Dünyadan Aşağı

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.442
Gösterim
Adı:
Dünyadan Aşağı
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
274
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750523601
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Önümde belki bir dakika var, belki bin dakika.Belki bir gün var, belki bin gün... Geride ise yüzlerce hatayla, çok eksiklerle, dile gelmemiş suçlarla, telafi edilmemiş ihmallerle dolu bir hayat. Hangisini, ne ara düzelteceğim? Nereden başlayacağım kendi cennetimin yolunu döşemeye? Zamanla yarıştan galip çıkan var mıdır? Kader, insanın başına gelen değil midir? Bu sonsuz ihtimalli dünyada, Allah katında mükemmel bir düzenek kurmak mümkün müdür? Çok zor... İşim çok zor. En iyisi, çekyatta derin bir uyku.
274 syf.
·2 günde·6/10
Arkadaşımın şiddetli tavsiyesi üzerine alıp okuduğum ilk Gaye Boralıoğlu kitabı. Kitap sürprizlerle dolu bir sona doğru sıkmadan akıp gidiyor. Bolca soru soruyor, sorgulatıyor. Bir cehennem düşüncesidir ki hiç yakasını bırakmıyor zaten baş karakterimiz Hilmi Aydın'ın. Ve kapanmayan yaralarla dolu bir baba oğul ilişkisinin bir hayatın akışını nasıl değiştirebileceğini seyrediyoruz nasıl savurabilecegini ordan oraya. 'Bir çocuğu kemiren ya bir babadır ya da yokluğu' Nasıl sevmeyi bilmiyoruz onu vuruyor yüzümüze. Her şeye rağmen bir babayı sevme ve bir baba tarafından sevilme isteğinin feryadı diyebiliriz belki bu kitap için.
Romanı tek cümle ile tanımlamak gerekirse, baba-oğul ilişkisi merkezinde gelişen dokunaklı hikâyesiyle, tarihsel ve kuşaklar-arası hesaplaşmanın en afili savaş alanı: Dünyadan Aşağı.

Sayfaları çevirirken, aynı zamanda İstanbul’un seneler içindeki dönüşümünü de izliyorsunuz belgesel gibi... Gaye Boralıoğlu’nun okuduğum ilk kitabıydı, kendi adıma yazarla güzel bir tanışma oldu bu kitap. Gelecekte yazarın diğer kitaplarını da okumak isterim.
274 syf.
·3 günde·10/10
Kendini hakikatle ilişkisi olmayan bir duruma ikna etmek, insanoğlunun en temel özelliklerinden biridir. Başka hiçbir canlıda böyle bir yetenek yoktur. Bu tür insanlar, etrafında, hatta kendi hayatlarında olup bitenlerin dışında tamamen zihinlerinin içinde, sadece kendilerine özgü bir sebep-sonuç zinciri kurarak bir gerçeklik icat ederler ve ona kalben inanırlar. Kendi inandığına ikna olmuş bu soydan bir kişiyi yolundan döndürmek, hele de somut gerekçeler, açık seçik kanıtlar göstermek, beyhude bir çabadır., çünkü olgular tamamen başka evrenlerden derlenmiştir. Hilmi Aydın' da bu yeteneğe sahip insanlardan biridir.
274 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Dünyadan Aşağı, Kitap Ağacı Adana grubumuzun eylül ayı kitabıydı.

Kitabın başında kahramanımız Hilmi Aydın’ın başından vurulduğunu okuyoruz. Ölümle yaşam arasında gidip gelirken cehenneme gideceğini gördüğü bir düşten(?) sonra Hilmi Aydın hayatını ve yaptıklarını gözden geçirmeye karar veriyor.

Hani bir erkek yazardan başkarakteri kadın olan bir roman okuruz ve eğer o kadın karakter iyi yazılmışsa “Bir erkek bir kadının düşüncelerini, hislerini nasıl bu kadar iyi bilebilir, bu kadar iyi anlatabilir?” deriz ya, bu kitabı okuduktan sonra bir kadın yazarın bir erkek karakteri bu kadar başarılı şekilde yansıtmasından etkileneceksiniz. Hilmi Aydın son zamanlarda okuduğum en gerçekçi karakterlerden biri. Her gün yolda karşılaştığınız, karşınıza çıkan, akrabanız, komşunuz olabilecek kadar gerçek. Hatta kitabı okurken size birilerini anımsatabilir.

Kitapta hoşuma giden bir detay da kimsenin tamamen haklı ya da tamamen haksız olmamasıydı. Hangi karakter konuşursa ona hak verir gibi oluyorsunuz. Herkes kendi bakış açısına göre mağdur, kurban.

