El-Münkız Mine'd-Dalal Dalaletten Hidayete

·
Okunma
·
Beğeni
·
13,4bin
Gösterim
Adı:
El-Münkız Mine'd-Dalal Dalaletten Hidayete
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
151
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054810376
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gelenek Yayıncılık
İmam Gazzali’nin el-Munkizu mine’d-Dalal adlı eseri hâlâ güncelliğini koruyor.
Öyle düşünüyorum ki insanlar “varlığın sebebi” üzerinde kafa yoranlar ve yormayanlar olarak ikiye ayrılıyor. İnsanlığın en başından beri varoluş sebebini doğru yerde (yani dinde) arayanlar olduğu gibi, yanlış yerlerde de arayanlar olmuş. Bugünün insanı ise hayatın anlamını düşünmeme konusunda pek maharetli. “Acaba ben niçin yaşıyorum?”, “Bunu almalı mıyım, almamalı mıyım?” ve “Bu işi yapmalı mıyım?” gibi sorular yerine “Nasıl daha iyi yaşarım?”, “Bunu kaça alırım?” ve “Bu işi nasıl yaparım?” tarzında sorular daha sık soruluyor artık. Yani “niçin” değil de, hep “nasıl” ön planda. “Niçin”ini, yani temel referanslarını kaybeden insan da dünyaya aç kurtlar gibi saldırmayı ihmal etmiyor.
151 syf.
İslam aleminde yetişen en büyük âlimlerinden biri olan İmam Gazali’nin "Dalaletten Çıkış Yolu" kendi içinde barındırdığı şüphe ve fikir karmaşalarının bir çıkışı olarak kaleme aldığı özet niteliğindeki otobiyografik bir eser ;
Bu kitap çok kısa olmasına rağmen barındırdığı bilgiler bakımından oldukça derin ver üzerine düşünülmesi gereken bir eser. İmam Gazali öncelikle içindeki araştırma ve öğrenme tutkusunu şu şekilde açıklıyor: “Gençliğimin ilk yıllarından beri, hakikati kavramaya olan susamışlığım ve tutkum benim yaratılışımdan gelen huy ve alışkanlıktır. ÂLLÂH bu karakteri benim fıtratıma koymuştur. Bundan benim bir etkim ve tercihim söz konusu değildir. Bu sayede çocukluk dönemimde bendeki taklit bağını çözdüm ve örf ve geleneğe dayalı inançlardan kurtuldum”.
Bu karakteri onu sürekli düşünmeye ve araştırmaya sevk etmiştir. Bunun neticesi olarak bir şüphecilik çukuruna düşer. İlk başta duyu organlarına duyduğu güveni sorgulamaya başlar. Fark ederki gözler her  zaman gerçeği görmez yanılabilir. Kulaklar her şeyi işitmez sağırlaşabilir. Duyu organlarından ümidi kesince sadece akli bilgilere güvenebileceğini düşündü. Ancak bu bilgilerede kesin olarak güvenemezdi içinde bulunduğu hal belki de onu o şekilde düşünmeye zorlamıştı. Bu bilinmezlik hali İmam Gazali’yi hasta etmeye başlamıştı. Öyle ki bu hastalık onu gündelik işlerden dahi alıkoymaya sebebiyet veriyordu. Buna daha fazla dayanamayarak bulunduğu hocalık konumunu, ailesini geride bırakarak tek başına inzivaya çekilir. Yaklaşık 11 sene süren bu inziva halinde kendini ibadete ve düşünmeye adar. Geçen zaman ışığında öğrendiklerini diğer insanlara anlatma zorundalığı hisseder.
Çünkü artık ÂLLÂH’ın nuru ve yardımıyla bu hastalıktan kurtulmuştur ve bu hastalığa yakalanabilecek olanlara yardım etmelidir. Bu hastalıktan kurtulma araştırmalarına istinaden “gerçeği arayan” kimseleri dört gruba ayırmıştır. Bunlar; kelamcılar, batıniler, filozoflar ve mutasavvıflardır.

