Dünyaya Geldim Gitmeye (Gönül Sadası'ndan Akisler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,4bin
Gösterim
Adı:
Dünyaya Geldim Gitmeye
Alt başlık:
Gönül Sadası'ndan Akisler
Baskı tarihi:
Haziran 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052169209
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap
Bu toprakların derin bilgeliği, bugünü yeniden inşa etmekte bize nasıl bir yol gösterebilir? Gönül, “Çalab’ın tahtı”dır, ses verir; yeter ki biz onun fısıltısını işitelim. Kalp bağırıp çağırmaz, sadece fısıldar.

Sadettin Ökten ve Kemal Sayar’ın bir çağrışımlar denizinde yol alan doğaçlama konuşmalarından oluşan Dünyaya Geldim Gitmeye adlı kitabın duygusal dokusunu, umut ve iyimserlik teşkil ediyor. Etkin bir iyimserlik.

Bu satırlarda yılgınlık ve yeise yer yok. İnsan, elindeki imkânları daha soylu bir hayat sürmek için seferber etmek zorundadır: Gönlü mihver alan bir yolculukta, ödev ahlâkı ve sorumluluk bilinciyle yaşamak. Üzerinde yaşadığımız mübarek toprağın ve altında nefes alıp verdiğimiz mübarek gökyüzünün bize yüklediği emanet şuurunun farkında olmak.

İnsan, anlamdan boşaltılmış bir kâinatı ancak bu şekilde yeniden ışıklandırabilir, kozmik yalnızlığından kurtularak, “Allah bes, bâkî heves” dediği bir birlik düşüncesine ulaşabilir.

Geldik gidiyoruz, bütün mesele “aşk ile ânı seyretmek”.
288 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kemal Sayar kitaplarındaki kendinizi yazara yakın hissettiren üsluba alışkın okurlar için yeni şeyler söylemeyeceğim. Bu eserler hakkında benim en çok dikkatimi çeken nokta; Psikiyatri, tasavvuf, modern dünyanın sorunları ve medeniyetimizin bu sorunlara ilişkin cevaplarıyla ilgili çok derin konuları sıradan insanların anlayabileceği bir üslup ve akıcılıkla anlatabilmesidir.

Burada cümlenin uzun kurulmuş olmasının altında yatan nedenlerin klinik bir anlamı var mıdır, bilmiyorum. Ama yazarla baş başa kalabilmiş olsaydım, beni incitmeden dünyevi hırslarım için edebiyatı kullanmamam gerektiğini bana anlatabileceğinden eminim :))

Şimdi yazarın hâkim olduğu psikiyatri ve yazarlık konumundan rol çalmadan incelememize dönecek olursak; Bu kitabın Sadettin Ökten’le birlikte yapılan radyo konuşmalarından oluşmasından dolayı teknik bir değerlendirmeden uzak durarak bende yaptığı çağrışımlardan bahsetmek istiyorum.
Kitabın genelinde Kemal Sayar’ın klinik tecrübeleri ve Sadettin Ökten’in birikiminin bende bıraktığı en kuvvetli etki; tüketim toplumu, şehir mimarisinin insana yansımaları ile, modern dünyanın bireyi önce doğaya, sonra diğer insanlara ve en son kendine yabancı hale getiren yalnızlığını görmekti. Bu yalnızlık ne kadar çok imkâna sahip olursa olsun şehirde yaşayan insanda bir moral düşüklüğü olarak göze batıyor. Sebebi her zaman açıklanamayan bu can sıkıntısı hakkında Karabatak Dergisi Sayı: 47 ‘nde yayınlanan bir röportajda Prof. Dr. Oktay Taftalı’ya kulak verelim:
“Kimi sabah kalktığınızda kendinizi anlamsızca kötü hissettiğiniz, nedenini kestiremediğiniz günübirlik mutsuzluk hallerinizin gerçek nedeni çevrenizdeki çirkin mimaridir. Daha güzelini ve doğrusunu bilmediğiniz sürece, çirkin mimarinin mutsuzluğunu yaşarsınız ama tanımlayamazsınız. Öyleyse ben tanımlayayım: çirkin mimari mutsuzluk nedenidir.”

