·
Okunma
·
Beğeni
·
2.176
Gösterim
Adı:
Efendisiz Halklar
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055691196
Orijinal adı:
People Without Government
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Versus Yayınları
Baskılar:
Efendisiz Halklar
Efendisiz Halklar
30 yılı aşkın antropoloji öğretme tecrübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğunu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş çoğulcu toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı Ortaçağ toplumunun birliği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. 

Barcley bu kitabında Aborijinlerden Pigmelere, Eskimolardan Santallara, Kızılderililerden Berberilere kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.
224 syf.
·6 günde·9/10 puan
Anarşizm, ülkemizde de sıklıkla yapıldığı gibi, kaosla veya terörizmle eş tutulmaktadır. Oysaki anarşizm, demokrasi ve cumhuriyet gibi tam bir yönetim biçimi olmasa da bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Yani dünyayı kaosa sürüklemek veya etrafta bombalar patlatmak gibi bir amacı yoktur.

Peki anarşizm nedir? Anarşizm, hiçbir yöneticinin olmadığı, insan özgürlüğünü ve bireyciliği en üst düzeyde koruyan bir toplum durumudur. Toplumsal otoritenin, gücün ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi, dolayısıyla devlet örgütlenmesini reddetmektir. Kendi kendini denetlemeyi ve gönüllü işbirliğini savunur. Özel mülkiyeti toplumda baskı kaynağı ve devleti özel mülkiyetin bir aracı olarak gören, bunların ortadan kalkmasıyla ancak insanın özgürleşeceğini öne süren bir siyasal öğretidir. Eğer siz de insan özgürlüğünü ve bireyciliği her şeyden önde tutan kişilerdenseniz, sosyolojik veya politik olarak düşüncenizin sonunda ulaşacağı kavramlardan biri anarşizmdir.

Anarşizm öcü değildir. Korkmanızı gerektiren bir şey de değildir. Zira atalarımız birer anarşistti. Antropologlar, etnografik araştırmalarında, tüm dünyada ve tüm zamanlarda yaşamış olan devletsiz ve yönetimsiz sayısız toplum belgelediler. Antropologlar tarafından belgelenen bu toplumlarda henüz devletin icat edilmediği zamanlarda yaşayan insanlar tespit edilmiştir. Bu insanlar devlet olmadan nasıl yaşıyorlardı zannediyorsunuz? Alışveriş merkezlerine (AVM) gitmeden, televizyon izlemeden, telefon kullanmadan, internete girmeden, yönetilmeden, yasalara uymadan, devlet olmadan vs. bir hayat nasıl mümkün oluyordu?

Maalesef öyle bir zehirlenme yaşıyoruz ki, bazı şeyler olmadan insanın da olamayacağını düşünüyoruz. Hatta birçok şeyi insan olmanın ön koşulu olarak değerlendiriyoruz artık. Mesela, telefon kullanmayan insan olur mu hiç, bir insanın mutlaka telefonu olmalıdır, diye düşünüyoruz. Oysaki çok yanlış bir düşünce bu. Telefon veya televizyon icat edilmeden önce de insan vardı; devlet icat edilmeden önce de... Ve bence asıl insanlar onlardı. Bizler ise insan olduğunu zanneden modern köleleriz.

Bir konuda hemfikir olmalıyız. Devlet ve yönetim, savaş için organize edilmiştir. Hatta bugüne kadar savaş için bundan daha etkin bir örgütlenme kurulmamıştır. Savaş olmazsa hiçbir devlet var olamaz. Bu nedenle devletler varlığını sürdürdükçe savaş da varlığını sonsuza dek sürdürecektir.