Benim dikkatimi özellikle çeken kısım filozoflar ve felsefe üzerine yazdıkları oldu. İmam gazali felsefenin tamamen yanlış olmadığını ve akla yatkın bilgilerin kabul edilmesinin öneminden bahseder. Örneğin; matematik, mantık ve doğa gibi bilimlerde karşı çıkılmayacak ve buna zaten gerek olmayan birçok bilgi mevcuttur. Bu kısımda bunlarada karşı çıkan din adamlarını eleştirir. Ancak filozofların bu doğru bilgilerinin ışığına kapılıp anlattıklarının hepsinin hakikati tasavvur ettiğini düşünmememiz ve olduğu gibi kabul etmememiz gerektiğini söylemektedir. Hatta bu doğrultuda herkesin felsefeyle ilgilenmemesi gerektiğini düşündüğünü söyler. Çünkü çoğu kişide ya yeterli derecede mukayese etme yeteneği yoktur ya da araştırmalarını derin tutmaktan geri kalabilmektedirler.

Kitabın ilerleyen sayfalarında insanlardaki iman zayıflıklığının nasıl giderilebileceğiyle ilgili yorumlarını aktaran İmam Gazali sıkıntının genel olarak felsefeye fazla dalınmış olmasına ve halk arasında alim diye ünlenmiş bazı kişilerin yanlış tutum ve davranışlarını örnek gösterir. Bundan ancak doğru okumalar ve iç muhakememizde dürüst olarak kurtulabiliriz. Örneğin dini olayları sadece mucize yönüyle ele almamamız gerekir. Bunlar dinin küçük bir parçasıdır. Dini bir bütünle akla, mantığa ve vicdana uyan taraflarıyla özümsememiz gerekmektedir.

Bahsettiği hemen her şey üzerine detaylı anlatıma sahip kitapları bulunan Gazali bu kitapta detaydan kaçınarak anlatılabilecek en sade ve anlaşılabilir dili tercih etmiş. Bu da okuyucuya hem okuma zevki hem de konular üzerine düşünme olanağı vermiştir.
ÂLLÂH ondan razı olsun.
Okuyacak herkese şimdiden keyifli okumalar.. :)
127 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10 puan
Her müminin muhakkak okuması gereken bir kitap. Fakat okurken cümleler ve anlamları üzerinde tefekkür edip düşünmek gerekiyor ki faydalı olsun. Özellikle değindiği konular var, bu konular geçmişte yaşanmış ve günümüzde de son sürat yaşanmaya devam ediyor. Bu kitap dalâlette olana ilaçtır.. Okuyana şifa olsun inşallah..
220 syf.
·5 günde
Haddim olmayarak yapacağım bu incelemede sürçü lisan ettiysem affola diyerek başlamak istiyorum sözlerime...
İmam Gazali aslında bu kitapta kendi hayat hikayesini anlatmıştır. Yaşamının belli bir döneminde, içindeki iç çatışmanın dayanılmaz sesine kulak vererek, bir hakikatin, kendini arayışın peşine düşmüş diyebilirim.

İmam Gazali'nin girdiği bu yolda gerçeği arayanların dört kesimden oluştuğunu düşündüğünü görüyoruz. Bunlar :

1) Kelamcılar
2) Felsefeciler
2) Batınıler
4) Sufıler'dir.
İmam Gazali bu dört kesimi de tek tek kaleme alarak, uzun araştırmalar ve incelemeler yaparak bu eserinde bizlere aktarmıştır.

İmam Gazali çıktığı bu arayışta, kendi hayat tecrübelerine de dayanarak ; manevi huzurun, kurtuluşun tasavvuf yolu ile elde edileceğine kanaat getirmektedir.

