Eğitilmiş İnsanın İmali (Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme)

·
Okunma
·
Beğeni
·
87
Gösterim
Adı:
Eğitilmiş İnsanın İmali
Alt başlık:
Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme
Baskı tarihi:
Şubat 2021
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755749594
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
Eğitilmiş İnsanın İmali, hâlihazırdaki eğitim sistemleri vasıtasıyla imal edilmekte olan günümüz insanının mahiyetini ortaya koymayı amaçlıyor.

Geç-modern dünyanın alelade bir bireyi olarak hayatın hemen her alanını kuşatan bir eğitim anlayışı dâhilinde neoliberal düzenin amaçlarına muvafık bir şekilde teknik bir beser olarak imal edilen insanın hususiyetlerini aşikâr etmeyi amaçlayan kitap, eğitimin salt eğitsel faaliyetler bütünü olarak görüldüğü ve okul içerisinde vuku bulan pratiklere indirgendiği günümüz eğitim mantalitesini sorgulamaya tabi tutarak eğitimi, içerisine hapsedildiği fantezi dünyasından azat etmeyi hedefliyor.

Bu çalışma, eğitimi okulun dışarısına çıkarmayı mümkün kılabilecek bir tartışma zemininde inceleyerek onu hayatın bütünlüğü içerisinde tekrar ele alabileceğimiz bir tarzda sosyoloji, felsefe, din, edebiyat ve sinema müktesebatı çerçevesinde irdeleyerek ortaya sarih bir eğitim algısı koymaya çalışıyor. Bunu yaparken de eğitimin her an bizi inşa eden bir mefhuma tekabül ettiği bu düzlemde çağdaş bireyin eğitim aracılığıyla nasıl imal edildiğine değinirken bir yandan bu nasıllığın niçinini soruşturuyor, öte yandan da kendimizi bu malul eğitim algısından nasıl kurtarabileceğimize yönelik bir öneri sunuyor.
336 syf.
Eğitimin İnsana İnsanın Eğitime İmali

            ❃ ❃ ❃

İnsan amaç olgusuyla zamana karşı bir yarış halinde ve kazanmanın yollarını ara. İnsan için kazanmanın manası en güçlü olma isteğidir. Bu amaç ile kullanılan araç ise eğitim olmuştur. Eğitim, güçlü toplum ve birey olma uğruna ideallerin çatıştığı bir dünyadır. Bu dünyada doğru eğitim yer altına iken idealler eğitimi ise yer üstünde savaşır.

Leeds Üniversitesi Sosyoloji bölümünde “Türkiye'de Milli Eğitim Sistemi ve Kürt Meselesi” doktora çalışmasını tamamlayan ve öğretim görevlisi olan Adem İnce, eğitim sosyolojisi konusunda “Eğitilmiş İnsanın İmali – Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme” kitabın yazarıdır. İmal edilen insanın mahiyeti ve süreç dahilinde eğitim algısı konularını anlaşılır bir zemine oturtulmayı hedefleyen bu kitap, ilk kısmı “Eğitimin Hâl-i Pürmelali Üzerine”, üç kısımdan oluşan diğer başlıklar ise “Kapitalizm ve Homo Economicusun İmali”, “Neoliberalizm ve Performans Süjesinin İmali” ve “Öğretmen ve Okul”dur.

Devletin birey üzerindeki etkisi ve toplumu değiştirme aygıtı: eğitim kurumu olmuştur. Adem İnce, kitabında devletin benimsediği kapitalizm ve neoliberalizm olgularını bireyin ve toplumun üzerindeki etki edebilen eğitim aygıtıyla olan ilişkisi ele alır.

Birinci kısım on başlıkla, Karl Marx, Antonio Gramsci, Louis Althusser, Pierre Bourdieu, Ken Robinson ve John T. Gatto kişilerin kapitalizm temelli eğitim anlayışlarını ele almaktadır. Marx, toplumun altyapı – üstyapı ayırımında eğitimi üstyapı konumunda zihinsel faaliyetlerini yönlendirmede görevlendirir. Esasında kurumsal bir kapitalist düzenin kurulması hedefiyle eğitim sistemini İnce, bu başlıkla anlatmaya çalışır.

