Düşüncenin Çağrısı

7,2/10  (9 Oy) · 
25 okunma  · 
7 beğeni  · 
1.027 gösterim
Uzun zaman önce Parmenides "to gar auto noein estin te kai einai: düşünme ve varlık aynıdır" demişti. Düşünce tarihi boyunca çok çeşitli yorumlara konu olmuş olan bu söz sonunda bir varlıkbilim meselesi olarak kabul edildi ve rafa kaldırıldı.

Descartes dünyanın ve insanın varoluşu üzerine büyük yalnızlık içinde yirmi yıl boyunca sürdürdüğü düşünmesini "cogito, ergo sum: düşünüyorum, o halde varım" diye sona erdirdi. Bu, "kuşku duyuyorum, demek ki varım" kestirmesiyle solipsizm (tekbencilik) uçurumundan kurtulma çabası olarak yorumlandı.
"Düşündüğüm kadar ve düşündüğüm sürece varım" önermesi, hiçbir iddiası olmayan bir yorum olarak bile zihinlerde yer etmedi, dolayısıyla düşünmeyle var olmak arasındaki bağ uzunca bir zaman bir daha kurcalanmamak üzere örtük kaldı.

Dünyanın ve insanın geldiği nokta her haliyle düşünmeye çağrıda bulunurken, karşılaştığımız her mesele bizi durup dinlemeye, dinleyip düşünmeye davet ederken neden düşüncenin izine rastlanmıyor? Düşünmeye bu ayak direyiş neye işaret ediyor?

Yaşadıklarımız bu çağrıya karşı gösterilecek serkeşliğin düşünmeyle erişilecek olanın kendisini geri çekmesiyle sonuçlandığını gösteriyor: Kitap, milletçe varlığımızın tehlikenin eşiğine geldiği şu günlerde bu tehlikeyi savuşturabileceğimiz tek ve biricik tutamağa mütevazı bir ışık tutmayı amaçlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9754687217
  • Yayınevi:
    Say
  • Kitabın Türü:
Mehmet Reşit 
 28 Tem 00:06 · Puan vermedi

Ruhumun istediği sessizliği ve yalnızlığı ona bağışlıyorum. Arzularımın isteği yönündeki gürültüyü kabul etmiyor ve düşüncenin çağrısına kulak veriyorum
Ve başlıyorum yolumu aydınlatan ışığın izini sürmeye; ama korkuyla dolu, şüpheyle ve devasa bir baskı ile içimde...
Düşünceyle zihnime gelen ferahlık, bir bir anımsatıyor bana sözcüklerin ahengini, birbiri arkasınca getirdiği ilhamı ve geçmişle bugünün ve yarının oluşturduğu bütünlüğü ve şaşırtıcı bağı ve akışı...
O-düşünce- sükûnetini koruyor; kendini açmıyor, ona ulaşmamızı bekliyor.
Onun o yumuşak dokusuna erişmemizi istiyor.
Ve o itiraf ediyor: "Düzeni yakala, dengeyi sağla ve istediğini al!"

Kendi kendine düşünmek?
Hiçbir etkiye kapılmadan, hiçbir dış düşüncenin zihnine ulaşmasına izin vermeden! Mümkün mü? Bu gösteriyor ki her taklit edilen şey düşünceden kaynaklanıyor. Yabancı bir düşüncenin kopyası ile ortaya konuluyor her eser. Taklidin doğadan geldiğine inanıyorsak eğer düşüncenin de buna paralel olarak oluştuğunu söyleyebiliriz. O halde ne kadar çabalarsan çabalayalım, özgün bir düşünceye sahip olmamız mümkün görünmüyor.

Ne için çabalaması gerekiyor?
Hakikat için mi yoksa Dünya için mi? İkisi için çabalamımızın doğru olmayacağı belirtiliyor. Bu durumda ikiyüzlülük ve sahtekarlık damgası ile damgalanacağımız vurgulanıyor. Sonuca ulaşmak istiyorsak eğer elbette tek bir yoldan veya seçenekten gitmeliyiz; ama bizim için birini bırakmak demek; tek gözlü yaşamayı tercih etmek gibi geliyor; ya da birinde seçim yapmak bir diğerinin pişmanlığını ve kabul edilenin de acı ve kayıplarına rıza göstereceğimiz anlamını taşıyor. Bu seçimi bizim değil, kaderin iradesiyle gerçekleşeceğini zamanla göreceğiz. Hangi hayatın kucağında yaşıyorsak O hayatın koşulları ve şartları bunu belirleyecek...

Heidegger, sadece insanın düşünmeye yeltenmediği değil, düşüncenin de insandan uzaklaştığını, onun mevcudiyeti altına girmekten sakındığını söylüyor.
Gerçek; gerçek olan ne ise kendisine tutsak olunmayı, duvarlarının içinde hapsolmayı, daima izinden gitmeyi ve peşinden gittiğimiz o şeyin görünümüne bürünmemizi istiyor ve bunu, o kişiyi kendisine çekerek gerçekleştiriyor. Ona ulaştığımızda -Bu ne mümkün!- ulaştığımız o şey, o gerçek oluyoruz!..