Kitap genel olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Hilmi Aydın’ın eşiyle olan ilişkisine, ikinci bölümde ise babasıyla olan ilişkisine odaklanıyoruz. Bu bölümlerin sonunda ise bizi bir sürpriz bekliyor. Ben kitabın sonunda bir şeyler olacağını hissetmiştim ama sonunu doğru tahmin edememişim.

Gaye Boralıoğlu okuduğum ilk romanıyla beni etkilemeyi başardı ve takip edeceğim yazarlar arasına girdi. Size de kitabı “hararetle” tavsiye ediyorum :-)

Kitapla ilgili ayrıntılı yorumuma blogumdan ulaşabilirsiniz: https://suleuzundere.blogspot.com/...u-dunyadan-asag.html
274 syf.
·2 günde·9/10
Hain koca ve hain evlat Hilmi Aydın'ın hayatının sonunun başlangıcına hızla geçiş yaptığımız bir güzel kitap. Başında bir kurşun ile diğer tarafa giden Hilmi Aydın'ın sonraki yaşamındaki cehenneme gitme korkusu ve akabinde "iyi bir insan" olursa cennette bir yer edineceği düşüncesi ile karısını nasıl aldattığını, babasının kendisine kalan işini nasıl batırdığını, hayatını nasıl yok ettiğini ve aslında içinde iyilik olmayan birinin asla sonradan iyi olamayacağını kimi zaman Hilmi Aydın müptezelinin ağzından yalan yanlış, kendini kayırarak; kimi zaman bu yalanları düzelten yazarın ağzından okuyoruz. Kendisine sunulan fırsatları babasına duyduğu hınç ile yok edip kendini tatmin ederek bir nevi intikam aldığını zanneden fakat aslında hep kendisine ve hayatına zarar veren bir başıboş insan Hilmi Aydın. onunla mutlaka tanışmanızı isterim -ki onun gibi olmayın. Gaye Boralıoğlu çok güzel bir kitap sunmuş bize. İyi ki okudum, çok mutluyum.
274 syf.
·8/10
Hilmi Aydın bazen sinir olduğumuz bazen bizi güldüren kolay kolay unutamayacağımız bir karakter.Kitap hem iç ses hem anlatıcı tarafından yazılmış iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu.Farklı kurgusu ve beklenmedik bir sonla bitmesiyle herkesin beğeneceğini düşünüyor gözüm kapalı herkese tavsiye ediyorum.
274 syf.
·28 günde·Puan vermedi
3 kuşak baba-oğul çatışmasını okuyoruz kitap boyunca. Babasından ilgi görememiş çocukların yarım kalışlarını. Her başarısızlıklarının sebebi olarak hep babalarını göstermelerini. Kitap dünyadan aşağı son sürat yuvarlanan Hilmi Aydın’ın etrafında dönüyor. Kendisine sinir olmadan okumak mümkün değil bence. Çift anlatıcılı, çok akıcı bir dili olan, tanıdık karakterlerin hikayesi.
Bir çırpıda ve oldukça severek okuduğum herkesin kendisinden bir şey bulacağı bir kitaptı. Kesinlikle okumalısınız.
274 syf.
·Puan vermedi
Daha önce hiç duymadığım bir yazar, ilk kez gördüğüm bu kitap “çok güzeldir” diye elime tutuşturuldu. Uzun bir süre beklettim kendim seçmediğim için beğenmeme korkusuyla başlayamadım. Başladım, sürüklendim, bitti buradayım. Kitabı okurken durup durup yazar erkek mi acaba ya diye bir tekrar baktım ama yok kadın. Bravo valla. Ben baş karakter Hilmi Aydın’ı sevdim çünkü bazı bazı kendime benzettim. Sevimsiz, bencil bir insan. Kafka’ya aşık bir insan olarak baba oğul çatışmalarını severim belki de bu yüzden Kafka’ya aşık bir insan oldum, bilemiyorum. Yazar da bir süre Kafka’yla takılmış yazmadan önce, belli de oluyor zaten. Onun ismini görmek son sayfalarda beni ayrıca etkilemiş olabilir -kabul-. Kitabın başlangıcı ve sonu çok farklı hiç beklenmeyen bir şekilde bitiyor, benim çok hoşuma gitti ya. Bence okuyun yani en azından benim gibi ön yargılı olup da ben bu ismi hiç duymadım diye geri duymayın.
274 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Dünyadan Aşağı benim Gaye Boralıoğlu’yla tanışma kitabım oldu.Çok geç kalmışım diye hayıflanarak okudum bu güzel kitabı.Yazar hakkında yaptığım araştırma sonucunda öncelikle beğeniyle izlenen hala insanlar tarafından hatırlanan bir çok dizinin senaryosunu yazmış.Bir İstanbul Masalı,Hırsız ve Mavi,Eylül Fırtınası,Zerda gibi...