İnce, birey merkezli bir eğitim anlayışı ortaya çıkışı, etkileri ve sürecin işleyişi hakkında kitabın ikinci kısmında ele alınmaktadır. Kitabın birinci kısmında kurumsal ve toplum merkezli bir eğitim anlayışı ele alınmıştı. Bunun zıt bir durumu olan bireysel eğitim anlayışıyla “Neoliberalizm ve Performans Süjesinin İmali” başlığı ele alınıyor.

İnce, insan eğitimi hakkında kendisine has yeni bir düzene dikkat çeker. Neoliberal düşüncesinin dinamiklerini dönüşüme uğrayan insan hakkında ve performans süjesinin imali üzerinde ki etkilere, sonuçlara değinmektedir. Bu ana başlık çerçevesinde neoliberal yönetim anlayışında eğitimin rolü ve öğrencinin inşası konusunda Michel Foucault'u ele alır, sessizlik kültürü ile yabancılaşma meselelerinde geleneksel eğitime getirilen tenkitleriyle Paulo Freire ve öğrenci merkezli eğitim düşüncesine eleştirel yaklaşımda bulunmaktadır. Neoliberal düşüncesinin eğitim olgusunda bireyi ve toplumu inşa hareketinde fikirsel arka plan analizlerini yapmaktadır.

Kitabın neoliberal düşüncesinin eğitim dinamiğiyle değişim ve dönüşüm maksatlarıyla ortaya çıkan sonuçları İnce, bahseder. Bunlardan Türkiye örneği üzerinden modern ulus devletin eğitime yönelik otokratik yaklaşımı bahsi ile Bernard’ın “devlet insanı” imali üzerinde bir çalışma sunar. Devlet elinin eğitim yoluyla insanı şekillendirmesi milliyetçi düşüncelerle daima etkili olmuştur. Bir tekrar ve dar sınırlara büründüğü için kalıplardan öteye geçememiştir. Bu hazin gerçeği kitabın “devlet insanı” örneğiyle anlaşılır halini güçlendirmektedir. Daha sonra Batılı eğitim paradigmasının inşa etmiş olduğu küresel hegemonyasının etki ve durumlarını analiz eder. Bu bağlamda Batı dışı toplumlarda eğitim ve kimliksizleştirme trajedisini meydana getiren Batının küresel hegemonyası gündeme getirir. Anlaşılacağı gibi üçüncü dünya ülkelerinin bağımsız bir eğitim başarısı sağlayamadığı için Batı’nın hegemonyası kaçınılmaz olmuştur.

İnce, ikinci kısmın son meselesini ekolojik dengenin bozulmasına ayırarak eğitim ve ekoloji ilişkisini çağdaş eğitim yaklaşımını irdelemektedir.

Kitabın son kısmı olan üçüncü kısımda ise öğretmen objenin ve okul mekânın konuları ele alınıyor. Eğitim olgusunun iki aktörü olan öğretmen ile öğrenci durum vaziyetleri irdeleniyor. Eğitim tarihi süreci içerisinde öğretmen ve öğrenci ilişkisi verimlilik ve kalite bağlamında gözle görülmeyen bir öneme sahiptir. Bu sessiz güç kendi içinde değişim ve dönüşüm dinamiklerini barındırmaktadır. Hassas gözlerin göre bileceği bu sessiz güç, yönetilmesi bu duruma göre derecelenmektedir.

Eğitim verimliliği bağlamında öğrenci tipolojisini iyi analiz etmemiz için evvela eğitimdeki diğer önemli dinamikleri iyi idrak etmeliyiz. İnce, öğretmenliğin serencamını hocadan öğretmene olan radikal dönüşüm sürecini ele alarak, kitabın “Öğretmen ve Okul” başlığına giriş yapmaktadır. Öğretmen mesleğinin hakikat yönünü sorgulamaya çalışarak, modern eğitim pratiklerinin etkisi ve öğrencinin inşasına yönelik oynadığı rolü irdeler. Kapitalist toplum formasyonu ile eğitim mekânı arasındaki mühim ilişkiyi Ivan Illich'in “Okulsuz Toplum” eserini detaylı bir tahlille konuyu izhar etmektedir.

