Dünyanın İlk Günü 1453

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.000
Gösterim
Adı:
Dünyanın İlk Günü 1453
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
664
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058093584
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kopernik Kitap
Baskılar:
Dünyanın İlk Günü
Dünyanın İlk Günü İmparatorluk - I
Dünyanın İlk Günü 1453
Fatih ve fetih...
Dünyanın kaderini değiştiren sultanın efsanevi romanı...
Fatih’in çocukluğu, gençliği ve azmi...

İstanbul, Türklerin eline geçtiği zaman şehirden kaçan Batılı bir tarihçi, “Bugün dünyanın son günü,” diye not düşer defterine. “Medeniyet, barbar Türklerin eline geçti ve insanlık öldü.” Batı’taki Türk-İslam algısı üzerine uzmanlaşan akademisyen-yazar Beyazıt Akman işte bu cümleyle; yani 29 Mayıs 1453’ün gerçekten dünyanın sonu mu, yoksa insanlık tarihinin altın çağlarından birinin başlangıcı mı sorusuyla yola çıktı. Akman, yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceledi, beş yıl boyunca bu konuyu araştırdı. Ve daha yayınlanır yayınlanmaz tarihi roman alanında çığır açan, kısa zamanda bir kült eser haline gelen bu roman ortaya çıktı.

Ülkemizdeki etkisi sadece yazılı edebiyatta değil beyaz perdede ve TV yapımlarında da hissedilen Dünyanın İlk Günü yeni baskısı ve yüzüyle karşınızda...

Doğu Roma'nın merkezi Konstantinopol'den kaçırılan Alexander, yaşayabilmek için çocukluk aşkından ayrılmak zorunda kalır. Aşkına tekrar kavuşmaya söz veren Alexander, doğduğu topraklara hiç beklenmedik bir şekilde geri dönecektir. Aradığı adaleti başka topraklarda bulmuş ama ilk aşkını hiç unutmamış bir yeniçeri olarak... Aynı tarihlerde ve aynı coğrafyada, kaybettiği sevgili eşinin yasıyla birlikte elçiden çok seyyah olup çıkan İtalyan Alberti Balbi ise el yazması eserler kopyalayıp çoğaltan Müslüman bir kıza, Nilüfer'e vurulur. Alberti'nin, adeta eski aşkının ve yasının doğal bir uzantısına dönüşen bu imkânsız aşkı satır satır döktüğü gizli defteri, gittikçe tarihin en önemli tanıklarından birine dönüşecektir. Zira aynı dönemde, 19 yaşındaki bir sultan, genç Mehmet, sadece Alexander ve Alberti'nin değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir olayı, İstanbul'un fethini gerçekleştirmek üzeredir...

