Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik

8,3/10  (3 Oy) · 
6 okunma  · 
2 beğeni  · 
530 gösterim
Platon'dan beri felsefe, hakikati gerçeklik yerine kavramlarda aramayı seçmiş; kavramlar dünyasının o tasarlanmış cazibesi karşısında, dünyevi olan daima yetersiz görülmüştür. Sonuç: kendi bedeninden, duygularından kaçmaya, arınmaya çalışan ve durmaksızın kavramların saf, renksiz, kokusuz, ideal güzelliğine erişmek için didinen modern insandır. Sartwell, Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik'te felsefenin soyut, steril dünyasından, acıları ve kötülükleriyle hayatın çıplak gerçekliğine açıldığımızda nelerin olacağını gösteriyor bize. Alışık olmadığımız kişisel bir dille şenlik ve aşka; elbette nefret ve ölüme, kısaca hayata çağırıyor bizi, hem de üniversite kürsüsünden, felsefesinin sayfaları arasıdan...
Sartwell tezleri Nietzsche, Havel, Heidegger ve Bataille'ın görüşleriyle harmanlıyor; Amerikan yerlileri be Uzakdoğu'nun geleneklerine kulak veriyor. Ona göre, tüm ahlaki değerler olması gerekeni anlatır; olanın eksik var olduğunu söyler, gerçekliği inkar eder. İhlal ise yaşamaya "evet" demektir. Çünkü yaşadığımızı günahlarımızla, suçlarımızla, korkularımızla, acılarımızla anlarız. Dünya erdem ve güzellik kadar sidik, bok ve nefretle birlikte vardır. Aşk kadar nefret de hayatın gerçeğidir; olduğu gibi olumlanmaya ve sonuna kadar yaşanmaya layıktır.
Sertwell edepsizliği savunuyor. Ona göre, her edepsiz söz ya da fiil bedeni çağrıştır. Oysa uygarlık adına beden men edilmiş, bastırılmıştır; doğal kokuları parfümlere boğulmuş, faaliyeti kapalı odalara haspsedilmiştir. "Uygar insan" sınırlılığını inkar ederek, ölümünden, duygularından, kısacası kendinen utanan insana dönüşmüştür.
Hayatımızı böylesine "kitleyen" araçlardan biri olan devlet ise hem yalan hem de yalancıdır. Gücün ve ölümün örgütlenmiş çetesidir. Devletin yasa ve kurumları gırtlağımıza dayanmış postalları gizlemek için incelikle işlenmiş göz bağlarıdır. Artık post-totaliyer sistemlerde temel çatışma ezen/ezilen arasında değildir. Tek tek her insan hem ezen hem de ezilendir; kişi "sistemin hem kurbanı hem de payandası" olmuştur. İktidar tek tek herkesin içinden geçerek örülmüş, kişi kendisi tarafından ezilmeye başlamıştır...
Sartwell kavramlara ve ciddiyete saldırdığı bu provokatif kitabında bizi edepsizliğe ve oyuna yani hayata çağırıyor...
"Cehenneme Övgü'den ötesine geçmek isteyenlere...
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    1999
  • Sayfa Sayısı:
    191
  • ISBN:
    9789755392455
  • Orijinal Adı:
    Obscenity, Anarchy, Reality
  • Çeviri:
    Abdullah Yılmaz
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Enver Zade 
15 Kas 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yazarın kendisinden:
"Bu kitap gerçeklik hakkındadır. Yaşamanın mekânı ve yolu olarak gerçeklik hakkında; gerçeklikte ve gerçeklik olarak yaşamak hakkında. Nihayet, gerçekliği sevmek hakkında: Bu kitapta mücadelesini verdiğim şey, olan neyse, tam da olduğu
haliyle olumlanmasıdır. Bu kitap, kişinin kendini dünyayı sevebilen bir kişiye dönüştürme çabası dışında, gerçekliği dönüştürmeye yönelik tüm çabalardan vazgeçmesi halinde nelerin olabileceğini keşfe çıkıyor.."

