Eğitimci Olarak Schopenhauer

·
Okunma
·
Beğeni
·
3963
Gösterim
Adı:
Eğitimci Olarak Schopenhauer
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754684018
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Schopenhauer als Erzieher
Çeviri:
Cemal Atila
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Eğitimci Olarak Schopenhauer
Eğitici Olarak Schopenhauer
Eğitici Olarak Schopenhauer
Pek çok ülkeyi ve ulusu ve birkaç kıtayı görmüş olan bir gezgine, tüm insanlığın ortak özellikleri olarak ne tür nitelikleri keşfettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: "tembelliğe meyillidirler." Çoğu kişiye öyle geliyor ki, eğer gezgin şöyle deseydi, cevabı daha doğru ve geçerli olurdu: "hepsi korku içinde. Geleneklerin ve fikirlerin arkasına gizleniyorlar."
95 syf.
Nietzsche'nin kitabına hiç inceleme yapmadım ve neden bu kitaba yapmayayım dedim. Nedeniyse tabi ki en sevdiğim filozof olan Schopenhauer etkisi ve Nietzsche hakkında konuşmak için azcık birikim yapmak istememdi.

Bu kitaba 10 puan vermeme ve çok beğenmeme şaşırmamak gerek. Ne de olsa konu Schopenhauer ve yazan Nietzsche! 95 sayfalık bir kitap nasıl oluyorda bu kadar çok bilgi kapsayabiliyor? (Ne alıntı paylaştım ama 95 sayfacıktan, yılmadan okuyanlar için teşekkürler :D) Nietzsche'yi sevme nedenlerimden birisi anlatacağı şeylerin özünü çok iyi bilip uzatmadan nokta atışı yapabilmesi. Onun bu yeteneğini kendime her zaman uygulamaya çalışırım. Nietzsche'nin Schopenhauer'ı eğitimcisi olarak görüp (ki bir dehanın yetişmesi için kendine edineceği eğitimciyi iyi seçmesi gerektiğini savunuyor) onun felsefesinden etkilendiği şeyleri kendince anlatıyor. Genel olarak bahsettiği konular; (daha çok Almanya'yı baz alıyor ve eleştiriyor) eğitim, kültür, laiklik, politika ve devlet-felsefe, akademi-felsefe birlikteliklerini konu almış. Benim en sevdiğim kısımlar Schopenhauer hakkında benim gibi düşünmesi ve onun hayatından parçalar sunduğu kısımlardı.

(Bu kitap dışında) Sonrasında bu görüşleri her nedense (Wagner de dahil) Schopenhauer'a karşı değişti. Peki bu bir gelişim miydi yoksa dürüstlüğüyle övdüğü ve bir felsefecinin kesinlikle dürüst olması gerektiğini söylediği, öyle de gördüğü Schopenhauer'ı tamamen duygusal nedenlerle ve kafa karışıklığıyla mı reddetti? Nietzsche' de sevmediğim tek şey bu. Bazen kendiyle çok çelişmesi ama bu çekişkilerin akıl yoluyla değil duygusal olarak oluştuğunu düşünüyorum nedense. Bir filozofun özel hayatından etkilenip yazmasını onun doğallığına, bilginden ayırdığına inanması beni doğruluyor. Fakat Schopenhauer bunun tam tersini savunur. Nietzsche çok zeki fakat çok da kinci ve dalgaya almasını çok iyi biliyor. Schopenhauer'ı överken bir yandan yermeye hazırlanmış gibi kelime oyunları var. (Özellikle kitabın sonunda) Son olarak Nietzsche 'üstüninsan'ın sinyallerini bu kitapta vermiş bana göre.

Çok keyif alarak okuduğum, bana göre oldukça verimli bir kitaptı. Tragedya'nın Doğuşu kitabından sonra bana zor bir kitap gibi gelmedi açıkcası. Kesinlikle iki filozofu severler okumalı. Bol düşünmeli okumalar. :)
95 syf.
·6 günde·7/10·
Büyük bir filozofun kaleminden bir diğer büyük filozofa dâir; minnet, beğeni ve saygının dillendirildiği kitaptır.