Bu noktada, "Müslüman devlet" ya da "Hıristiyan devlet" veya kısaca "dindar devlet" gibi kavramların da olamayacağını düşündüğümü ifade etmek isterim. Çünkü dindar devlet yönetimi diye bir şey olamaz. (Doğru uygulanan şeriat yönetimini saymazsak.) Zira devlet, yasalara uymaya zorlamak için meşru şiddet kullanımı prensibine dayanan bir örgütlenmedir. Bir dindar ise, inancı gereği, dininde emredilenin dışında bir şiddet kullanamaz. Bu durumda dindar kişilerin hükümet ya da devlet idaresine katılamayacaklarını da ifade etmek gerekir. Dahası, dindar bir kişinin ve "yaratıcının olduğu bir dünyanın" yönetilmeye ihtiyacı yoktur. Siz kimsiniz ki, bir "yaratıcının" emirlerini gönderdiği dünyayı yönetmeye kalkıyorsunuz? Yönetimler, dünyevi ve günahkar insanlar içindir. Oysaki "yaratıcının" kuralları varken, yönetilmeye ihtiyaç yoktur. Bu durumda, siyasi bir örgütlenmeye katılmak veya yönetilmek yahut oy kullanmak da dine uygun bir hareket değildir. Zira dünyada insanları ölümle cezalandırabilen veya süresiz hapse atabilen bir devlete oy vermek, belki de dindar bir kişi için ebedi cehennem azabına mahkum edilmesine sebep olabilir. Örneğin, oy verdiğiniz bir siyasi partinin yanlış bir kararı sonucunda yalnızca bir vatandaş bile haksızlığa uğrasa, vay halinize. Bildiğiniz üzere, bunun adına kul hakkı denir. (Ateist olduğum için bu paragrafta yazdıklarım yanlış anlaşılabilir. Kesinlikle hiçbir ima veya dil uzatma söz konusu değildir. Tamamıyla kendi düşüncemdir. İnanan bir insan olsaydım da aynen bu şekilde düşünürdüm.)

Madem siyasi konulara girdik, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir örnekle size anarşizmin faydasını anlatmaya çalışayım. Biliyorsunuz, demokraside oy kullanmak çok önemlidir. Hatta ülkemizde vatandaşlık görevidir. Oy kullanmayanlara para cezası bile kesilir. Anarşistler ise, oy kullanmanın hiçbir şekilde özgürlüğün veya özgür iradenin bir göstergesi olmadığını savunurlar. Oy veren kişi, günümüz tabiriyle seçmen, önceden seçilmiş ve belirlenmiş kişiler arasından bir seçim yapar ve birbirine zıt ideolojiler arasında belki de seçim şansı hiç yoktur. Zaten çoğu zaman çoğunluğun seçimi bile söz konusu olmamaktadır. Bir kişi bir göreve seçilir, çünkü diğer adaylardan daha fazla oy almıştır. Bu noktada oy vermeyen kişilerin oy sayıları ise asla hesaba katılmaz.

Yaklaşık 4 yıl önce, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, üç aday karşımıza çıkmıştı: Recep Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş... Bense bir vatandaş olarak bu üç adaya da oy atmak istemiyordum. Çünkü üçü de içime sinmiyordu; ama oy atmak vatandaşlık görevi olduğu için sandığa kadar gittim. Oyumu kullanmak için içeriye girdiğimde bile hala karar verebilmiş değildim. İçeride aklıma ilginç bir fikir geldi ve hemen uyguladım. Üç adayın yanına kendi çocukluk fotoğrafımı da koyup altına kaşeyi bastım ve akabinde fotoğrafını çektim. Fotoğraf şu: https://hizliresim.com/VDpQQR

Seçim sonuçlarını ise, şu linkten görebilirsiniz: https://www.sabah.com.tr/...askanligi-secimleri/

Benim gibi kararsız vatandaşlar için, seçmen kağıdına en azından "hiçbiri" seçeneği konulsaydı, eminim en az %5 gibi bir oranda hiçbiri seçeneği çıkardı. Bu durumda ise cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Recep Tayyip Erdoğan'ın oyunun %50'nin altına düşeceği açıkça ortada. Sanırım ne demek istediğimi size anlatabildim.

Demokrasi her ne kadar, "sandık"tan çıkan oya göre itaat etmeyi emretse de anarşizm bunu kabul etmemektedir. Zira anarşizmde, azınlığın daha iyisini bilebileceği ya da kendi adına karar verebilme hakkının olduğu kabul edilir. Böylece çoğunluğun azınlığı kendisine uymaya zorlamasının da önüne geçilir.

