Dünyaların Savaşı

7,6/10  (30 Oy) · 
58 okunma  · 
23 beğeni  · 
1.018 gösterim
Uzayın derinliklerinde.. engin, soğuk ve duygusuz zihinler bu dünyayı kıskanç gözlerle izliyor ve bize karşı uygulayacakları planlarını yavaş yavaş geliştiriyorlardı.
  • Baskı Tarihi:
    2013
  • Sayfa Sayısı:
    240
  • ISBN:
    9786053752820
  • Orijinal Adı:
    The War of The Worlds
  • Çeviri:
    Ali Kaftan
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:

Anahtar Kelimeler: Herbert George Wells, Dünyaların Savaşı, Bilim-Kurgu, Klasik.

Herbert George Wells, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplarda bilimsel kitaplarından yararlandığı aydınlardan biri. Ayrıca Nutuk’ta adı geçen tek yabancı aydın. Bu özelliğinin yanı sıra Wells, Jules Verne ile birlikte bilim-kurgu edebiyatının kurucularından. Wells’in 1898’de War of the Worlds romanı bir dönem “Merihliler Yeryüzünde” adıyla Türkçe’ye çevrilir. Günümüzde “Dünyaların Savaşı” olarak isimlendirilen roman genel ifadeyle Marslıların Dünya’ya gelerek burada insanlara yaşattığı yıkımı konu alır.

Mars gezegeni üzerine birisi günümüzde ( #27316286 ) diğeri iki yüz yıl önce ( incelemeye konu olan) yazılmış iki bilim-kurgu romanını üst üste okuyunca ortaya kendiliğinden bir soru çıkıyor. Mars ile ilgili geçmişte yapılan bazı bilimsel gözlemler Mars’ta hareket eden canlıların olduğunu söylüyor. Geçmişin teknolojisi düşünüldüğünde bilim insanlarının görmek istediklerini gördükleri söylenebilir.

Öte yandan günümüzdeki bilimsel çalışmalar ise Mars’ta canlı izine rastlanmadığını ancak bir dönem nehir ve göl gibi su kaynaklarının varlığını ve zamanla bunların yok olduğunu tespit etti. Acaba günümüzün teknolojisi Mars’ı gözlemlemek için geç kalmış olabilir mi? Teknoloji gelişene kadar Mars’ın evrimini tamamladığı ve gezegende yaşamın son bulduğu düşünülebilir mi? Dünyadaki su kaynaklarının giderek azalmaya, toprakların verimsizleşmeye, atmosferdeki dengelerin bozulmaya başladığı göz önüne alınırsa, Dünya’nın da uzunca bir zaman sonra evrimini tamamladığında Mars gibi çorak, -60 derece sıcaklıkta ve oksijensiz bir gezegene dönüşeceği söylenebilir mi? Özetle, insanlık Dünya’da yaşamın başındayken Mars yaşamın sonuna gelmiş demek için kanıt bulunabilir mi? Hem burada “yaşam” ve “canlı” nedir? Bildiğimiz anlamda “yaşam” ve “canlı” mı? Peki Dünya’mız dışında bilmediğimiz anlamda bir “yaşam” ve “canlı” var olmuş olabilir mi?

Wells’in romanında insanın bilmediği anlamda bir yaşam ve canlılar var Mars’ta. Dünya’yı ele geçirmeye gelen Marslılar insan medeniyetinden daha gelişmiş üstelik. Wells kitabın hemen giriş cümlesinde Marslılar için “insanoğlundan daha akıllı, yine de onun kadar ölümlü varlıklar” derken hem bu gelişmişliği vurguluyor hem de kurgunun devamında dünyaların bu savaşında insanların pek de çaresiz olmadıklarının ipucunu veriyor. Burada okur, insanlığın Marslılarla mücadelede zorlanacağı, kayıplar vereceği ancak yine de Marslıları yeneceği anlamına ulaşabilir. Eğer bunu yaparsa kurgunun devamı için akışı takip etmekten başka yapacak bir şeyi kalmıyor.