Dillendirilmemiş duygular,kabuk bağlamış yaralar,üç nesil baba ve oğullarının sessiz çığlıklarını duydum kitapta.



Hilmi Aydın karakterinde ve anlatıcı karakter üzerinden, kapıldığım duygu insan sadece anlattıkları ve karşısındakine hissettirdikleri kadardır.
Hilmi Aydın her ne kadar kendini aklamak adına,yaptıklarıyla hesaplaşmak adına kendince açıklamalar yapsa da,hayatı mış gibi yaparak,iyi bir eş,iyi bir sevgili,iyi bir patron ve iyi bir evlat en önemlisi içine oturmuş cehennem korkusundan kurtulmak adına iyi bir müslümanmış gibi hayatı mışlar üzerine kurulu,riyakâr,samimiyetsiz bir,eline yüzüne bulaştırıp,sonrada köşesine çekilen bir karakter.Hem tutunamayan hem de bir aylak adam.Tüm ilişkilerinde kendisiyle hesaplaşmak yerine hep karşısındakini suçlayanlardan.
Kitabı okurken, Hilmi Aydın’a sinirlenmek ve anlamak adına empati yapmak arasında gidip geldim,çünkü olayları bükmede çok usta.

Aslında burda baba figürü çok katmanlı geldi bana.Baba,devlet,erk ve otorite gibi bir çok sorunsalı da içinde barındırıyor hissine kapıldım okurken.

“İnsan yaralı bir hayvandır”’la başlayıp aynı cümleyle biten kitabın kapağını kapatınca ister istemez düşünmeye başlıyor insan,çevremizde kendimizde dahil olmak üzere kim Hilmi Aydın,kim Selim Aydın,kim Ali Cemal diye.
Hilmi Aydın’ların çoğaldığı bir toplumda Dünyadan aşağı yuvarlanıp gidiyoruz.

Suskun kalmış,dillenmemiş,sevgi insana verilecek en büyük cezadır.

