El-Kıstasü'l-Müstakim (Dosdoğru Ölçü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
164
Gösterim
Adı:
El-Kıstasü'l-Müstakim
Alt başlık:
Dosdoğru Ölçü
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751738790
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Yazma Eserler Kurumu
El-Kıstâsü’l-Müstakîm, Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin (ö.505/1111), İsmâilî-Bâtınî harekete ve dînî gerçeklerin sadece “masum bir imam”ın öğretmesiyle bilinebileceğini ileri süren, Hasan Sabbâh’a, genel olarak ise “Ta‘lîmiyye” adıyla bilinen sapkın akıma karşı mücadelesi çerçevesinde kaleme aldığı eserlerden biridir.

el-Kıstâs aynı zamanda, Mi‘yâru’l-ilm ve Mihakku’n-nazar gibi diğer bir grup eseriyle birlikte Gazzâlî’nin dini ilimlerde yeni yöntem arayışı çerçevesinde mantık ilminin esaslarını Kur’ân’dan hareketle (yeniden) ortaya koy­duğu ve bu ilkeleri tüm dini bilgi sahasına ve hatta matematik ve diğer ilimlere tatbik edil­mesini savunduğu bir eserdir. Ancak Gazzâlî, Aristo mantığının kavramlarını kullanmadı­ğı gibi, re’y ve kıyâs yöntemini de reddeder.

Gazzâlî bilgiyi Kur’an’dan çıkardığı ve isimle­rini kendisinin koyduğu beş mîzanla ölçer.

Bir yolculuk esnasında kendisine yoldaş­lık edip doğru bilgi elde etmenin yöntemi hakkında sorular yönelten Ehl-i ta‘lîmden bir kişiyle aralarında geçen diyalogları on bölüm halinde kaleme alan Gazzâlî, Ehl-i ta‘lîm’in, bilgileri Kur’an mîzanlarına benzetilen şey­tan mîzanlarıyla ölçtüğünü belirtir, Hz. Mu­hammed’le ve ümmetin âlimleriyle iktifa edilmesi gerektiğini ve “masum imâma” ih­tiyaç bulunmadığını delilleriyle ortaya koyar.

Prof. Dr. İbrahim Çapak’ın yayına hazır­ladığı eser, giriş ve dizinle birlikte Süleyma­niye Kütüphanesi, Kılıç Ali Paşa no. 1026’da kayıtlı yazma nüshanın tıpkıbasımı ile birlik­te neşredilmiştir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Muallim-i evvel Allah, Muallim-i sânî Cebrâil ve Muallim-i sâlis Resûlullah’tır. (s.a.) Bütün mahlûkat, peygamberlerden öğrenirler. Peygamberler dışında onları ma‘rifete götürecek bir yol yoktur.
Gerçek olan şu ki, bu kişilerin düşüncesi, ücra köşelerdeki ihtimallere uzanamıyor. Bilakis itikatları, zayıf bir takım sebeplerle karara bağlanmıştır. Baş ağrısı çeken şu avama bak: başkası ona şöyle der: “Gülsuyunu kullan! Zira benim de başım ağrıyordu; gülsuyunu kullandım ve faydasını gördüm.” Bu kişi sanki şöyle diyor: “Seninki de bir baş ağrısıdır, öyleyse gül suyu bu ağrıya da iyi gelir, benimkine iyi geldiği gibi (kıyas).” Hastanın kalbi de bu söze meyleder (ve gidip gül suyunu kullanır).

Ona şöyle demeyi düşünmez: “Önce gülsuyunun bütün baş ağrılarına -soğuk, hararet, mide bulantısı… gibi sebeplerin hangisinden kaynaklanıyorsa kaynaklansın- iyi geldiğini bir ispat et. Ve benim baş ağrım, seninki gibi mi; mizacın senin mizacın gibi mi; yaşım senin yaşın gibi mi; yapım senin yapın gibi mi; diğer hallerim senin hallerin gibi mi? Bunları da ispat et; zira bütün bu etkenlerle tedavi şekli değişir!” İşte bu gibi şeyleri sormak, avamın işi değildir. Zira bu gibi şeyleri araştırmaya meraklı değiller. Kelâmcıların da işi değildir; zira -avam kitlenin aksine araştırma merakları olsa da, yakînin kesinliğine götüren yolları bir türlü bulamıyorlar.

