Düşünce Tarihi-2 (Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (rönasans'tan 19. Yüzyıla))

·
Okunma
·
Beğeni
·
535
Gösterim
Adı:
Düşünce Tarihi-2
Alt başlık:
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (rönasans'tan 19. Yüzyıla)
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
381
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758295425
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bulut Yayınları
Yeniçağ bizim için insanın daha da insanlaşma yolunda çok büyük adımlar atmaya başladığı zamanların adıdır. Bu gelişimi elbette insanlığın uzun sürmüş çabalarının bir sonucu diye değerlendirmek doğru olur. Bir çağ temel yaşam koşullarının kökten değişimiyle yerini yeni bir çağa bırakırken insanı yeni sorunlarla yüzyüze getiriyor, bu yeni sorunların çözümü yeni atılımların yada aşamaların çıkış noktasını oluşturuyor. Bu ikinci kitapta Yeniçağ'ın yani çağımızın başlangıç ve gelişim koşullarını bulacağız, özellikle Eskiçağ'ın üç yüzyılında doğup gelişen ve sonra çeşitli toplumsal nedenlerle durgunluk içine giren felsefenin yeniden doğuşunu izleyceğiz. Bu kitap bize yeni zamanların kültür açısından hangi değerleri getirdiğini, ne gibi dönüşümlerle kendini ortaya koyduğunu araştırıyor.
(Arka Kapak)
381 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Üç ciltten oluşan bu eser, dünya düşünceler tarihi konusunda güzel ipuçları veriyor.
Üç cilt toplamda yaklaşık 1350 sayfa.
En çok dikkatimi çeken giriş yazıları oldu.
Toplamda yaklaşık 150 sayfa olan giriş yazılarını, "düşünce tarihi üzerine" gibi bir adla ayrı bir kitap hazırlanabileceğini önerdim yayıncıya.
Bu kitabı okuyan, zaten diğerlerini de merak edecektir.
Ayrıca felsefe kitabı okumakta zorlanan okuru da, kendine çekecektir.
381 syf.
Prof. Dr. Afşar Timuçin üç ciltlik Düşünce Tarihi serisinin bu kitabında 17. ve 18. yy felsefesini mercek altına alıyor. Rönesansa ve doğurduğu Aydınlanma atılımına, az veya çok katkıda bulunmuş bütün fikir insanlarına ve felsefecilere yer veriyor, bizi onlarla tanıştırıyor. Bu uzun hikayede ki yerimizi şu cümlelerle konumlandırıyor;
"Biz şimdi geleceğin büyük insanına, tam olgun tam adaletli insanına göre biraz sallantılı bir yer tutuyor olsak da geçmişin onca çabasını göz önüne alınca nasıl güçlü bir yerde olduğumuzu görüyoruz. Bu güçlülüğü yaratan o koskoca insanlık kalıtı üzerine kurduğumuz, kurmaya çalıştığımız çabalarıdır elbette. En güzel şeylere hem bu kadar yakın hem bu kadar uzak olduğumuz bu yerde ya da bir bakıma bu orta yerde, dünü bir takım perdeleri aralayarak da olsa görebilmenin kolaylığı yarını görememenin, göremeyecek olmanın sıkıntısını biraz olsun dindiriyor."
Ve kitabını " Tarih bizden yalnızca anlaşılmayı bekliyor" cümlesiyle bitiriyor.
İnsanlık olarak biribirimizi anlayabileceğimiz günün, bu beklentinin karşılandığı gün olacağını umuyorum.
"Düşünce özgürlüğünün karşısına her şeyden önce hukuk baskısı çıkıyor. Gerçekten üst bir gücün bizden konuşmak ve yazmak özgürlüğünü alabileceğini ama düşünmek özgürlüğünü alamayacağını söyleyenler oldu. Düşüncelerine katıldığımız, düşüncelerimizi ilettiğimiz başka kişilerle toplu olarak düşünmediğimiz zaman çok düşünebilir miyiz iyi düşünebilir miyiz? Ayrıca insanlardan düşüncelerini başkalarına açık açık iletme özgürlüğünü kaldıran bu dış gücün onların düşünce özgürlüğünü de kaldıracağını söyleyebiliriz. Düşünce özgürlüğü de tüm hukuki yükümlülüklere karşın bize kalan ve bu koşullanmaya bağlı tüm kötülüklere derman olabilecek olan tek hazinedir."
İşte aydınlanma düşüncesi böyle bir siyasal ortamda gelişti. Toplumsal düzen öylesine karmaşık, siyasal yaşam öylesine dalgalıydı ki düşünürlerin bilgi kuramı ile ilgili sorunları ya da metafizik sorunları öne alıp klasik anlamda köktenci bir felsefe geliştirme çabasına girmelerine olanak yoktu. Tarihte ilk olarak felsefenin sırtına büyük bir toplumsal yük biniyordu. Toplum yeni bir düzen istiyordu, zaman yeni oluşumlara gebeydi her şey yeni bir düzenin gelişini duyuluyordu. Böylece aydınlanma filozofları Felsefe ile debiyat arasında bir yer tutarak bazen felsefeye bazen edebiyata yönelerek daha doğrusu edebiyatla felsefeyi bağdaştırarak toplumla ilgili tüm sorunları genel insan sorunları içinde ele aldılar. Bununla tarihin gerçek anlamda toplum sorunlarına dönük ilk filozofları oldular.