Tasavvuf yolunda edindiği tüm tecrübe ve bilgiyi bizlere akıcı ve anlaşılır bir üslup kullanarak aktarmaktadır.
Hem manevi açlığınıza hem de bilgi açlığınıza ilaç olacağını düşündüğüm ve hatta emin olduğum mükemmel bir kitaptı. Lütfen okuyun ve okutunuz inşaAllah. Okuduğunuz için sağ olunuz. :))
127 syf.
·10/10 puan
İmam Gazali..Hüccetül islam.Hayatımdaki mihenk taşlarından olup hayranı olduğum bir alimdir.Eseri ikinci defa okuyorum ve islam düşüncesi adına kelam ( islam felsefesi ) adına harika bir eser.Hakiki bilgiye nasıl ulaştığını öyle güzel açıklamış ki delilllerle, fikirleriyle...etkilenmemek mümkün değil.
Kısaca hiç düşünmeden kütüphanenize alın ve hemen okumaya başlayın;
Özellikle ilahiyat alanındaki dostlar...))
75 syf.
·1 günde·9/10 puan
Ömrünün son senelerinde yazdığı bu risalede Gazâli gençlik çağından beri hakikati nasıl araştırdığını, taklidî akıdelerden kurtulup "yakîn"hasıl etmek için ne yolda çalıştığını açıklamakta ve bedihî bilgilerden bile şüpheye düşecek derecede bu uğurda titizlik ve ifrat gösterdiğini anlatmaktadır.

Hakikati araştıranların "İlm-i Kelâm âlimleri, Bâtıniyye fırkası, Felsefeciler ve Mutasavvıflar" diye dört grupta toplandığını ve bunların teker teker sırayla tetkik ettiğini ifade eden Gazâli, bunların her birinin ayrı ayrı ele almakta ve bilhassa Felsefe ile Bâtınilerin Ta'lim mezhebi üzerinde etraflıca durarak bunları tahlil ve ağır bir tarzda tenkit etmektedir. Tasavvuf tarikını hem kitaplardan ve ehlinden tetkik ve tahkik ederek öğrendiğini, hem de zahidane bir hayat yaşamak suretiyle nefsinde bizzat müşahade eylediğini bildiren Gazâli bu mevzuda "Yeryüzünde Nübüvvet ışığından başka aydınlanacak bir şey olmadığını", tasavvufun, kalbi tamamiyle masivadan (Yaradandan gayri her şey) temizlemek, yalnız Allah'ı anmakla meşgul olduğunu; bundan sonraki hâli, kim ifade etmek isterse sözünde mutlaka kaçınılması mümkün olmayan hatalar olacağını", aklın idraki haricinde kalan şeyleri idrak etmenin, ancak nübüvvet yolu ile mümkün olduğunu", "kalbin (Allah'ı tanımağa mahsus bir yer olan ruhun hakikatinin) de bir hastalığı mevcut olduğu, bu hastalığın tabibi Peygamberler olduğu, bu hastalığa karşı Peygamberler tarafından miktarları belli edilen ibadet ilâçlarının mevcut olduğu ancak bunların akıl ile idraki kaabil olmadığından onları nübüvvet nuru ile idrak eden Peygamberleri taklit etmek gerektiğini", "aklın vazifesi bu hakikati bize bildirmek ve öylece teslim etmek olduğunu" anlatmaktadır. "Nübüvvetin varlığında, mahiyetinde ve muktezasıyla amel etmekte halkta görülen itikat, iman zayıfalığının sebebleri" üzerinde de duran Gazâli, bunun çaresini de keza bu risalesinde göstermektedir.( Alıntı)
Rüveyda Yavuz
Rüveyda Yavuz El-Münkız Mine'd-Dalal Dalaletten Hidayete'yi inceledi.
127 syf.
Bu kitap dalaletten kurtuluş vesikası olarak görülebilir. Bir medresede döneminin ünlü hocası olan Gazzali sorgulama sürecini ve bu süreçte uğradığı durakları anbean okuyucuya aktarıyor diyebiliriz. Kitabın henüz başlarında olsam da şumu söyleyebilirim ki oldukça akıcı bir eser gözünüzü Gazali’nin İslam Tarihnde adeta bir köşe taşı kabul edilişi korkutmasın derim. Sonuç mu?
Gazali bu buhrandan Allah’ın kalbine attığı bir nur ile kurtuluşa erdiğini ve nihayet kurtulduğunu söylüyor. Hangi tür bilginin yakîn(kesinlik) hangi tür bilginin zan ifade ettiğinin ne kadar önemliolduğunu farketmemizi sağlıyor da diyebiliriz.
232 syf.
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlerle çok zorlanarak yazdığım bir incelemeyi paylaşacağım. Sabırla okuyanlara şimdiden şükranlarımı sunuyorum. Zorlanma sebebimden başlayarak incelemeye giriş yapayım.