İşte kitap, bu ve bu anlattıklarım gibi konularda fikirler ortaya sunuyor. En eski anarşist toplumları tek tek önümüze getirerek anarşizmi örneklerle açıklıyor. Ancak bunu yaparken hiçbir şekilde anarşizmin uygulanabilir bir sistem olduğunu söylemiyor. Hatta anarşistlerin tasarladığı türde bir toplumun mevcut olamayacağını, olsa bile kısa ömürlü ve münferit birkaç girişimden ibaret olacağını ifade ediyor. Zaten bu saatten sonra ben de uygulanabilirliği olduğunu düşünmüyorum. Ancak özgür bir toplumda, devletin ya da yönetimin olabildiğince az oranda yürütme rolünü üstlenmesi gerektiğini, kişisel özgürlüğe ve bireyciliğe daha çok imkan tanınması gerektiğini düşünüyorum.
224 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Eser, anarşizmin genel bir ifadesi ile başlar. Yazar hemen akabinde anarşizm ve anarşi kavramlarını eni boyu izah etmeye çalışmıştır. Anarşizmin, anarşi olmadığı başarılı bir şekilde izah edilmiştir. Eserdeki ana tema; avcı-toplayıcı toplumlardaki anti-hiyerarşik yapının incelenmesidir. Avcı-toplayıcı yaşam şekli anarşizmin ana ve asli hayatı idame önerisi olduğundan kitapta kalem kalem incelenmiştir.

Arkaik avcı toplayıcı halklar;
Inuitler, Sanlar, Pigmeler, Aborjinler, Yuroklar, Lugbaralar, Konkombalar, Tivler, Tongalar, Anuaklar, Ibolar, Yeni Gine Yerlileri, Ifugaolar, Nuerler, Samekler, Imazighenler (Berberiler), Santallar başlıkları altında incelenmiştir.Yazar bu halkları anarşist bir yaşamın olabilirliğini ispat için irdelemiştir. Ayrıca yazar; Pastoralizm (çoban halklar) ve Amiş toplumunu da incelemeyi ihmal etmemiştir.

Yazar inceleme yaparken bir konuyu gözlemlemekten ise kaçınmıştır. Bu da, herhangi bir hiyerarşik sınıfın olmadığı bu arkaik toplumları birarada tutan yegane unsurun dini inanışlar olmasıdır. Ceza ve suç kavramının kesinlik kazanmadığı bir toplumda önde gelen kişiler kabileleri bir arada tutmak için dini veya metafizik öğeleri kullanmak durumunda kalmıştır. Büyücülük-cadılık-şamanlık kabilenin geleceği için mecburen korkutucu bir araç olarak kullanılmıştır. Kabile kurallarına uymayanlar metafizik yeteneği bulunduğuna inanılan "yaşlı bilgeler" tarafından lanetlenmişlerdir.

Yukarıda değindiğim avcı-toplayıcı halklardaki dinsel yaşantı anarşizm teorisyenlerinden Bakunin'in ilgisini pek çekmemiştir. Hatta Bakunin, Tanrı ve Devlet kavramlarının karşısında olmuştur. Bir diğer büyük anarşizm teorisyeni olan Kropotkin ise tam tersi Amişlerden (anabaptistler) etkilenmiştir. Dünyada halen anarşizme en yakın yaşam tarzı kanaatimce Amişlerde görülmektedir. Ama ne hikmetse anarşistler bu halkı görmezden gelmektedir. Belki de sebep; dini bir örgütlenme olmalarıdır.

Kitapta ifade edilen kabile kavramı, bizlere sinema filmlerinde ifade edildiği gibi ormanda yaşayan ilkel insanları çağrıştırmamalıdır. Yukarıda ifade edilen halkların nüfusları 5.000 ile 45.000 kişilik gruplardan oluşmaktadır. Yine kitapta genişçe yer verilmese de kızılderililer de büyük bir avcı-toplayıcı halktır. Batı medeniyetinin istila ve katliamına maruz kalmadan önce sayılarının 70 milyon! olduğu bilinmektedir.

