·
Okunma
·
Beğeni
·
28,1bin
Gösterim
Adı:
Ekmek Arası
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420723
Kitabın türü:
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
'İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.' Charles Bukowski
Bukowski´den ailesine, çoculuğuna, lise yıllarına, vesaire dair 58 epizodluk bir anlatı... Henüz Bukowski okumadıysanız, tarzı için kitabın en başındaki ilk beş epizoda bakabilirsiniz.

 
268 syf.
·10 günde·9/10 puan
Heinrich Karl Bukowski. O bir efsane. Efsaneyi de efsane yapan biraz sosyal medya sanki. O her biri altın değerindeki cümleleri kullanıcıların paylaşımlarını süsledi. Hayatının büyük bir bölümünü Los Angeles da geçiren yazarın tarzını anlamak istiyorsanız bu kitabı illa okuyun derim. Ağzınızda hoş bir tat bıraktığı için kitap bitmesin diyeceksiniz.
268 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Ekmek Arası romanını beğenmenizin tamamen okuma dili tercihlerinize bağlı olduğunu söyleyerek başlayabilirim.

Yarı otobiyografik olan bu eğitici ​​romanın kahramanı Henry Chinaski, ikilemler ve küfürlerle doldurduğu çantasını yüklenir ve ağırlığını, istikrarsız ama yıkıcı küçümsemeler ile kaldırır. Büyük Buhran yüzünden olumsuz duyguları iyice artar ve Chinaski, roman boyunca zincirlerini kırmak için zorlu bir mücadele verir.

Bu benim ikinci Bukowski'mdi ve şükürler olsun ki tamamen beklediğim gibiydi. Ailesine, arkadaşlarına, okuluna, işine ve genel hayatına yaptığı muamele, neredeyse sıfır empatiyle beraber bazı ağır kelimelerle final yaparak amacına başarıyla ulaşan bir akış başlatmıştı.

Umutsuz arkadaşın da dediği gibi;
Kelebek ve arıların istediği bir çiçek yerine sinek çeken bir bok gibiydim.

İlk ikilemlerin cazibesi ve Chinaski’nin onları anlamak ve çözmek için yaptığı girişimleri (veya yapmadığı), kitabı daha iyi hale getirmeyi başaran bölümlerindendi. İçki bir seçenek olduğu sürece başka hiçbir şey önemli değildi ve genç Chinaski'yi renkli şişelerden uzakta tutmayı hiçbir şey başaramazdı. Amaçsızlık bir veba gibi sayfaları sarsarken, Bukowski’nin kalemi acı verici bir şekilde, koskoca bir hiçliği betimlemekte kimi zaman yetersiz kalıyordu.

Gördüğüm kadarıyla Bukowski’nin yaşamı çok acıydı ve öfke doluydu. Ama belki de bu kitabı içindeki öfke ve kini dökmek için değil hayatına devam edebilmek için yazdı. Neredeyse bir protesto gibi, bir meydan okuma gibi. Ve okurken, bu meydan okuma benim için sadece bir ilham kaynağıydı.
268 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kahramanımız, Henry Chinaski!

Ekmek Arası, Charles Bukowski’nin otobiyografik romanı. Okuduğum kadarıyla, Henry, Bukowski’nin babasının ismi. Babasından sayısız dayak yiyen bir çocuğun babasına atabileceği en büyük tokat olmalı bu seçim. China ise çok sevdiği ülke Çin, “ski” soyadından bir parça.

Bundan sonraki bilgiler kitabın akıbeti hakkında tat kaçırıcı bilgiler içerebilir!

Evet, Henry yalnız bir çocuk. İşsiz bir babası, düşük maaşla çalışan bir annesi var. Yalnızlık, Henry için bir tercih mi, yoksa mağrurluktan mı bu insanlardan kaçışı, bilemiyorum. Yer yer iki ihtimali de hissettim Henry’nin yalnızlığında. “Dostluğun Değeri” üzerine yazılan bir denemeye, karşı deneme olarak, “Dostsuzluğun Değeri” yazan bir hergele. Alkışlanmıyor, D alıyor okulda. Ama olsun, benden sana A Henry, orijinal fikrin ve samimiyetsizliklerin içindeki çirkin samimiyetin için.