Tüketim toplumu sadece bizim ilkemize mahsus sorunlar üretmiyor. Kapitalist toplumun dünyanın genel-geçer bütün kuralları homo economicus ortak paydasıyla insanı tüketerek mutlu olmaya itiyor. Farklı derecelerde bütün dünyanın ortak bir sorunu olarak doğal kaynakları ve insani değerleri hızla tüketen bu çılgınlık, bizim ülkemizde kendine has bir yapıda sorunlar üretmeye devam ediyor.

Avrupa kendi medeni birikimi ve geçmişi ile sanayi devrimi aracılığıyla dönüşen toplumu içinde bu sorunu daha farklı boyutta yaşarken biz de onlar gibi tüketmek ve rahat yaşamak sevdasına kapıldık. Ama onlar kadar güçlü bir sanayi devrimi yaşamadık, üretime onlar kadar katılmadık. Hatta şimdi katılmak ve üretmek de istemiyoruz. Sadece tüketmek ve kendimizi değerli hissetmek istiyoruz. Bu rüzgâra kapılarak kendimizi damdan düşer gibi alışveriş merkezlerine atarak hepimiz değerli hale geldik! (Burada damdan düşer gibi ifadesi okuyucuların sıkılmaması için kullanılmıştır.)

Küreselleşme ve uluslararası şirketler aracılığıyla, güya insanı ön planda olduğuna inandıran bu algı, en büyük enerjisini reklam sektöründen almaktadır. Anı yaşa, kimseye hesap vermek zorunda değilsin, sahip olduğun eşyan çevrendekilerden daha önemlidir, sen değerlisin, o halde daha iyisini almaya layıksın. Reklam sloganları hep senden ve senin değerinden bahsediyor nasılsa. Çünkü ihtiyaçlar bekletmeye gelmez. Şu an için paranız yoksa bile borçlanarak bu mutluluğa ulaşmanız için sizi bankamıza bekliyoruz. Kalbinizin sesini dinleyin. Hayallerinizi bekletmeyin!

https://www.youtube.com/watch?v=6aRzyYI70zU

Bu tüketim çılgınlığının bizdeki yansıması doğal olarak bize mahsus gariplikler de içerebilir. En iyi telefonu almak için böbreğini satılığa çıkaran gencin seviyesine çıkma ihtimalî de bulunabilir. Veya borç harç aldığı telefonu gözü veya beli kadar korumasına neden olabilir. Burada efsaneye konu olan abimiz için küçük bir link bırakalım.

https://www.youtube.com/watch?v=LroMgn7MyoA

İstersek buna gülüp geçebiliriz. Ama maaşından daha fazla parayı taksitle veya borçlanarak alan herhangi bir insanın veya üç saatlik düğün için üç yıl borç ödemek zorunda kalan genç bir çiftin dramı bundan daha hafif olmasa gerektir.

Kitaptan somut bir örnekle ihtiyaç kavramının ne olduğuna devam etmemiz gerekirse, Bosna savaşını yaşamış Amina Jesenkoviç’e kulak verelim:
“Evim elektronik aletlerle doluydu. İşe bakın ki savaş sırasında elektrikler yoktu. Elektrikler olmayınca bunların da anlamı kalmadığını o zaman anladım.” (S.16)

Burada anlatılmak istenen eşyanın vazgeçilmez olmadığı hususu, kısmen de olsa ülkemizde deprem tecrübesiyle yaşandı. İnsanlar vazgeçilmez sandığı evlerine ve eşyalarına düşman gözüyle baktı. Deniz manzaralı muhteşem evler birden boşaldı ve insanlar parklarda iç içe yaşadılar.
Bu örnekleri artırabiliriz. Ama sizi daha fazla üzmek istemeyiz, çünkü siz değerlisiniz :))

Şimdi bu kadar karamsar bir tablo çizdikten sonra, ne yapalım, ölelim mi yani?
Hayır, sadece eşyanın bize hâkimiyetini fark etmek için küçük bir tuğla koymak istiyorum. Burada ütopik şeyler önermek iddiasında değilim. Bir tek eşyanın vazgeçilmez olmadığını anlamak bir adımdır. Harvard’da doktora yapan bir çift bunu çok radikal bir biçimde fark etmiş ve hayatlarında kullanacakları eşya sayısını 100’e indirmeye karar vermişler. Bu sadece romantik bir söylem olarak kalmamış, bunu uygulamış ve kitabını yazmışlar. (S.44)