Kitap anarşizm felsefesini merak edenler dışında fazla merak uyandırmayabilir. Anarşizmin genel kuralları açısından da doyurucu bilgiler içerdiğini de söyleyemeyeceğim. Eser, günümüz itibari ile basımı yapılan bir kitap değildir ama yayıncı, yazar ve çevirmenin özel izni ile dijital ortamda ücretsiz okumaya sunulmuştur. Keyifli okumalar dilerim.
224 syf.
Hey! Sana sesleniyorum sana.  Evet evet sizler.  Sana da diyorum Türk.  Sen de Kürt. Arap Fars. . Sizleri de unutmadım.  Dar pantolon giyen Fransız.  Şuradaki asalatten bahseden İngiliz.  Tarihinden dem vuran İtalyan sana da sesleniyorum. Sen de sanayici Alman. Ooo kimler varmış daha . Felsefeciler,filozoflar bölgesinden Yunan. Ama hepinizi sayamam ki. Coksunuz.  Darılmayin lütfen.  Tamam tamam sen de süper güç Amerikan.  Sana da sesleniyorum şömine karşısında kürk giyip votka içen Rus.  Tamam sen de bilime yon veren Israilli.  Seni de gördüm Çinli.  Bak bak kimler varmış daha sen de Japonyali... hepiniz burdasiniz.  İyisiniz keyfiniz yerinde gibi. 
  İsimlerinizi milletlerinizi söylemek gurur verici değil mi ? evet evet öyle olsa gerek.  Biliniyorsunuz çünkü.  Tanınıyorsunuz.  Ne güzel.  Gururlanmamak  elde değil.  Peki sizce bu gururdan ziyade kibir değil mi.  Ama yapmayiiiiiinnn.  Kibir dediğim için hemen yüzünüzü aşmayın bana.  Moralinizi bozmak istemem ki. Ben konuşmak istiyorum sevgili kardeşlerim.  Gel buraya gel Belcikali hade barışalım seni üzmek istememiştim. . Evet biliniyoruz tanınıyoruz tanışıyoruz.  Güzel.  Peki ya bilinmeyenler.  Onlar nerde gören var mı.  Kimse yok mu yani gören.  Onlar nerde. ? Bilinmeyenler nerde? Gelmediler mi? Yoksa biz mi aramıza almadık onları?  Onların bilinmeye tanınmaya hakları yok mu.  Biz kendimizi ne zaman eleştirecez bu konuda. ' Berberiler'nerde  'eskimo'lar nerde.  Niye görmezden geliyoruz onları.  Yazık değil mi? Ne hakkımız var onları görmezden gelmeye? İslam kaynaklarında insan yaratimı için şöyle der Tanrı;''bilinmek istedim''.. Nedir bu kibrimiz sizlere soruyorum.  Tanınmayalar görmezden gelinenler hor görülenler nerde. 
 Bizler biliniyoruz ya .peki bilinmek isteyenler.  Peki bilinmek için cabalayanlar ama çabaları sonuçsuz kalanlar . Peki bilinip de hor görülenler.  Onlar insan değil mi . Biz ne yapıyoruz?
  Eskimo kelimesinde ince bi aşağılama olduğunu biliyor muyduk.  Ya zenci derken. ' Eskimo': İnuit, 'Buşman':San, 'Lap': Samet, 'Berberi': İmazighen. .. bunları bu şekilde kaçımız duyduk ki . Kizilderililer. . Hani casablanca filmi var ya mesela onu izlediğiniz zaman bi yerlerde berberileri görebilirsiniz.  Ama yari kör gözlerle film izlediğimiz için görmek istediğimizi görüyoruz.   Nedir bu hor görme görmemezlikten gelme.  Biz kendimizi ne sanıyoruz.  Konussaniza.  Sizlere sesleniyorum sizlere.  Heeeyyyyy Konussaniza. .. susmayın.  Konuşmak istiyorum sizinle.  Soruyorum size. Amacımız ne bizim söyler misiniz?
  Sevgili okuyucular elimizdeki bu kitap bilinmeyen, bilinip de bilinmemezlikten gelen ve hor görülen dünya halklarindan sadece bazılarını ele alıyor.  Yazar kitabı sade, içten eleştiren bir dille karşımıza çıkarmış bulunmakta.  Lütfen temin edip okuyunuz.  Temennim o yönde . İyi okumalar, esenlikler dilerim
208 syf.
·Puan vermedi
İnsanlık tarihinde hiçbir yönetim biçiminde kabul edilen bir rejim olmasa da anarşizm, insanlığın ilk rejimidir. Avcı-toplayıcı insanların henüz tarım toplumuna geçmesinden önce birarada yaşayan insanların ilişkileri anarşizmin ilk rejim olduğunu gösterir. Anarşizm günümüz bilinen anlamıyla bir yıkım, terör, yok ediş değildir. Bu rejim eşitlikçi bir yaklaşımı savunan ama her türlü düzene de (yönetim düzeni) hayır diyen bir rejimdir.