Babasıyla arası pek iyi sayılmaz Henry’nin. İşsiz olduğu anlaşılmasın diye evden her sabah aynı saatte çıkan, bir tuhaf adam. Öylesine iğreniyor ki babasından, sofrada yemek yerken yaptığı ağız hareketlerine kadar usta bir şekilde tasvir edebiliyor. Şu sözleri yeterli olacaktır bu sevgi dolu ilişkinin betimlenmesine: “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum.
Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.”

Henry’e dair birkaç “ilk”i paylaşmak istiyorum sizlerle şimdi...

Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Bukowski’yi hepimiz tanıyoruz. Bir de kötü çocuk Henry’den söz edelim. Seksin ne olduğunu ilk kez duyduğunda inanamıyor, yetişkinler tüm bunları yaptıkları halde nasıl insan içine çıkabiliyorlar! Annesi ve babasını bu işi yaparken düşünmek midesini bulandırıyor. Ama şey, okuldaki kızlardan biriyle yaptığını düşününce… Tamam, o kadar da korkunç değilmiş.

Ve arkadaşının babasının mahzeninden ilk şarabını tattığında, ağzında anlamsız bir tat... Nesini severler bunun bu kadar! Fakat ağız dolusu bir yudum daha alınca... İçinde aniden beliren, akan bir sıcaklık... Arkadaşının annesine küfür ediyor çılgın! Kendisiyle sevişmek istediğine dair bir küfür desem anlaşılması için yeterli olacaktır. Bukowski’nin içkiyle nasıl tanıştığını okumak, büyük bir keyifti benim için. Öykülerindeki o ayyaş hikayelerinin kökenine indiriyor bu roman sizi. Nasıl bir kafayla yazıldığını anlıyorsunuz o içki sohbetlerinin.

Lisedeyiz... Güzel kızlar, iyi giyimli oğlanlar var etrafımızda. Henry ise.. Henry işte, biliyorsunuz. Bir tarafta arabalarıyla okula gelen, öğle aralarında kantine dahi tenezzül etmeyen restaurantlarda yemek yiyen çocuklar... Bir tarafta da buruşuk gömlekli, yüzü çıbanlarla kaplı, haftada elli cent harçlığıyla bizimki... Eh, kızlar yüzüne dahi bakmıyorlar haliyle. Etrafındaki bu insanları “şekil değiştirmiş babaları” olarak görüyor. Bir şey var Henry’de, tat almasını engelleyen bir şey...

Henry büyüyor... Büyüyor fakat bulunduğu ortamlardan duyduğu tiksinti varlığını koruyor ruhuna yapışıp. Bir yere ait olmak, düzenin bir parçası olmak, her sabah kalkıp aynı işe gitmek Henry için sıkıcı, anlamsız. İntiharı düşünüyor pek çoğumuz gibi. Ama intihar da zahmetli şimdi, beş yıllığına ölemiyor muyuz? Ne demiştik, içki, sigara ve yalnızlık... Sizler de olmasanız ne yapardık!