Kitabı bir kaç yıl evvel Türkçe çevirisinden okumuştum ve çok beğenmiştim. Önüme bir değil, bir çok yol sunarak kendime ayrı bir yol çizmem konusunda yardımcı olmuştu. Ancak bu sefer elime Arapçası geçti, tekrardan okuma fırsatı buldum. Arapçasından ya da kendi çevirilerimden alıntılar paylaşmak istemediğim için incelememde sıkça alıntıya yer vereceğim. Umarım sıkmam.

Öncelikle kitabın başlığı hakkında ufak bir açıklama yapayım. 'El-munkîz Mined Dalal' Delâletten Hidayete anlamına geliyor. (Delaletten Çıkış Yolu diye de çevrilebilir.) Yani İmam Gazalî'ye göre kişinin taklîdi imana mensup olduğu hayat dönemleri 'delalet', tahkîkî imana ulaşıp kendi doğrularını oluşturduğu dönem ise 'hidayet' olarak adlandırılıyor.

Kitabın içeriğine ve yazılış amacına gelecek olursak, kitapta ki tarife göre (ki bu tarife ben de katılıyorum o yüzden aynen aktaracağım), İmam Gazalî'nin derin şüphelerinin ve fikri bunalımların eşlik ettiği, gerçeği arama serüvenini özetlediği otobiyografik bir eser niteliğinde. Yani inançlarını sorgulamaya başlayan, "neden Allah'a inanıyorum, neden namaz kılıyorum, neden ibadet ediyorum, neden büyüklerimden gördüğüm bu dine mensubum, doğru bildiklerim ne kadar doğru?" diye düşünmeye başlayan İmam Gazalî birden kendini uzun süren bir sorgu yolculuğunun içinde buluyor. Çeşitli duraklarda ulaştığı sonuçları bizlerle paylaşıyor. Ben de incelememde elimden geldiği kadar bu sonuçlara kısa kısa yer vermeye çalışacağım.

Gazalî'ye göre;
İnsanların farklı din ve mezheplere ayrılması; din alimlerinin, anlayış ve yöntemleri, birbirinden değişik birçok fırkalara ayrılarak çeşitli mezhepler meydana getirmeleri, içinde pek çok insanın boğulduğu derin bir okyanustur. Her fırka kurtuluşun sadece kendisi olduğunu iddia etmektedir. Fakat hangisi doğru bilgiye sahip? İşte tam da bu sorunun cevabını aramak için İmam Gazalî derin bir okyanusa dalıyor.

Öncelikle duyular ile edindiği bilgilerin doğruluğunu sorguluyor. Fakat, uyurken gördüğü rüyaların ne kadar gerçekçi olduğunu, uyandığında ise gerçek olmadığını anladığı için duyuların onu mutlak doğruya götürmeyeceğine inanıyor. Bu ilk sorgu durağında şöyle bir sonuca ulaşıyor:

"Dünya hayatı, ahiret hayatına giren uyku olmalıdır. İnsan öldüğünde ona her şey şimdi göründüğünden farklı görünür."

Daha sonra tıpkı kendisi gibi gerçeği arayan belli gruplar olduğunu görüyor ve dışardan onları araştırarak değil, ancak onların aralarına girip onlardan birisi olarak onların görüşlerine hakim olabileceğini düşünüyor.