Adem İnce, eğitimin hâli vaziyetini ele aldığı bu çalışmasında “Eğitilmiş İnsanın İmali” nasıllığın niçinini olanı doğru dürüst düşünmek üzerinde yöneltiyor. Eğitimin anlayış farklarını kitabın ilk kısımlarında çeşitlilik sunuyor. Kitabın orta kısımları ise toplumun eğitim halini kapitalist sistemin etkilerini ve sonuçlarını gösterirken bunun bir karşı durumu olan ve bireye daha yönelik neoliberal düşüncenin “performans süje” iddiasının imali hakkında analizlerde bulunur. Kitabın son kısmında ise eğitim olgusunun değişmeyen yapısı olan “Öğretmen ve Okul” kavramlarının felsefî bir zeminde varlık ve oluş hali hakkında sorgulayıcı fikirleri anlatır.


Kitabın Künyesi: Adem İnce, Eğitilmiş İnsanın İmali – Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme, İnsan Yayınları, 1. Baskı, Aralık-2020, İstanbul.

Yunus Özdemir.
- " (...) Tercihlerimizin aslında bizim olmadığı bir sistem içerisinde daha eğitimli olmamızın ne önemi vardır?.."
Adem İnce
Sayfa 96 - İnsan Yayınları
Çağdaş eğitim dâhilinde insanın kendine yabancılaşmasının boyutları öyle raddelere varır ki insan, yüzüne takılan maskeyi zamanla yüzü addeder olur.
Kalbin, aklın mutlak egemenliği ile perdelenmesi, “muhayyile”nin (imgelem) de örselenmesine sebep olur. Eğitilerek otomatlaştırılan teknik beşer, içsel zenginliğine erişim imkânından mahrum kaldığı gibi muhayyilesi ile olan irtibatını da kesintiye uğratır.
Bourdieu'ye göre kurumsallaşmış olan her eğitim sistemi, “yapısının ve işleyişinin özgül karakteristiklerini, bir kültürel keyfiyeti yeniden üretme işlevinin yerine getirilmesi için gerekli kurumsal koşulları kuruma özgü araçlarla üretmek ve yeniden üretmek zorunda olmasına borçludur.”196 Eğitim, bu yeniden üretim süreci dâhilinde “ideolojik endoktrinasyon” (ideolojik aşılama/ beyin yıkama) politikalarında etkili bir toplumsal kurum olarak işlev görür.

Bu “zihinlere kazıma görevini de ancak ve ancak olabildiğince homojen ve sürekli bir habitusu kuruma özgü araçlar vasıtasıyla ürettiği ve yeniden ürettiği takdirde yerine getirebilir.” Buna bir örnek olacak şekilde Türkiye'de de milli eğitim sisteminin uzun süredir bu kabil bir işlev gördüğünü söylemek mümkün.

Eğitim, Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne Türk ulus-devleti çarafından oldukça önemsenmiş198ve Cumhuriyet'in kurguladığı insan ideali, eğitimsel süreçlerin kullanımıyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Belirlenen insan idealinin umuma dayatılması ise tam da değinildiği üzere belirlenen bir habitusun eğitim sistemiyle yeniden üretilmesi yoluyla kotarılmıştır. Günümüzde de hâlihazırda yürürlükte olan Milli Eğitim Temel Kanunu'nun ikinci maddesinin birinci fıkrası Türkiye'nin yetiştirmeyi arzuladığı “makbul vatandaş” tanımını açık bir şekilde ortaya koyar:

Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin butün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlâki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek (Vurgular bendenize ait).

Milli eğitimin birinci genel amacını ifade eden bu maddeden açıkça anlaşılacağı üzere, Türkiye “bütün fertlerini Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı”199 vatandaşlar olarak yetiştirmeyi arzular. Çocuğunun “Atatürkçü” olarak yetişmesini istemeyen bir ailenin bu durumda yapabileceği fazla bir şey yoktur. Zira, okul çağına geldiğinde çocuğunu merkezi müfredatın öğretildiği -devlete ya da özel teşebbüse ait- okullardan birine göndermek mecburiyetinde olan ebeveynlerin mezkür duruma müdahil olabilme haklarinı ellerinden alir.