Anarşizmin kökenlerinden itibaren yerli halkların içerisindeki anarşi izlerine, anarşizmi kendi yönetim ve güçlerinin devamını sağlamak için lanetleyen sistemlere değin, ortaçağa ve en sonunda günümüze kadar anarşizmin ne olduğunu anlatmaya çalışan bir kitapla karşı karşıyayız.
224 syf.
·10 günde·2/10 puan
Bu sefer kanmadım; bilerek, isteyerek, ne ile karşılaşacağımı öngörerek aldım, okudum Versus Yayınlarının bu kitabını. Versus'un her zamanki gibi post-anarşist bir kitap bastığından emindim, nitekim öyle de çıktı.
Esasında devletsiz toplumları antropolojik olarak inceleyen bir kitapta, bir miktar bilimsellik olacağı beklentim de vardı ama Versus'un bu kez kendini aştığını bilmiyordum tabii :)
Yazar daha kitabın başında, söz konusu toplumlara ilişkin geniş zaman kipinde konuşacağını belirtmişti. Böyle bşr ifadelendirme biçimi; toplumsal yapının belli bir ilişki biçimine geçmişte mi yoksa günümüzde mi sahip olduğunu tam bir sis perdesine büründürdü. Örneğin Amerikan kızılderililerinin bir ritüeli kapitalizm ile ilişki kurduktan sonra mı yoksa önce mi yaptığı belirsiz hale gelince, yazar istediği her sonuca varabilecek muazzam bir esneme payı elde etti. Ayrıca yazar birçok ataerkil tutumu normalleştirirken, İspanyol anarşizminin birçok temel öğesini bir kalemde anarşi dışı ilan ediverdi.
İlksel toplumları örnek anarşizm modelleri olarak sunan, hiçbir diyalektik kırıntıyı barındırmayan bu kitaba göre; Mahno, Durutti, Bakunin ve Kropotkin anarşist değil... Yazar bu kadar ciddi olmasa insan gülebilir... Anarşizmi tamamen ilkel toplumlara özgü bir olgu olarak tanımladıktan ve asla "o güzel günlere geri dönülemeyeceğini" fark ettikten sonra yazar kitabının son cümlesinde kendi bakış açısını "anarko-sinik" olarak nitelendiriyor. Bu da kitabın kendi kendini imha sürecinin son noktası oluyor...
208 syf.
·Beğendi·8/10 puan
harold barcley yazmış. aborijinler’den pigmeler’e, eskimolar’dan santallar’a, kızılderililer’den berberilere’e kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu incelemiş ve devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koymış. tezleri tartışmaya açık olsa da ufkunuzu açar. okumadan geçmeyinizlerden.
kanımca girişteki açıklama gereksiz olmuş;
224 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Çeşitli kuramcıların Anarşi ve Anarşizm üzerine tezlerini ele almış, yaşamış tüm toplumların politik düzenleri detaylıca irdelenmiş ve günümüz politik tavırlarla Anarşinin doğuşu ve pratiğine yer verilmiş oldukça bilgilendirici bir kitaptı. Siyasetten hoşlanmıyorsanız okumakta zorluk çekebilirsiniz.
Buna rağmen devletin hakim olduğu toplumlarda yaşayan bizler sadece yaygın yaptırımlara boyun eğmekle kalmayız, aynı zamanda devletin ezici gücüne de maruz kalırız. Sofistike teknoloji çağında, bilhassa iletişim, ulaşım ve elektronik
gözetim alanlarında, devletin inanılmaz derecede korkutucu bir gücü vardır. Bu dünyada gerçek tiranlar devlet tiranlıklarıdır.
Kirikurular reis gücü yerine bir dizi yaygın yaptırıma güvenirler. Dedikodu, şikayet ve dışlama vardır. Cadı ya da kara büyücü