Gerçeği arayan o kimseler şunlardı;
1-Kelamcılar
2-Batınîler
3-Filozoflar
4-Mutasavvıflar

"Eğer dördünde de gerçeği bulamazsam bir daha bulmama ümit yoktur. Zira taklidi bıraktıktan sonra tekrar ona dönmeye imkân yoktur." diyor ve devam ediyor:
"Zira taklidin şartlarından biri de taklit eden kimsenin, taklitçi olduğunu bilmemesidir. Bunu bildiğinden onun taklidi, bir şişe gibi parçalanır. Kırık cam parçalarını ateşte eritip tekrar kalıba döküp yeni bir ürün ortaya çıkarmadıkça bir daha birleştirme imkânı yoktur."

İlk olarak kelamcıların arasına giriyor. Zamanının en zeki, çalışkan ve ezber gücü yüksek olan insanlarından biri olarak bilinen ve aynı zamanda öğretmen olan Gazalî çok kısa bir sürede onların okuduğu tüm kitapları okuyor ve onların ulaştığı tüm bilgilere hâkim oluyor. Ve ulaştığı sonuç şu şekilde:

1- Kelam İlmi
Bu ilim; ehlisünnet inancını muhafaza etmeyi ve bidatçıların onu bozmasından korumayı amaçlıyordu. Fakat daha sonra şeytan bidatçıların vesveselerine sünnete aykırı bir takım düşünceler karıştırdı. Onlar da bu düşünceleri yaydılar ve böylelikle neredeyse Müslümanların hak inançlarını bozacaklardı.

2- Felsefe
İkinci durağı ise Felsefe oluyor. Ve bu dala mensup filozofları ise dört gruba ayırıyor. Onlar ile ilgili görüşleri ise şu şekilde.

a) Materyalist Filozoflar
Evrenin bu yapı üzere öteden beri kendiliğinden var olduğunu, onun bir yaratıcının olmadığını iddia eder ve yaratıcıyı reddeder.

b) Natüralist Filozoflar
Canlıların organlarını inceleyen anatomi ilmi ile çok meşgul oldular. Bu yüzden her şeyi mükemmel yaratan bir hikmet ve kudret sahibi olan yaratıcı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar. Ancak ölen kişinin bir daha var olamayacağını düşündüler. Böylelikle ahiret, cennet, cehennem, haşir ve kıyameti inkâr ettiler.

c) İlahiyatçı Filozoflar
Öncüleri Aristo, onun hocası Eflatun ve onun da hocası Sokrattır. Kendinden önce gelen felsefecileri reddetmiştir.

Tüm bu görüşlere ulaştıktan sonra ise hiç birinde kendini bulamıyor, kalbini mutmain edecek bir sonuca ulaşamıyor ve hakikati arama yolculuğuna devam ediyor...

Kitapta bu arayış esnasında şöyle bir soruya yer veriliyor. Cevabı oldukça hoşuma gitti. Ben de bu görüşteyim. Ancak okuma sürecimde hiç alıntıya yer vermediğim için bunu da paylaşmamıştım, buraya iliştirmek istiyorum bu alıntıyı.

"Soru: Hükmünü öğretmenden duymadığınız bir meselede nasıl hüküm verirsiniz?

Elcevap: Ayet veya hadis varsa bunlar ile, ayet veya hadisin olmadığı durumda da içtihadı ile hükmederiz. "İçtihatta yanılana bir, isabet edene iki sevap vardır."

- "İçtihad, içtihada konu olan meselelerde yapılır. İnanç esaslarında İçtihad yapılamaz. Çünkü inanç esaslarında yanılan kimse mazur değildir. İnanç esasları, Kur'an'ı Kerim ve hadisi şeriflerde bildirilmiştir. Esasların dışında kalan ayrıntılarda gerçek, 'kıstas-ı müstakim' (doğru ölçü) ile anlaşılır."

Ve Gazalî'nin doğrularını bulduğuna inandığı nihai durak...

"Tasavvuf Yolları"

-Bu ilmin özü, nefsin yokuşlarını aşmak ve nefsi kötü huylardan ve çirkin vasıflardan temizlemektir diyor ve onların özel hallerine, öğrenmekle değil, ancak bizzat yaşayarak ve insana özgü vasıfları değiştirerek ulaşabileceğini söylüyor. Bu konu üzerinde oldukça ayrıntıya yer veriyor ve son olarak doğru bulduğu bu yol için şunu söylüyor:

"Ahirette mutlu olmak, ancak takva üzere yaşamak, haramlardan uzak durmak ve nefsi kötü arzu ve isteklerinden alıkoymakla mümkündür."