Ucuz bir şarap eşliğinde herkes okumalı bu kitabı. Aslında herkes okumasa da olur. Avm’lerden kafasını çıkartıp biraz kitap okuyan herkes demeliydim, haksızlık ettim. Evet, Henry’nin de dediği gibi: “Sevgi gerekiyordu. Ama insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil...” Sevgiler.
268 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Düşündüğünü tereddütsüz ifade eden, asla kibar olmak zorunda hissetmeyen ve aşırı samimiyetiyle okurların gönlünü kazanan ağzı bozuk yazarlardan Charles Bukowski, Ekmek Arası adlı kitabıyla bizlere çocukluk ve gençlik dönemlerinden bahsediyor. Kitapta hiç güzel bir maziye sahip olmadığını gördüğümüz yazarın, nasıl Bukowski olduğunu çok net bir şekilde anlamak mümkün. Aslında kitabı çok daha önceleri kütüphaneden ödünç alıp okumuştum ancak etkinlik bahanesiyle satın alıp tekrar okumak istedim. Kütüphaneme kattığım için ayrıca mutluyum. İlk aldığım heyecanla okudum ve aynı zevki aldım gerçekten. Bazı kendini okur diye tanıtanların edebi olmadığı iftirasıyla hunharca eleştirdiği Bukowski, verdiği önemli mesajlar ve hayat derslerini oldukça açık ve sade bir anlatımla bizlerin kafasına sokmayı başarıyor. Cümleler kısa ve anlaşılır herhangi bir süsü püsü yok. Hiçbir şekilde okunma kaygısı ve hoş görünme çabası olmayan kitapta argo ve küfür fazlasıyla mevcut, kendi kendinizin içinden dahi söylemediği cümleleri yazar sizin yerinize kitaba döküyor. Bukowski'nin gerçekten kötü bir geçmişi olduğu bariz görülüyor eserde, fakat bunlar olmasaydı yeraltı edebiyatı önemli bir isimden mahrum olacaktı. Çocukluktan gençliğine kadar başına gelmeyen kalmayan yazarın yaşama azmi gerçekten inanılmaz. Her sayfada bir heyecan var sonra ne olacak diye okuya okuya bir bakmışsınız sol elinizde bir sayfa kabarıklığı var. Yeraltı edebiyatı seven ve okuyan herkesin edinmesi gereken önemli eserlerden biri bence. Bu türü ve Charles Bukowski'yi merak ediyor ve ilgi duyuyorsanız, Ekmek Arası güzel bir başlangıç olacaktır. Okuduktan sonra siz de onun gibi artık hayatı umursamaz hale gelebilirsiniz.
224 syf.
İlk dəfə idi ki bir kitabı bir neçə nəfərlə birlik də oxudum. "Hər ay bir kitab" üçün bu ilin ilk kitabı. Ümid edirəm ki gələn aydan digərləri də qoşulacaq.
Kitaba gələcək olarsaq, Bukowski'nin avtobioqrafik romanı. Bir çox insan 'özünü yaxşı hiss etmədiyin bir zaman da Bukowski oxumağa çalışma, oxusan əgər daha da depressiyaya girəcəksən' kimi fikirlər bildirirdi. Yanvar ayına seçdiğimiz kitab bu olduğu üçün özümü ruhən yaxşı hiss etməsəm də oxumağa çalışdım. Və dediklərinin əksinə kitab mənə çox yaxşı təsir etdi.
Kitab da Bukowskinin uşaqlığına, gəncliyinə, yaşadığı sıxıntılara, travmalara şahid oluruq.
Bukowski çox çətin bir uşaqlıq keçirmiş, lakin bunu kitab da anladan zaman özünü yazıqlaşdırmadan (acındırmadan) izah edir. Sadə bir dillə, əsəbi bir ruh halı ilə o an yaşadığı, keçirdiyi hissləri sizə sezdirir.
Əyyaş bir adam, çox içir, çox kobud ifadələr işlədir. Amma o kobud ifadələr ilə çox incə durumları, incə detalları sizə izah edir. Bukowskinin bu tərzi, düşüncələri bəzilərinə görə məntiqsiz gələ bilər. Amma ki mən yazarın dilini çox sevdim, dürüst bir yazar.
Yazarın tək sevmədiyim cəhəti qadınları 'cinsəl obje' kimi görməsi, onların düşüncələrini önəmsəməməsi oldu.
Digər kitablarını da mütləq oxuyacam. Sevdim səni əyyaş kişi :D
Qəmər_ Vəfa PirMuradova gələcək ay kitabımızı indidən seçməliyik) Lakin bu dəfə digərlərinin də qoşulacağı kitab olsun:) Əsasən də sənin oxuya biləcəyin bir kitab @WeltschmerzN
268 syf.
·5 günde
Desem de inanmayın..Neden mi? Gelin anlatayım:

