1000Kitap Logosu
Emanet Hikayeler
Emanet Hikayeler
Emanet Hikayeler

Emanet Hikayeler

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.9
17 Kişi
85
Okunma
20
Beğeni
633
Gösterim
176 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 59 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Dedalus Yayınevi · Mart 2017 · Karton kapak · 9786059203487
Emanet Hikâyeler, her biri öykücülüğümüzün önemli durakları olan öykücülerin sembolik olarak emanet ettiği hikâyelerin, Necip Tosun’un yorumu, üslubu ve bakış açısıyla yazdığı öykülerden oluşuyor. Öyküler bu yanıyla hikâyelerin, konuların, durumların her anlatıcıyla birlikte değişeceğini, bir nakşa şeye dönüşebileceğini örnekler. Yazmanın başlı başına büyülü bir yolculuk, yaratma coşkusu ve şaşırtıcı keşifler olduğuna işaret eden öyküler her karakterin, yeni ve biricik olacağını ortaya koyuyor. Necip Tosun’un öykülerinde, her şeye bir “hikâye” olarak bakan durmaksızın hikayeler devşirip kurgulamaya çalışan bir anlatıcı etrafında oluşturulan, yazıyı hayatla yüzleşmenin bir aracı yapan güç var. Edebiyatı hayatın içine sokup kurgu ve gerçeği karşılaştırarak, hayatı yazınsal düzlemle, edebiyatı yaşamsal alanlarla test ediyor ve gerçeğin yazıya aktarılırken nasıl doğal halinden kopup başka bir biçime dönüştüğünü gündeme getiriyor. Bu öyküler, insanın asıl anlatıcısını bulmadan hikâyesinin de bir anlamı olmayacağı gerçeğinden hareketle, hikâyelerini akışkanlık, şiirsellik ve yoğunlukla dile getirirken, gerçek anlatıcısının kendisinin olduğunun da bir ispatı. (Tanıtım Bülteninden)
7 mağazanın 7 ürününün ortalama fiyatı: ₺17,87
7.9
10 üzerinden
17 Puan · 4 İnceleme
Yakup Tamavcı
Emanet Hikayeler'i inceledi.
176 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Emanet Hikayeleri - Necip Tosun
. . . Hayatta kaybedenlerin, hür iradesini kullanarak kaybedenlerin Necip Tosun'a emanet ettiği hikayeleri yine Necip Tosun'un o akıcı, boğmayan duru anlatımıyla okumak için buyrun efendim size "EMANET HİKAYELER". Kim bu seçerek kaybedenler derseniz işte şunlar: Bir Cem Sultan, saniyelerin farkına varmış yüzen bir adam, Taşra'da bir memur, Ümitsizliğe düşmüş bir yeğen hem de öykücünün yeğeni, Dünyaya bir meyve bahçesiyle eser vermiş yine bu bahçede düşüp yaralanan bir baba, Engelli olup simit satarak zar zor geçinen ve kızı da engelli doğduğu için kızını Çocuk Esirgeme'ye vermeye çalışan bir Baba. Aklıma şimdilik bunlar geldi. Bu kitaptan kaybedenlerin hikayelerini öğrendiğimiz kadar başka başka hikayecileri ve onların hikaye eserlerini de öğreniyoruz. İsmet Özel' den mi duymuştum ne şöyle bir söz vardı: "İyi kitap başka kitaplara kapı aralar." Hah tam olarak öyle bir kitap. Fazla uzatmadan kitapta kaybedenlerin en afillisinden, Cem Sultan'ın hikayesinden bir paragraf alıntı yapayım. "Ben firari Cem, vatanından kovulmuş, kan kokusu, ağabey katli korkusu hep peşimden geldi, gece uykularımda, gündüz namazda, yolculukta ve hastalıkta, yemekte zehir, yolda ok olarak geldi, güneş çarpması, yağlı urgan, yıldız düşmesi, çadır yakması olarak geldi, yemekte zehir, çadırda karaltı, hançer de ışıltı olarak peşimdeydi, casuslar, mektupçular, kılıcımı getiren hizmetçiler, lalam, kalleşliğin sonu yok... Ah Bayezid benden sultanlığı çaldın, babam Sultan Mehmet Han'ın vasiyetine ihanet ettin. Ben yaşadıkça huzur bulamadım ama sen de benden daha mutsuz oldun..." Kitaptan birkaç güzel söz de yazayım ve bitireyim "İyi dinlerseniz, şehir, derinden derine kendi hikayesini anlatır" "Sessizlikte herkes aynı anda konuşabilir" "Kader budur, insanın kendi hikayesinin dinleyicisi olması..." Dahası için keyif verici okumalar dilerim
Emanet Hikayeler
7.9/10
· 85 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yunus Özdemir
Emanet Hikayeler'i inceledi.
Necip Tosun'dan Okurlarına Emanet Hikâyeler.