Eserde, aslında Nietzsche'nin felsefeye ilk adım atışlarını, nereden nasıl başladığını ve neden Schopenhauer'ı nirengi noktası olarak seçtiğine dâir ipuçları yakalıyoruz. Fakat eğer eseri Schopenhauer'a ait birtakım bilgiler edinmek için alıyorsanız pek de beklentinizi karşılamayacaktır. Zirâ Nietzsche bu eserde Schopenhauer'ı mihraka alarak onun çevresinde teşekkül eden ortamdan ve hayatından yola çıkarak; din, bilim, devlet, eğitim gibi noktaları irdeliyor.

Dehânın; toplumdan, politikadan nasıl soyutlanacağını, insanlarla nasıl ve niçin uzlaşamayacağını; çağının ötesinde olması hasebiyle geniş çevrelerce kabul görmeyeceğinin sebeplerini, sonuçlarını kendine özgü o farklı üslûbuyla sıralıyor.

Eserde Alman yazarlara ve Alman kültürüne bir hayli tasallut etmiş Nietzsche. Kardeşinin aymazlığından dolayı bir gürûh tarafından ''faşist'' olarak anıldığını hatırlıyor ve bu bölümde kahkahaya dönüşebilecek bir tebessüm silsilesi dolanıyor içinizde.

Kitapta Nietzsche'nin ''üst insan'' kavramı karşımıza henüz çıkmıyor. Nietzsche'nin bunun yerine daha çok dehâ, dâhi, yarı-tanrı gibi ifadeleri kullandığını görüyoruz. Fakat daha sonra hayatının sonuna kadar savunacağı bu modelin bir tecessümü olan ''Zayıflar, en değerli kişilerin yararı için yaşamalıdır.'' ifadesi eserin geniş bir bölümüne türlü ifadeler yoluyla yayılmış. Nietzsche'nin fikirlerinin oluşum basamaklarını görmek ve bunların ardında yatan sebeplere şahit olmanın tadı oldukça güzel. eser, size bunu her sayfasında hissettiriyor.

Gerçekten keyif verici, sorgulatıcı ve ufuk açıcı bir eser. Hemen her felsefe kitabı gibi.

Yazıyı, kendi sınırlarını aşıp çağımıza kükreyen ufak bir iktibas ile sonlandırmak isterim:

''Bazen bana öyle geliyor ki modern insanlar birbirlerinden bıkmışlar ve sonuç olarak her türlü sanatın ve yapaylığın yardımı aracılığıyla kendilerini ilginç hale getirmek zorunda kalıyorlar.''

Aklın ve vicdanın hürriyeti ile...
120 syf.
·6 günde·9/10
Dili ve anlatımı ağır,anlamlandırmaya gelince zorlayıcı bir kitap olduğunu söylemeliyim..Schopenhauer ve Nietzsche tutkunlarınınsa mutlaka okumasını tavsiye ederim.Fakat şu da var ki,kitabı tam anlamıyla özümsemek için Wagner'i,Goethe'yi,Rousseau'yu,Kant'ı,Hegel'i,Platon'u, ve diğer pek çok felsefecileri olduğu kadar, Hristiyanlık inancını,o dönem Almanya'nın devlet yapısını ve düşünce sistemlerini hiç değilse orta düzeyde de anlamış olmak gerekir.Bu nedenle akademik düzeyde kaynak kitap olarak kullanılabilecek yeterliğe sahip olduğunu düşündüm.En azından ben farkında olsaydım bu kitabın ünv.de okurken,eminim bana çokça yardımı olurdu, diye düşünmeden edemedim.Geç bir farkındalık ama felsefe ve sosyoloji gibi bölümlerde okuyan arkadaşların mutlaka yararlanmasını öneririm.Zaman zaman elinizden bırakıp bir gün ara vermek istediğiniz oluyor.Altını çizebileceğiniz ve üzerine kafa yormak isteyip anlamlandırma çabasına gireceğiniz sizde merak uyandıracak çokça konu mevcut..Sabırla okumanızı tavsiye ederim..Günün birinde yeniden elime alıp okumak istediğim bir kitap..
95 syf.
·Puan vermedi
Hayatınıza farklı bir bakış açısı getirmeyi düşünüyorsanız yalnızca kendi düşüncelerinle kendinize yeni bir dünya kurmak isteyenlerin okuması gereken bir kitap okuduğunuz kitaplardan izlediğiniz filmlerden etkilenmeden hiç bir düşünceni etkisi altında olmadan yalnızca kendilerinin düşünce biçimlerini
Gerçek özgürlüğünüzü kurmak isteyenlerin okuması gereken bir kitap
95 syf.
·10 günde·Beğendi
Merhaba kitap severler,
Bir dost tavsiyesi üzerine okuma kararı aldığım bu eserin, herkes tarafından edinilmesini tavsiye ederim.
İnceleme konusunda cok yetenekli ve beceri sahibi olmasam da eserle ilgili bir kaç sözcük kullanmamak gıyabında esere haksızlık olacaktır.
Gerek kitabın yazarı gerekse bahsi geçen fikir adamının insanlık tarihinde birer filozof olarak tanımlanması bile kitabı önemli bir seviyeye taşıyor.
Eser yalın bir dil içermekte ve bu konuda yayin ve çevirmene teşekkür ederim. Gayet anlaşılır olmakla beraber dipnotlarca da desteklenerek keyifli bir okuma sunuyor. Bundan sebep herkesin herhangi bir ön koşul bilgiye sahip olmaksızın rahatlikla okuyabileceği bir eser olarak karşımızda duruyor. Açıkçası okumamak için bize hiçbir bahane birakmiyor. Kimi kitaplari diliyle kimilerini çevirmenlerle kimilerini de uzunluğuyla ve böyle sürecek sebeplerle terkedip veya hiç baslamadigimizi düşünürsek bunların hepsini bertaraf ettiğini söylemem yanlis olmaz.
İçerik konusuna cok fazla girmek istemiyorum. Eğitim felsefe tarih sosyoloji psikoloji dallarında epey bir bilgi ve eleştiri sizleri bekliyor olacak.
Uzun zamandır bir kitabi bitirmemek için çaba sarf ettiğimi hatırlamıyorum. Her bölümü uzun uzadıya düşünerek üzerinde çalışarak okudum. Ve sona geldiğimde epey canimin sıkıldığını itiraf edebilirim. Umarım sizlerde eseri edinir ve okuma şansı bulursunuz. Keyifli okumalar.
95 syf.
·9/10
"...Daha ondan okudukları ilk sayfada,tüm sayfalarını okuyacaklarından ve her sözü dinleyeceklerinden emin olan okurlardanım ben Schopenhauer'in. Ona hemen güvenmiştim ve şimdi de dokuz yıl önceki gibi güveniyorum."

Bu cümleler, Eğitici Olarak Schopenhauer'den alıntı. Nietzsche'nin 21 yaşında,bir sahafta bulduğu İsteme ve Tasarım Olarak Dünya'dan sonra, hemen bağlandığı Schopenhauer için. Schopenhauer onun için bir Aziz veya Bilge değildi-Bilge ancak durmadan öğrenme odaklı olan,düşünmeyen bilimciler içi denebilirdi- Schopenhauer onun için gerçek bir filozoftu. Schopenhauer kendinde dehayı görmüştü ve şimdi başka bir dehaya yol gösteriyordu.

Nietzsche, kitapta Schopenhauer'in ailesine ilişkin de atıflarda bulunuyor. Bundan çıkarsamamız Schopenhauer 'i tanımak için sadece düşünceleriyle yetinmediği,filozofun kendisini de görme isteğidir. Schopenhauer 'a dair çeşitli doğru çıkarımlarına katılmamak elde değil. Kitabın sonlarına doğru konuyu Schopenhauer 'dan çekerek denemeye dönüştürüyor.

Zamana Aykırı Bakışlar'ın 3. kitabı hakkında şunu söyleyebilirim: İlk ikisine göre fazlasıyla akıcıydı.
95 syf.
·Beğendi·9/10
Nietzsche okumalarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu yazının konusu Nietzsche’nin filozof Schopenhauer’un eğitim hakkındaki görüşlerine dair. Nietzsche bu görüşlerini dört ciltlik Çağa Aykırı Düşünceler serisinin üçüncü cildinde paylaşıyor. Kitap olarak ise Say Yayınları tarafından basılan bu görüşler Eğitimci Olarak Schopenhauer başlığı altında toplanmış. Nietzsche’nin gözünde Schopenhauer nasıl biri? Düşünsel temelleri neye dayanıyor? Tepki çeken fikirleri var mı? Akademik çevreden niye uzaklaştı? Bu ve benzeri birçok soruya bu kitapta detaylı olarak değiniliyor.

95 sayfalık bu ince kitap Nietzsche’nin okuduğum diğer kitaplarına göre (Wagner Olayı ve Nietzsche Wagner’e Karşı, Ecce Homo, Putların Alacakaranlığı, Deccal, Ahlakın Soykütüğü Üstüne) ne anlattığının iyice bilincinde, daha derli toplu, daha seviyeli, ama genellikle muğlak. Muğlak olmasının sebebi cümleleri çok uzattığı için anlam kayması yaşanması ve ortalama okurun seviyesine inmemesi. Nietzsche hep yukarıdan yazıyor tanrılara hitap ediyormuş gibi. O yüzden yaşadığı dönemde de pek okunmamış, anlaşılmamış. Ancak öldükten sonra değerlenmiş. Hayattayken kendi değerinin farkına varılmaması onu incitmiş doğal olarak. Gelgelelim düşünmekten ve yazmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş. Ancak eleştiriye tahammülü hiç mi hiç yok. En yakın arkadaşlarından biri olan Alman opera bestecisi, tiyatro direktörü, müzik teorisyeni, orkestra şefi ve müzik yazarı Richard Wagner’i İnsanca, Pek İnsanca kitabını yerdi diye -ondan öç alırmışcasına- o da onun Parsifal isimli eserini topta tutar. Böylece dostlukları sona erer. Oysaki Nietzsche ele aldığımız kitaptan şahit olduğumuz üzere Wagner’e methiyeler düzmekteydi önceden. Aynı şekilde öğrencisi olmaktan gurur duyduğu Schopenhauer’u da övüyordu bir zamanlar. Alman ırkının üzerine kusarken sarf ettiği şu sözler onları methetmesinin dışavurumudur: “Düşünün ki bu Schopenhauer ile Wagner’i yaratmış bir halkın kültürü! Gelecekte de böyle insanları yaratmaya devam etmesi umulan kültür! Sakın biz en acımasız biçimde kendimizi kandırıyor olmayalım? (...) Onların yalnızca birer istisna, bir zamanlar Alman olarak değerlendirlen niteliklerin son pınarları ve filizleri olmaları mümkün müdür?” (s. 62-63) Peki, Nietzsche’nin bir zamanlar göklere çıkardıklarını bir zaman sonra yerin dibine sokması, görüşlerinde bu kadar zıt uçlara savrulması nasıl izah edilecek? Kıskançlıkla mı, yoksa gerçekten yanlış düşündüğünün farkına mı vardı? Wagner Olayı ve Richard Wagner’e Karşı kitabına önsöz yazan M. Osman Toklu Nietzsche’nin Wagner’e karşı çıkışının arkasında yatan sebeplerini düşündüğünde onun kadar tanınır olmamasını, onun kadar büyük başarılar kazanmamış olmasını ve geçimini sağlayabilmek için onun kazandığı parayı kazanamamasını sayıyor. Beyin fırtınası yapalım. Schopenhauer’a karşı çıkmasının sebebi ise onun çok rahat bir yaşama sahip olması, ailesinin zenginliğinden dolayı yaşamak için çalışmak zorunda olmaması, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması olabilir mi? Nietzsche maddi durumlarını ve şöhretlerini kıskandığı için mi ters döndü bu insanlara 180 derece? Eğer gerçekten böyleyse bir filozofa yakışmayacak bir davranıştır bu. Kin, nefret ve kıskançlıktan doğan yargılar insanların bakış açılarını bozar, doğru yargılara varmalarının önüne geçer, yanlış bir yola sapmalarına yol açar.

Alman ırkına karşı sövgülerine hiç ara vermiyor Nietzsche. Almanları kültürsüz, kaba ve ikiyüzlü olmakla itham ediyor. 62. sayfada şöyle anlatıyor onlar hakkındaki düşüncelerini: “Doğrusunu söylemek gerekirse Almanlar arasında yaşamak zorunda olan herhangi biri onların yaşamlarının ve duygularının iğrenç tekdüzeliği karşısında, onların biçimsizliği karşısında, onların suskunluğu ve uyuşukluğu, hassas ilişkilerdeki kabalıkları karşısında ve en çok da onların kıskançlığı ve kişiliklerinde belli bir ölçüde bulunan sinsilik ile kirlenmişlik karşısında korkunç bir acı çeker. Almanların sahte ve yapay olandan, kötü biçimde taklit edilmiş olandan, iyi yabancı şeylerin kötü yerel şeylere dönüştürülmelerinden aldıkları kökleşmiş haz onu incitir ve aşağılar.” Yine Almanlar hakkında başka bir sayfada “itibar ve ünvan peşinde olan, itaatkâr, hürmetkâr, serseri, kendinden üstün olanlara boyun eğen” nitelemelerini kullanıyor. Bunları okuyunca Adolf Hitler’in güçlenmesinde bu niteliklerin etkisi var mı acaba diye düşünmeden edemedim doğrusu. Çünkü Hitler’in ve partisinin Yahudilerin soyunu kıracak kadar büyümesine Alman ırkı yol açtı.

Nietzsche işlerin daha iyi yürümesi için insanoğlunun bir kez bile olsa gerçekten kızması gerektiğini düşünür. Her şeye “evet” demek bu dünyayı daha iyi bir yere götürmüyor çünkü. Ancak dürüstlük, acı çekmeyi de beraberinde getiriyor. İnsanoğlu ne kadar çok dürüst olursa o kadar çok acı çekiyor. Çünkü insanlara gerçekler, yaptıkları hataların yüzlerine vurulması ağır geliyor. Ortada “doğru” olmadığında herkes “doğru”yu savunduğunu düşünüyorsa burada ters giden bir şeyler var demektir. İnsanlar dürüstlüğü kötülüğün cazibesi olarak görmeye meyillidir. Oysa en iyi dostlar dürüst insanlar arasından çıkar. Nietzsche’ye göre insanoğlu (Schopenhauercu insanoğlu) yaşamın gerçek anlamına ulaşmak için “dürüstlüğe içkin olan acı çekmeyi” gönüllü olarak üstlenmelidir. “Dobra dobra dile getirilen bu dürüstlük diğer insanlara bir kötülük taşkını gibi görünür, çünkü onlar kendi yetersizliklerinin ve yalanlarının saklanmasını bir insanlık görevi olarak görürler ve onların oyununu bozan herhangi birinin art niyetli olduğuna inanırlar.” (s. 42)

Nietzsche devletin kendisine karşı çıkan filozoflara ekmek vermeyeceğini anlatırken yine kendisini devletin üstünde, devletin yargıcı olarak gören dinî yapılanmaları da düşman olarak belleyip yasaklayacağından bahsediyor. Bu satırları okurken Türkiye Cumhuriyeti devletine musallat olan ve olmaya çalışan tarikat oluşumları aklıma geldi. 15 Temmuz 2016’da -henüz fırından yeni çıkmış bir vaka- Fetullah Gülen ve müritleri darbe yapıp devleti ele geçirmeye teşebbüs etti. Devletin beslemekten çekinmediği yılanın gözü döndü ve o yılan kendisini besleyip büyüten, kendisine desteği esirgemeyen yapıyı ısırdı 15 Temmuz’da. Yıllarca zehirini akıttığı devlete “tamamen mideye indirme operasyonu” düzenledi. Devleti yöneten zihniyet zehir içmekten, afyon kullanmaktan çekinmiyordu yıllarca ne yazık ki. İşte 15 Temmuz bu yılanın başının ne kadar büyüdüğüne, büyütüldüğüne işaret etti. Nietzsche devletin söz geçiremediği dinî yapılanmaların başını ezeceğini XIX. yüzyılın sonlarında anlatırken bizim devletimiz XXI. yüzyılda bir dinî cemaatin darbe kalkışmasıyla karşı karşıya geliyor. Hadi Nietzsche’yi okumadınız diyelim, devletin kurucusu Atatürk’ü de mi hiç okumadınız? Demek ki “doğru”yu aramaya çalışmaktan ve bulmaktan ısrarla kaçınmak hem devleti hem de bireyi felakete sürükler, hazin bir sonuçla yüz yüze getirir.

Nietzsche son sayfalarda devletin üniversitelerdeki felsefe eğitiminde oynadığı ve aslında oynaması gerektiği rolü anlatıyor. Bu konudaki yargısı devletin felsefe öğrenimine asla karışmaması gerektiği yönünde. Çünkü devlet bu alana müdahale ettiği anda “filozof” filozof olmaktan çıkıp devletin çıkarları için mücadele eden bir bireye dönüşür ve özgürlüğünü kaybeder. Böyle bir kişi ancak felsefeci olur, “gülünç felsefeci” olur, “filozof” olamaz. Nitekim devletin onayladığı felsefe her yapılana alkış tutanların felsefesidir, devlete karşı çıkan bir filozofun asla burada yeri yoktur. Öyleyse devlet felsefeye hiç el atmasa daha iyidir. Nietzsche şöyle der kesin bir tavırla: “Devletin felsefe ile hiçbir şekilde ilgilenmemesinin, ondan hiçbir şey talep etmemesinin, duyarsız olduğu bir şey olarak onu mümkün olduğu kadar göz ardı etmesinin devlet için daha hayırlı olacağına tüm samimiyetimle inanıyorum.” (s. 91) Başka bir sayfada ise şöyle diyor: “Hakikaten de üniversite felsefesinin mezar taşına şöyle yazılmalıdır: O hiçbir zaman kimseyi rahatsız etmedi.”
120 syf.
·2 günde·5/10
Nietzsche'nin, Schopenhauer'ü merkeze koyarak, bilim, bilgin, felsefe, filozof, üniversite, devlet, eğitim ve gelişim gibi konulardaki fikirlerinden bahsettiği, anlaşılması zaman zaman zor, zaman zaman da akıcı devam eden eser. Aslında, kitaptan çok umutluydum. Beklentimi karşılamadı. Kitabın isminden Schopenhauer'u çıkarsak da pek bir şey değişmeyecektir. Özellikle "bilginin özellikleri"nin sıralandığı satırları ilginç buldum. Altı çizilecek pek çok satır bulunsa da meraklısı dışında birinin ilk sayfalarından sonra kitabı bırakabileceği söylenebilir.
95 syf.
·1 günde·8/10
‌Nietzsche yaklaşık 10 yıl boyunca Schopenhauer'un savunuculuğunu yapmış, onu okuduktan sonra Schopenhauer eserlerini sanki bana ithafen yazmış gibi der. Her ne kadar daha sonra Wagner'e karşı olduğu gibi Schopenhauer'a da sert eleştiriler getirmiş hatta Schopenhauer'un gerçekten acı çekmemiş,yalnızlığı hissetmemiş birisi olarak bunlar üzerine uzun uzadıya felsefe yapması ve konuşmasını sahtelik olarak tanımlamış olsa da Nietzsche'nin felsefesinin şekillenmesinde Schopenhauer'un büyük bir etkisi olmuştur. Bu kitabı da henüz Schopenhauer'a karşı olmadan önce yazmış, bir yol gösterici olarak Schopenhauer'un öneminden bahsetmiş.
Doktorlara en çok ihtiyaç duyulan zamanlar büyük salgın hastalıkların olduğu zamanlardır ve doktorların en çok tehlikede olduğu zamanlardır. Bunun gibi ahlak eğitimcilerine duyulan ihtiyaç da toplumda ahlaksızlığın en çok olduğu dönemlerdir ve ahlak eğitimcilerinin en zayıf olduğu dönemlerdir.Böyle bir dönem içerisinde yaşayan Nietzsche için kendisini eğitecek olan kendi yetersizliğini aşıp çağa aykırı olmayı öğretecek olan eğitimci Schopenhauer'dur.Nietzsche "Schopenhauer uzun zamandır aradığım eğitimci ve filozoftu" diyerek sürekli Schopenhauer'dan övgüyle bahsetmiştir.
Schopenhauer'un hocası Kant'ın ahlaki bir devrim yaptığına dair hiçbir işaret görmediğini Kant'ın hükümet otoritesine boyun eğdiğini, dini bir inanç görünümü sergilediğini ve üniversitede yer almak için akademisyenlere ve öğrencilerine katlandığını düşünür.
Bütün insanların ortak özelliği tembelliktir, tabii bu tembelliğin ardında yatan asıl sebep ise insanın sürünün bir parçası olarak hareket etmeyi istemesi toplumdan, geleneklerden korkması ve dürüst olmanın onu zorluklarla karşılaştıracağını bilmesinden dolayı kitlenin bir parçacı olmayı ve rahatlığı yani tembelliği tercih etmesidir. İnsanın yapması gereken kitlenin bir parçası olmaktan vazgeçip rahatlığına son vermesi ve kendi olmasıdır. İnsanın özünü belirleyecek olan şu soruları sorması gerektir: gerçek anlamda neyi sevdin, seni ne mutlu eder, yaşamın amacı nedir, olduğum şey halin nasıl geldim, olduğumm şeyden dolayı ne için acı çekiyorum? Hayatın geneline bakarak kendi hayatımın anlamını öğrenmek yerine kendi hayatına bakarak yaşamın genel şifrelerini anlamaya çalış. İnsanın varoluşunun değersizliği karşısındaki bunalımdan çıkaracak olan şey Schopenhauer felsefesidir. İnsan yaşamında önemli olan özgür olmak ve tamamen kendisi olmak. Varoluşa sürekli çirkin anlamlar yükleyenler ona haksızlık yapmaktadırlar.

Varoluş sorunu kesinlikle siyasal yollarla çözülebilecek bir şey değildir. Bu yüzden devletlere ihtiyaç duyulduğunu düşünürler ancak devlet kendisine hizmet eden,itaat eden bireyler dışında hiçbir şeyi amaçlamaz. Devletin eğitimi ve kültürü ile yetişmiş bir bireye yaşamın amacı nedir diye sorulduğunda 'iyi bir yurttaş ve iyi bir bilgin, iyi bir devlet adamı olmak 'diye cevap verir. Böyle bir bireyin varoluşu sadece kendisine öğretilenden ibarettir ve varoluşun derinliklerine inemez. Schopenhauer felsefesi ile her ne kadar devletleri eleştirse de vatanı,yurdu veya milleti zor durumda kaldığında her türlü yardımdan da geri durmamış ,tüm servetini Prusya Savaşı'ndan sonra dul kalan asker eşlerine ve ailelerine bağışlamış.

Modern çağın insanının hayatını dönüştürmek için 3 insana ihtiyaç vardır:
Rousseau'nun insanı
Geothe'nin insanı
Schopenhauer'un insanı
Rousseau'nun insanı en ateşli olanıdır, insanı tehlikeli sarsıntılar karşısında düzeltici ve sakinleştirici özelliğe sahiptir,en yaygın ve en kesin sonuca ulaşır. Geothe'nin insanı, yalnızca derin düşüncelere sahip birkaç kişiye hitap eden, ayrıca kitleler tarafından yanlış anlaşılan, her türlü şiddetten ve sıçramadan,eylemden nefret eden insandır.Bu insan koruyucu ve uzlaştırıcı bir güce sahiptir
Schopenhauer'un insanı, dürüstlüğe içkin olan acı çekmeye gönüllüdür, onun gerçek anlamına ulaşmak için özündeki köklü devrimi yapacak olan bunu hazırlayan ve buna hizmet eden, aktif, iyileştirici yaratıcı güçtür.
İnsanı mükemmelliğe en hızlı ulaştıracak şey acı çekmektir, mutlu bir yaşam imkânsızdır. İnsanın erişebileceği en üstün şey kahramanca bir yaşamdır. İnsan her zaman sınırlı bir durum içerisine doğar elinin altındaki araçları kullanmayı alışır ve sınırlarının ötesine geçemez. Hayvan nerede biter, insan nerede başlar! Sadece mutluluğu, yaşamı arzuladığı sürece insan hayvanın üzerine çıkamaz.Hayvanın kör içgüdü ile peşinde koştuğu şeye insan, bilinçli bir arzu ile koşar ve çoğu insan hayvanı aşamaz, anlamsızca acı çeker. İnsan her zaman tekil büyük insanı yaratmaya çalışmalıdır.
120 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Biraz ağır bir kitap. Değişik bakış açılarına yer veriyor. Temelinde Nietzsche, Schopenhauer'dan esimlenerek insanın nasıl içinde bulunduğu zaman aralığından kendini ayıklayarak, başkalarının değil de kendi gözüyle inceleyerek, çeşitli kültür anlayışlarının ve kurumların baskısından arınarak filozof olabileceğine/felsefeye teşvikte bulunabileceğine dair ipuçları veriyor.
95 syf.
·Puan vermedi
Bu eser 1874 yılında Schopenhauer ve Wagner'in Nietzsche'nin idolleri olmayı sürdürdüğü görece erken dönemde kaleme alınmıstır. Schopenhauer, Nietzsche tarafından bir dahi, gercek bir filozof, Alman düşüncesinin ulaştığı doruk olarak nitelenmektedir. Tıpkı Wagner'de oldugu gibi Schopenhauer de zaman içinde Nietzsche'nin gözünden düşüp doruğu bir hayalete -üstinsana-, Nietzsche'nin Zerdüşt'üne bırakacaktır. Bu kitapta üstinsan tabiriyle henüz karşılaşmıyoruz, dâhi şimdilik onun yerini tutuyor. Ama Nietzsche'nin ileride üstüne inşa edeceği fikri yapının temellerini görüyoruz. Alman eğitim sistemi ve kultürü Nietzsche tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. En genel ifadeyle sistemin dâhiyi tabir yerindeyse çogunluğun mutlulugu icin feda ettigini dile getiriyor Nietzsche ve çözüm olarak çogunluğun dâhi için feda edilmesi gerektiğini savunuyor. Ama ben ne çoğunlugu ne de dâhiyi feda etme taraftarıyım ve Nietzsche ile ters düstügümü görüyorum. Nietzsche'nin felsefesi bana bencilce, uçarı, acımasız ve bilgelikten uzak geliyor artık. Sanırım ben de bir Hegelciyim.
Etrafımızda hayaletlere benzeyen şeyler dolanıyor, hayatın her anı bize bir şey anlatmak istiyor, ama biz bu hayalet sesi duymak istemiyoruz. Sessiz ve tek başımıza olduğumuz zamanlarda, bir şeyin kulağımıza fısıldanacağından korkuyoruz ve işte bu yüzden sessizliği aşağılayarak kendimizi sosyalleşme ile zehirliyoruz.
Ve insan tıpkı günahkârlık duygusunun içinden çıkıp kutsal olana erişmeyi özlediği gibi, aynı şekilde entelektüel bir varlık olarak içindeki dehayı görmek için şiddetli bir istek duyar.
– Gerçek dediğimiz şeyin gerçekten gerçek mi olduğuna yoksa yalnızca bize mi öyle göründüğüne karar veremeyiz. Eğer sonuncu şık doğruysa, o zaman burada bulduğumuz gerçek bizim ölümümüzden sonra bir hiçtir ve bizimle mezara gelecek bir aidiyet kazanmak üzere sarfettiğimiz tüm çabalar boşunadır. –
“Bunların hiçbiri sen kendin değilsin,” der genç ruh kendisine. Hayat nehrinden geçerken sadece senin kullanman gereken köprüyü senden başka hiç kimse, ama hiç kimse kuramaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eğitimci Olarak Schopenhauer
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754684018
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Schopenhauer als Erzieher
Çeviri:
Cemal Atila
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Eğitimci Olarak Schopenhauer
Eğitici Olarak Schopenhauer
Eğitici Olarak Schopenhauer
Pek çok ülkeyi ve ulusu ve birkaç kıtayı görmüş olan bir gezgine, tüm insanlığın ortak özellikleri olarak ne tür nitelikleri keşfettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: "tembelliğe meyillidirler." Çoğu kişiye öyle geliyor ki, eğer gezgin şöyle deseydi, cevabı daha doğru ve geçerli olurdu: "hepsi korku içinde. Geleneklerin ve fikirlerin arkasına gizleniyorlar."

Kitabı okuyanlar 232 okur

  • Zain
  • Eccedentesiast
  • Gülşah
  • Kurtuluş
  • Cornelius Bent
  • Emrah
  • Metin BOZDEMİR
  • Haticezz
  • H & E
  • brhnyr

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%4.2
18-24 Yaş
%29.2
25-34 Yaş
%41.7
35-44 Yaş
%20.8
45-54 Yaş
%4.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%27
Erkek
%73

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.9 (8)
9
%14.5 (9)
8
%12.9 (8)
7
%12.9 (8)
6
%3.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0