Hiçbirini yapamazsak en azında şiir dinleyelim. Eğer gökdelenlerin arasından fırsat bulabilirsek “Göğe bakalım”. Biz göremesek bile “Turnalar hep uçsun”

https://www.youtube.com/watch?v=DJwYQsop2mU

İncelemeden daha çok bir doğa güzellemesi olan bu yazıya iki teşekkürle son vermek istiyorum. Birincisi; bu güzel hediye için https://1000kitap.com/Mabel35, diğeri de buraya kadar sabredip okuyanlar için.

Gökten üç elma düştüğü zaman takılıp kalmasın çatılarda diye…
Keyifli okumalar :))
288 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kemal Sayar ve Saadettin Ökten'in radyo programındaki konuşmalarından oluşturulmuş bir eser. Başından sonuna kadar aynı heyecan ile okumak, altını çizdiğim her kelimeye kapılarak bir solukta bitirdim. Çağımız sorunları öyle ince mesajlarla ve üslupla ele alınmış ki okurken kendimi ikili arasında geçen sohbetin tam ortasında yer alıyor gibi hissettim. Modernleşme, insanın dünyaya gelişi ve gidişinin yönü, küresel sorunlara tasavvuf penceresinden dengeli bir şekilde bakabilmenin tarifini yansıtan bu eseri bizlere sundukları için her iki kıymetli insana da teşekkürlerimi sunuyorum. Hem ilimin hem de bilimin lezzet veren bu dengesini herkesin tatmasını tavsiye ediyorum. Keyifli Okumalar
288 syf.
·121 günde·Beğendi·8/10 puan
Enfes ve besleyici sohbetler. İki değerli insan ile manevi dünyaya yolculuk. Bazı sorunların tespiti ve çözümü. Müslüman saati. Dünyadan kopmadan özünü muhafaza etmek. Dünyaya gitmeye geldiğimizi, maddeden sıyrılıp sıyrılamasak da mümlün olduğunca arınıp, Allah aşkına, öte dünyayı kazanmayı salık veren alt metin. Mutlaka faydalanılmalı.
288 syf.
·15 günde·10/10 puan
Özellikle bu karantine günlerinde olumanızı tavsiye edebileceğim mükemmel akıcılıkta bir kitap. Kitap 2 kişinin sohbetlerinin oluşumu. Kitabı okurken 3. Kişi siz oluyorsunuz. Acele etmeden sindire sindire okumanızı tavsiye ederim. Kendi adıma sonraki yaşlarımda yine başvuracağım bir kitap olacak. Anlatıcıların deneyimleri,tecrübeleri,kitap önerileri ve daha daha niceleri kitapta mevcut. Notlar alındı. Yapılacaklar listesine eklemeler yapıldı. Kitaptan birşeyler almadan kitaba veda edemeyeceksiniz. Yaşadığımız dönem,insanlar,alışkanlıklar çok güzel tespit edilmiş.iyileştirmeye geliştirmeye yönelik adım atmamızı sağlayacak öneriler verilmiş. Tüketim toplumu olma sıfatından nasıl kurtuluruz? Bir kıyafete sırf etiketi için 500 tl verilebilir mi ? Günbatımını en son ne zaman izlediniz? Yürürken hiç göğe bakıyor musunuz? Yoksa oturduğunuz semtte yüksek kulelerden gökyüzü görünmüyor mu ? Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışam günümüz insanı nereye yetişiyor ? Bu acelesi neden ? Vs vs...