Bir çocuğu kemiren ya bir babadır ya da yokluğu-Özge Dirik
274 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Baba-oğul trajedisi..
Genelde kız cocuklarında baba sevgisinin yoklugundan oluşan travmaları okumaya alışkın biri olarak 3 kuşak baba-ogul üçgeninde anlatıcı kısımlarının oldugu bölümler özellikle en sevdiğim bölümlerde ailenin 2 üyesinin yazarlık yapmadı son bölümlerde anlatıcının kimliğini acıklamasıyla kitabı bir daha okuyup anlatıcının tesire girmeden bagımsız bi gözle okundugunda daha da enfes bi hale gelecek bi kitap
274 syf.
·8 günde·8/10
Gaye Boralıoğlu, Dünyadan Aşağı romanında unutulmaz bir anti kahramana imza atıyor: Hilmi Aydın. Sık sık, gerçeğin kurguya, kurgunun da gerçeğe karıştığı, birden fazla anlatıcıya sahip, metin içinde metinlere kusursuz bir dil eşlik ediyor. Okur hem hayatındaki Hilmi Aydın ile hem de ileride ona dönüşme korkusuyla kendisiyle hesaplaşıyor. Çok başarılı
Ben çocukken Bakırköy'de bahçeli evlerin sıralandığı küçük bir mahallede oturuyorduk. Sokakta oynamayı severdim. Aynı yaşta bir sürü çocuk, bazen futbol ya da misket oynardık bazen de arka mahallelere meyve toplamaya giderdik. Kural şuydu: Hava kararmadan evde olunacak. Babam lokantalarda çalıştığından gece eve geç gelirdi, bu yüzden bu kural aslında çok da sorun olmazdı çünkü annemi ikna etmek kolaydı. Onun için babamın haberinin olmaması yeterliydi. "Tamam, bir saat daha oyna, ama babana söyleme!"
   O gün nasıl olduysa erken gelmiş eve. Bir ara bir ıslık duyduğumu hatırlıyorum hayal meyal, herhalde beni çağırmıştı, yoksa rüya mı görmüştüm, bilmiyorum. Annem, "Çıkıp bulayım Hilmi'yi," demiş, babam izin vermemiş "Bırak kendi gelsin," diye cevap vermiş. Belki de daha bu konuşma sırasında olacakları öngörmüş, planını yapmıştı.
   Oyuna dalmıştım herhalde, hatırlamıyorum, havanın karardığını fark etmemişim. Seslenen de olmayınca unutmuşum işte evin yolunu. Bütün çocuklar dağılıp tek başıma kalınca döndüm eve. Zili çaldım. Hiç unutmuyorum o ânı. Kapı açılmadı bir türlü. Normal şartlarda annem ikiletmezdi zili hiç, hop diye kapının otomatiği açılıverirdi. Ama bu sefer öyle olmadı, birkaç kez daha bastım zile, açan yok. Ürkmeye başladım. Hava da iyice kararmış. Koydum elimi zilin üstüne açılana kadar kaldırmayacağım, çın çın ötüyor ev. Sonunda kapı değil, pencere açıldı. Babamın başı uzandı dışarıya. "Anlaşılan sokakta oynamayı o kadar çok seviyorsun ki kuralların hiçbir önemi yok senin için. Pekâlâ madem öyle, kal o zaman sokakta," dedi ve camı kapatıp içeri girdi.
   Belki henüz okula bile gitmeyen, küçücük bir çocuktum. Bunun geçici bir ceza olduğunu anlayamadım. Artık sokakta yaşamak zorunda kalacağımı, bir daha asla evime giremeyeceğimi sandım. Karanlıktan, sokaktan, yalnızlıktan öyle korkuyordum ki hiçbir şey yapamadım. Dönüp gidemedim, zile basmayı sürdüremedim, oturacak yer bulamadım, ağlayamadım bile. Başımdan ayaklarıma doğru korkunç bir ateş bastı, o an öleceğimi sandım ama yardım istemek için ağzımı açıp ses bile çıkaramadım. Orada ne kadar öyle kaldım, sonra kim beni içeri aldı, olaylar nasıl gelişti hatırlamıyorum. 
   Babam iyi bir şey yaptığını sanıyordu muhtemelen, bana kurallara uymayı öğretiyordu, beni karanlık sokakların tehlikelerinden korumak istiyordu; karanlık sokakta bırakarak! O anda benim içime nasıl bir korku yerleştirdiğinin farkında değildi. Çok da anlayamadığım bir nedenle bir anda kapının önüne konmak korkunç bir duyguydu. Babamın muhtemelen hatırlamadığı o an benim için kâbuslarımın başlangıcıydı. Terk edilme korkusunun, evimi kaybetme kaygısının bir daha hiç silinmemek üzere yüreğime çöreklendiği andı. Şimdi düşünüyorum da, Nihan'a bu kadar tutunmamda, evden atılmaktan bunca korkmakta herhalde bu hikâyenin önemli bir etkisi vardı.
   Babamın sevdiği bir yemeği yaparken gösterdiği itinayı hatırlıyorum. Sebzeleri okşar gibi tutar, neredeyse canları acımasın diye yumuşacık hareketlerle soyar, sanat yapıyormuş gibi pişirmeye hazırlardı. Tencereye bir şeyler dizerken, yemeği karıştırırken, küçük bir kaşıkla üfleye üfleye tadına bakarken dikkati bütünüyle yaptığı işin üzerindeydi. Oysa bana bakarken hep aklı başka yerdeydi. Kafasının gerisinde bir olması gerekenler zinciri vardı ve daima o zincirin hangi halkasına tutunduğumu test ederdi.
