Dünyayı Güzelleştirmek (Turgut Cansever'le Konuşmalar)Beşir Ayvazoğlu

·
Okunma
·
Beğeni
·
84
Gösterim
Adı:
Dünyayı Güzelleştirmek
Alt başlık:
Turgut Cansever'le Konuşmalar
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807585
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
TİMAŞ YAYINLARI
“Cansever Hoca, kaynağını çok aradığı bir hadis-i şerife dayanarak sanatın asıl vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğunu söyler, estetiğini ve mimarî felsefesini bu görüşe dayandırırdı. İçinde mutlu bir hayat sürebileceğimiz güzel dünyanın, avutucu eğlencelerle değil, şehirleri ve konutları insanın “eşref-i mahlûkat” olduğu göz önüne alınarak yeniden inşa etmek suretiyle kurulabileceğine inanmıştı. Meskenin insanları sadece yağmur ve soğuktan koruyan barınaklar olarak görüldüğü, insanın güzel bir dünyada yaşama ve çevresinin oluşmasına katılma hakkı ve sorumluluğu kabul edilmediği sürece, Cansever Hoca’ya göre, asıl mânâsında beşerî ve güzel bir çevre meydana getirmek mümkün değildi.” Beşir Ayvazoğlu

Edebiyat dünyamızın usta kalemi Beşir Ayvazoğlu, Türk-İslâm medeniyetini koruyan, geliştiren ve bir yaşam biçimi olarak neşreden Osmanlı bakıyyesi aydınların örnek hayatlarını gelecek nesle taşımaya Bilge Mimar Turgut Cansever’le devam ediyor. Ayvazoğlu’nun nefis üslubuyla okur kendisi kâh Turgut Cansever’in çok az bilinen çocukluk ve gençlik zamanlarında, kâh babası Doktor Hasan Ferit Cansever’in Türk Ocaklarını kurmak için verdiği mücadelelerin içinde buluyor. Turgut Cansever’in “Dünyayı Güzelleştirmek” olarak özetlediği mimarî felsefesine, sanat görüşüne ve bütün dünyada kısa sürede müthiş bir hızla gelişen şehirleşmenin Türkiye’de nasıl tezahür ettiğine dair görüşlerini kendisiyle sohbet ediyormuş gibi okuyacaksınız.
Kitap Turgut Cansever hocayla yapılan röportajlardan oluşmaktadır. Cansever Hoca sadece mimari birikimi ile değil, sanat tarihi, ney, resim gibi alanlarda entellektüel düzeyde bilgisi olan bir münevver.O bir yapı yapmıyor ; bir medeniyet çizgisi devam ettiriyor. Medeniyet kavramını sanata dönüştürecek bilgi birikimine de sahip. Sanat tarihi doktoralı, tasavvuf bilgini. Turgut Hocada beni en çok etileyen , Sadettin Ökten , Uğur Derman gibi hocalarda gördüğüm; zerafet münevverlik ve tevazu karışımı bir karakter. Bu adamı neden daha önce keşfetmedim diyeceğiniz cins bir kafa.
Şehir eğer tutumlu şehir olmalı diye düşünüyorsak , evvela ev, tutumlu ev olmalı. Le Corbusier’nin çalışma odasını biliyorum ben; bu çalışma odasının eni 2 metre 23 santimdi. Le Corbusier bu odayı insanın böyle bir mekanda çalışabileceğini göstermek için yapmıştı. Tabi Le Corbusier Osmanlı padişahlarının, mesela III. Ahmed’in Yemiş Odası’nın kendi odasının en fazla bir misli büyüklükte olduğunu bilmiyor. Oradan dünyayı idare ediyordu adam.
İslama ve onun deruni yorumu olan tasavvufa göre, insan, kendisinin ve çevresinin farkında olma kabiliyetine sahiptir. Buda onu insani gelişmede en önemli adım olan sorumluluk şuuruna sevk eder.Bu şuur, İslam sanatının bütün dönemlerinde şekli unsurları ve berraklığı tayin eden kaynak olmuştur.