olduğu öne sürülen kişiler öldürülür; bir suç ya da kötülükle bağı olan suçlu kehanetle saptanır. Kabilenin gizli flütlerini gören bir kadın toplu tecavüzle cezalandırılır.
Colson şöyle belirtir: Bir Tonga “hemcinslerinin onları bir tartışma içine çekmesine izin vermeye isteksizdir, yan çizmeye çalışır ve eğer çevresindekiler bir kavgada ısrarlı görünüyorsa ortadan kaybolmayı dener. Yahut, kesinlikle dövüşçülerle ilişki içinde olan yakın destekçiler, ellerinden silahlarını ya da zarar verebilecekleri herhangi bir aleti
alarak, nazikçe baskı uygulayarak, dövüşü bitirmeyi salık veren sakinleştirici sözler söyleyerek, onların davranışlarını kısıtlamaya çalışır. Taraf olmak [veya intikamcı birinin garezini çekmek] istemezler.
Ifugao erkek ve kadınlarının ilişkileri epeyce eşittir. Bu büyük oranda çift taraflı akrabalık uygulamasından kaynaklanır. Hem kadın hem erkek, evliliğe eşit miktarda mal mülk getirir ve tarlada
yan yana çalışır.
Dole, kalıtsal bir şefliğin had safhada güçlü olduğu, Güney Amerika orman yerlilerine dair çeşitli örnekler vermektedir. Bir Sherente reisi, karısını sürekli terk eden bir adamı öldürmelerini emrettiğinde, adamları ona itaat etmiştir. Bir Apinaye reisi, kara büyü yaptıkları iddia edilen kişilerin infazını emretmiştir. Bir
Shavante reisi, topluluğun iyiliği için tehlikeli oldukları gerekçesiyle beş adamı yakalatmış ve sonra infaz ettirmiştir. Cashinahua reisi, her gün köydeki her aileyi ziyaret etmiş ve günlük faaliyetlerle ilgili emirler vermiştir. Bir evliliğin gerçekleşebilmesi için onun izni gerekmektedir.
Kropotkin ortaçağ özgür şehrinin kökeninin, köy cemaatinde ve kardeşlik ya da lonca fikrinde yattığını ileri sürer. [Ortaçağ şehri] “şehrin kulelerinin ve tahkim edilmiş kapalı alanının koruması
altında gelişmiş olan bu iki tür birliğin federasyonuydu.”Bazı yerlerde bu “doğal bir gelişimdir”; diğerlerinde, özellikle
Avrupa’da ise devrimlerden doğmuştur. “Bir kasabanın sakinleri… aşağılamalardan, ihlallerden ve yaralamalardan doğan kavgalarla ilgili muallaktaki tüm meseleleri bir kenara bırakmaya karşılıklı olarak ant içerler; ve ortaya çıkabilecek çekişmelerde bir daha asla kişisel intikam gütmeyeceklerine, loncada ve şehirde kendi görevlendirdikleri memurların hükmünden başka bir hükme göre
davranmayacaklarına yemin ederler” (Kropotkin, 1943, 19).
Lowie diğer Güney Amerika kabileleri arasında şef rolü örneklerinden de bahseder. Caraja şefi tamamen köylülerinin iyi niyetine bağlıdır. Eğer ondan memnun değillerse, onu bırakırlar.
Tapuya şefi savaşçılara liderlik ederken çok saygı görür, ama köydeyken o kadar onurlu bir konumda değildir. Modern Taulipang “reisinin başka bir grupla düşmanlık ortaya çıkana dek söyleyecek çok az şeyi vardır” (Lowie, 1949, 341). Keza Jivarolar da şefliği sadece savaş zamanında vurgularlar. Aslında kelime dağarlarında şefe karşılık düşen bir sözcük yoktur ve savaş liderleri sadece