------

194. Ellul, J. Propaganda. New York: Alfred A. Knoff, 1969.

195. Spring, J. Özgür Eğitim. İstanbul: Ayrıntı, 2017, sh. 16.

196. Bourdicu, P & Passeron, J. C. Yeniden Üretim: Eğitim Sistemine İlişkin Bir Teorinin İlkeleri. Ankara: Heretik, 2015, sh. 87 (vurgu bendenize alt).

197. Bourdicu, RP & Passeron, J. C. Yeniden Üretim: Eğitim Sistemine İlişkin Bir Teorinin İlkeleri, sh. 90.

198. Nitekim Cumhuriyet'in kuruluşunun akabinde yapılan ilk reformlardan birisi 1924 yılında eğitim alanındaki “Tevhid-i Tedrisat” reformu olmuştur.

199. “Milk eğitim, şovenist vatanseverliğin, devletin politik ve ekonomik iktidarının desteklenmesinde kullanılacaktır.” Spring, J. Özgür Eğitim, sh. 18.
Zamanın engin dayanağı içerisinde derinlerde bir yerde bulunan hakikate ulaşabilmeyi mümkün kılabilecek tefekkür, tedebbür ve tefakkuh ameliyelerinin olmadığı bir ortamda teşevvüşün tevellüt edeceği açıktır. İşte eğitim tam da bu teşevvüş ortamında zamanın rayihasını (güzel kokusunu) alabilecek idrakler yetiştirme yerine zamanın gürültüsüne aşina283 zihn-i müşevveş dimağlar yetiştirme rolünü üstlenir. Ez-cümle, zamanın rayihasını alamayan nesle aşinayızdır bugün..

----

283. “(Beyaz adam zamanın| uğruna dünyanın patırtısını çıkarır. Zamanı böler; her bölümün adı vardır. Saniye, dakika, saat. Büyük ve ağır zaman makineleri vardır. Bunlar ya kulübelerin içinde dururlar ya da en yüksek evlerin çatılarına asılırlar. Avrupa kentlerinde zamanın bir bölümü geçti mi bir uğultu, bir gürültü kaplar ortalığı.” Scheurman, E. Göğü Delen Adam. İstanbul: Ayrıntı, 2020, sh. 52.
Russ Harriss, günümüzdeki sürekli mutluluğu dayatan bu mekanizmayı “mutluluk tuzağı” diye isimlendirir.* Günümüz bilgelerinden Wilhelm Schmid, bu tuzağa düşmez ve “pozitif olana, mutluluğa dönük ısrarlı çaba”nın insanı tükenmişliğe sürükleyeceğini söyler. Hâlbuki ona göre “kendini mutsuz hissetmek, anlam üzerine düşünmek için, yani vakitlice anlamı sorgulamak için bir vesile olabilir.”*

Miguel de Unamuno da Yaşamın Trajik Duygusu'nda Schmid'e katılır ve kederin de sevinç kadar mutluluğumuzun “önemli” bir parçası olduğu bu kemale ermiş mutluluk yaklaşımını yüceltir. Ona göre ağlamak, yeri geldiğinde “en üstün bilgelik” olarak bile addedilebilir.*
Bourdieu'ye göre televizyon seyrederken, birbirini peşi sıra takip eden ve süratle değişmekte olan görüntüleri seyre dalarken düşünme işlemini gerçekleştirmek pek de mümkün değildir. Aperatif yemek, bir insanda nasıl doyum yerine açlığı yatıştırma hissini tatmin ediyorsa, aperatif düşünmenin de yalnızca derine inmeyen yüzeysel bir malumat sağlayabileceğini ifade eder.