Charles Bukowski.. Aykırı olduğunu tahmin ediyordum gördüğüm alıntılardan ama, bu kadarını beklemiyordum. Sert bir dilin var, acımasızca yaşanan gerçekleri gözler önüne seriyorsun. Bu can sıkıyor, çok can sıkıyor hem de. Yapmacık olmadan bam bam bam sıralıyorsun sözlerini. Biraz hakkında araştırma yaptım; bunları gerçekten hissediyor musun, yoksa "-mış" gibi mi yapıyorsun diye. Kötü bir çocukluk geçirmişsin. Baban tarafından çok şiddet görmüşsün ve bunu da kitaplarında işlemişsin zaten. Hakkındaki yazıyı bir sonraki paragrafta yazmak istiyorum.

1.Dünya Savaşı'nın sonlarında askeri hizmet nedeniyle Almanya'ya gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilik yapan Alman bir annenin çocuğu Bukowski. Charles Bukowski 1920 yılında Andernach Almanya'da doğmuş. İki yaşındayken Los Angeles'a taşınmışlar. 1929 daki ekonomik kriz sırasında babası işsizmiş ve Bukowski' ye çok şiddet uygulamış. Bu nedenle nefret içinde büyümüş diyebiliriz. Yapıtlarında genelde "Henry Chinaski" ismini kullanırmış ki bu yapıtında da öyle yapmış. Sessiz bir çocukmuş Bukowski, fakat bazen çıldırma noktasına gelip kabadayılıklar yapıyormuş. Hatta bir keresinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediği bile olmuş. Öyle deniyor daha doğrusu (Bu kitapta geçiyor bu durum).

Yazar, "Kirli Gerçekçilik" edebi akımını izlemiş. Akımı tanıtacak olursak: "Kirli Gerçekçilik, yeni nesil Amerikalı yazarların kurgusudur. Terk edilmiş bir koca, bekar bir anne, bir araba hırsızı, bir yankesici, bir uyuşturucu bağımlısı gibi çağdaş hayatın göbeğinde meydana gelenler hakkında önyargısız olarak arada komediye meylederek yazarlar. Ölçülü, ironik, bazen yabani, ısrarla merhametli olan bu hikâyeler anlatıda yeni bir ses oluşturmaktadır." Karakterler ilgi çekmeyen ve sıradan mesleklerde gösterilir ve çoğu kez iç çaresizlik yaratan para ve kaynak eksikliği içindedirler.
.
.
.
Ve gelelim Henry'e. Çoğumuzun çocukluğunda yaşadığı acımasız olayları, haksızlıkları yaşamış. Dayak demiş haksızca. Zevk uğruna dövülen arkadaşlarını korka korka izlemiş.. Sinirlendim. Çok sinirlendim. Şuncacık çocukların kan revan içinde kalmasına, sırf daha fazla dayak yememek için susmalarına ve buna rağmen yine de dayak yemelerine. Ve bunları hiç suçları yokken yaşamalarına. "Büyükler ne deseler doğrudur, ne yapsalar haklıdırlar" Bu cümleden nefret ettim. Çocukların dünyasında ne yaşadıklarını bilmeden, yargı dağıtan yetişkinlerden nefret ettim. Kendi çocukluğunda da buna benzer şeyler yaşadığına emin olduğum çok bilmiş yetişkinlerin, buna rağmen bu çocuklara bu haksızlıkları yapmalarından nefret ettim. Çocukların, hayatları boyunca koruyacakları o temel taşlara atılan tekmelerden, ruhlarında bıraktıkları derin izlerden nefret ettim.. (Bukowski beni mahvettin!) Henry her kayış darbesi aldığında benim etinden et koptu gibi. Ağladığında benim yanaklarım ıslandı. O çocuk yüreğindeki acıyı hissettim.