geçici türdedir. Aslında uzunca bir süredir Jivaro topluluğundaki en nüfuzlu kişi bir şaman olabilir. O şifacıdır, aşk iksirleri yapar, düşman faaliyetlerini önceden bilir, bir savaşta yenilgi ya da zafer alametlerini yorumlayabilir. Aynı zamanda savaşta liderdir de.
Sanığın suçunu inkar etmesi durumunda, kaynar su çilesinden geçmesi istenebilir. Bunu reddederse tabii ki suçlu olduğu
düşünülür. Bir hakem işlevi gören arabulucu, sanığın ellerini bir kap kaynar suyun içine sokup, suyun içine konmuş bir taşı alıp çıkarmasına gözetmenlik yapar. Eğer taraflar karşılıklı olarak birbirlerini suçluyorlarsa, ellerini yan yana koyarlar, arabulucu elleri üzerine kızgın uzun bir bıçak yatırır, bıçağın yalnızca suçluyu yakacağı farz edilir. Bilek güreşlerine ve düellolara da başvurulur. Düellolar iki tarafın birbirine yumurta atmasıyla başlar, mızrak atmaya geçer ve bazen kavgaya başkaları da katılır.
İçlerinden hiçbiri, bir başkasını yapmak istemediği bir şeyi yapmaya zorlayacak denli güçlü değildir. Bu sınıfsız toplumda gerçek şefler yoktur. Her köyün,bugünlerde konumu hükümet tarafından da kabul edilmiş olan bir reisi vardır; ancak bu kişi,
insanlara ancak gitmek istedikleri yöne doğru liderlik yapabilir. Bu konuma gelme ve onu kullanma biçimi bir diktatör olmamasını garanti altına alır” (Geddes, 21). Genelde, eskiden reis olan bir kişinin akrabası bu göreve uygun görülür ve bir reisin konumu oybirliğiyle onaylanır. Varlıklı biri olması gerekir, fakat sadece
zenginlik onu büyük bir adam yapmaya yetmez. Bir reis, en azından nazik ve akıllı olmalı; kendi iradesine başkalarına dayatarak keyfi bir idare uygulamamalıdır. Burada gene karşımızda, idareci olan ve diğerlerini arzularını takip etmeye teşvik edebilen nüfuzlu bir adam vardır.
eşitlikçi avcı toplayıcılık en eski toplum tipi olduğuna, zamanın uzun bir döneminde
hâkim olduğuna –on binlerce yıl– göre, anarşinin de en eski ve en dayanıklı rejim türlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. On binlerce yıl önce herkes anarşistti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Efendisiz Halklar
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055691196
Orijinal adı:
People Without Government
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Versus Yayınları
Baskılar:
Efendisiz Halklar
Efendisiz Halklar
30 yılı aşkın antropoloji öğretme tecrübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğunu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş çoğulcu toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı Ortaçağ toplumunun birliği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. 

Barcley bu kitabında Aborijinlerden Pigmelere, Eskimolardan Santallara, Kızılderililerden Berberilere kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.

Kitabı okuyanlar 78 okur

  • GIORDANO BRUNO
  • Roşeysa
  • THEY LIVE
  • Ercan Ataseven
  • OKU DOSTUM
  • SGHB
  • Sıkı dur geliyorum!
  • Mehmet Kızıl
  • Mehmet
  • Kadir Karataş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.5 (3)
9
%7.7 (2)
8
%11.5 (3)
7
%15.4 (4)
6
%3.8 (1)
5
%3.8 (1)
4
%0
3
%3.8 (1)
2
%3.8 (1)
1
%0