Dünya Felsefe Tarihi (Vedalardan Tractatus'a)

·
Okunma
·
Beğeni
·
270
Gösterim
Adı:
Dünya Felsefe Tarihi
Alt başlık:
Vedalardan Tractatus'a
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
744
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050200232
Orijinal adı:
Kleine Weltgeschichte der Philosopie
Çeviri:
Nilüfer Epçeli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Hans Joachim Störig bu önemli kitabında bize felsefenin öyküsünü anlatıyor. “İnsanın varoluşun sırlarını, gerek etrafındaki dış dünyanın, gerekse kendi iç dünyasının sırlarını, düşünme aracılığıyla çözme gayreti olarak felsefe tüm mevcut yazılı kaynaklardan daha eskidir,” diyor Störig.
Yazılı kaynaklara bakacak olursak, felsefenin öyküsü Hindistan’da başlıyor, Çin’e, Eski Yunan’a, Ortadoğu’ya ve günümüzde artık sadece bir coğrafi konum olmaktan çıkıp etkisini tüm dünya sathına yaymış olan Avrupa’ya dek uzanıyor.
Felsefenin öyküsünü dinlerken Mahavira, Konfüçyüs, Sokrates, Kant, Rousseau, Marx, Wittgenstein, Popper gibi filozofların öğretileri ve Vedalardan Tractatus’a pek çok önemli eserin içeriği hakkında bilgi sahibi olacaksınız.
Filozofların ne yapmaya çalıştığını anlamanın en güzel yolu, yazara göre, felsefeye Kant’ın gözlükleriyle bakmak ve onun sorduğu soruları sormaktır: Ne bilebiliriz? Neye inanabiliriz? Ne yapmalıyız?
Störig’in özellikle felsefe konusunda “uzman olmayan” okura yönelik olarak, basit ve anlaşılır bir dille kaleme aldığı bu kitapta, pek çok filozofun bu sorulara ne yanıtlar verdiğini öğreneceksiniz.
Felsefeye yeni başlayanlar için güzel kitap. Gayet anlaşılır bir dil. En ince ayrıntısına kadar konulari ele alması çok güzel, felsefeyi anlamaya yönelik okunacak ilk kitaplardan biri bence .
Sabit kurallara sıkıştırılmış her türlü öğretinin reddedilmesi ve Zen Budistlerinin faal davranışlarının ortak bir özelliği vardır: Kelimesizlik. Eski Zen ustaları tarafından aktarılan hikâyelerde bu özellik kimi zaman komik, daima çelişkili ve bizim için her yönden zor anlaşılabilir şekilde ifade bulur. Bunun en güzel örneği, 9. yüzyılda yaşayan bir Zen ustası olan Daian ve Sozan'ın hikâyesidir. Daian, şöyle bir ifadede bulunmuştur: "Var olmak ve var olmamak, ağacı saran bir sarmaşığa benzer." Sozan ise ustaya şu soruyu sormak amacıyla Daian'ın yanına gitmek üzere uzun bir yolculuk yapmıştır: "Ağaç kesilir ve sarmaşık solarsa ne olur?" Sozan'ın asıl sormak istediği şey şudur: Düşüncelerimizden var olmak ve var olmamak kavramlarını çıkartırsak ne olur? Bu zıtlıktan kaçınmanın ya da onu aşmanın bir yolu yok mudur? Usta o anda kilden bir duvar örmekle meşguldü. Ne cevap verdi? İtmekte olduğu el arabasını devirdi, kahkahayla gülmeye başladı ve arkasını dönüp gitti. Hayal kırıklığına uğrayan Sozan, başka bir ustanın yanına gitti. Oysa bu usta da Sozan'ın sorusu üzerine benzer bir tepki verince, Sozan aniden anlamış bir halde gülümsedi, saygı ile eğildi ve arkasını dönüp gitti. Birden ustanın kendisine kelimeler olmadan verdiği cevabı anlamıştı: Tinin var olmak ve var olmamak, doğum ve ölüm, şartlı ve şartsız, neden ve etki gibi fikirlerle dolu olduğu sürece, kelimelere ve kavramlara tutsak ve gerçekten uzak olursun. Pek çok insan gibi seyirci, eleştirici, fikir budalası, lafazan, mantıkçı olmayı bırakır ve yaşamın doğrudan gerçekliği ile temasa geçersen, tüm kelimelerin ötesinde yatan gerçeği tahmin edersin!