Türkler, Allâh'ın yarattığı en müstesna güzelliklere sahip küçük meyillerle yükselip alçalan ve tepelerle tezyin edilmiş yarımada üzerinde bu tepelere dahil ettikleri âbideleriyle büyük camiileriyle Allâh'ın yarattığı bu nadir güzellikte araziye erişilmez güzellikler ilâve etmiş bulunuyorlar.
Beşir Ayvazoğlu
Sayfa 118 - Timaş Yayınları
Dünyayı feth etmeye kalkışan Bonapart Paris şehrini de yeniden biçimlendirmek istiyor.Büyük bulvarlar açıyor, eni yüz metre boyu 2 kilometre. Bonapart'ın Paris Projesi, doğrusu ilginç temellere dayanmaktadır. Bunu anlattığımız zaman bizde İnsanlar pek şaşırıyorlar.Bonaparte ihtilalin sokaktan gelen önderleri ortadan kalkınca, 3 kişiyle birlikte Fransa'nın hakim oldu. Ama Napolyon, diğer ikisinin kendisini ihanet edeceğinden korkuyor. Bunun için bir Paris planı çizdiriyor. Geniş caddelerin yuvarlak, meydanlarda birleştiği bu planın sebebi hikmeti şu; Napolyon, topçu subayı.Eğer ortakları ihanet edip halkı ayaklandırır da bu bulvarların iki tarafındaki apartmanlarda yaşayan halk sokaklara dökülürse; yuvarlak meydanlara yerleştireceği Topçu bataryalarının onları bastıracağını düşünüyor.Planin esas sebebi bu .Sözde Türk aydını dedikleri, bilmem ne budualarının çok hayran oldukları, Paris'in temeli bu.
Başta İstanbul olmak üzere bütün Osmanlı şehirleri oluşurken, cami gibi abidevi mimaride taş, mesken mimarisinde ise daha çok ahşap ve kireç gibi dayanıksız malzemelerin tercih edilmesi, doğrudan doğruya İslami dünya görüsü ve tasavvufi duyarlılıkla ilgilidir. Ahşap taşla temsil edilen kalıcı, değişmez büyük değerler sistemi karşısında; günlük hayatı tanzim eden çerçevelerin değişmeye açık ve dinamik süreç oluşunu ifade etmektedir. Büyük odak noktalar etrafında cereyan eden günlük hayatın şartlarına göre şekillenmiş, sokaklar ve mahalleler, bu anlayışa uygun olarak kısa aralıklarla yenileniyor, yani her nesil kendi şehrine bir bakıma yeniden inşa ediyordu. Hiçbir nesil kendisinden önceki neslin zevklerine ve ihtiyaçlarına göre belirlenmiş bir şehirde yaşamak zorunda değildi. Üçüncü Selim devrinden itibaren bu ölçüler kaybedilmiş, sadece abideleri örtmekle kalmayıp şehrin sonsuz mekanlı irtibatını da kesen ,kargir binalar yapılarak, dinamik bir süreç halindeki şehir anlayışından, donmuş şehir anlayışına geçilmiştir. İstanbul, bilhassa tanzimattan sonra gafil aydınların ve yönetici zümrelerin jokoben tutumları yüzünden ,bir neslin sonraki nesilleri kendi inşa ettiği şehir çerçevesinde yaşamaya mahkum eden Batı şehirlerine benzemeye başlamış, bu yüzden kendini yenileyemediği gibi kendi kültürünü de üretemez hale gelmiştir.
İnsan çevrenin oluşumuna katılabilirse, onu daha fazla güzelleştirmek ister. Böylece zaman içinde mimariyi farkederek anlamaya ve tadına varmaya başlar, onunla yaşar, onunla gelişir. Hatta birlikte gelişir. Batıda, mimari, başta Katolik Kilisesi olmak üzere çeşitli güçler tarafından bir çeşit güç gösterisine dönüştürülmüş devasa yapılar sadece, Ziya Paşa gibi yabancılara değil, o ülkelerdeki insanları bile ürkütmüş ve yönlendirmiştir.Bunu farkeden, totaliter rejimlerde devasa yapılarla, insanları ezmenin ufalamanın yollarını araştırmışlardır. Dev şehirlerin dev ölçekli yolları ve binaları arasında küçülüp yok olan insanın çevrenin oluşumundaki sorumluluğunu unutması kaçınılmazdır
