Adı:
Engereğin Gözü
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
168
ISBN:
9786050904222
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.
-Elia Kazan-

Balkan Edebiyat Ödülü / 1997

Yıllardır Topkapı Sarayı'ndaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur.

Haremağası Süleyman ise Habeşistan'dan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve "iktidarsızlığına rağmen" Harem'in tek hâkimidir. Valide Sultan'ın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni": Zülfü Livaneli, Evliya Çelebi'nin, Naimâ'nın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Livaneli'den bu kadar iyi bir kitap beklemiyordum. Gerçekten çok beğendim, dört dörtlük bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazarın Kardeşimin Hikâyesini ilginç bulduysam da abartılı bir eser olduğunu da düşünmeden edememiştim.

Engereğin Gözü, üslûbunun anlatılan olaylara çok uygun düştüğü, hem ışıklı hem karanlık bir roman. Hırs ve iktidar sarhoşluğunun insana neler yapabileceğini, ama bunun bir insanın takıntısı olmaktan çok toplumların, devletlerin, insan türünün bir hastalığı olduğuna dair bir hikaye bu. Kitap baştan sona hızlı bir şekilde, çok fazla diyaloğa başvurmadan, padişahın hadım kölesinin dilinden anlatılıyor. Kesinlikle yazar karanlık bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Bu karanlık atmosferde sarayın özünde kötülüğün babadan oğula, iktidar aracılığıyla aktarılan bir yer olduğu, iktidar ve gücün babaları ve oğulları yediği, herkesin hem katil hem maktul rolünü oynadığı ve hem katil hem maktul olabildiği bir delilik mekânı olduğu gibi bir noktaya çekiliyoruz. Yani kitabı okuyup da saray hakkında tek olumlu söz edebilmemiz mümkün değil, Livaneli sarayı masalların, ahlâk ve edebin en üst düzeyde yaşandığı, padişahların neredeyse bir veli ya da kâmil insan olduğu, herşeyin islami usullere göre yapıldığı bir çeşit asr-ı saadet atmosferi gibi sunmak yerine- bizlere anlatılan çoğu kez de böyle çünkü- herkesin sadece insan olduğu, insanın kötülüğe iktidar deliliği ve güce tapma sebebiyle teslim olduğu korkutucu bir yer olarak resmediyor. İyimser, iyilik dolu, güzelliği övücü sözlerin veya roman karakterlerinin ya da gölgelerinin var olmasına rağmen kitabın adındaki yılan ve onun temsil ettiği kötülük ve zehir kitabın başından sonuna eserin her yerine yayılmış ve eseri bitirene dek o kötülük dolu gözlerin bizi izlediğini düşünüp ürpermeden edemiyoruz.

Bir çeşit tarihi korku ya da gerilim romanıydı okuduğum. Ve gerçekten, bana göre, dört dörtlüktü. O açıdan herkese mutlaka öneriyorum.
Livaneli kalemini sevdiğim bir yazar, neredeyse bütün kitaplarını okudum. Bu kitap yazarın diğer kitaplarına pek benzemiyor. Tarihi kitap desem; Kösem Sultan ve Deli İbrahim dönemini anlatıyor olsa da, tarihi kitap grubuna dahil edemedim. Daha çok psikolojik tahlil ağırlıklı gibi. Konusuna gelince; Küçük bir çocuk iken Habeşistan'daki ailesinden koparılıp, yolculuğu esnasında hadım edilen ardından Osmanlı sarayına satılıp Harem ağalığına kadar yükselen bir kölenin gözünden Kösem Sultan ve Deli İbrahim döneminde yaşananları anlatıyor. Farklı konusu ve kurgusu ile beğenerek okuduğum çok güzel bir kitap. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Kitabın kapağından hoşlanmadım. Bazılarınızın bildiği gibi ben de bir yazarım. Sadece bir okur değil, yazar gözü ile baktığımda; Kapağın kitabın konusu hakkında fikir vermesi gerektiğini düşünürüm. Bence kapak, konuya pek uygun değil.

Benzer kitaplar

Osmanlı Dönemi'ni konu alan kitapta adı geçmeyen yüzyıl 17.yy. Devrin Padişahı ise İbrahim, nam-ı diğer "Deli İbrahim" küçüklüğünde ağabeylerinin boğduruluşunu gözleriyle görmüş, aralarında bir tek kurtulan sözde şanslı olan bir padişah.

Habeşistan'dan alınarak hadım edilen Haremağası Süleyman'ın yaşadıklarını ve padişahına olan bağlılığını anlatan aynı zamanda, kendi hırsları için oğlunu zindana kapattırıp, torununu öldürmek isteyen Valide Sultan ve 19 kardeşini taht uğruna boğdurtan eski Padişah konu alınıyor. Tarihi bir roman gibi gözükse de aslında insan psikolojisinin, güç karşısındaki değişimini esas alan ve Livaneli'nin yayımlanan ilk romanıdır.