Komşu çocukları fakir diye onlarla oynamasına izin vermeyen bir babaya sahip Henry..Sırf çocuklarla futbol oynamasın diye çimleri biçen, bir iki uzun çim bıraktı diye kayışla dövülen Henry.. Kendisini babasının bir evladı olarak değil de bir malı olarak gören Henry.. Şiddet gördükçe şiddete meylenen, sevgi ve şefkat hiç takmamış bir nesil. Böyle çocuklar elbette geleceğin sabıkalı, azılı suçluları olurlar. Hiçbir canlıya zarar vermekten kaçınmayan; sevgiyi, sevmeyi bilmeyen bir çocuk elbette ki kadınlara bir cinsel obje olarak bakar. Çünkü ailede şiddet gören ve edindiği arkadaşlarla da kulaktan dolma bilgiler edinen, doğruyu yanlışı bilmeden hareket eden bir çocuk, insanlarla iletişim kurmayan, annesinden ve babasından nefret eden bir çocuk, genele yayarsak insanlardan nefret eden bir çocuk nasıl doğruyu bulabilir ki? Nasıl topluma yararlı bir birey olabilir? Toplumdan önce kendine nasıl yarar sağlayabilir? Şiddet ve öfke karşısında dimdik durmayı, sevmemeyi, "kötü insan" olmayı, saygı duyulacak şeyler olarak düşünmesi ne derece sağlıklı bir bakış açısı olabilir?

Ve bu koşullarda yaşayan bir çocuk elbette hayata atılmak istemez Bir "hiç" olmak ister, anne ve babasının bütün uğraşlarına rağmen. O kadar çok şiddet görür ki bir süre sonra canı acımaz. Daha doğru hissizleşir. Mutlu olmaktan nefret eder, mutlu olmak istemez. Çocuk kalbinde bir çiçek büyütmek yerine sapasağlam bir kaya oluşturur yaşadıkları içinde.

Kadınlara değer vermez. İğrenç ithamlarla sıfatlar onları. Sadece cinsel bir objedir onun için. Kafası boş, sadece eğlenme aracı. Düşünmeyen, saçmalayan ve sadece nefes alıp veren bir varlıktır onun için.

Sert olmak, kötü olmak.. Bütün hücrelerinde hissetmek istediği budur onun. Çünkü etrafındaki hayata ancak bu şekilde ayak uydurabilir. Ancak bu şekilde insanlardan uzak kalabilir.

"Sen ne b.ka yararsın ki zaten!".. Üniversiteye kadar babasından duyduğu cümleler bu ve bunun türevi cümlelerdir. Ve normal olarak, bir savunma mekanizması olarak belki de, hiçbir şey yapmamak için uğraşmaya çalışır. Küçükken yediği her kayışın hesabını sordu belki de içten içten.

Kitabın bana faydası oldu diyebilir miyim bilemiyorum. Nefretle büyüyen bir çocuğun, nefret dolu olacağını biliyordum zaten. Aynı şekilde şiddet görerek büyüyen bir çocuğun şiddet yanlısı olacağını da. Onun dışında, bir insanın ruhunun giderek çürümesine şahit oldum. Üslubun sertliği bir yana, kullanılan küfürler bir yana, rahatsız oldum yalan değil. Her kesimin anlatıldığı çeşit çeşit kitaplar vardır. Kimisi zengin tabakanın, kimisi emekçi ve yoksul kesimin, kimisi de böyle hiçliğe sürüklenmiş kesimin anlatıldığı kitaplar. Hiçbir yalan tarafın olmaması, açık açık tüm yaşananların bütün çıplaklığıyla verilmesi mi bu kadar rahatsız etti bilmiyorum. "Bu kadar karamsarlık niye?" diye düşündüm ara ara. Niye bir çıkar yol bulmuyor bu çocuk dedim. Hayatını, babasına inat "adam olmamak" için harcaması haksızlık değil mi? Baba ve anne dışında her şey olan ebeveynlerin, neden dünyaya çocuk getirmek istediklerini düşündüm. Kendisini yetiştirmeyen insanlar nasıl bir çocuk yetiştirebilir ki?..