Alexander'ın aşkını, Alberti'nin hüznünü ve Mehmet'in azmini film izlercesine, bir solukta okuyacak, bir daha unutamayacaksınız.
624 syf.
·8 günde·9/10
Tarihi içerikli kitapları cok severek okudugum soylenemez, bir sayısalcı olarak tarihleri, savaşları ya da olayların geçtiği yerleri ezberimde tutamadığım için zorlanırım okurken. Beyazıt akman bu tabuyu kıran nadir yazarlardan benim için. Fatih sultan mehmedin Istanbulun fethine kadar olan süreci kronolojik olarak cok guzel bir dille sade herkesin anlayabileceği şekilde çok güzel anlatmış. Okurken sizi tarihi bir kitap dünyasından uzaklaştırıyor. Kitabın devamı var son seferad- imparatorluk 2, onu da aynı keyifle okuyacağımı düşünerek, sizlere de keyifli okumalar diliyorum:)
624 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Beyazıt Akman'ın muhteşem yorumuyla bizlere sunduğu bu eser efsanevi surukleyiciliği ile beni mest etti.Özellikle tarihi roman severler icin bulunmaz bir nimet.
İstanbulun fethinin dalga dalga kronolojik bir sırayla ve sıkma dan anlatılışı kitabi diger tarihi romanlardan ayıran en önemli özellikti.
Hic bir sekilde yanli bir anlatima sahit olmadim desem yeridir hatta kitabin sonlarina dogru Sultan Mehmetin bir cok sey denemesine rağmen surlarda tek bir çatlak dahi acamamasi beni kitabi okurken sanki oradaymisim gibi umutsuzluğa sürükledi.
Kurgusal olarak cok iyi bir dille okuyucuya aktarılan eserde tarihi kişiler karakterine cok uygun bir dille kitaba aktarılmış.
Ansiklopedik daha once duymadığınız kişi kurumlar devletler sanatkarlar ve ilim ustalarını yakından tanıma fırsatı sunmuş bize yazar.
Açıkçası 630 sayfalık kitapta eleştirilecek dişe kemiğe gelecek hic bir sey görmedim.Elbette kusur vardır ama yazar kitaba cok iyi çalışmış gerçekten.
Herkesin okuması gereken ve israrla önerdiğim onerecegim bir eser insana gercekten cok fazla sey katıyor. İyi Okumalar...
624 syf.
·50 günde·Beğendi·8/10
Günaydın herkese Sevgili Beyazıt Akman’ın çok uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekleyen DÜNYANIN İLK GÜNÜ bitti. Aslında yazacak çok şey vardı ama şu an toparlamakta zorlanıyorum. Çok şey öğrendim, öğrendiğim bilgiler içimi ısıttı. Rahmetli Fatih Sultan Mehmet, o gerçek bir Fatih ve şehit olan binlerce asker….. Ruhunuz Şad Olsun… Yeni bir çağa uyanan, dünyanın ilk günü 29 Mayıs 1453 okuyun , okutun naçizane tavsiyemdir. Akşam rahat rahat yatağımda, İstanbul’un göbeğindeki evimde, bu ilin fethedilişindeki zorluk ve acıları huzursuzca okuyarak, huzursuzca uyudum. Kıymet bilmediğimiz ne çok şey var.
624 syf.
·Beğendi·9/10
İstanbul’un fethini hiç bu kadar değişik bakış açılarından ve ayrıntılı bir şekilde okumadığımı söyleyebilirim. Fatih Sultan Mehmet’in tahta geçiş zamanlarından başlayan bu serüvende özelikle eğitimi için yanında bulunan Molla Gürani, Molla Lütfi, Molla Hüsrev gibi âlimlerle olan diyaloglarını okumak çok keyif verici ve bilgilendiriciydi. En önemlisi ise kitapta anlatılan zaman diliminin sadece Türklerin gözüyle değil yabancıların gözüyle de bizlere yansıtılması oldu. Gerçi bu bölümlerde daha çok yabancı devletlerin yanında Osmanlı’nın heybeti, gücü ön plana çıkarılmak istense de bu beni rahatsız etmedi. Tüm bunların yanında eserde gözümüzde fotoğraf gibi canlanacak derecede ayrıntılı betimlemeler mevcuttur. Özellikle Osmanlı donanmasındaki askerlerin görünüşlerini ve padişahın kıyafetlerini ayrıntılı şekilde anlatmıştır.
“Paşa’nın açık kahverengi, bej kumaşla kaplı siyah benekli beyaz kürkü kaftanın kenarlarından görünüyor, kaftanın uzun etekleri doru atının örtüsünün üzerine doğru uzanıyordu.”
Hele savaşın olduğu kısımları okurken yazar film izliyormuş gibi hissettiriyor. Son olarak diyebilirim ki yazarın kitabı yazarken “2009’un başlarına kadar İstanbul’un fethi ve Fatih Sultan Mehmet üzerine yazılmış ne kadar İngilizce ve Türkçe kaynak varsa hepsi elimden geçti.” dediği eseri okumanızı öneririm.
624 syf.
·Beğendi·10/10
Tek nefeste yemeden içmeden okudum, tabi kahve ve biraz su içmiş olabilirim, hani şu fetih 1453 filmi varya herkesin çok beğendiği heh işte bu ondan da güzel çünkü belli kalıplarda insanları görmenize gerek yok nasıl göreceğiniz sizin tahayyülünüze kalmış..
624 syf.
·8 günde·Beğendi·6/10
Kitabın ismi ilk başta okuduğunuzda size pek bir şey ifade etmiyor. Zaten kitabın sonlarına kadar da isminin anlamı üzerinde düşünmüyorsunuz. Çünkü içinde anlatılan o kadar geniş bir dünya var ki... Genç sultan Mehmet yeni bir çağın kapılarını açmak üzere ilk büyük seferine hazırlanırken dünya yepyeni bir güne uyanacaktır.