Selamaleyküm, dostlar. Necip Tosun’dan Okurlara Emanet Hikâyeler var. Türk öykülerinden 13 hikayenin farklı bir yorumu ve hikayesini yazmış. Emanet Hikâyeler, öykücü, eleştirmen; Necip Tosun’un kaleminden çıkan on üç hikâyeden oluşan bir kitaptır. Aslında on üç durak desek, yeridir. Tosun; güneşin ışığından, yağmurun ıslaklığından, rüzgârın serinliğinden, kışın soğuğundan aldığı havasıyla Anadolu’ya farklı zamanlarda rotasını çizer. Bu rotada Tosun’un on üç hikâyeciden aldığı, on üç hikâyeyi emanet alır. Kendisinden emanet hikâyelere; biçim, kuram tane tane işledi. Bilinmişin ötesine gitmeye çalışıldı. Böylece farklılığı yakaladı, desek yerinde olacak bir cümle olur. Güçlü bir niyetle yola çıkan Tosun, okurlarını bu yolculukta yoldaş olmalarını istemektedir. Keza okur bu yolculukta on üç durağı gezecekler. On Üç Durak Birinci durak, iki yüreğin bir ses olup muhabbetle cay içtikleri bir tablodur. “Dağların Çağrısı” başlığıyla selamlar. Tosun, okura Tanpınar’dan; zaman, müzik ve rüya ile bütünleşen udi karakterinin hikâyesini hatırlatır. İki kişinin konuşmasıyla başlayan, ikisinin iç âlemlerinde hemhal oldukları şöyle: “İnsanın kendinden kaçarken öteki kendine çarpması ve kendine çarpınca uyanması.” Diye açıklar. İki kişinin bir birine nasıl gönül aynası olduğunu, eminim bunu okur da fark edecektir. Gönüldaşlığın, dostluğun hikâyesidir. İkinci durak, “Yorgun Irmak” Mustafa Kutlu’yu bize hatırlatır. Dahası ailesini yıllardır ihmal eden, bütün dünyasını evindeki bir bahçeden, ağaçlardan ibaret gören yaşlı bir adamla ve babasına sitem eden bir oğlun hikâyesidir. Bahçede ırmak olan ve tamamlanmış bir ömrün yorgunluğunun resmedilmiş halidir, Kutlu’nun kaleminden doğa aşığı olan, o yaşlı adam. Üçüncü durak, “Boşluğun Sesi” ile Oğuz Atay’ın araftaki derin sesidir. Atay, hep Albayım, diye seslendi. Yani bize seslendi. Kaleme aldığı sesini, herkese ulaşacak, kalplere değecek zannetti. Sesini okullarda, evlerde, otobüslerde Doğu’da ve Batı’da yankılanacağını zannetti. Acılara, haksızlıklara, kaoslara çare olacak, yaraları saracak, âşıklara dil, yoksullara ekmek, zenginlere merhamet olacak, zalimleri utandıracak, ezilenlere güç vereceğini zannetti. Atay bu beklentilerle yıllarca yazdı yazdı. Ama olmadı. Atay’ın sesini kimse duymadı. Tosun, bu hikâyesiyle bir dirhem Atay’ın sesi olmaya çalıştığını, okurlar bu kitapta görecekler. Dördüncü durak, Tosun “Körebe” hikâyesiyle Adalet Ağaoğlu’nun hikâyesini farklı bir boyuta taşır. Dayı ile yeğenin konuşmaları vardır. Yeğen yani genç bir kız taşrada yalnız, hayatın kıyısında dayısının onun duygularına tercüman olduğunu göreceğiz. Beşinci durak, Hulki Aktunç’un “Hayata Düşmek” hikâyesidir. İntiharın eşiğine gelmiş, bir işçinin hikâyesi anlatılır. Altıncı durak, sokaklarda alışık olduğunuz yoksul, kimsesiz iki gözyaşı damlası akıtan bir çocuğun hikâyesidir. Orhan Kemal’in “İki Damla” hikâyesinin farklı bir üslubudur. Yedinci durak, Bilge Karasu’nun “Teneffüs” hikâyesidir. “Bir, iki, üç, dört...” diye başlayan ve devam eden kelimelerle Karasu’nun kendi hayat hikâyesini anlattığı bir hikâyedir. Sekizinci durak, Rasim Özdenören’in “Sur Nefesi” hikâyesidir. Kaybolmuş, bastırılmış, her şeyi çözecek kurtuluş sesi bekleyen bir kahramanı anlatır. Bu ses, kıyametin sesidir yani sur nefesidir. Hikâyede kıyamet korkusuyla yaşayan ve bu korkuyla ölen bir kahraman anlatılır. Dokuzuncu durak, “Şehrin Sesleri” hikâyesinde İstanbul’un sesi anlatılır. İstanbul’un bir gezginin bakış acısıyla anlatılır. Sait Faik’in bu hikâyesi ile İstanbul’u okura resmeder. İstanbul gezilir, görülür ve yazılır. Onuncu durak, bir tatil kasabasında Küçük Berivan adında, altı yaşında yüzünün yarısı yanık bir kız çocuğunun varlığından haberdar eder, bu