Kant'a göre aydınlanma için özgürlük kaçınılmaz olur. Öyle bir özgürlük ortamı olabilmeli ki orada insan kendi usunu toplum için tüm alanlarda kullanabilsin. Ancak böyle bir özgürlük kolay bulunur bir şey değildir. Şöyle der Kant: "Her yandan bağırdıklarını duyuyorum şimdi: 'düşünmeyin!' resmi görevli 'düşünme yap' diyor sermayeci 'düşünme öde' diyor papaz 'düşünme inan' diyor. Bu durumda Bilge kişiye büyük iş düşüyor. Ruhumuzu toplumsal düzeyde kullanarak halkı aydınlatmaya çalışmaktır bu. Böylece Kant felsefesi eleştiriyi temel alan bir felsefe olur. Kant böylece eleştiriyi öne çıkaran bir dönemin dileklerini dile getirir. Onun uzun bir arayıştan sonra geç zamanda temellendirdiği felsefesi eleştirili felsefe diye anılır.
Voltaire göre insan bencil ve tutkulu bir varlıktır. Özü gereği böyledir hep böyle kalacaktır. Bencillik ve tutukluluk bir tür doğal durumdur insan için bir tür yazgıdır. Bu kötümser bakışını şöyle yumuşatır o; insan bencilliğini ve tutkululuğunu bilgiyle dengeleyebilir. İşte burada insan için bir umutlanma olasılığı doğar. Aydınlanmış insan bencilliğini ve tutkululuğunu gidermiş insan değil, alt etmiş insandır.
İnsanı ahlaki bir varlık manevi bir bütünlük olarak değil her şeyden önce bir organizma olarak görmek gerekir. Bu yüzden fizik bilimine ve fizyoloji bilimine yönelmek insan için son derece önemlidir. Ahlaki ya da manevi yaşamımız organlarımızın durumuna bağlı olduğuna göre fizyoloji bilimi fizik bilimi kadar önemli olacaktır. Böylece Diderot klasik felsefede sık sık karşılaştığımız madde ve ruh ayrımını, ruhu maddeye indirgeyerek ortadan kaldırır. Bunu yaparken insanı herhangi bir doğal varlık sayar onun gözünden insan en azından tanrının sevgili kulu değildir dünyadaki ayrıcalıklı varlık değildir. Tanrıyla bağları koparılan insan böylece evrensel belirlenim düzeninin koşullarına sıkı sıkıya uyan bir varlık durumuna gelir. İnsan dünyası böylece tümüyle bu dünyanın gerekleri ile sınırlı olur. Hıristiyan inancında ki doğum ve ölüm fikri böylece tümüyle dışa atılır. Yaşam bir süredir ya da bir süreçtir, doğum ve ölüm de maddenin dönüşümünden başka bir şey değildir. Yaşamak o uçsuz bucaksız maddesel oluşumda herhangi bir anı kapsar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Düşünce Tarihi-2
Alt başlık:
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (rönasans'tan 19. Yüzyıla)
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
381
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758295425
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bulut Yayınları
Yeniçağ bizim için insanın daha da insanlaşma yolunda çok büyük adımlar atmaya başladığı zamanların adıdır. Bu gelişimi elbette insanlığın uzun sürmüş çabalarının bir sonucu diye değerlendirmek doğru olur. Bir çağ temel yaşam koşullarının kökten değişimiyle yerini yeni bir çağa bırakırken insanı yeni sorunlarla yüzyüze getiriyor, bu yeni sorunların çözümü yeni atılımların yada aşamaların çıkış noktasını oluşturuyor. Bu ikinci kitapta Yeniçağ'ın yani çağımızın başlangıç ve gelişim koşullarını bulacağız, özellikle Eskiçağ'ın üç yüzyılında doğup gelişen ve sonra çeşitli toplumsal nedenlerle durgunluk içine giren felsefenin yeniden doğuşunu izleyceğiz. Bu kitap bize yeni zamanların kültür açısından hangi değerleri getirdiğini, ne gibi dönüşümlerle kendini ortaya koyduğunu araştırıyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 14 okur

  • Mesut vural
  • Muhittin Şengil
  • Zerdeşt jîr
  • 1234567890
  • Ali Rıza MALKOÇ
  • can uygun
  • Cevat Mert Çetin
  • Gökhan Türk
  • Umur Bayram
  • YALÇIN KILIÇ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (2)
9
%20 (1)
8
%20 (1)
7
%20 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0