288 syf.
·10/10 puan
Kemal Sayar ve Sadettin Ökten’in radyo konuşmalarından oluşan güzel bir eser. Konuşmalar o kadar güzel ki, sizi hiç sıkmıyor. Ve bu kitap sayesinde yeni yazarlar, yeni kitaplar ve filmler keşfettim. Bu değerli konuşmalardan kendime çok şeyler çıkarttım. Sizde bu konuşmalardan kendinize bir şey çıkarırsınız. Tavsiyemdir, okuyun, okutun!
288 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Kitap Kemal Sayar ve Sadettin Ökten’in radyo programında yaptıkları sohbetin yazıya dökülmüş hali. Kitabı okurken sanki kendileriyle aynı masaya oturmuşum da iki harikülade yazarın hemhal oluşlarına bire birden şahit olmuşum gibi hissettim. Aralarındaki sohbet, muhabbet öyle naif ve anlamlı ki. Kitapta altını çizme gereği duyacağınız o kadar yer var ki, iyisi mi siz şimdiden kalemleri hazırlayın. İman etmenin huzurunu hissedeceğiniz, maddeden uzaklaşıp içinize dönmeniz gerektiğiniz anlayacağınız, moderniteden uzaklaşıp istiğna makamına ulaşmayı şiddetle arzulamaya başlayacağınız bu kitap eminim okuyan herkese iyi gelecek. Şimdiden keyifli okumalar.
288 syf.
·10 günde
Lafla işgal edilen bir çağda söz şölenine misafir olmak..muazzam gerçekten...
Kitabın daha ilk başlarında hissettiklerim bunlar ise sonunu heyecanla bekliyorum.
288 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Konuşmaları ile kalbinize, ruhunuza hitap eden iki kişinin muhabbetine tanıklık etmek için okunasi bir kitap. Radyo konuşmalarından derlenmiş olan kitap sizi farklı alemlere götürüyor. Dinlemek güzel ancak okumak bir ayrı. Tekrar tekrar okumak istediğiniz cümleler var zira. Altını çizmek isteyeceğiniz bölümler var. İman etmenin huzurunu hissettiren, iyi ki İslam dedirten, maddeden uzaklaşıp içimize dönmemizi söyleyen bu kitap eminim okuyan herkese iyi gelecek... Kitap tahlilini yaptık arkadaslarla. Bir saatte sadece 8 bölümünü konuşabildik ve bıraksak o güzel muhabbet sabaha kadar gidecekti. Günümüz genclerinden şikayet ediliyor ya hani. Sümerler zamanında da o dönemin gençlerinden şikayet edildiğini öğreniyorsunuz bu güzel eserde. Muhabbetin arasına sıkıştırılmış güzel anılara şahit oluyorsunuz. Arada belgesel, film, kitap tavsiyeleri de alıyorsunuz. Hiçbir kelam boş değil. Bazı konular özellikle tekrar ediliyor, Rahman süresinin ayeti gibi... Sürekli hatırlamak gerekiyor, unutmamak gerekiyor çünkü onu. Son olarak diyeceğim odur ki okuyun, okutun...