Bukowski'nin hayatını anlatıyor bu kitap. Çektiği acıları ve yaşadığı kötü günleri, o günlerden öç alırcasına, bir bir anlatıyor. Alkolün esiri olması ve kadınlara yönelik +18 lik düşünceleri beni çok rahatsız etti onu da belirtmek isterim. Kadınları bu kadar cinsel obje olarak görmek sağlıklı bir düşünce yapısı değil bana göre. Yaşadığı hayata bakılırsa çok da anormal olmasa gerek bu durumu.

Alkolün pençesinde yaşamaya çalışan bu yazarı tanımak isterseniz, okuyun derim kitabı. Şayet benim sinirlerimi bozmaktan öteye geçemedi bu acımasızlık..

Sevgiyle kalın..
268 syf.
Ekmek arası yazarın həyatından bəhs edir yəqin ki bunu əksəriyyət bilir.
Mənə görə kitab əksikdi. İllər öncə hələ Bukowski oxumamışdım ama barəsində mənfi ya da müsbət rəylər olsun çox eşidirdim. Bukowskinin həyatı çox maraqlı gəlməyə başlamışdı, bu qədər ürəkbulandırıcı cümlələrlə yanaşı necə dərin mənalar da ola bilir axı dediyimi xatırlayıram. Oturub Bukowski barədə oxudum, internetdə olan bütün reportajları izlədim. Və o gün "ürəkbulandırıcı cümlələrlə yanaşı necə dərin mənalı cümlələr də ola bilər" sualına cavab tapdım. Reportajlar çox doyurucu gəlmişdi mənə. Səbəbi bu olsa gerek Ekmek arası biraz əksik gəldi. (kitabdan çox özündən danışdın Qəmər)
Çox uzatdım :D deyəcəyim odu ki Bukowski oxumamısızsa ilk bu kitabdan başlaya bilərsiz.
268 syf.
·Puan vermedi
Bukowski kimdiri anlamanın sanırım en doğru yolu bu kitabı okumaktan geçecektir. Lise yıllarımda okuduğum ve hayranlığımın başlangıcı olan bu kitaba yıllar sonra tekrar başladığımda aynı heyecanı yaşattığını farkettim. Korkunç bir çocukluk geçiren Bukowski kanaatimce bunun acısını insanlardan özelliklede kadınlardan çıkarmaya yöneldiği bir hayat tarzını seçmiştir. Bazı bazı yazarın psikolojik bir buhran içerisinde olduğunu düşünsemde, yaşadığı ardı arkası kesilmeyen acı olaylar zinciri karşısında duruşuna hayran kalmamak mümkün değil. Onun kadar umursamaz olabilmek için onun kadar acı mı çekmek gerekiyor bilmiyorum.
“Yalnız yaşamak istiyordum yalnız olunca daha iyi hissediyordum kendimi daha temiz, ama onlardan kurtulacak kadar zeki değildim.”(sf.118) diyerek umursamazlığını gösteren Bukowski gibi olabilmek için sanırım kitaplarını ara sıra gözden geçirmek gerekiyor. Bukowski’yi anlamak için bu kitap güzel bir başlangıç olacaktır. Yazarın diğer kitaplarınıda okumuş biri olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki favori kitabım “Ekmek Arası” olmuştur.
268 syf.
·5 günde·7/10 puan
Bir çocuğa sevgi verirseniz başarılı, topluma uyumlu bir birey, nefret gösterirseniz uyumsuz, topluma zararlı bir birey kazandırırsınız. Bunun en güzel örneğini bu kitapta görüyorsunuz.
Babasından şiddet gören, annesinden de sevgi , şevkat görmeyen Henry bunalımlı bir hayat yaşamaktadır. Depresyondadır. Kimseyle arkadaş olamamakta ve insanlardan nefret etmektedir. Tek istediği onu kimsenin rahatsız etmemesi, yıllarca hiçbir şey yapmadan uyumak... Tek tutkusu var o da kitaplar ve yazmak.
Kimilerine göre Charles Bukowskı'nin yarı otobiyogrofi kitabıdır bu kitap.
Otomatik Portakal gibi bu kitapta da ne yapman gerektiğini değil de, ne yapmaman gerektiğini anlatıyor.