Yaradılışın nereden geldiğini araştırmayı,
Nereden geldiğini öğrenmeyi kim başardı?
Tanrılar, yaradılışın bu tarafında yaratıldılar!
Buraya nereden geldiklerini kim bilebilir?
Yaradılışı yaratan,
Gök kubbenin zirvesinden ona bakan,
Onu yaratan veya yaratmayan,
O bilir; ya da belki bilmez.
Soylu efendim! Kemik, deri, kas, ilik, meni, kan, sümük, gözyaşı, dışkı, idrar, safra ve balgamdan oluşan, kötü kokulu tohumsuz bu bedende, sevinci nasıl yaşayabiliriz!
Tutku, öfke, arzu, delilik, korku, tereddüt, kıskançlık, ayrılık, sevilmeyene bağlılık, açlık, susuzluk, yaşlılık, ölüm, hastalık ve buna benzer şeylerle yüklü bu bedende, sevinci nasıl yaşayabiliriz! Ayrıca bu dünyanın fani olduğunu ve aynen onun gibi, oluşan ve yine yok olan bu atsineklerinin, sivrisineklerin ve benzerlerinin, bu otların ve ağaçların...
Başka şeyler de var: büyük denizlerin kuruması, dağların devrilmesi, kutup yıldızının sarsılması, fırtınaların kopması, dünyanın batması...
Böyle şeylerin olduğu bir dünya gidişatında, sevinci nasıl yaşayabiliriz! Hele bundan bıkanların her seferinde yeniden geri dönmek zorunda kaldığını düşünürsek!
Schopenhauer'e göre yaşamın fenomen biçimi ne kadar yüksek ise acılar da o denli büyük ve açıktır. Bitkiden en aşağıdaki solucana ve böceklerden mükemmel sinir sistemine sahip omurgalılara kadar acıya karşıya hassasiyet gittikçe artar. İnsanlar arasında da açıkça kavrayan insan daha çok acı çeker. En çok da dâhiler.
Dolayısıyla felsefe ve konusu, felsefenin tek bir seferde belirlenebilecek bir kavram değil, tarihi olarak oluşan ve kendini sürekli geliştiren bir kavram olmasından dolayı salt kuramsal ve kavramsal olarak, yani bir tanımlama aracılığıyla sınırlandırılamaz ve belirlenemez. Neticede insan tininin gelişiminde ortaya çıkan belirli sorunları ve bunları çözmek için gösterilen gayretleri, özetle felsefe diye adlandırmaktayız. Bunların hepsine eğilmek ve onlar hakkında bir görüş sahibi olmak, yalnızca tarihi oluşumu içinde canlandırıldığı taktirde mümkündür. Yani, felsefe yapmak, felsefenim tarihi ile uğraşmadan mümkün değildir.
