En Büyük Tehlike! (Milli Türk Davasında Aykırı Bir Cereyanın İçyüzü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
7
Gösterim
Adı:
En Büyük Tehlike!
Alt başlık:
Milli Türk Davasında Aykırı Bir Cereyanın İçyüzü
Baskı tarihi:
1943
Sayfa sayısı:
36
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akgün Matbaası
36 syf.
Pek çok sağ ve sol yayında adını gördüğüm bazı alıntılarını da o okuduğum kitapların içinde okumuş olduğum bir kitapçıktı "En Büyük Tehlike".
Yazarı Fâris Erkman görünüyor ama esâsen bu kitapçığı yazan kişi Fâris Erkman filan değil, Atatürk'le de akrabalığı bulunan Reşat Fuat Baraner'dir.
Baraner Mustafa Kemal Atatürk’ün teyzesinin oğluydu.
Talebelik yıllarında Çankaya Köşkü’nde kalır, eğitimi için maddi destek de görürdü sonra Türkiye Komünist Partisi ile ilişkileri artınca bu ziyaretler kendiliğinden seyreldi. İlk kez tutuklandığında Atatürk’ün teyzesinin oğlu olduğunu öğrenen polisler kendileriyle alay edildiğini zannettiler.
Reşat Fuat Bey milliyetçilik yönünden Mustafa Kemal’e benzemezdi ama ihtilalci saikler her ikisinde de mevcuttu. Nitekim Baraner Almanya’da ve Rusya’da ihtilallere katılmış, Lenin, Stalin ve Troçki’den Komünizm dersleri almıştı hatta ilk eşi Margarita Vilda casus olduğu gerekçesiyle idam edildi. Kendisi de şüphe uyandırmaya başladı ve Türkiye'de kendi yoldaşları tarafından ajan olduğu şüphesinin ağır bastığı gerekçesi İle TKP’den ihraç edildi.
Mustafa Kemal bu uçarı kuzenle bağlarını koparmışa benziyor zira devlet başkanı sıfatıyla her kudret elindeyken Baraner 1930’da dört sene, 1937’de altı ay hapis yattı. 1943te bu kitapçığı kaleme aldı ve Atsız başta olmak üzere Türkiye’deki Turancılar için cadı avı başlatmak istedi kısmen başarılı da oldu nitekim bir işaret fişeği olan bu kitapçıktan sonra kitapçıkta adı geçen kişiler için azabın her türlüsünün tadılacağı günler başladı. Kitapta eleştirecegim o kadar çok yer var ki hepsini yazsam bu küçük kitapçığın hacminin birkaç katına ulaşabilir teferruatına girmeden kısa kısa aklıma takılanları yazmakla yetineceğim: İlk olarak bu bir iftiraname ve bu iftiralar üzerine bina edilmis bir jurnaldir. Bu jurnalin sahibi milliyetçileri yabancılarla işbirliği yapmakla suçlarken kendisinin yabancı iki ülkede ihtilal üzerine tedrisattan geçmiş olduğunun hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını sanmış olmalı.
Sonra iftira edilen kişilerin bari isimleri doğru yazılsaydı mesela bir yerde "Al Timur Kılınç" adını okudum, doğrusu Altemur Kılıçtır. Kafkas İslam Ordusu Kumandanı Nuri Paşanın yâveri ve Kuvayı Milliyenin teşkilatçısı Kılıç Ali’nin oğludur yazar aylaklık günlerinde belki de Altemur Kılıçı da Çankayada görmüştür, kim bilir... Sonra Hamza Sadi "Özbey" değil Özbek, Adsız değil Atsız en çok da "Rıza Nur"un Ziya Nur olarak yazılmasına güldüm. Yâhu Rıza Nur sağlık bakanlığı dahi yapmış, milli mücadeleye iştirak etmiş bir şahıs bâri onun adı doğru yazılsaydı. Bununla kalsa iyi yer adları bile yanlış! Mesela Perzeren diye bir yer yok Prizren var, Atsız'ın "Dalkavuklar Sofrası" adında bir hicvi yok,"Dalkavuklar Gecesi" adında iğneleme bakımından çok özel bir hicvi var ama gaflet o boyutlarda ki cahil cesaretiyle her şey yazılmış ve pek tabii okumadan yazılmış. Gelelim fikir olarak öne sürülen şeylere Türkiye sulhçü bir devlettir, kimsenin toprağında gözümüz yok nakaratları usanılmadan tekrar edilmiş. Diyelim ki bizim kimsenin toprağında gözümüz yok fakat ya onların gözü varsa? Bulgarlar hâlâ Edirneyi Odrin yapmak istemiyorlar mı, kıçı kırık aşiret liderleri bugünün Türkiyesine bile Kerküke karışırsaniz Diyarbakıra karışırız demiyor mu? Dünün Sovyetleri bizden Kars Ardahan illeriyle ve İstanbul Boğazının denetimi istemedi mi? Hâlâ Rus ve Yunan vekilleri 3. Roma Hayaliyle İstanbulu Ortodoksluğun baskanti yapacağız demiyor mu? Bu nasıl bir körlük.
Sonra yazar Türk milletine o kadar uzak ki Azeri Tatar Kıpcak sairle ne ilgimiz olabilir diyor? Neresini düzelteceksin? Azeri Pan Aryanistlerin bulduğu fakat Stalinin kullandığı bir terimdir, Tatarlarsa zaten Kıpçaktır. Böylesi bir cehaleti taşımak ve cehaletini yaymak için kitap bastırmak, o kitabın sayfalarını oluşturmak için kesilen ağaçlara yazık olduğunun bir delili.
Daha fazla uzatmayayım propaganda olarak başarılı sayılabilir çünkü kısmen de olsa hedefine ulaşmış ama hakikat ve ilerigörüslülük konusunda Baraber Atatürkün aksine koskoca bir "sıfır"
Türk milletinin bugünkü huzuruna, âsûde yaşayışına karşı sinsi ve pusuda yatmış diğer bir tehlike ile de karşı karşıyayız. Memleketimizin hakiki menfaatlerine aykırı, taban tabana zıt gayeler için bizi harbe sürüklemiye uğraşanlar, sulh ve sükûnumuza suikast yapanlar var.

Dikkat ... Bu suikastçıları uzakta zannetmeyiv ! Bunlar kendi içimizdedirler!

Ne tarafımıza baksak sözde milliyetçi bir maske altında hakikî hüviyetini gizlemiye çalışan bu suikastçıları, yüksekten atan bir takım parlak cümlelerle millî hissiyatımızı tahrik maksadiyle hararetli bir faaliyet içinde görüyoruz.
Türk olmağı sevmek olmağı kabul etmek Türk milletine mensup olmanın verdiği bütün haklara malik olmak için kâfidir
İsmet İnönü

Kitabın basım bilgileri

Adı:
En Büyük Tehlike!
Alt başlık:
Milli Türk Davasında Aykırı Bir Cereyanın İçyüzü
Baskı tarihi:
1943
Sayfa sayısı:
36
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akgün Matbaası

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Ömer Aybars

Kitap istatistikleri