Beyazıt Akman'ın İmparatorluk serisi bu kitapla başlıyor. İkinci kitabını daha evvelinden okuduğum ve İstanbul'un fethinin ayrıntılarını bilmem kaçıncı defa okuduğumdan olsa gerek, kitap hem üslup hem içerik olarak fazlasıyla tanıdık geldi. Bu yüzden de yer yer sıkılmadım desem yalan olur. Yine de Beyazıt Akman'ın bu anlatım tarzını seviyorum. Bir tarihi romanda beklediğim hemen her şeyi buldum. Roman İstanbul'un fethini temel alırken çok geniş bir perspektif çiziyor ve içine istemediğiniz kadar çok unsuru dahil ediyor. Osmanlı Devleti'nin merkezi Edirne, fethe hazırlanan genç sultan, Doğu Roma, Vatikan, Cenevizliler, Venedikliler, Tapınak Şövalyeleri, Drakula olarak da bilinen Vlad Tepeş, yeniçeri ortaları, Venedikli seyyah Alberti, Osmanlı medreselerindeki müderrisler, mühendisler, nakkaşlar, kemankeşler ve her İstanbul'un fethi hikayesinde bulunan olmazsa olmazımız topçu ustası Urban...

Hepsi bilindik olduğu halde yeniden ve yeniden okunacak kadar güzel bir şekilde arz edilmiş okuyucuya. Beğendiğim pek çok yeri oldu. Venedikli seyyah Alberti'nin gözlemlerinden oluşan Osmanlı toplum anlayışının anlatıldığı kısımlar gerçekten ilgi çekiciydi. İskender ve Ulubatlı Hasan'la birlikte birçok yeniçerinin eğitilirken hangi aşamalardan geçtiğini, nasıl bir terbiye aldıklarını, disiplinlerini ve aralarında geçen konuşmaları zevkle okudum. Sultan olmak üzere yetiştirilen şehzadenin Molla Gürani ile sohbetleri de bir şehzadenin nasıl yetiştirildiğine dair detaylı bilgiler veriyor. Bu ikinci kitapta da üzerinde sıklıkla durulan bir konuydu.

Beğenmediğim kısımlar da oldu elbette. Venedikli Alberti dışında karakterler derinlik kazanamamış. Yazar fethi bütün ayrıntılarıyla anlatmak isterken detaylara fazla girmiş ve karakterler basit düzeyde kalmış. İkinci kitapta olduğu gibi bu kitapta da aşırıya kaçan bir milliyetçilik olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu sadece sürekli Türkleri överek değil, yabancılar da sürekli aşağılanarak yapılmış. Haçlı şövalyeleri komik bir şekilde etrafta "Hımm, acaba bugün kime kötülük yapsam?" şeklinde söylemlerle etrafta dolaşıyor. Doğrudur ya da yanlıştır, bu tarz söylemler olayları yapaylaştırıyor.