hikâyesinde Ferit Edgü. Koca bir adam ile küçük bir kızın yarım günlük bir vakitte yaşadıklarını anlatır. Yoksul ama yüreği zengin, babasız ama onurlu, yüzünde tatlı bir gülümseme ile Küçük Berivan’ın hikâyesi anlatılır. On birinci durak, Kemal Tahir durağıdır. Hikâyenin sayfalarında Cem Sultan’ın hikâyesi vardır. Cem Sultan’a zehir verilmiş, bu kâfir ilinde... Bana hekim değil, dua lazım diyen inancın ülkesinde bir sultan. Osmanlı ülkesinde sultan olmayacak ama kalbin/inancın ülkesinde bir sultan olacaktır. “Cem Zehiri” hikâyesini bir zamanlar yazan Kemal Tahir, Necip Tosun’un kaleminden tekrardan farklı bir rota ile yazıldı. Bir inançlı sultana vefa olacak. On ikinci durak, “Bahar ve Kelebekler” hikâyesidir. Balkan Savaşları’nın akabinde yaşanan büyük göç ve seferberliğin hikâyesidir. Ömer Seyfettin; Balkan Savaşları’nda savaşan, Yunan’lara esir olan, bir Balkan gazisidir. İlk hikâyelerini Selanik’te sürgün hayatında yazmaya başladı. “Bahar ve Kelebekler” hikâyesin de Balkanları kaybetme acısını yaşayan, bir seyyahın gözüyle yaşadıklarını anlatır. Son durak, on üçüncü duraktır. “Bir Hikâye Kalır Geriye Her Şeyden” sonların, ayrılıkların, biten dostlukların hikâyesini anlatır, Selim İleri. Geriye kalan; biriktirerek değil, silerek yol alıyordu insan, diye yazar kitapta. Okurun merakına bir veciz çiziyor, Selim İleri. Sonra her şey kendi mazeretini üreterek bitiyor, bir hayat bir kadere düşüyor ve kendi acısıyla kardeş oluyordu. Sonra bir hikâye kalıyordu geriye her şeyden. Diye biter, “Emanet Hikâyeler”. Uzun bir yolculuktan sonra tamamlanan on üç duraktan sonra emanet alınan hikâyeler, emanetçilere verilir. Yani heybesinden okura; gönül zenginliklerine güzellik, ağız tatlarına dil tatlılığı vererek, emanet edilmiş hikâyeler verir, Necip Tosun. Necip TOSUN, Emanet Hikayeler, Dedalus Yay., İstanbul, Mart. Yunus ÖZDEMİR. Saygılar...
Emanet Hikayeler
7.9/10
· 85 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
64
176 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Necip Tosun’nun kalemiyle yeni tanıştım. Ne iyi etmişim bu kitabı seçip almakla dedim bitirdikten sonra. Toplamda 13 hikayenin her birinde faklı bir yazara farlı bir esere kapılıyoruz. Her hikaye bize okuduğumuz diğer yazarları ya da eserleri hatırlatıyor. Eğer tanıştığımız bir yazarsa okuduğumuz öykü daha bir anlamlı daha bir tatlı hissettiriyor kendini. Bazen Mustafa Kutlu eserleri karşımıza çıkıyor, bazen dünyaya Oğuz Atay’ca bakmaya çalışıyoruz, bazen de Sait Faik oluyoruz satır aralarında. Diğer yazarlardan rol çalmak gibi değil de onların hikayelerine yeni bir nefes vermek gibi. Okuduğumuz kitapların, bildiğimiz olayların, tanıdığımız kişilerin hikayeleri var bu kitapta. İlk hikayeyi okumaya başladığımda biraz bocaladım açıkçası çünkü kurgudan ziyade düşüncelerini okuyoruz yazarın ve kitaba genel olarak baktığımızda da kurgu arka planda kalıyor. Yazarın nefis cümleleriyle düşünceler, inançlar, kitaplar arasında yolculuk yapıyoruz. Fakat hemen ikinci hikaye ile kendine bağladı kitap beni. Sonrasında her hikaye farklı bir duyguya büründüm. Araya serpilmiş duygu yoğunlaşmaları yerinde ve tam tadındaydı. Alışılmışın dışında bir hikaye kitabı olması ve beni kitaplar, yazarlar, kişiler arasında kendimi bulmaya, düşünmeye yöneltmesi sebebiyle kitabı çok sevdim. Edebiyata ilgi duyanların okurken daha da fazla keyif alacaklarına eminim. Hikayeler arasında benim okumadığım kitaplar ya da tanışmadığım yazarlar ile ilgili bölümlerde yazarın dikkat çekmeye çalıştığı ayrıntıları tam anlayamamış olduğumu düşünsem bile ruha hitap eden cümleler ile bu eksiği hissetmediğimi söyleyebilirim. Tavsiyemdir.
Emanet Hikayeler
7.9/10
· 85 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
9