Araştırarak doğruya ulaşmak, sadece bunun bilgisini Ahmed (aleyhisselam) ’dan almış bir topluluğun karakteristik özelliğidir (şinşine). Onlar, Kur’ân’ın ışığında Allah’ın nuruyla hidâyeti bulmuş kişilerdir. Kur’ân’dan aldılar âdil bir mîzânı ve “el-kıstasü’l-müstakîm”i/ dosdoğru ölçüyle tartmayı. Böylece Allah için, adaleti ayakta tutan kişiler haline geldiler.
Şeytanın sızdığı gedikler, on tanedir. Mihakkü’n-nazar, Mi’yâru’l-İlm ve diğer bazı eserlerde ölçmenin şartlarındaki incelikleri anlattım. Şu an anlatmayacağım; zira kavrayışın bunları idrak etmekten acizdir. Bunları ana başlıklar halinde görmek istersen Mihakkü’n-Nazar’da; detaylı açıklamalarını istersen Mi’yâru’l-İlm’de bulabilirsin.

Lakin şimdilik sana sadece bir numune takdim edeceğim. Şeytanın Halîlullah Hz. İbrahim’in kalbine ilkâ ettiği şeye dair bir numune… Allah şöyle buyurdu: “Senden önce hiçbir resül ve nebi göndermedik ki, birşey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair bir şey (vesvese) ilkâ etmiş olmasın. Ama Allah, şeytanın ilkâ ettiği şeyi giderir.. .”(Hac,52) Şeytanın ilkâ ettiği şey, Hz. İbrahim Güneş’e yönelerek “…İşte Rabbim budur; zira bu en büyüktür.”(En’am,78) dediği zaman gerçekleşti. Güneş daha büyük olduğundan O’nu (a.s.) bununla aldatmaya çalıştı.

Bu mîzânla ölçme keyfiyeti şöyledir:

-Ilah, en büyük alandır. (İttifakla bilinen bir öncül)

Yıldızların en büyüğü Güneş’tir: (Hissi bilgi)

O halde ilâhı, Güneş’tir; ([Şeytanın ilkâ ettiği] netice)

İşte bu mîzân, şeytanın te“âdül mîzânı’ndan olan “el-asgar” mîzânına (iktirânî/yüklemli kıyas’ın üçüncü şekli) iliştirerek sunduğu bir mîzândır. Çünkü “en büyük” ifadesi, bir niteliktir ve bu nitelik hem Güneş’te hem de “ilâh”da bulunmasından hareketle, birinin diğeriyle nitelendirilmesi gerektiği vehm ettiriliyor. Oysa bu, “asgar mîzânı”nın “aks” (ters döndürme) halidir.

Zira bu mîzânın (asgar) tanımı şöyledir: Tek bir şey (mesela insan) için iki şey/ nitelik söz konusu olur (insanın canlı ve cisim olması) ve bunlardan birinin bir kısmı (tikel), diğeriyle nitelenir ki, daha önce bunu anlattık“. Fakat iki şey (ilâh ve Güneş) için tek bir şey (‘en büyük’ niteliği) söz konusuysa, bu iki şey’den biri diğeriyle nitelenmez (llâh güneştir veya Güneş ilâhtır şeklinde bir sonuca varılamaz). Şimdi bak ve gör şeytanın mîzânları ters çevirerek nasıl kafa karıştırdığını!

Bu batıl mîzânın yine batıl olduğu ortada olan sancaya göre alınmış ayarı ise “renk”tir: zira “Renk” hem siyah hem de beyaz için söz konusudur. Böyle bir durumda “siyah”, “beyaz” ile, “beyaz” da “siyah” ile nitelendirilemez. Dolayısıyla biri çıkıp:

-Beyaz bir renktir.
-Siyah da bir renktir:
-0 halde siyah, beyazdır

der ise, bu yanlış ve batıl olur.

