Engereğin Gözü

8,3/10  (382 Oy) · 
1.202 okunma  · 
346 beğeni  · 
5.203 gösterim
Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.
-Elia Kazan-

Balkan Edebiyat Ödülü / 1997

Yıllardır Topkapı Sarayı'ndaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur.

Haremağası Süleyman ise Habeşistan'dan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve "iktidarsızlığına rağmen" Harem'in tek hâkimidir. Valide Sultan'ın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni": Zülfü Livaneli, Evliya Çelebi'nin, Naimâ'nın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2011
  • Sayfa Sayısı:
    168
  • ISBN:
    9786050904222
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Cem 
 23 Nis 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Livaneli'den bu kadar iyi bir kitap beklemiyordum. Gerçekten çok beğendim, dört dörtlük bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazarın Kardeşimin Hikâyesini ilginç bulduysam da abartılı bir eser olduğunu da düşünmeden edememiştim.

Engereğin Gözü, üslûbunun anlatılan olaylara çok uygun düştüğü, hem ışıklı hem karanlık bir roman. Hırs ve iktidar sarhoşluğunun insana neler yapabileceğini, ama bunun bir insanın takıntısı olmaktan çok toplumların, devletlerin, insan türünün bir hastalığı olduğuna dair bir hikaye bu. Kitap baştan sona hızlı bir şekilde, çok fazla diyaloğa başvurmadan, padişahın hadım kölesinin dilinden anlatılıyor. Kesinlikle yazar karanlık bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Bu karanlık atmosferde sarayın özünde kötülüğün babadan oğula, iktidar aracılığıyla aktarılan bir yer olduğu, iktidar ve gücün babaları ve oğulları yediği, herkesin hem katil hem maktul rolünü oynadığı ve hem katil hem maktul olabildiği bir delilik mekânı olduğu gibi bir noktaya çekiliyoruz. Yani kitabı okuyup da saray hakkında tek olumlu söz edebilmemiz mümkün değil, Livaneli sarayı masalların, ahlâk ve edebin en üst düzeyde yaşandığı, padişahların neredeyse bir veli ya da kâmil insan olduğu, herşeyin islami usullere göre yapıldığı bir çeşit asr-ı saadet atmosferi gibi sunmak yerine- bizlere anlatılan çoğu kez de böyle çünkü- herkesin sadece insan olduğu, insanın kötülüğe iktidar deliliği ve güce tapma sebebiyle teslim olduğu korkutucu bir yer olarak resmediyor. İyimser, iyilik dolu, güzelliği övücü sözlerin veya roman karakterlerinin ya da gölgelerinin var olmasına rağmen kitabın adındaki yılan ve onun temsil ettiği kötülük ve zehir kitabın başından sonuna eserin her yerine yayılmış ve eseri bitirene dek o kötülük dolu gözlerin bizi izlediğini düşünüp ürpermeden edemiyoruz.

Bir çeşit tarihi korku ya da gerilim romanıydı okuduğum. Ve gerçekten, bana göre, dört dörtlüktü. O açıdan herkese mutlaka öneriyorum.