Hölderlin, "Biz okunmayan bir işaretiz!" diyor.
Gerçek daima geri çekiliyor ve bizler onun tutsakları, onun işaret ettiği yolda çekimine kapılıyoruz. Özümüzü oluşturan bu yolculukta işaret edilen o kişi, o şey oluyoruz.
"İşaret yorumsuzdur!"

Düşünce ile gerçeğin arasındaki bağ.
Dememiş miydi Descartes, "Düşünüyorum öyleyse varım!" diye. Görüyorum işte; düşünmek de var olmanın bir çeşidi.Hatta kendisi.
Var olan da, Gerçek değil miydi
Gerçek, varlık, düşünce...
Özümüzün tâ kendileri.
Bizden amansız bir şekilde kaçan, ona ulaşmamıza engel olan sır perdelerimiz. Yokluğumuzun işaretleri!..

Heidegger soruyor: "Düşünmek ne demektir?"
Öncelikle bu sorunun soruluşunun farklı taraflarını bulup ve sonra bu ayrılan parçaların bir araya getirilip bir bütün oluşturacak şekilde, içinde barındırdığı anlamı nedir ya da bu sorunun açıklamasını nasıl yapabiliriz, diye ele almalıyız. Buradan şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: Sorduğumuz soruların ya da kullandığımız sözcüklerin bir şeyi ifade edecek şekilde farklı tarzlarda kullanılması, bize o şeye karşı, aynı yaklaşımı, aynı hissi ve karşılığı vermediğini, etkisinin değişiklik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Son olarak, Kant da, kişinin düşünce ile yön tayin etmesi konusunu ele alıyor
Açık söylemem gerekirse, ele aldığı konuyla, beni en çok zorlayan; hem anlamakta, hem de bunun için belirli bir ifade de bulunmakta güçlük çektiğim kişi oldu...

Can Murat Demir 
28 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Heidegger yorar çünkü kelimeleri henüz keşfedilmemiş bir felsefenin içinden yol bulur. O soyutluğu ve derinliğiyle sarsıcı bir etki uyandırır okurunda. Herkes okuyamaz herkes anlayamaz Heidegger'i, zaten onun yazma serüveninin bu amaçla başladığından da eminim o herkesçe anlaşılmak istemiyor, bunu arzu etseydi zaten filozof kalamazdı

Gökhan Aktaş 
09 Haz 19:38 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Kitap bana Aristoteles'in Felsefe Yapmaya Çağrı (Protreptikos) isimli eserini çağrıştırdı. Aristo eserinde felsefe yapmaya dair kaideler belirtmiştir, bu eserde ise düşünce ile ilgili olarak üç büyük usta'nın; Arthur Schopenhauer, Martin Heidegger ve Immanuel Kant'ın görüşlerinin incelendiği görüyoruz.

Schopenhauer'a göre; Hakikate ulaşmada ana etkenin düşünmek olduğunu belirttiğini görüyoruz. Tabi özgür ve aşkın bir düşünce... Schopenhauer'un özellikle "okumak" ve "düşünmek" üzerine görüşleri oldukça kapsamlı ele alınmış, daha önce eserlerini okuyanlar aşinadır. Zira Schopenhauer'un bu konuda yazdığı bir eseri bulunuyor.

Heidegger'le alakalı olarak, kendisinden yapacağım bir alıntı konuyu özetlemeye yetecektir diye düşünüyorum: "Düşünceye çağıran zamanımızda en çok düşünce uyandıran, hâlâ düşünmediğimizdir." Eserde Heidegger'in konuyla alakalı görüşleri genel olarak bu iddiası üzerinedir.

Kant ise düşünceye yönelik daha kapsamlı incelemeler yapıyor. Örneğin tanrı düşüncesi, düşüncenin özgürlüğü gibi konulara girerken önemli tespitlerden birisinde bulunuyor: Düşünmenin kuralları aklın yasalarına göre olmalıdır, akılla bulunmuş kurallar ancak düşüncenin kuralları olabilir.

Kant'la alakalı dikkatimi çeken bir husus da, düşünmenin gereksindiği sükunet ile alakalı bölümde, Kant'ın bir atın sahibi tarafından kamçılandığı bir durumdan bahsetmesidir. Kant'ın bahsettiği olay Dostoyevski'nin suç ve ceza isimli eserinde Raskolnikov'un başına gelmiştir. Raskolnikov'un bir atın boynuna sarılıp ağladığı kurgulanmıştır. Aynı durum daha sonraları Nietzsche'nin ise gerçek hayatta başına gelmiş, sahibi tarafından kırbaçlanan bir atı gören Nietzsche, ata sarılarak "seni anlıyorum" diyerek ağlamıştır. Sonrası ise malum, Nietzsche bu olaydan sonra delirmiştir.