Aynı şekilde çıkıp,

[Ilah en büyük olandır.
Güneş de en büyüktür.
-O halde Güneş ilâhtır

der ise yine yanlış ve batıl olur. Zira birbirine zıt iki şey’in tek bir nitelikle nitelenmesi caiz olup, bu durum söz konusu iki şey arasında birlik ilişkisini gerekli kılmazken; bir şey’in iki şey’le nitelenmesi, söz konusu nitelikler arasında [tikel] birlik ilişkisini zorunlu kılar. Ama anlayışı kıt olan kimse, tek bir şeyin iki şeyle nitelenmesi ile iki şeyin tek bir şeyle nitelenmesi arasındaki farkı idrak edemez.
Dış görünüşe aldandığını görüyorum. Öyle ki sana hacamatçının kabında kırmızı (halis) bal sunulsa, tabiatın hacamatçı kabından tiksindiğinden o balın tadına bile bakamazsın. Ve hangi kapta olursa olsun balın temiz/ tâhir olduğu-nu anlamaktan acizdir aklın. Söz gelimi, yamalı elbise (murakka’a) veya yünlü kaftan (durrâ’a) giyen bir Türk gördüğünde, hemen onun sufi veya fakih olduğuna hükmedersin. Bir süfi aba (kabâ) giyip külah (kalansuve) taksa, vehmin onun da Türk olduğuna hükmeder.

(Sözün özü): vehmin seni ilelebet, eşyanın özünü değil, kılıfını dikkate almaya mahkum etmiştir. İşte bu sebeple, herhangi bir sözü kendisi bakımından değil, ifade edilişindeki güzellik veya kâiline olan kendi hüsn-ü zannın açısından değerlendiriyorsun. Söz kendi zatında hak da olsa, eğer ibaresi -sence- çirkinse veya kâilin -itikadınca- kötü davranışları varsa, sözü hemen reddediyorsun.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
El-Kıstasü'l-Müstakim
Alt başlık:
Dosdoğru Ölçü
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751738790
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Yazma Eserler Kurumu
El-Kıstâsü’l-Müstakîm, Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin (ö.505/1111), İsmâilî-Bâtınî harekete ve dînî gerçeklerin sadece “masum bir imam”ın öğretmesiyle bilinebileceğini ileri süren, Hasan Sabbâh’a, genel olarak ise “Ta‘lîmiyye” adıyla bilinen sapkın akıma karşı mücadelesi çerçevesinde kaleme aldığı eserlerden biridir.

el-Kıstâs aynı zamanda, Mi‘yâru’l-ilm ve Mihakku’n-nazar gibi diğer bir grup eseriyle birlikte Gazzâlî’nin dini ilimlerde yeni yöntem arayışı çerçevesinde mantık ilminin esaslarını Kur’ân’dan hareketle (yeniden) ortaya koy­duğu ve bu ilkeleri tüm dini bilgi sahasına ve hatta matematik ve diğer ilimlere tatbik edil­mesini savunduğu bir eserdir. Ancak Gazzâlî, Aristo mantığının kavramlarını kullanmadı­ğı gibi, re’y ve kıyâs yöntemini de reddeder.

Gazzâlî bilgiyi Kur’an’dan çıkardığı ve isimle­rini kendisinin koyduğu beş mîzanla ölçer.

Bir yolculuk esnasında kendisine yoldaş­lık edip doğru bilgi elde etmenin yöntemi hakkında sorular yönelten Ehl-i ta‘lîmden bir kişiyle aralarında geçen diyalogları on bölüm halinde kaleme alan Gazzâlî, Ehl-i ta‘lîm’in, bilgileri Kur’an mîzanlarına benzetilen şey­tan mîzanlarıyla ölçtüğünü belirtir, Hz. Mu­hammed’le ve ümmetin âlimleriyle iktifa edilmesi gerektiğini ve “masum imâma” ih­tiyaç bulunmadığını delilleriyle ortaya koyar.

Prof. Dr. İbrahim Çapak’ın yayına hazır­ladığı eser, giriş ve dizinle birlikte Süleyma­niye Kütüphanesi, Kılıç Ali Paşa no. 1026’da kayıtlı yazma nüshanın tıpkıbasımı ile birlik­te neşredilmiştir.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Üveys Burak
  • Murat
  • Elif yüksel
  • ARET
  • Muhammed Ali

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0