İmam Gazali tüm bu ilimlere hakim olduktan sonra kendini sorguluyor ve dünyanın cazibesine kapılıp ahiret için çok eksik olduğunun farkına varıyor. Sabahları dünya zevklerinden şan, şöhretinden vazgeçip, ahiret arzusuna kapılıyor. Ancak akşamları kapıldığı vesveseler sonucu yine eski haline dönüyor. Bu tereddütlü hali uzun bir süre devam ediyor. Ve bir gün hastalanıp öğretmenlik yapamaz hâle geliyor. Bu sürede ahirete yönelmesini Allah kolaylaştırıyor. Bu süreç içerisinde kararını veriyor ve Şam için yola çıkıyor fakat herkese Mekke'ye gideceğini söylüyor. Çünkü öğretmenliği bırakıp din için gideceğini yaşadığı yerdeki insanlar kabul edemiyor ve onu eleştiriyorlar.

Gazalî kararlı bir şekilde yaşadığı yeri terk edip, istediği yolculuğa çıkıyor; Şam'da ve Kudüs'te kendini camilere kapatıyor. İtikafa çekiliyor. Vaktinin her anını Allah'ı tefekkür ve zikir ile geçiriyor. Ancak beldesinden gelen bir mektup sonucu, kendi ulaştığı ilmin yalnızca onda kalmasının ona artı bir fayda sağlamayacağını, bildiklerini başkalarına da anlatması gerektiğinin farkına varıyor ve tekrar beldesine dönüyor. Ulaştığı nihai sonuç olan tasavvuf yolu üzerine şunları söylüyor:

"Kesin olarak şunu anladım; Mutasavvıflar yüce Allah'ın yolunu tutmuş kimselerin ta kendileridir. Onların tavırları en güzel tavır, yolları en doğru yoldur."

Ancak tasavvufta yanlışa düşen insanların da olduğunu, herkesin hakiki mutasavvıf olamayacağını şu sözlerle ifade ediyor:

"Yükselme hâli yüce Allah'a yakınlaşma bakımından öyle bir noktaya gelir ki; bazıları Allah'ın kendilerinin bedenlerine sızdığını (hulûl), bazıları Allah ile birleştiklerini ( vahdet) ve bazıları da Allah'a kavuştuklarını (vuslat) zannetmişlerdir."

İncelememin bu kısmına kadar tamamen İmam Gazalî'nin hakikati bulma serüveninde ulaştığı sonuçlara yer verdim. Kimseyi bu tasavvuf yoluna yöneltmeye çalışmamakla birlikte yalnızca bir arayış yolculuğuna kendinden örnekler vererek, her bir bireyin kendi doğrusunu bulmaya çalışma yolunda fikir sahibi olmasına yardımcı oluyor. Ben kendi doğrumu tasavvufta değil, daha farklı bir yolda buldum. Ama bu yolculuğa çıkmama vesile olan şey; bir kaç yıl önce ilk kez okumuş olduğum bu kitaptı.

Gazalî'nin de dediği gibi, taklîdi imana sahip olduğunun farkına vardığın zaman, taklit bozulur. Eğer taklitten tahkîkîliğe doğru derin bir yolculuğa çıkmak isteyen varsa, bu kitap çok güzel bir yoldaş olacaktır.