Aynı meseleye Adorno da temas eder. O da “Görüntüler, görünüp kaybolarak, uçucu hâlleriyle yazının etkisine yaklaşırlar; yakalanabilirler ama üzerine düşünülme olanağı sağlamazlar. Gözün satırı takip etmesi gibi görüntüler izlenir ve sayfanın çevrilmesi gibi sahne değişir.”233 diyerek televizyonun düşün(dür)meye çok da uygun olmayan bir yapıya sahip oluşundan bahseder. Televizyon, gerçekten de aktif düşünebilmeyi mümkün kılabilecek bir araçtan daha çok insanı pasifleştiren ve nesnel alıcı konumuna indirgeyen bir alet olarak tebarüz eder.

-----
232. Bourdieu, P Televizyon Üzerine. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1997, sh. 33 (vurgu yazara ait). Televizyon, Bourdiecu'da aynı zamanda bir “simgesel şiddet aracı” olarak tezahür eder. Egemen sınıf, sözde aydınlar olan fast-thinkerlar aracılığı ile hâkimiyet yarışına girerler ve bu da simgesel şiddeti intaç eder.

233. Zikreden: Kejanlıoğlu, B. Frankfurt Okulu'nun Eleştirel Bir Uğrağı: İletişim ve Medya. İstanbul: Bilim ve Sanat, 2005, sh. 60 (vurgular bendenize ait).
İlmin ve fennin en hakiki mürşit olarak addolunduğu bu yeni şerait içerisinde “imam'”ın yerini de “öğretmen” alır. Öğretmen, Cumhuriyet'in, imamın karşısında konumlandırdığı bir tipolojiyi ifade eder. İlkelerin ve normların, Mustafa Kemal'in ifadesiyle “gökten indirildiği zannedilen kitaplardan” değil de “doğrudan doğruya hayattan” elde edildiği bu atmosferde hayattan alınan ilhamlarla oluşturulan normları gelecek nesle aktarma ve bu şekilde gelecek nesli inşa etme görevi öğretmenlere verilmiştir. Makal'ın Bizim Köy'de yeni bir nizam inşa edilirken bu süreci “tukaka ettiği imamlar” yerine “mesihi bir rol yüklediği öğretmenler” üzerinden gerçekleştirmesi, Cumhuriyet'in gerçekleştirmeyi arzu ettiği hedefle örtüşen bir tasavvuru ortaya koyar.1Öğretmenliği bugün kutsal bir meslek2 olarak algılayışımızın temelinde imamın devre dışı bırakılarak öğretmene bahşedilen bu “kutsal görev” yatmaktadır: 3

----

1. o Hâlbuki Balzac, Köy Hekimi'nde bir hekim eliyle köyü muazzam bir dönüşüme uğratırken, okulda papazı da işe koşarak sosyal dönüşümü toplumsal satha yayar. Öyle zannediyorum ki, Makal'ın Bizim Köy”ünde ve Cumhuriyet'in, ilk yıllarında benimsemiş olduğu politikaların dışlayıcı ve hedef alıcı karakteri, politikaların da olumlu karşılanmayışını netice vermiştir. Bkz. Balzac, H. Köy Hekimi. İstanbul: Tema, 2018.

2/Bu “kutsallık” zamanla toplumun neredeyse tüm tabakalarında kabul görerek dillere pelesenk olmuştur. Misâl: “Öğretmenlik en kutsal meslek değil mi? Hele köy öğretmenliği...” Kutlu, M. Mavi Kuş. İstanbul: Dergâh, 2017, sh. 88.

3. Öğretmenin seküler cumhuriyetin dönüştürücü bir ajanı olarak konumlandırılışına dair bkz. Sayılan, FE. & Yıldız, A. “Historical and
Political Context of Adult Literacy in Turkey.” International Journal of Lifelong Education, (2009), 28(6), 735-749. ve Ünal, L.I. “Öğretmen İmgesinde Neoliberal Dönüşüm.” Eğitim, Bilim, Toplum, (2005), 3(11), 4-18.