İstediğim taktirde, deneysel olan her şeyi göz ardı edebilirim (soyutlanabilirim).Duruma göre gülün kokusunu, rengini veya başka bir özelliğini göz ardı edebilirim. Oysa bir şeyi tasarımın kendisini yok etmeden gözardı edemem: Uzay içindeki yayılmışlığı. Uzay tasarımı a prioridir. Buna göre uzay, harici duyuların tüm fenomenlerinin bize verdikleri biçiminden başka bir şey değildir.Nesnelerin üzerinde yapışık değildir. Uzay tasarımını şeylere getiren bizleriz. İnsanın duyu organları öyle düzenlenmiştir ki algıladığımız her şey bize uzayda yan yana biçimde görünür. Görünmek! Duyuları duygulara aktarıyorlarsa gerçekten de dışarıdan onları etkileyen bir şeyler var olmalıdır. Dışarıdaki bu “şey” hakkında daha fazla söylenebilecek bir şey yoktur. Hariçteki bu şeyin bana daima duyularımın bana ilettiği biçimde “görünmesinden” dolayı önüme çıkan engeli asla aşamam. Bu fenomenin arkasında duran, “kendinde şey” hakkında hiçbir şey bilemem.
Bilgi nasıl mümkün olur, nasıl oluşur ve neden geçerli ve şüphe götürmezdir? Şankara, bununla 18. yüzyıl Avrupa'sında Kant tarafından sorulan soruyu ortaya atmaktadır ve Kant'ın ulaştığı sonuçlarla kıyaslanabilir sonuçlara ulaştığı söylenebilir. Tüm tecrübelerimize duyularımız aracılığıyla sahip oluyoruz. Bilgi dediğimiz şey, duyular tarafından sunulan malzemenin işlenmesinden başka bir şey değildir. Öyleyse bununla gerçeğin kendisini mi ellerimizde tutmuş oluyoruz? Şankara "Hayır" der. Tıpkı daha sonra Kant'ın yaptığı gibi, tüm tecrübelerin bir şeylerin gerçek özlerini değil, yalnızca duyularımıza yansıdıkları hallerini, yani görüngülerini gösterdiğine dikkat çeker. Bu yolla dünyanın özünün açıklanabileceğine inanmak, yanılgıdır, Maya'dır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünya Felsefe Tarihi
Alt başlık:
Vedalardan Tractatus'a
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
744
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050200232
Orijinal adı:
Kleine Weltgeschichte der Philosopie
Çeviri:
Nilüfer Epçeli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Hans Joachim Störig bu önemli kitabında bize felsefenin öyküsünü anlatıyor. “İnsanın varoluşun sırlarını, gerek etrafındaki dış dünyanın, gerekse kendi iç dünyasının sırlarını, düşünme aracılığıyla çözme gayreti olarak felsefe tüm mevcut yazılı kaynaklardan daha eskidir,” diyor Störig.
Yazılı kaynaklara bakacak olursak, felsefenin öyküsü Hindistan’da başlıyor, Çin’e, Eski Yunan’a, Ortadoğu’ya ve günümüzde artık sadece bir coğrafi konum olmaktan çıkıp etkisini tüm dünya sathına yaymış olan Avrupa’ya dek uzanıyor.
Felsefenin öyküsünü dinlerken Mahavira, Konfüçyüs, Sokrates, Kant, Rousseau, Marx, Wittgenstein, Popper gibi filozofların öğretileri ve Vedalardan Tractatus’a pek çok önemli eserin içeriği hakkında bilgi sahibi olacaksınız.
Filozofların ne yapmaya çalıştığını anlamanın en güzel yolu, yazara göre, felsefeye Kant’ın gözlükleriyle bakmak ve onun sorduğu soruları sormaktır: Ne bilebiliriz? Neye inanabiliriz? Ne yapmalıyız?
Störig’in özellikle felsefe konusunda “uzman olmayan” okura yönelik olarak, basit ve anlaşılır bir dille kaleme aldığı bu kitapta, pek çok filozofun bu sorulara ne yanıtlar verdiğini öğreneceksiniz.

Kitabı okuyanlar 16 okur

  • “hayretdiyebiri”
  • Ozan Aydın
  • Sevcan
  • Hayrettin Erkan
  • Rim Marlen
  • Sinan Tekin
  • Umut çelik
  • Gizemlikimlik
  • Sapere Aude
  • Pelin Özdemir

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.9 (3)
9
%28.6 (2)
8
%28.6 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0