Sonra bana döndü. 10. sınıfa geçtiğim yıl, Elmalılı Tefsirini yani Hak Dini Kuran Dili'nin ilk iki cildini okumuş, üstadın inanılmaz derinlikteki bilgisine hayran olmuştum, bunun için karşında müthiş saygı hissiyle oturuyordum." Farsça öğrenmek istiyordum ama bilmem ki, başarabilir miyim?" dedim O yumuşak, insanın gözümde şimşekler çaktı, "Ne demek yapabilir miyim" dedi. "Napolyon'u Almanca'dan okudum, Rusya seferine çıkmadan 40 önce Rusça öğrenmeye karar verdiğini ve 40 günde konuşur hale geldiğini öğrenince, ben niçin yapamayayım dedim. 40 gün Fransızca çalıştım ve Bergson'u okumaya başladım." O eski adamlardaki müthiş irade, inanılmaz birşeydir.(Turgut Cansever)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyayı Güzelleştirmek
Alt başlık:
Turgut Cansever'le Konuşmalar
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050807585
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
TİMAŞ YAYINLARI
“Cansever Hoca, kaynağını çok aradığı bir hadis-i şerife dayanarak sanatın asıl vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğunu söyler, estetiğini ve mimarî felsefesini bu görüşe dayandırırdı. İçinde mutlu bir hayat sürebileceğimiz güzel dünyanın, avutucu eğlencelerle değil, şehirleri ve konutları insanın “eşref-i mahlûkat” olduğu göz önüne alınarak yeniden inşa etmek suretiyle kurulabileceğine inanmıştı. Meskenin insanları sadece yağmur ve soğuktan koruyan barınaklar olarak görüldüğü, insanın güzel bir dünyada yaşama ve çevresinin oluşmasına katılma hakkı ve sorumluluğu kabul edilmediği sürece, Cansever Hoca’ya göre, asıl mânâsında beşerî ve güzel bir çevre meydana getirmek mümkün değildi.” Beşir Ayvazoğlu

Edebiyat dünyamızın usta kalemi Beşir Ayvazoğlu, Türk-İslâm medeniyetini koruyan, geliştiren ve bir yaşam biçimi olarak neşreden Osmanlı bakıyyesi aydınların örnek hayatlarını gelecek nesle taşımaya Bilge Mimar Turgut Cansever’le devam ediyor. Ayvazoğlu’nun nefis üslubuyla okur kendisi kâh Turgut Cansever’in çok az bilinen çocukluk ve gençlik zamanlarında, kâh babası Doktor Hasan Ferit Cansever’in Türk Ocaklarını kurmak için verdiği mücadelelerin içinde buluyor. Turgut Cansever’in “Dünyayı Güzelleştirmek” olarak özetlediği mimarî felsefesine, sanat görüşüne ve bütün dünyada kısa sürede müthiş bir hızla gelişen şehirleşmenin Türkiye’de nasıl tezahür ettiğine dair görüşlerini kendisiyle sohbet ediyormuş gibi okuyacaksınız.

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • Saliha
  • ÖMER CAN KOÇ
  • Sümeyye İşbilir
  • Kevser Yılmaz
  • Azize
  • Faelkonevi
  • Songül D.
  • Halis Yıldız

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%66.7 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%33.3 (1)
1
%0