Dünyadan geldim gitmeye
İlm ile hilme yetmeye
Aşk ile ân seyretmeye
Ben in ü ânı n'eylerem

Erzurumlu İbrahim Hakkı
288 syf.
·29 günde·Beğendi·10/10 puan
İki güzel insanın muhabbetinin satır aralarından sadırlara akisleri...
Bir kısmını şimdiden ezberlediğim beyitler, kitap, film tavsiyeleri, cedid bakış açıları, göğü, Ay'ı, dağları temâşa etmenin bilincini arttıran sözler ve daha fazlası için bizzatihi okunması gereken kitap.
288 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10 puan
Hayata bakışınızı değiştirecek, çok yönlü düşünmenizi sağlayacak hatta ara ara kendinizi sohbetin içinde bulduğunuz bir eser. Her şeyden evvel içimize bakalım aradığımız her neyse içimizde bir de gökyüzüne bakmayı sakın unutmayalım. Tabi yüksek binaların arasında gökyüzüne bakmak ne kadar mümkünse.. Her bölümünde sizin ruhunuza iyi gelecek bir yanı olacaktır bu eserin. Bir bölümünde diyor ki "Rızık, takdir edilen kadardır. " dünya meşkalesine dalıp Yaradanı unutmaya değer mi? Rahman olan Allah rızkını da yarattı. Zaten iki nefes arasında geçiyor ömür. Doğuyoruz ciğerlerimize bir nefes alıyoruz, ölürken bir nefes veriyoruz.. Bize düşen dünyaya niçin gönderildiğimizi bilip öyle yaşamak.. Bir de asla umutsuz olmamak.. Çok hoşuma giden şöyle bir cümle geçti : "Bir de ümit var. Çölde çiçek açması gibi bir duygu ; tüm kabuslardan, fırtınalardan, depremlerden sonra bir şeyleri yeniden yapabilme iradesi, gayreti ve bir anlamda tünelin ucundan görülen ışık." biz o ışığa ulaşabiliriz eğer umut edersek hatta o ışık benim yeniden İslam medeniyet tasavvuru oluşturmamı sağlar, cani gönülden inanırsak.. Bolca tefekkür etmeyi sağlayan akıcı bir eser. Bir ömür boyunca ölümsüz olana gönül vermemiz duasıyla..
288 syf.
·10 günde·8/10 puan
Gönül Sadası programını dinlerken, konuşulanları hep not alma isteğiyle dinliyordum. Dünyaya Geldim Gitmeye gönlümden geçenin önüme sunulmuş hali oldu. Kitap neticede bir sohbet ürünü olduğu için sık sık tekrara düşülmesi beni rahatsız etmedi. Bu kitaptan herkesin nasibine farklı çıkarımlar düşebilir. Ben benimkileri aldığımı umuyorum.
288 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10 puan
"Dünyaya geldim gitmeye aşk ile anı seyretmeye" , neden geldiğimizi çoğu zaman unuttuğumuz bu dünyada hayatı yavaşlatıp, kendi benliğimizle etrafı algılama imkanı sunan bu kitap aslında bir başucu kitabı..
Tavsiye ederim
Her yeni doğan gün bir lütuftur ve yeni doğan gündeki varlığınız da bir lütuftur ve bu lütuflar bir tecelliyat silsilesi oluşturur. Necip Fazıl, “ Nurtopu günlerin kanına girdim, kutsal emaneti yedim bitirdim”diyor. Yani, her gün, nurtopu bir gündür...
Tesadüfler, tecelliyatlar yeni ve yenilenen size hayat vermişse o gün size yeni bir şey söylüyordur.
Sonlu insan varlığı, gönül kelimesi üzerinden bir büyük ummana açılıyor ki o ummanın haddi hududu, kenarı kıyısı mevcut değil.
... insanın ayağını yere sağlam basması, bulunduğu yere kök salabilmesi için hatırlamaya ihtiyacı var.
Kemal Sayar
Sayfa 119 - Turkuvaz Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyaya Geldim Gitmeye
Alt başlık:
Gönül Sadası'ndan Akisler
Baskı tarihi:
Haziran 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052169209
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap
Bu toprakların derin bilgeliği, bugünü yeniden inşa etmekte bize nasıl bir yol gösterebilir? Gönül, “Çalab’ın tahtı”dır, ses verir; yeter ki biz onun fısıltısını işitelim. Kalp bağırıp çağırmaz, sadece fısıldar.

Sadettin Ökten ve Kemal Sayar’ın bir çağrışımlar denizinde yol alan doğaçlama konuşmalarından oluşan Dünyaya Geldim Gitmeye adlı kitabın duygusal dokusunu, umut ve iyimserlik teşkil ediyor. Etkin bir iyimserlik.

Bu satırlarda yılgınlık ve yeise yer yok. İnsan, elindeki imkânları daha soylu bir hayat sürmek için seferber etmek zorundadır: Gönlü mihver alan bir yolculukta, ödev ahlâkı ve sorumluluk bilinciyle yaşamak. Üzerinde yaşadığımız mübarek toprağın ve altında nefes alıp verdiğimiz mübarek gökyüzünün bize yüklediği emanet şuurunun farkında olmak.

İnsan, anlamdan boşaltılmış bir kâinatı ancak bu şekilde yeniden ışıklandırabilir, kozmik yalnızlığından kurtularak, “Allah bes, bâkî heves” dediği bir birlik düşüncesine ulaşabilir.

Geldik gidiyoruz, bütün mesele “aşk ile ânı seyretmek”.

Kitabı okuyanlar 946 okur

  • Cihan Coşkun
  • Kenan ulker
  • Eren
  • hûbb
  • Betül Şahin
  • Seda Şimşek
  • Songül
  • Saman yaprağı
  • Fatma Velioğlu
  • Canan Sağır

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%51.6 (166)
9
%26.7 (86)
8
%11.2 (36)
7
%7.5 (24)
6
%0.9 (3)
5
%1.6 (5)
4
%0.3 (1)
3
%0
2
%0.3 (1)
1
%0