir Hayat Geçti adlı kitapta Süreyya Ağaoğlu çok ilginç bir olaydan söz eder. Kendisi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra , yine hukuk alanında ilk doktara yapanlardan bir başka hanımla birlikte Ankara'da bir bakanlıkta çalışmaktadır. İşlerini severek , mutlulukla yapan bu iki hanım , öğlen yemeklerinde bir sıkıntı yaşamaktaydılar. Bir tek aşevi vardır , İstanbul Lokantası , ve oraya yalnız erkekler gidebilmektedir. Bir gün bu iki kadın yüreklilik gösterip İstanbul Lokantasına gidiyorlar. Herkes şaşkınlık içinde kalıyor. Onlara arkalarda bir masa gösteriyorlar. Yemeklerini orada yiyorlar. Süreyya'nın babası Ahmet Ağaoğlu O'na " Bir daha böyle bir şey olmayacak. Lokantada yemek yemek yok!" diyor.
Bu olaydan sonra bir gün Atatürk ve Latife Hanım Ağaoğullarını yemeğe çağırıyorlar. Atatürk Süreyya' işyerinde çalışmasının nasıl olduğunu soruyor. O da "Çok iyi Paşam sağ olun," diyor ve şunları da ekliyor: "Ama yemek yeme konusunda bir güçlüğümüz var. Babam bize dışarıda yemek yiyemeyeceğimizi söylüyor." Atatürk , "Ben de babanız gibi düşünüyorum."(Burada çok büyük incelik var anlaya) diyor. Süreyya düş kırıklığına uğramıştır ama işine devam ediyor. Ertesi günü çalışırken müdürü "Süreyya , Süreyya , Paşa dışarıda ; Latife Hanım'la birlikte öğlen yemeği için seni bekliyorlar," diyor. Arabaya biniyorlar. Atatürk arabayı özellikle lokantanın yanından geçiriyor ve orada durduruyor. Sanırım Bitlis milletvekili olan birisini çağırıp onunla konuşuyor. Bu arada öteki milletvekilleri de yanlarına geliyor. Atatürk yüksek sesle şunları söylüyor: "Süreyya öğle yemeğini bugün bizimle yiyor ama yarın lokantada yiyecek." Öyle de oluyor. Başka kadınlar bunu duyuyor ve onlar da gelmeye başlıyor. Böylece kadınların lokantalarda yemek yiyememeleri uygulaması sona eriyor.
Bence Atatürk'ün yaşadığı dönemde tek parti yönetiminde bile , sergilemiş olduğu en büyük özelliklerden biri ,öğrenmeye olan istekliliği idi. Yalnız Türk ulusunu değil , kendisini de sürekli olarak eğitiyordu. Birçok bakımdan sürekli bir değişimden geçmiştir Atatürk. Örneğin bir düşünce ya da kuruma ilgi göstermiş , onu incelemiş , belki uygulamıştır da ama bu yeni devletin gelişmeye , oluşup değişmeye koyuluşunda olduğu gibi , Atatürk'ün kendisi de bu devletle birlikte büyüyor , oluşuyor ve değişiyordu. Halkla konuşuyordu. Birçok önder gibi kendisini halktan soyutlamıyordu. Çevresinde hep halkı vardı. Bir düşünceye vardığında onu görüşmek ve tartışmak üzere her kesimden insanı çağırırdı. Profesörleri , devlet memurlarını , kimi kez sokaktaki yurttaşı çağırırdı. Bence yeni Türk devletinin nasıl olacağını belirleyen , bu üslup olmuştur.
Hayvanlarla da çok yakın ilişki kurabiliyordu."Benim konuşan gazetem" dediği Latife'nin London Times gazetesinden O'na çeviri yaptığı sırada çekilen bir fotoğraf çok hoşuma gider. Bu gazetenin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması üzerine yayınladığını bir kitapta görmüştüm. Her yanında küçük köpekler , öte yandan büyük bir köpek... Atatürk böyleydi. Bir de Fox adlı bir koruyucu köpeği vardı. Büyük Millet Meclisi'nde işler iyi gitmediğinde Fox , Atatürk'ün koltuğunun altında "hırrr!" diye homurdanırdı. Atalardan , onların huysuzluklarından , onlara kötü davranılmasından söz edildiğinde , Atatürk "Hayır , hayır ; atla konuşmalısınız." derdi. Atla fısıldaşırdı. Sesiyle hayvanlarla nasıl iletişim kurabildiğini görürdünüz. Kuşkusuz iletişim , yalnız insanlar arasında yapılan bir şey değildir. Atatürk , buyruk verici varlığının yanında , parmaklarının ucuyla bile çevresiyle iletişim kurabiliyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk Ve Cumhuriyeti
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
436
ISBN:
9789754582000
Kitabın türü:
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Atatürk´ün önderlik ettiği Türk Devriminin ve kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin "Bir Uygarlık Projesi" oluşturan ilkeler üzerine dayalı olduğu, geçen 76 yıl içinde hem Türkiye´de, hem de dış ülkelerde düşünürler ve devlet adamları tarafından sürekli olarak dile getirilmiştir. Prof. Dr. Özer Ozankaya, elinizdeki yapıtında 4 kıtadan 43 bilim, siyaset, düşün ve sanat adamıyla yaptığı görüşmelerde dış dünyanın Atatürk´e ve Cumhuriyetimize olan övgü ve hayranlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Elveyra
  • mustafa tamer akder

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0