Hasan cetin 
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 4/10 puan

Kitap epey karmaşik geldi bana özellikle kafanin tamamen boş olmazi lazim bu kitapi okurken, özellikle heideggerin yazdiklari cok karmaşik ve epey konsantrasyon gerekiyor yinede ismi gibi insani epey bir düşünmeye zorladigi icin faydali bir kitap...

Kitaptan 11 Alıntı

Büşra Aslan 
 21 Oca 13:45 · Puan vermedi

Tartışmalı meseleleri ele alıp bu noktada yetkin kimseleri zikrederek çözüme kavuşturmak için böylesine gayretli ve istekli olanlar, bu sahada başka birisinin anlayış ve kavrayışını kendi eksik ve noksan görüşlerinin yerine koyabildiklerinde gerçekten mutludurlar. Bunların sayıları saymakla bitmez. Çünkü Seneca'nın söylediği gibi "herkes aklını kullanmak yerine inanmayı tercih eder".

Düşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 37 - Say)Düşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 37 - Say)
Mehmet Reşit 
27 Tem 18:27 · İnceledi · Puan vermedi

Düşünmenin ve okumanın insan zihni üzerinde meydana getirdiği etkiler arasındaki fark inanılamayacak kadar büyüktür.

Düşüncenin Çağrısı, Arthur SchopenhauerDüşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer
Mehmet Reşit 
 21 Tem 21:35 · İnceledi · Puan vermedi

"Bazı şeyler, kendi başlarına, deyiş yerindeyse, tabiatı icabı ve içsel olarak, bizi düşünmeye sevk eder."

- Heidegger

Düşüncenin Çağrısı, Arthur SchopenhauerDüşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer
Mehmet Reşit 
 21 Tem 21:32 · İnceledi · Puan vermedi

"Düşünmeye muktedir olmak için onu öğrenmeliyiz. Nedir öğrenme? İnsan yaptığı her şeyi kendisine özsel olarak seslenene cevap verecek tarzda bıraktığında öğrenir. Üzerine düşünelecek ne ise ona kulak kesilerek düşünmeyi öğreniriz."

- Heidegger

Düşüncenin Çağrısı, Arthur SchopenhauerDüşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer

Düşünce ve Öğrenme Metodu
Bir kütüphane çok geniş olabilir; fakat eğer düzensiz ise, küçük ve derli toplu bir kütüphane kadar kullanışlı ve yararlı değildir.

Benzer şekilde bir insan çok büyük bir bilgi yığınına sahip olabilir, fakat kendi kendisine üzerinde düşünerek bu bilgiyi gerektiği gibi işlememişse, bu bilgi, üzerinde tekrar tekrar ve uzun uzadıya düşünülmüş çok daha küçük bir bilgi miktarından daha kıymetsizdir.

Çünkü bir insan, ancak dört bir taraftan topladığı bilgiyi bir araya getirip bildiği şeyleri, bir doğruyu diğeriyle karşılaştırarak bir araya getirdiği zaman ona tamamen hakim olur ve kendi gücüne/melekesine dönüştürür.

Bir insan bilmediği şeyi zihninde evirip çeviremez, düşünemez; bu yüzden önce bir şeyi öğrenmelidir; fakat bir insan ancak üzerine düşündüğü şeyi bilir.

Düşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer (Eyüp Tatar Bey'den naklen)Düşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer (Eyüp Tatar Bey'den naklen)
Selim KOÇ 
 24 Oca 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Düşüncenin bu ülkedeki yazğısı daha da ağırdır: O, üniversitelerden uzaklaştırılır. Matbuatta bir yer bulamaz. Kürsülerin yanına yaklaştırılmaz. Sesini duyurabileceği her imkan, her vasıta elinden alınır. Kendini bir parça olsun yakın hissedebileceği her şey özey bir çabayla esirgenir onadan. Böyleyken kimselere derdini anlatamaz, vasatlık ağız birliği eder, ağız açtırmaz ona, bir sözü şerh eyleyemez. En yakınındakiler bile halinden anlamaz onun. Yabancısı olduğu bu dünya biğanedir ona. O ki zararsızdır. hayırdan başka birşey dilemez. Ancak gittiğinde anlaşılır,uzaklaştığında kadri bilinir, tüm hakikatli şeyler gibi...

Düşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 22)Düşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 22)
Mehmet Reşit 
27 Tem 18:30 · İnceledi · Puan vermedi

Eğer bir insanın düşünceleri, içinde hakikati ve hayatı barındıracaksa, bunlar onun kendi temel düşünceleri olmalıdır.

Düşüncenin Çağrısı, Arthur SchopenhauerDüşüncenin Çağrısı, Arthur Schopenhauer
2 /