Roman, dünyayı kendinden ibaret sanan emperyal İngiliz zihniyetinin ürünü olarak yorumlanmaya açık. Öyle ki, Marslılar Dünya üzerinde işgal için yalnızca İngiltere’yi seçiyor. İlk başlarda bu seçim sosyalizmi benimseyen yazarın kendi sömürgeci ulusuna ders vermek istediğini düşündürse de ilerleyen bölümlerde yazarın -belki de bilinç dışının yazara oynadığı oyunla- İngiltere ve insanlığı özdeşleştirdiği söylemleri kuvvetlendikçe bu pek masum durmuyor. Öyle ki, söylemlerin uzandığı nokta şu: “İngiltere insanlıktır. İngiltere düşerse Dünya düşer ve İngilizleri ancak doğaüstü güçler yenebilir.” Wells böyle düşünebilir. Çünkü ne Birinci Dünya Savaşı ne de Kurtuluş Savaşı oldu o dönemde.

Marslıların tasviri de özellikle dikkat edilmesi gereken bir yan. Mekanik ahtapotlara benzeyen araçlarının içinde dünyayı yakıp yıkan Marslılar, yuvarlak vücutlu, tuhaf gözleri olan, insan kanıyla beslenen ve yalnızca zeka yetisi olan fantastik yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Asıl önemli olan daha ilk andan itibaren henüz bir savaş başlamadan Marslıların düşman olarak tanıtılması. Bir diğer bilim-kurgu yazarı Arthur Clarke’ın ön sözde belirttiği gibi “her yabancı düşmandır” bakışı dünyalar arasında olması ihtimal olan münasebetin düşmanlık olacağı gibi de bir kanı oluşturuyor. Dolayısıyla Wells’in kurgusu gezegenler arası tanışma için hiç de olumlu bir başlangıç değil.

Wells’in romanının izleksel açıdan hayli güçlü olduğu bölümler de var. Efendisi olduğu dünyada diğer canlıların yaşam haklarına saygı göstermeyen insan, kendisinden daha güçlü olan Marslıların dünyasında birer kafes böceğine dönüşüyor. Öte yandan Marslılar karşısında bu kadar aciz kalan insanlığı kurtaransa insan nazarında pek de bir önemi olmayan bakteriler. Bakterilerin gelişmiş Marslıları öldürmesi, önemli olanın gücü elde bulundurmak olmadığına işaret ediyor.

İnsanlığın Marslılar karşısındaki aczini sembolize eden karakter olarak bir papazın seçilmesi de ilginç. Papaz, bütün bu olayların dünyada acı çeken insanlara göz yumduğu için insanlığa Tanrı tarafından verilen bir ceza olduğunu ifade ederken en sonunda da deliriyor. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi dinin öğretilerine uymayan insan cezalandırılır. İkincisi din ve din adamları dahi Marslılar karşısında aciz.

Eser birincisi on yedi, ikincisi on bölümden oluşan iki kitaptan oluşuyor. Bir başka ifadeyle alt bölümlere ayrılmış iki ana bölümden: Marslıların Gelişi ve Marslıların Kontrolündeki Dünya. Eserin bölümlere ayrılması ve dilinin basitliği okumayı kolaylaştırıyor. Bir bilim-kurgu romanının aksine Wells’in romanında bilimsel terim kullanımı çok az. Bu, romanın yazıldığı dönemdeki bilimin seviyesine bağlanabilmekle birlikte Marslılardan her anlamda geri olan insanlığın bilinmeyen bir durumu tarif edememesinin normal olduğu şeklinde de yorumlanabilir. Öyle ya Marslılar insanlara daha önce hiç görmedikleri makineler ve eylemlere geliyor. Fikri ya da maddesi olmayanın adı da olmaz. Zaten Wells de bunu vurgulamak istercesine bu bilinmeyen nesneleri “şey” olarak dillendiriyor. Burada Wells’in insanlığın Marslılar konusundaki cehaletini okura verebilmek adına çok yerinde bir hamle yaptığının hakkını vermek gerek. Az sayıda olan bilimsel terimler de o nesnenin fiziki görünüşlerine bakılarak yapılan betimlemelerden ibaret. Örneğin, insanları yakıp kavuran ışık için “ısı ışını”, Marslıların dünyaya ayak bastığı silindir şeklindeki araçları için de “silindir” kelimelerinin kullanılması gibi.