>
Metaperest çağda mutluluğu yakalamak zordur, çünkü “mutluluk çoğu zaman sahip olmadığımız şeyin kılığına bürünür.”16 Bu anlamda Baudelaire'ye bir nazire yaparaktan “Neye sahip değilsem onda mutluluğu yakalayacakmışım gibi gelir.” diyebilmek işten bile değildir. Bauman, bilinmezliğin bu büyülü dünyasında mutluluğu17 yakalamak için yapılan bu yolculuğun bir tüketici açısından varış çizgisine ulaşarak yarışı bitirmekten daha zevkli ve cazibeli oluşundan bahseder.18


16. Lenoir, E Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, sh. 17.

17. Filibeli Ahmed Hilmi, sanki bugünleri görmüşçesine “Acaba mutluluk nedir? İşte bunu bilen yoktur. En doğru ifadesi ile bu dünyanın gürültüsünden habersiz olan deliler mutlu sayılabilirler.” diyerek ancak tüketim çarkının dışında yer alabilen insanların mutluluğu yakalayabileceğini düşünen günümüz bilgelerinin ifadelerinin aynını zikreder. Bkz. Filibeli Ahmed Hilmi. Amâk-i Hayal. İstanbul: Kaknüs, , 2017, sh. 173.

8. Belki de sistem, Schopenhauer'un öngörüsünün yaşanmasını istememektedir: “Arzu edilen şeyi elde etmek, onun ne kadar nafile olduğunu keşfetmektir.” Bkz. Schopenhauer, A. Hiçliğin Mutlu Sessizliği. İstanbul: Zeplin, 2019, sh. 59
Malala Yusufzay, Christina Lamb ile birlikte kitaplaştırdığı otobiyografisi Ben, Malala'da babasının eğitime ilişkin bir tespitine yer verir: “Babam eğitim eksikliğinin Pakistan'ın bütün sorunlarının kaynağı olduğuna inanıyormuş. Cehalet, siyasetçilerin insanları kandırmalarına, kötü yöneticilerin yeniden seçilmesine olanak tanıyormuş.”232

Bu tespit, az evvel ele alınan “daha eğitimli olanların daha makul davranabileceği” tezinin bir başka türevidir. Peki, gerçekten de daha eğitimli insanlar burada iddia edildiği üzere kandırılmaya daha az mı meyillidirler? Netflix'te yayınlanan The Great Hack isimli belgeselde Trump'ın başkan seçildiği 2016 ABD seçimleri ile İngiltere'nin Avrupa'dan ayrılma sına ilişkin Brexit oylamasında veri şirketlerinin yardımları aracılığıyla seçmenlerin “seçimlerinin/tercihlerinin” nasıl manipüle edildiği anlatılır.

Tercihlerimizin aslında bizim olmadığı bir sistem içerisinde daha eğitimli olmamızın ne önemi vardır? Ya da, bu durumun kandırılmadan daha masum kalır bir yanı var mrıdır? Belgeselde zikredilen iki ülkenin de bugün eğitim açısından ortalamanın oldukça üstünde yer aldığını göz önünde bulundurarak bilinçliliği ve makuliyeti “salt” eğitimli olma durumu ile ilişkilendirmeyi doğru bulmadığımı tekrardan tebarüz ettirerek bu bahsi kapayayım.

----

282. Lamb, C. & Yusufzay, M. Ben, Malala. İstanbul: Epsilon, 2016, sh. 56,
“Kendini eğitmenin kaçınılmaz temeli kendini tanımaktır, bilmektir.” der Carl Jung.'146 Terbiyenin kaçınılmaz temeli olup kendini bilmek, dünya üzerinde hayat bulmuş hemen her me.deniyette ve bilgelikte karşılık bulmuş kadim bir düstur. Sokrates'in Delfi tapınağının alnına hakkettiği “Gnothi seauton”. dan, İncil'deki “Know Thyself”e; sûfilerdeki “Men arafe nefse. hu, fegad arafe Rabbehu”dan Nietzsche'deki “Nosce te ipsum”a, kendini arayan Herakleitos'dan “İlim, kendin bilmektir” diyen Yunus'a ve “Sen seni bil, sen seni” diye terennüm eden Hacı Bayram Veli?'den!147 “Erkenne dich selbst” diyen Hegel'e kadar hemen her bilgelik anlayışının temelinde “kendini bilmek” yatar, çünkü Foucault'ya göre “kendini bilmek, ruhunu bilmek”le eş değerdir.148 Gramsci, eleştirel faaliyette bulunabilmek için “kendini bilmek” gerek der!*”149, Tagore ise özgürlük için.150 Kafka aynı hükmü “Kendini olduğun şey yapmak için kendini yok et.”151 şeklinde anlar. Hararıi'ye göre ise bu deyiş insanın kendisiyle ilgili cahil olduğunun bir göstergesidir.152 Mustafa Kutlu da benzer bir şekilde kendini bilmeyi “haddini bilme” olarak anlar.153 Lao Tzu, kendini bilmenin farkındalığı artırdığı görüşündedir.”154