Yazarın dili çok küfürlü, argo,aklından ne geçerse dilinde ve kaleminde. Aklından da çok iyi şeyler geçtiği söylenemez.
Bana göre Henry Chinaski' de çok büyük şefkat ve sevgi eksikliği var. Ya da Charles Bukowskı'de ?
268 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Bukowski bu kitapda daha çok okul yılları ve ergenlik dönemini anlatmış. Yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını yazmış. Kitabın büyük bir bölümünde kendimi bulduğum için okuması gayet zevkliydi. İlk Bukowski kitabımdi. Yazar diğer kitaplarını da okumam için beni ikna etti.
268 syf.
·Puan vermedi
Charles Bukowski’yi okuyanlar bilir, ağzı bozuk, kadınlara düşkün, biraz fevri ve sözünü asla sakınmayan, özgür bir yazar. Çocukluğu için çok üzüldüğümü belirtmeden geçemeyeceğim. Tam bir örselenmiş çocuk kalbine sahip ve ne kadar büyürse büyüsün, aradan kaç yıl geçerse geçsin derinlerde o yaralar kanamaya devam etmiş. Biraz da o sert ve kavgacı hallerinin sebebi bu çocukluk travmalarından kaynaklanıyor. Babasından nefret ederek büyümüş, Annesine ise sadece acımış ve ikisini de asla sevmemiş, sevememiş. Babasının o daha küçücük bir çocukken bile söylediği şu söz rahatsızlık verici “çocuklar ortalarda olmalılar ama seslerini çıkarmamalılar” Böyle bir bastırma ve psikolojik şiddetle geçen bir çocukluk.. Babası hakkında çocuk ruhuyla söylediği şu cümle de çok etkileyici “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum.
Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.” Bukowski sevenlere tavsiyemdir, yazarla henüz tanışmamış olanlar varsa da tanışmalarını tavsiye ederim. Yeraltı edebiyatının önemli bir ismidir ve yazılarıyla bir ilk başlatıp, edebiyata yeni bir soluk getirmiştir.
“Peki, diyordum kendime, bir iş buldun. Ömür boyu işte mi çalışacaksın? Bu yüzden banka soyuyordu insanlar. Yapmak zorunda kaldıkları işler küçük düşürücüydü. Neden Allahın cezası bir konser piyanisti ya da yargıç değildim? Çünkü eğitim gerekiyordu ve eğitim parayla sağlanıyordu. Ben bir şey olmak istemiyordum zaten. Ve bunda fevkalade başarılıydım.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ekmek Arası
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
268
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420723
Kitabın türü:
Çeviri:
Avi Pardo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
'İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.' Charles Bukowski
Bukowski´den ailesine, çoculuğuna, lise yıllarına, vesaire dair 58 epizodluk bir anlatı... Henüz Bukowski okumadıysanız, tarzı için kitabın en başındaki ilk beş epizoda bakabilirsiniz.

 

Kitabı okuyanlar 3.885 okur

  • midas
  • Ayşe Nur Şenel
  • Musa önen
  • Kılıç Artığı
  • Atakan Ös
  • Melisa Adıgüzel
  • Çiçeksiz Kadın
  • Aykut Ayan
  • Asaf Vâreste
  • Bahar Turan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.6
13-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%27.3
25-34 Yaş
%35.1
35-44 Yaş
%20.8
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%0.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.5
Erkek
%51.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.4 (303)
9
%21.7 (249)
8
%26.3 (302)
7
%15.2 (175)
6
%5.7 (65)
5
%2.2 (25)
4
%1 (11)
3
%0.7 (8)
2
%0.2 (2)
1
%0.7 (8)

Kitabın sıralamaları