   Zamanla içime bir yumruk oturdu; aslında onun suratına inmesini istediğim ama yapamayacağımı bildiğim için kalbimin derinliklerine gömdüğüm koca bir yumruk. 
   Çocukluğum boyunca onun etki alanındaydım; başka herkes gibi. Annemin ona bir gün itiraz ettiğini hatırlamıyorum. Korkusundan değildi baş eğmesi, hayranlığındandı. O ne yaparsa en iyisi olacağından, ne düşünürse en doğrusu çıkacağından kuşkusu yoktu. Kimsenin yoktu. Yanında çalışan işçilerle de ilişkisi öyleydi. Elini öpmeden dükkândan ayrılmazlar, sabah yüzünü görmeden gülümsemezlerdi. Nasıl bir his yayıyorsa etrafına, onun çekim alanındaki herkes suskun ve itaatkâr olurdu. 
   Başlangıçta ben de öyleydim. Kocaman ellerine, iri gövdesine, ses tonuna, ağzından çıkan kelimelere bayılırdım. Kimseye belli etmeden, evin uzak bir köşesine geçip gözlerinde yanıp sönen kıvılcımı izlerdim. Kalabalık lafları sevmezdi. Yumuşak ama tok bir ses tonuyla, az ama öz konuşurdu. Sanırım bu yüzden de daha etkili olurdu. Aynı cümleler başka birinin ağzından çıksa kolayca kulak arkası edilebilecekken, babamın ağzından çıktığında bir kutsallık örtüsüne sarınırdı. 
   O örtünün aslında bize dair bir yanı olmadığını, tamamen babamın dokunulmazlık alanıyla ilgili olduğunu sonradan anladım. İlk kez ne zaman isyan ettim, o derin hayranlık nasıl oldu da kızgınlığa dönüştü, bilmiyorum. Tek tek olaylar anlatmak isterdim. Bütün olguları, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte sıralamayı tercih ederdim ama yapamıyorum. Zaten babamın başarısı da buradaydı. Tıpkı hiç iz bırakmayan ve öylece asla yakalanmayan katiller gibi karşısındakine itiraz şansı bırakmazdı. İsyan etmen gerektiğini bilirdin ama görünmez bir kuvvet seni engellerdi. Babamın asıl sırrı işte buydu. Hiçbir zaman dile gelmeyen, Sırlar kitabının satırları arasında bile asla bulamayacağımı bildiğim sır! 
   Şimdi düşünüyorum da onun bin bir özenle, milimi milimine ölçerek biçerek, tembihler ederek verdiği bir tarifin içine tarifte hiç olmayan bir sebzeyi koymak belki de benim ilk gerçek isyanımdır. Kereviz benim intikamımdır.
Gaye Boralıoğlu
Sayfa 172 - İletişim Yayınları
Bu cümlelerin onda birini zamanında Nihan’a söylemiş olsaydım belki her şey daha farklı olurdu. Hayat ah’larla geçiyor işte; çıkardığımız dersler sonraki sevgiliye kalıyor.
Gaye Boralıoğlu
Sayfa 147 - İletişim Yayınları
Şimdi düşünüyorum da onun bin bir özenle, milimi milimine ölçerek biçerek,
tembihler ederek verdiği bir tarifin içine
tarifte hiç olmayan bir sebzeyi koymak
belki de benim ilk gerçek isyanımdır.
Kereviz benim intikamımdır.
(...)Hangisini, ne ara düzelteceğim? Zamanla yarıştan galip çıkan var mıdır? Kader, insanın başına gelen değil midir? Bu sonsuz ihtimalli dünyada, Allah katında mükemmel bir düzenek kurmak mümkün müdür? Çok zor...İşim çok zor. En iyisi, çekyatta derin bir uyku.
Bir insanın yalnızlığa tahammül edebilmesi için orta yerinde çok sağlam bir iskelete sahip olması gerekir; aklın rüzgârlarıyla eğilip bükülmeyecek, gönül fırtınalarıyla savrulmayacak, boş duvarlardan gelen yankılarla dertlenmeyecek bir ruh iskeletine.
Kendini hiçbir zaman sonucunu öğrenemeyeceği ama aslında hayatını değiştirecek olan bir sınava girmiş gibi hissediyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyadan Aşağı
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
274
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750523601
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Önümde belki bir dakika var, belki bin dakika.Belki bir gün var, belki bin gün... Geride ise yüzlerce hatayla, çok eksiklerle, dile gelmemiş suçlarla, telafi edilmemiş ihmallerle dolu bir hayat. Hangisini, ne ara düzelteceğim? Nereden başlayacağım kendi cennetimin yolunu döşemeye? Zamanla yarıştan galip çıkan var mıdır? Kader, insanın başına gelen değil midir? Bu sonsuz ihtimalli dünyada, Allah katında mükemmel bir düzenek kurmak mümkün müdür? Çok zor... İşim çok zor. En iyisi, çekyatta derin bir uyku.

Kitabı okuyanlar 98 okur

  • Ayşegül bilgin
  • ipek
  • Fahrettin Ballıoğlu
  • Fatih Açıkgöz
  • GÜLŞAH KORKMAZ
  • Derya Deniz Güneş
  • Seda Eryaşar
  • Cihan Yaylaci
  • Ferya Fertelli
  • Onur BAYRAKTAR

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (13)
9
%26.9 (14)
8
%21.2 (11)
7
%11.5 (6)
6
%11.5 (6)
5
%0
4
%3.8 (2)
3
%0
2
%0
1
%0