----

146. Jung, C.G. Kişiliğin Gelişimi. İstanbul: Pinhan, 2018, sh. 71. Jung, Anılar, Düşler ve Düşünceler'de de “Kendimi yalnızca içimde olup bitenlerle anlayabilirim.” der. Jung, C.G. Anılar, Düşler ve Düşünceler. İstanbul: Can, 2018, sh. 21.

147. “Bilmek istersen seni, Cân içre ara cânı, Geç cânından bul ânı, Sen seni bil, sen seni.”

148. Foucault, M., Gutman, H, Hutton, P Kendini Bilmek, sh. 22.

149. Gramsci, A. Aydınlar ve Toplum. İstanbul: Çan Yayınları, 1967.

150. Tagore, R. Gora. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2012, sh. 83.

151. Kafka, FE. Mavi Oktav Defterleri. İstanbul: Bordo Siyah, 2002, sh. 40.

152. Harari, N.Y. Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens. İstanbul: Kolektif, 2018, sh. 384.

153. Kutlu, M. Dem Bu Demdir. İstanbul: Dergâh, 2016, sh. 36. Foucault da bu minvalde “Kendini bil, “Tanrı olduğunu zannetme? demekti.” notunu düşer. Foucault, M., Gutman, H, Hutton, P Kendini Bilmek, sh. 30.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eğitilmiş İnsanın İmali
Alt başlık:
Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme
Baskı tarihi:
Şubat 2021
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755749594
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
Eğitilmiş İnsanın İmali, hâlihazırdaki eğitim sistemleri vasıtasıyla imal edilmekte olan günümüz insanının mahiyetini ortaya koymayı amaçlıyor.

Geç-modern dünyanın alelade bir bireyi olarak hayatın hemen her alanını kuşatan bir eğitim anlayışı dâhilinde neoliberal düzenin amaçlarına muvafık bir şekilde teknik bir beser olarak imal edilen insanın hususiyetlerini aşikâr etmeyi amaçlayan kitap, eğitimin salt eğitsel faaliyetler bütünü olarak görüldüğü ve okul içerisinde vuku bulan pratiklere indirgendiği günümüz eğitim mantalitesini sorgulamaya tabi tutarak eğitimi, içerisine hapsedildiği fantezi dünyasından azat etmeyi hedefliyor.

Bu çalışma, eğitimi okulun dışarısına çıkarmayı mümkün kılabilecek bir tartışma zemininde inceleyerek onu hayatın bütünlüğü içerisinde tekrar ele alabileceğimiz bir tarzda sosyoloji, felsefe, din, edebiyat ve sinema müktesebatı çerçevesinde irdeleyerek ortaya sarih bir eğitim algısı koymaya çalışıyor. Bunu yaparken de eğitimin her an bizi inşa eden bir mefhuma tekabül ettiği bu düzlemde çağdaş bireyin eğitim aracılığıyla nasıl imal edildiğine değinirken bir yandan bu nasıllığın niçinini soruşturuyor, öte yandan da kendimizi bu malul eğitim algısından nasıl kurtarabileceğimize yönelik bir öneri sunuyor.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • KEZBAN ÇETİN
  • Asım Özpek
  • Fatma Günaydın Doğru
  • Yunus Özdemir
  • Muhammed

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (2)
9
%0
8
%33.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0