Yazar romanda Doğu'nun ve Batı'nın imparatorunu anlatırken Doğu ile Batı arasındaki farklara ve benzerliklere değiniyor, iki ayrı dünyayı sürekli birleştirmek istiyor. Bunu özellikle Alberti'nin ölen karısı ve şimdi sevdiği kadın Nilüfer arasındaki benzetmelerle, Alexander'ın yeniçeri İskender'e dönüşümüyle, resim sanatında Doğu'nun minyatür, Batı'nın perspektif anlayışını karşılaştırarak anlatmaya çalışıyor. Bunda da gayet başarılı. İstanbul'un fethiyle beraber halk gözünü yeni bir dünyanın ilk gününe aralayacak ve dünya yepyeni bir döneme girecektir. Epsilon Yayınları da birkaç ufak kelime hatası haricinde bu kadar özenli bir çalışma yaptıkları için ayrıca takdiri hak ediyor. Keyifli okumalar...
630 syf.
·13 günde
Muhtemel ki sitemizde deplasman otobüsünde yapılan ilk incelemeyi yapıyorum. 20 saatlik bir deplasman yolculuğundayim. Kitabın çoğunu da otobüste okudum. Aslında kitabı baya ilde okudum, Çanakkale, Bursa, İstanbul, ucak, Batman, Diyarbakır ve Diyarbakır Akhisar güzergahında ki birçok il sınırları içinde okudum teknik olarak. O yüzden ilginç bir okuma oldu.
Dünyanın ilk günü, İstanbul'un fethini anlatan bir tarihi roman. Konu zaten güzel, kurgu da güzel ama en önemlisi anlatım çok hoşuma gitti zira çoğu yerde yabancı bir elçinin bakış açısıyla anlatmış yazar. Tabi her zaman söylüyorum tarihi roman okurken tamamen gerçek olmadığını bilmek lazım. İstanbul'un fethini daha önce böyle bir tarz kitaptan okumadığım için hoşuma gitti benim. Ulubatlı Hasan var tabi yine ama Fetih 1453 filmi gibi başrolde degil, yer verilmesi gerektiği kadar verilmiş. Kitabın başında 2. Mehmet'in Manisa'da ki yetiştiği kısım bilhassa hoşuma gitti. Tarihi roman türünü sevenlere tavsiye ederim.
624 syf.
·Puan vermedi
Pamuk şeker tadında bir tarih roman...Bir tek tarihi roman severlerin değil herkesin hoşuna gidebilecek olan bu kitapta Beyazıt Akman, Sultan Mehmet'i ve İstanbul'un fethine kadar olan süreci en yalın ve en güzel haliyle anlatmayı başarmış. Tarih okumayı sevmeyen insanlar için de olayların okuyucuyu sıkmayan ve yormayan bir üslup ile anlatıldığını göreceksiniz. Çağ açıp çağ kapatan koca Fatih'in İstanbul'u ne şekilde aldığı, Istanbul'u aldıktan sonra neler yaptığı ve nasıl ve kim tarafından öldürüldüğüyle ilgili bir çok bilgi kitabın içinde mevcut. Kısacası gerek üslubu gerek de konusuyla tarihe merak salmanıza sebep olacak bir kitap...
624 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
BEYAZID AKMAN EFSANESİNİN BAŞLANGICIDIR BU KİTAP. BİLENLER BİLİR KENDİSİ BU ALANIN ÜSTADIDIR.
(tarihi kurgu)

FATİH SULTAN MEHMET ve fethe giden her gün yaşananlar o kadar güzel anlatılmış ki yaşananlar tek kelime muhteşem



beyazıd akman sizlerle...!
624 syf.
·9/10
Osmanoğullarının hikayesi hiç böyle anlatılmadı.
Nicolo Barboro isimli bir doktor Mehmet'in deccalın ta kendisi olduğunu söylüyor . " Bugün dünyanın son günü " diyor, medeniyet barbarların eline geçmiş.
Barboro boş bir hezeyanla hareket ediyor.
Bugün dünyanın son günü değil tam aksine dünyanın ilk günü. Medeniyet yeniden yazılmaya başlıyor.
Müthiş akıcı anlatımıyla hiç ara vermek istemeyeceğiniz bir kitap. Fatih Sultan Mehmet'in şehzadelik dönemindeki eğitimlerinden başlayarak İstanbulun fethinin konu alıyor. Kesinlikle tavsiye edilir.
624 syf.
·9 günde·10/10
Kitabı daha önce bitirmiştim ancak yoğunluğumdan dolayı şimdi incelemesini yazabiliyorum.

Kitap Fatih Sultan Mehmet'i ve onun yanında bulunan herkesi gerçek olaylara dayandırarak hikayeleştirilmiş bir şekilde anlatıyor.

Özellikle Fatih'in çevresinde bulunan Molla Gürani, Ak Şeyh ve Molla Hüsrev gibi karakterler çok hoşuma gitti. Ben de hayatımın her döneminde yanımda bulunan bir akıl hocası isterdim. Mollalar Fatih'e akıl verdiği her anda sanki bana da veriyorlarmış gibi seviniyor, heyecanla okuyordum.

Beni bilen bilir. Sadece olay örgüsü olan kitapları okumaktan pek hoşlanmam. Mutlaka güçlü bir alt metni olmalı. İşte bu kitap da onlardan biri.

Eğer benim gibi tarihi öğrenmek istiyor, ancak boğucu tarih kitaplarını okumakta zorlanıyorsanız; Akman'ın 5 yıllık Osmanlı tarihi birikimi sonucu oluşan bu kitabı kesinlikle okumalısınız.