Bugünün bilim birikimiyle bakıldığında romandaki bazı bilimsel alt yapının zayıf olması –yer çekimi, atmosfer ve basınç farkı vs.- kitabın iki yüz yıl önce yazılmasıyla açıklansa da bazı teknik kusurlara kılıf bulunamıyor. Örneğin ben anlatıcı kullanılmış olmasına rağmen ben anlatıcıyla aynı zamanda aynı mekânda bulunmayan bir başka karakterin tanrısal anlatıcı yeteneklerinin kullanılarak ben anlatıcı tarafından sunulması. Ben anlatıcı şahit olmadığı olayları nasıl bu kadar detaylı ve eş zamanlı anlatabiliyor?

Bir diğer teknik eksiklik de dramın yeteri kadar sağlanamaması. Kitabın uzunca bir bölümü –özellikle ilk ana bölüm- onlarca aksiyonun betimlenmesiyle geçiyor. Bu noktada tamamen bir hareketlilik var. Dahası yazar bu olaylar içindeki her bir nesneyi uzun uzun betimliyor. İngiltere’nin kenar şehirlerinden Londra’ya kadar uzanan bir işgal var ve yazar bu işgalin her bir zerresini uzun uzun anlatıyor.

Romanın dramatik unsurlar ve felsefi söylem bakımından ancak son üç dört bölümde güçlendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla okurun kaz gelmesi için birçok tavuğu feda etmesi gerekiyor. Bu çıkarımları yazarın okura bıraktığı düşünülebilir. Ancak bir edebi eserde aksiyonun belli bir dozda kalması ve asgari bir dram ve felsefenin de bulunması gerekir. Aksiyon açısından göreceli olarak doyurucu olan romanın son bölümlerindeyse dram ve felsefe fazlasıyla var. Wells’in, bütün dram ve felsefeyi sona sakladığı söylenebilir. Yine de Wells’in dramı ve felsefi söylemi önemseyen okur kesiminin beklentisini ne kadar doyurduğu tartışmaya açık.

Kurgu içerisinde yazarın mekânı olayların akışına göre şekillendirdiği görülüyor. Marslıların insanları katlettiği anlarda hava kapanır, karanlık çöker. Marslıların yenildiği anlarda ise hava aydınlanır ve güneş doğar. Dolayısıyla Wells, gerilimin tırmanışına göre labirent mekanları da açık mekanları da yerinde kullanıyor.

Özetle Dünyaların Savaşı, ilklerden olması bakımından bilim-kurgu edebiyatı için önemli bir eser. Teknik açıdan kusurlar barındıran eserin izlek bakımından altı çizilmesi gereken bölümleri olduğu kadar yine izlek bakımından üstü çizilmesi gereken bölümleri de var. Dili, hem bilimsel terimlerin azlığı hem de sade kullanılışıyla okuru zorlamıyor. Okurun işini kolaylaştıran bir başka etken de kitabın bölümlere ayrılmış olması. Kusurlarının bazıları iki yüz yıl önce yazılmış olmasına bağlanabilecek kitap, birtakım olumsuz izleğe karşın insanlığa Dünya’daki konumunu hatırlatmakta ve insanların bu gezegendeki diğer canlıları yok sayan keyfi uygulamalarına eleştiriler getirmekte.