Kitaptan 22 Alıntı

"Ben bu şelaleyi seyreden bir izleyici değil, oradan dökülen suyun bir parçasıyım."
Scepticism and Animal Faith, George Santayana

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Lakota dini ile Batılı tektanrıcılık (veya Batılı bilimcilik) arasındaki en çarpıcı öğretisel farklılık, Lakota'nın kendilerine doğa içinde özel bir statü ya da doğa dışında bir statü vermeyi kesinlikle kabul etmemesidir. Örneğin, onlar kendilerini hayvanların çobanları olarak değil, akrabaları olarak görürler. Lakota kendilerini hayvanlar olarak ya da, dillerinden anlaşılacağı gibi, hayvanları kişiler olarak görür. Onlar, sanki aralarındaki sözü edilmeye değer tek fark kol ve bacak sayısıymış gibi, kendilerinden "iki ayaklı", buffalo gibi hayvanlardan da "dört ayaklı" olarak bahsederler. Ve Lakota ağaçlardan bahsederken "dikilen uzun insanlar" der. Böylelikle, dilleri tek bir ontolojik düzlemde her şeyin birbirine bağlı olduğu inancını yansıtır.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Dünya hakkında iyi ya da güzel demek dünyayı olumlamak olmayacak, daima iyi ya da güzel bir şey arayışında onu arkada bırakmak olacaktır.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell (Sayfa 80)Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell (Sayfa 80)

Zen Çin'de Budizmle Taoizmin bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır ve ilk dönemin büyük Taocularının eserlerinde benzer terimlerle ifade edilmiş, benzer bir gerçek olumlaması görülür. Örneğin, Chuang Tzu da şu anahtar pasajı görürsünüz:
Usta Tungkûo Chuang Tzu'ya sorar: "Şu Yol [Tao] denen şey, nerededir?"
Chuang Tzu, "Onun olmadığı bir yer yoktur. "
UstaTungkuo, "Yapma, daha net olmalısın!"
"O bir karıncadadır."
"O kadar minik bir şeyde ha!"
"O savrulan otlardadır."
"Ama bu da çok küçük."
"Kiremitlerde ve çanak çömlekte."
"Bu kadar küçük ha?"
"Sidikte ve bokta!"
Usta Tungkuo bu kez yanıt vermez.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Herhangi bir ilke olumlamayla bağdaşmaz çünkü ilke bizi, dünyaya değil, dünya yorumumuza sadık olmaya çağırır, tikellerin bu alt edilişi bir çelişki olarak ifade edilebilir: Dünyadan ayrıksı duruşumuz onunla özdeşliğimizdir. Ve tam da bu konumlanmış ve gömülü olduğumuzu söylemektir; dünyadan ayrılığımız şeker yiyişimiz, dünyayla özdeşliğimiz şeker gibi öteki şeyler arasında varoluşumuz anlamına gelir. Şekerin tadına tam da bizimle özdeşleşirken ya da bünyemize katılırken varabiliriz ama dünyanın tadı sadece dünya bizi midesine indirirken çıkar. Sindirilmek için ayrı bir varlık olmamız gerekir.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Sioux dini, doğayı romantikleştirmediği gibi, onu bir fantezi haline getirerek etikleştirmez. O, doğayı yıkıcı yönüyle de, ve belki de özellikle bu yıkıcı yönüyle, sevmekte kararlıdır. Bu anlamda, onun yeryüzüne duyduğu sevgi hakiki bir sevgidir.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Havel'e göre, "mesele, güven, açıklık, sorumluluk, dayanışma, sevgi/aşk, vb. değerlerin yeniden hayata kazandırılmasıdır". Bu değerler politik olarak yaratılamazlar.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Dünyayı ciddiye almak her zaman kişinin dünyaya anlam atfettiğini, yani kişinin dünyanın olumsallığından ve tuhaflığından kaçarak ilkeler ve kavramlar dünyasına kaçtığını gösterir.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell (Sayfa 158)Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell (Sayfa 158)

Havel'in hiçbir politik program ortaya koymaması pek şaşırtıcı olmasa gerek. O, daha çok, "anti politik politika; 'aşağıdan' politika; aygıtın değil, insanın politikası; bir tezden değil, yürekten gelen politika" çağrısı yapmaktadır. Havel alternatif bir ideoloji öneremezdi ve tutarlı kalarak önermedi de. Onun yerine, tam aksi bir istikamette yol aldı: Tekrarlayacak olursak, tek tek insanlar için daha iyi bir hayat, daha iyi bir "sistem"e yol açacaktır, tersi değil. Şimdiye kadar, bir dizi kavram tasarlayıp onları gerçeğin suratına çarparak hiçbir somut değişim başarıldığı görülmemiştir. Gerçek suratına çarpan tokadı iade eder, hem de daha şiddetli bir biçimde. Sanki koltuğumuza yaslanıp sadece gerçeğe aklımıza esen herhangi bir yapıyı dayatabilirmişiz gibi, hangi yönetim biçiminin "en iyi" olduğuna dair yürütülen bütün tartışmalar saçmadır.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell

Eğer Zen bize kavramların ötesine, ya da berisine, geçmeyi öğretiyorsa, kullandığı araçlardan birinin şok olması hiç de şaşırtıcı değildir. D. T. Suzuki şu tipik hikâyeyi nakleder: Rinzai bir öğrenciyken, ustası Obaku'ya, "Budizmin temel ilkesi nedir?" diye sorar. Obaku Rinzai'ye üç kere vurarak yanıt verir. Bu Rinzai'nin sorusuna birkaç düzeyde verilen yanıttır, ilkin, bu Buddha'nın Dörtlü Yüce Hakikat'inin ilkini, yani hayatın acı çekmek olduğunu canlandırır. Eğer hayatın acı çekmek olduğunu bilmek istiyorsanız, bir yaklaşım sutraları okumak olacaktır, ya da belki savaş, açlık vb. üzerine tarihsel anlatımlara bakabilirsiniz. Böylesi bir teknik sayesinde, hayatın acı çekmek olduğu iddiasını savunabilirsiniz. Ancak onu bilmek, gerçekten ne anlama geldiğini tam olarak bilmek için, bir tokat yemek, fiilen acıyı yaşamak daha iyidir, ikincisi, Rinzai'ye vurmak, onun sorununun kavramlar olduğunu, aşırı düşünmekten mustarip olduğunu anlatmanın bir yoludur. Eğer aydınlanmayı başarmak isterseniz, "karar vererek" yapamazsınız. ("Dile getirilebilir Tao gerçek Tao değildir.") Aydınlanma yolunuzu düşünemezsiniz, çünkü gerçekten aydınlanmanın ne olduğunu bulsanız bile, onu kavramsallaştırmakla tam olarak gerçekleşmesini engellemiş olurdunuz. Aydınlanma kavramları boşverip olanla kendinden geçerek özdeşleşmedir; aydınlanmaya karar verdiğinizde aydınlanma yolunda fazla ilerleyemezsiniz. Ve nihayet, birine vurmak "onu uyandırmanın" bir yoludur. Şok bizi dolayımsızlığa çağırır ve tüm dikkatimizi ardından gelecek şeye vermemizi sağlar. Nasıl bazen aklı başından gitmiş birine kendine gelmesi için şamar atarsak, birine vurmak da "onu kendine getirir". İşte tipik bir hikâye: Zen ustaları çubuk, eller, taş ya da uygun ne varsa onunla şok yaratırlar. Şimdi, yine Suzuki'nin naklettiği, özellikle uç bir örnek: Ummon (Yunmen) T'ang hanedanının son dönemlerinde yaşamış büyük bir Zen ustasıydı. Kendi mütevazı benliği de dahil, bütün evreni vücuda getiren hayat ilkesine vâkıf olmak için bir ayağını feda etmek zorunda kalmıştı. Huzuruna kabul edilmeden önce öğretmeni Bokuju'yu (Muchou) üç kere ziyaret etmek zorunda kalmıştı. Usta sorar, "Sen kimsin?", keşiş "Ben Bunyen'im (Wenyen)" der... Hakikatin peşindeki keşiş kapıdan içeriye buyur edilir edilmez, usta yakasına yapışır ve "Konuş, konuş!" diye bağırır. Ummon bir an tereddüt geçirir; bunun üzerine usta, "Sen işe yaramaz adamın tekisin!" diyerek onu kapı dışarı eder. Kapı arkasından hızla kapanırken. Ummon'un bir ayağı kapıya sıkışır ve kırılır. Çektiği büyük acı zavallı adamı hayatın en büyük gerçeğine uyandırır. (The Sense of Zen, s. 12) Yanlış bir şey söylemekten ödü kopan Ummon tereddüt geçirmişti, çünkü ne söyleyeceğini düşünüyordu. Bokuju ona tereddütünün bedelini ödetti, çünkü o kendiliğinden, basitçe, şeyler dünyasında öteki şeyler arasında bir şey olarak konuşamamakta ya da eyleyememektedir. Aksine, Ummon düşüncesinde kendini şeylerden ayırmış ve bunu yapmakla da dünya karşısında acze düşmüştür.

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Crispin Sartwell
3 /