Not: Tarihi yüzde yüz bir şekilde bu kitaptan öğrenin demiyorum. Yalnızca tarihi hikayeleştirilmiş bir şekilde okumanın çok ama çok keyifli olduğundan bahsediyorum. Arada tabi ki gerçek bilgiler de veriyor. O bilgileri kapmaya bakın.
Dünyanın ilk günü! Bir Öneri üzerine alıp okuduğum ve Beyazıt Akman hayranlığımın başladığı kitap. Ve tabi ki Sultan Fatih hayranlığımın kat be kat arttığı bir kitap.
"... En güçlü pehlivan kimdir biliyor musun ?"
Çocuğun üzerine tekrar yürüdü.
"Öfkelendiği zaman yerinde oturabilendir. Dünyaya hükmetmek kendine hükmetmekle başlar."
Cihad kimisi için kılıç tutmaktır, kimisi için top dökmek, bir başkası için ise kürek çekmektir alim için kalem tutmak, kemankeş için ok atmak, bir oduncu içinse baltasını ustalıkla kullanmaktır.
Okuduğum tarih kitaplarından öğrendiğim bir şey varsa o da hiçbir gücün ebediyeti yakalayamadığı.
Beyazıt Akman
Sayfa 65 - Epsilon Yayınları
Artık daha iyi anlıyorum, aidiyet toprakta değil, insanın içinde. Değişen; topraklar, renkler, binalar değil, insanın kendisi.
Beyazıt Akman
Sayfa 210 - 1. baskı, 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyanın İlk Günü 1453
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
664
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058093584
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kopernik Kitap
Baskılar:
Dünyanın İlk Günü
Dünyanın İlk Günü İmparatorluk - I
Dünyanın İlk Günü 1453
Fatih ve fetih...
Dünyanın kaderini değiştiren sultanın efsanevi romanı...
Fatih’in çocukluğu, gençliği ve azmi...

İstanbul, Türklerin eline geçtiği zaman şehirden kaçan Batılı bir tarihçi, “Bugün dünyanın son günü,” diye not düşer defterine. “Medeniyet, barbar Türklerin eline geçti ve insanlık öldü.” Batı’taki Türk-İslam algısı üzerine uzmanlaşan akademisyen-yazar Beyazıt Akman işte bu cümleyle; yani 29 Mayıs 1453’ün gerçekten dünyanın sonu mu, yoksa insanlık tarihinin altın çağlarından birinin başlangıcı mı sorusuyla yola çıktı. Akman, yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceledi, beş yıl boyunca bu konuyu araştırdı. Ve daha yayınlanır yayınlanmaz tarihi roman alanında çığır açan, kısa zamanda bir kült eser haline gelen bu roman ortaya çıktı.

Ülkemizdeki etkisi sadece yazılı edebiyatta değil beyaz perdede ve TV yapımlarında da hissedilen Dünyanın İlk Günü yeni baskısı ve yüzüyle karşınızda...

Doğu Roma'nın merkezi Konstantinopol'den kaçırılan Alexander, yaşayabilmek için çocukluk aşkından ayrılmak zorunda kalır. Aşkına tekrar kavuşmaya söz veren Alexander, doğduğu topraklara hiç beklenmedik bir şekilde geri dönecektir. Aradığı adaleti başka topraklarda bulmuş ama ilk aşkını hiç unutmamış bir yeniçeri olarak... Aynı tarihlerde ve aynı coğrafyada, kaybettiği sevgili eşinin yasıyla birlikte elçiden çok seyyah olup çıkan İtalyan Alberti Balbi ise el yazması eserler kopyalayıp çoğaltan Müslüman bir kıza, Nilüfer'e vurulur. Alberti'nin, adeta eski aşkının ve yasının doğal bir uzantısına dönüşen bu imkânsız aşkı satır satır döktüğü gizli defteri, gittikçe tarihin en önemli tanıklarından birine dönüşecektir. Zira aynı dönemde, 19 yaşındaki bir sultan, genç Mehmet, sadece Alexander ve Alberti'nin değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir olayı, İstanbul'un fethini gerçekleştirmek üzeredir...

Alexander'ın aşkını, Alberti'nin hüznünü ve Mehmet'in azmini film izlercesine, bir solukta okuyacak, bir daha unutamayacaksınız.

Kitabı okuyanlar 1.166 okur

  • Said Çağrı Oktar

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları