·
Okunma
·
Beğeni
·
18450
Gösterim
Adı:
Ekmek Arası
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420723
Kitabın türü:
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
'İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.' Charles Bukowski
Bukowski´den ailesine, çoculuğuna, lise yıllarına, vesaire dair 58 epizodluk bir anlatı... Henüz Bukowski okumadıysanız, tarzı için kitabın en başındaki ilk beş epizoda bakabilirsiniz.

 
268 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kahramanımız, Henry Chinaski!

Ekmek Arası, Charles Bukowski’nin otobiyografik romanı. Okuduğum kadarıyla, Henry, Bukowski’nin babasının ismi. Babasından sayısız dayak yiyen bir çocuğun babasına atabileceği en büyük tokat olmalı bu seçim. China ise çok sevdiği ülke Çin, “ski” soyadından bir parça.

Bundan sonraki bilgiler kitabın akıbeti hakkında tat kaçırıcı bilgiler içerebilir!

Evet, Henry yalnız bir çocuk. İşsiz bir babası, düşük maaşla çalışan bir annesi var. Yalnızlık, Henry için bir tercih mi, yoksa mağrurluktan mı bu insanlardan kaçışı, bilemiyorum. Yer yer iki ihtimali de hissettim Henry’nin yalnızlığında. “Dostluğun Değeri” üzerine yazılan bir denemeye, karşı deneme olarak, “Dostsuzluğun Değeri” yazan bir hergele. Alkışlanmıyor, D alıyor okulda. Ama olsun, benden sana A Henry, orijinal fikrin ve samimiyetsizliklerin içindeki çirkin samimiyetin için.

Babasıyla arası pek iyi sayılmaz Henry’nin. İşsiz olduğu anlaşılmasın diye evden her sabah aynı saatte çıkan, bir tuhaf adam. Öylesine iğreniyor ki babasından, sofrada yemek yerken yaptığı ağız hareketlerine kadar usta bir şekilde tasvir edebiliyor. Şu sözleri yeterli olacaktır bu sevgi dolu ilişkinin betimlenmesine: “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum.
Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.”

Henry’e dair birkaç “ilk”i paylaşmak istiyorum sizlerle şimdi...

Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Bukowski’yi hepimiz tanıyoruz. Bir de kötü çocuk Henry’den söz edelim. Seksin ne olduğunu ilk kez duyduğunda inanamıyor, yetişkinler tüm bunları yaptıkları halde nasıl insan içine çıkabiliyorlar! Annesi ve babasını bu işi yaparken düşünmek midesini bulandırıyor. Ama şey, okuldaki kızlardan biriyle yaptığını düşününce… Tamam, o kadar da korkunç değilmiş.

Ve arkadaşının babasının mahzeninden ilk şarabını tattığında, ağzında anlamsız bir tat... Nesini severler bunun bu kadar! Fakat ağız dolusu bir yudum daha alınca... İçinde aniden beliren, akan bir sıcaklık... Arkadaşının annesine küfür ediyor çılgın! Kendisiyle sevişmek istediğine dair bir küfür desem anlaşılması için yeterli olacaktır. Bukowski’nin içkiyle nasıl tanıştığını okumak, büyük bir keyifti benim için. Öykülerindeki o ayyaş hikayelerinin kökenine indiriyor bu roman sizi. Nasıl bir kafayla yazıldığını anlıyorsunuz o içki sohbetlerinin.

Lisedeyiz... Güzel kızlar, iyi giyimli oğlanlar var etrafımızda. Henry ise.. Henry işte, biliyorsunuz. Bir tarafta arabalarıyla okula gelen, öğle aralarında kantine dahi tenezzül etmeyen restaurantlarda yemek yiyen çocuklar... Bir tarafta da buruşuk gömlekli, yüzü çıbanlarla kaplı, haftada elli cent harçlığıyla bizimki... Eh, kızlar yüzüne dahi bakmıyorlar haliyle. Etrafındaki bu insanları “şekil değiştirmiş babaları” olarak görüyor. Bir şey var Henry’de, tat almasını engelleyen bir şey...

Henry büyüyor... Büyüyor fakat bulunduğu ortamlardan duyduğu tiksinti varlığını koruyor ruhuna yapışıp. Bir yere ait olmak, düzenin bir parçası olmak, her sabah kalkıp aynı işe gitmek Henry için sıkıcı, anlamsız. İntiharı düşünüyor pek çoğumuz gibi. Ama intihar da zahmetli şimdi, beş yıllığına ölemiyor muyuz? Ne demiştik, içki, sigara ve yalnızlık... Sizler de olmasanız ne yapardık!

Ucuz bir şarap eşliğinde herkes okumalı bu kitabı. Aslında herkes okumasa da olur. Avm’lerden kafasını çıkartıp biraz kitap okuyan herkes demeliydim, haksızlık ettim. Evet, Henry’nin de dediği gibi: “Sevgi gerekiyordu. Ama insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil...” Sevgiler.
268 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Düşündüğünü tereddütsüz ifade eden, asla kibar olmak zorunda hissetmeyen ve aşırı samimiyetiyle okurların gönlünü kazanan ağzı bozuk yazarlardan Charles Bukowski, Ekmek Arası adlı kitabıyla bizlere çocukluk ve gençlik dönemlerinden bahsediyor. Kitapta hiç güzel bir maziye sahip olmadığını gördüğümüz yazarın, nasıl Bukowski olduğunu çok net bir şekilde anlamak mümkün. Aslında kitabı çok daha önceleri kütüphaneden ödünç alıp okumuştum ancak etkinlik bahanesiyle satın alıp tekrar okumak istedim. Kütüphaneme kattığım için ayrıca mutluyum. İlk aldığım heyecanla okudum ve aynı zevki aldım gerçekten. Bazı kendini okur diye tanıtanların edebi olmadığı iftirasıyla hunharca eleştirdiği Bukowski, verdiği önemli mesajlar ve hayat derslerini oldukça açık ve sade bir anlatımla bizlerin kafasına sokmayı başarıyor. Cümleler kısa ve anlaşılır herhangi bir süsü püsü yok. Hiçbir şekilde okunma kaygısı ve hoş görünme çabası olmayan kitapta argo ve küfür fazlasıyla mevcut, kendi kendinizin içinden dahi söylemediği cümleleri yazar sizin yerinize kitaba döküyor. Bukowski'nin gerçekten kötü bir geçmişi olduğu bariz görülüyor eserde, fakat bunlar olmasaydı yeraltı edebiyatı önemli bir isimden mahrum olacaktı. Çocukluktan gençliğine kadar başına gelmeyen kalmayan yazarın yaşama azmi gerçekten inanılmaz. Her sayfada bir heyecan var sonra ne olacak diye okuya okuya bir bakmışsınız sol elinizde bir sayfa kabarıklığı var. Yeraltı edebiyatı seven ve okuyan herkesin edinmesi gereken önemli eserlerden biri bence. Bu türü ve Charles Bukowski'yi merak ediyor ve ilgi duyuyorsanız, Ekmek Arası güzel bir başlangıç olacaktır. Okuduktan sonra siz de onun gibi artık hayatı umursamaz hale gelebilirsiniz.
268 syf.
·Puan vermedi
Bukowski kimdiri anlamanın sanırım en doğru yolu bu kitabı okumaktan geçecektir. Lise yıllarımda okuduğum ve hayranlığımın başlangıcı olan bu kitaba yıllar sonra tekrar başladığımda aynı heyecanı yaşattığını farkettim. Korkunç bir çocukluk geçiren Bukowski kanaatimce bunun acısını insanlardan özelliklede kadınlardan çıkarmaya yöneldiği bir hayat tarzını seçmiştir. Bazı bazı yazarın psikolojik bir buhran içerisinde olduğunu düşünsemde, yaşadığı ardı arkası kesilmeyen acı olaylar zinciri karşısında duruşuna hayran kalmamak mümkün değil. Onun kadar umursamaz olabilmek için onun kadar acı mı çekmek gerekiyor bilmiyorum.
“Yalnız yaşamak istiyordum yalnız olunca daha iyi hissediyordum kendimi daha temiz, ama onlardan kurtulacak kadar zeki değildim.”(sf.118) diyerek umursamazlığını gösteren Bukowski gibi olabilmek için sanırım kitaplarını ara sıra gözden geçirmek gerekiyor. Bukowski’yi anlamak için bu kitap güzel bir başlangıç olacaktır. Yazarın diğer kitaplarınıda okumuş biri olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki favori kitabım “Ekmek Arası” olmuştur.
268 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Bukowski bu kitapda daha çok okul yılları ve ergenlik dönemini anlatmış. Yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını yazmış. Kitabın büyük bir bölümünde kendimi bulduğum için okuması gayet zevkliydi. İlk Bukowski kitabımdi. Yazar diğer kitaplarını da okumam için beni ikna etti.
268 syf.
·Beğendi·8/10
Hep sevdim bu ayyaş adamı... Ama bu kitabıyla onu daha çok anladım... Çocukluğu , gençliği ,küfürleri, alkolü, kadınları... Küfürleri çok ama kitaba ve bu adama yakışıyor...
268 syf.
·3 günde·8/10
Bukowski ile tanışma kitabım oldu bir nevi . Gayet akıcı bir kitap olmuş her ne kadar adamın hayatını tasvip etmesemde. Kitap beni buhrana sürükledi , fazlaca karamsar bir havası vardı ayrıca küfür ve argo çok fazlaydı . Bu kadar küfür gördüğüm ilk kitaptı açıkçası.
Bana nedense "Zencefil Adam"ı , hafifte "Çavdar Tarlasındaki Çocuklar"ı anımsattı. Velhasıl kelam türü seven okusun .
224 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Uzun süredir elimde ve aklımda olan Ekmek Arası ve Bukowski... Bukowski uzun süredir okumak istediğim ama hayatın telaşesi içinde onu da unuttuğum bir eserdi. Neyse zamanı gelmiş demek ki aldım elime başladım okumaya. Bu aralar düğün telaşesi, tayin falan derken kitapları zor okuyorum ama bu kitap o zorlukları bile unutturup beni heyecanla sürükleyerek hatta meraklandırarak okumaya zorladı.

Bukowski'nin dili gerçekten merak ettiğim kadar varmış. Sade, yalın, argosu bol, samimi, bizden, içten nasıl diyeyim bir sokak çocuğu gibi daha doğrusu eskiler ne der bilmem meslek lisesi tarzı bir gençler olur ya; elinde sigara, küfür falan... Şimdi tüm gençlik sözüm meclisten dışarı böyle olma yolunda ama inşallah çok daha iyi günler görürüz. Böyle bir dille anlatmış gençliğini yazar.

Romanda kendi hayatını otobiyografik olarak anlatmış yazar. İnsanlığın bittiğini babasıyla anlatmış o kadar şiddet görmüş ki... Annesi ise çok üstüne düşmüş analık görevini yapmış, Alkol ve sigaranın tavan yaptığı roman belki de ve ayrıca erotizm ve argo kelimeler, küfürün de baya çok olduğu bir eser. Yazarlığa nasıl adım attığı ? Gençliğinde ABD ve Hitler'in ülkeler üzerindeki siyasi baskı ve durumu gayet güzel açıklamış. Hayvan sevgisinden hayli fazla söz ediliyor yine romanda.

Sırasıyla okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise hayatının ele alındığı, bizden biri olarak anlatılan, belaltı edebiyatı şaheseri. Merak ederek okudum. Bukowski ile tanışmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Çok doğal ve aralarda verdiği mesajlar ise çok dahice...
268 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Ekmek Arası Bukowski'nin okuduğum ilk kitabıydı ve kitaptan beklentimi sonuna kadar karşıladı. Kitabın uzun süredir kütüphanemde olmasına rağmen nedensizce okumayı erteliyordum ama kitabı bitirdikten sonra iyiki okumuşum dedim. Eğer okumayı düşünüyorsanız benim gibi yapıp da hiç beklemeyin derim.
268 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bukowski’den okuduğum ilk kitaptı. Yeni bir yazarla tanışmayı onu anlamayı, dilini tatmayı, düşüncelerinin arasından geçmeyi çok sevmişimdir. “Ekmek arası” öyle güzeldi ki apaçıktı her şey yüzüne çarpıyordu. Hiçbir şeyi gizlemeye çalışmıyordu Bukowski. Öyle bir hayat yaşamış ki yeraltı edebiyatı olmuş.
Topluma karşı bakış açışı, hayatın tekdüzeliğe karşı duruşu, yalnızlık hakkındaki hisleri, insanların hep aynı amaç uğruna kürek çektiği, sıyrılmanın zor ama daha anlamlı olduğunu gözlerimiz önüne seriyor.
Kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım.
Bayıldım !
268 syf.
·10/10
Bukowski 'nin kitap isimlerini çok seviyorum. Harika isimleri var.. Bir erkeğin ergenlik yıllarında yaşadıklarını ve yaşamak isteyip yaşayamadıklarını anlatan güzel bir kitap. Kendine has uslubu ile okunması keyifli bir kitaptı bana göre.
268 syf.
Çocukluk yıllarınında ki yaşananlar baya etkiliydi. İçine işliyor insanın. Öyle bir çocuk sonraki yıllarda nasıl olabilir yani. Aile sevgisi, baba sevgisi yok hep yalnız, kendini toplumdan soyutlamış bir insan oluyor. Kitabın arkasında da var "İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaça bileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. O eksiklik sanırım SEVGİ oluyor. Bunların başlıca sebebi de çocukluk yılları yani. Yazar çocukluk yıllarından gençlik yıllarından bahsetmiş ama çok da ders alınabilecek bir kitap. Sevginin önemi çok iyi anlaşılıyor bence. Yazarla beraber keyifli bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. Bazen küfür edeceksiniz, bazen hüzünleneceksiniz, bazen güleceksiniz sonunda da öylece kalacaksınız :)
268 syf.
·Puan vermedi
Hayata karşı farklı bir tavır takınmış chinaski'nin bazen hüzünlü çoğunlukla gülümseten yaşamı, bir diğer kitap içinde mutlaka zaman ayıracağım
Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarıda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden
söz etmiyorlardı.
“Peki, diyordum kendime, bir iş buldun. Ömür boyu işte mi çalışacaksın? Bu yüzden banka soyuyordu insanlar. Yapmak zorunda kaldıkları işler küçük düşürücüydü. Neden Allahın cezası bir konser piyanisti ya da yargıç değildim? Çünkü eğitim gerekiyordu ve eğitim parayla sağlanıyordu. Ben bir şey olmak istemiyordum zaten. Ve bunda fevkalade başarılıydım.”
"Nefret ettiğin insanla iyi geçinme çabasına siz medeniyet diyorsunuz, ben sahtekarlık diyorum. O yüzden anlaşamıyoruz."
"Birine ihtiyaç duyuyordu insan... Etrafında öyle biri yoksa onu sen yaratmak zorundaydın, olması gerektiği gibi birini yaratırdın. İnsanın kendini aldatması ,hile yapması gibi bir şey değildi bu..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ekmek Arası
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420723
Kitabın türü:
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
'İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.' Charles Bukowski
Bukowski´den ailesine, çoculuğuna, lise yıllarına, vesaire dair 58 epizodluk bir anlatı... Henüz Bukowski okumadıysanız, tarzı için kitabın en başındaki ilk beş epizoda bakabilirsiniz.

 

Kitabı okuyanlar 2.182 okur

  • Bora Baran
  • marie
  • Hoş Adam
  • Simay Akar
  • Sevde
  • Oğulcan Kara
  • Okan Tüfekçi
  • Sude Ünver
  • Engin Dağdelen
  • ECENUR DEDE

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.6
14-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%27.3
25-34 Yaş
%35.1
35-44 Yaş
%20.8
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%0.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.5
Erkek
%51.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.7 (181)
9
%23.1 (151)
8
%25.4 (166)
7
%14.8 (97)
6
%4.7 (31)
5
%1.8 (12)
4
%0.9 (6)
3
%0.8 (5)
2
%0.2 (1)
1
%0.6 (4)

Kitabın sıralamaları