Anlayarak, bir yoldaş bilerek okumanız dileklerimle.
232 syf.
·Beğendi·9/10 puan
El Munkız Mined Dalal - İmam Gazali
231 syf / Beyan Yayınları
Puanım : 9

Kitap İmam Gazali'nin derin şüphelerinden ve fikri bunalımlarından sonra hakikat arayışına dair kaleme aldığı otobiyografik bir eserdir. İnançlarından ve doğru bildiği herşeyden şüphe duyan Gazali kendini bir sorgu aleminde buluyor. Bu alemde artık herşeye farklı bir göz ile bakarak ulaştığı sonuçları bize aktarıyor. Gazali' ye göre kişinin taklit çukurunda kalması delalet, imanını yüceltip tahkiki boyuta ulaşması ise hidayettir. Eser bir nevi delaletten kurtuluş vesikasıdır. Nizamiye medreselerinde müderris olan Gazali bir zihin karmaşası yaşayarak herşeyden şüphe etmeye ve sorgulamaya başlayıp önce duyu organlarının yanıltıcı olduğu kanaatine varıyor ve onların başına hakim güç aklı koyuyor. Bir sonraki aşamada aklında insanı yanıltabileceğini görüyor ve onun başındaki hakim gücün ne olduğunu aramaya başlıyor.
Arayışının sonucu olarak Gazali ye göre akli delillerin üstünde ona hakemlik yapacak, onun verdiği bilgilerin doğru mu yanlış mı olduğunu bize söyleyecek bir üst merci olmalıdır, o da Mişkatün Nübüvvedir. (Peygamberlik Nurudur)
Yani bu akıl karmaşasından, onu yiyip bitiren şüphelerinden, düşüncelerinden ve bu hastalıklı zihninden Allah'ın kalbine attığı bir nur ile kurtulduğunu ve hidayete erdiğini anlatıyor. Bu nur ile ona hakikatin resminin göründüğünü, kapılarının açıldığını ve yakini bilgiye ulaştığını bildiriyor.
Eserde hakikat arayışında olan 4 gruptan bahseder : Kelamcılar, filozoflar, batiniler ve mutasavvıflar. Bu grupları ayrı ayrı ele alarak eleştirilerde bulunur. Ona göre hakikate ulaşacak yegane grup mutasavvıflardır. Kitapta Gazali'nin talimiyye mezhebine (batıniler) karşı görüşlerini açıkladığı onların sorularını ve delillerini eleştirdiği, çürüttüğü bölüm beni fazlasıyla etkiledi ve zevk alarak okudum.

Puan kırma sebebim, filozoflara karşı ağır eleştirilerde bulunuyor olması.

Tavsiye ediyorum
"Aklı zayıf kimseler insanları gerçeğe göre değerlendirecekleri yerde gerçeği insanlara göre değerlendirip belirlerler.."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
El-Münkız Mine'd-Dalal Dalaletten Hidayete
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
151
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054810376
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gelenek Yayıncılık
İmam Gazzali’nin el-Munkizu mine’d-Dalal adlı eseri hâlâ güncelliğini koruyor.
Öyle düşünüyorum ki insanlar “varlığın sebebi” üzerinde kafa yoranlar ve yormayanlar olarak ikiye ayrılıyor. İnsanlığın en başından beri varoluş sebebini doğru yerde (yani dinde) arayanlar olduğu gibi, yanlış yerlerde de arayanlar olmuş. Bugünün insanı ise hayatın anlamını düşünmeme konusunda pek maharetli. “Acaba ben niçin yaşıyorum?”, “Bunu almalı mıyım, almamalı mıyım?” ve “Bu işi yapmalı mıyım?” gibi sorular yerine “Nasıl daha iyi yaşarım?”, “Bunu kaça alırım?” ve “Bu işi nasıl yaparım?” tarzında sorular daha sık soruluyor artık. Yani “niçin” değil de, hep “nasıl” ön planda. “Niçin”ini, yani temel referanslarını kaybeden insan da dünyaya aç kurtlar gibi saldırmayı ihmal etmiyor.

Kitabı okuyanlar 1.585 okur

  • Emre Toker
  • SeSe
  • Sinem Yıldırım
  • Fetih Ceylan
  • Şeyma çetinkaya
  • Nessssss
  • Bahar Kazak
  • Ayşe yıkılkan
  • ineffable✿
  • Ahmet Sami Adam

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%11.1
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%26.7
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.2
Erkek
%42.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.7 (94)
9
%7.1 (28)
8
%6.8 (27)
7
%1.5 (6)
6
%1 (4)
5
%0.8 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.3 (1)