İktidar sahibi bir padişahın bu gücü elde etmeden önce, elde ettiğinde ve bu güç elinden alınıp bir zindana kapatıldığında içinde bulunduğu durumlar çok güzel gözler önüne serilirken bir yandan da anlatıcı haremağasının da değişen bu durumlar karşısında padişahına karşı değişmekte olan hisleri çok iyi anlatılmış.

Çocukken kardeşlerinin boğularak öldürülmesine tanık olan padişah, yıllarını bir hücrede ölüm korkusuyla yaşayarak geçirirken, tahttaki ağabeyinin ölümü üzerine tahta çıkarılmış ve yine bir entrika sonucu tahttan indirilip bir zindana kapatılmıştır. Padişahlığının ilk yıllarında ise taht ile alakası olmamış zaman geçtikçe de önüne kim gelirse ya öldürtmüş ya derisini yüzdürtmüş ya da asıp şehrin ortasına insanlara ibretlik koydurtarak halkının onun emirlerine itaat etmelerini sağlamıştır.

Padişahına son derece saygılı olan ve derin bir sevgi besleyen haremağasının ise padişahın zindana sevdiceği Gülbeden ile konulmasıyla birlikte bu duygularının yerini büyük bir kızgınlık alıyor. Hadım edilse bile duygularından, zevklerinden vazgeçmemiş bir haremağası olduğunu okuyucuya açık bir dille ifade ediyor. Valide Sultan tarafından zindana kapatılan padişaha yemek götürme şerefine nail olup geceler boyunca çeşitli çeşitli hikayeler anlatarak bir baba-oğul gibi yeni bir bağ kurarak Rumi'nin huzur veren sözleri arasında padişahını rahatlatmak amacını yerine getiriyor.

Zülfü Livaneli ise "Romandaki temel eksen, iktidarın çevresinde ışık görmüş pervaneler gibi dönen insanlar üzerine kurulu. İktidar görkemi öyle bir şey ki, "Bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştırıyor."
Romanın kahramanı zenci ve hadım olan haremağası da iktidara yakın duran ezilmiş bir adam tipi. Bazen kahraman, bazen korkak... Kimi zaman kendisini imparatorluk ailesine eş görüyor, kimi zaman bir hamamböceği kadar değersiz.
Roman, iktidar ateşiyle kıvranan insanları konu ediniyor. Bu yüzden tarihsel değil, tarihi dekor olarak seçmiş roman türü." diyerek bizlere kısaca özetliyor.

Kitabı ne ara elime aldığımın ve ne ara bitirdiğimin farkına bile varamadım. Son derece akıcıydı ve güzel bir üsluba sahipti. Zülfü Livaneli'nin okuduğum her kitabında olduğu gibi bu romanında da olayın bir ucunu kapalı tutarak okucuyu araştırmaya ve öğrenmeye itiyor. Ayrıca kitap 1997 yılında Balkan Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş.
Zülfü Livaneli işte, daha fazla ne diyeyim..
Keyifli okumalar!
Bu kitaba nasil bir yorum yapacagimi bilemiyorum. Zülfü Livaneli'nin kalemi muhteşemdi. Ancak anlatilan tarihi doku ürkütücüydü. Halbuki gerçeğin böyle olduğunu bilmemize rağmen olay anını okumak ve bunun karakter üzerindeki psikolojik yansıması çok etkileyiciydi. Osmanli Devleti'nin çöküş nedenleri de oldukça bariz bir sekilde ortaya çıkmıştı. Iktidar hırsı, kadınların iktidara müdahalesi, başa geçen hükümdarların ilk iş olarak kardeşlerini öldürmesi, rüşvetle vezirlik ve sadrazamlik verilmesi, aşırı müsriflik, gösteriş ve şaşa, v.b... Isim verilmese de Osmanli hükümdarlarından Deli Ibrahim donemini, Habesli bir kölenin ağzından anlatan çarpıcı bir kitapti. Yazim dili döneme uygun cümlelerle ve guzel ifade edilmisti. Keske tarihimiz bu derece kanli olmasaydi okurken daha fazla zevk alabilirdim. Deli Ibrahim'in de gercekten deli olup olmadığı da ayri bir konu. Tarihi sorgulatan düşündürücü bir kitap.
Osmanlı’da ki taht kavgası,hadım bir harem ağasının gözünden anlatılmış.
İktidar hırsının nelere sebep olabileceği ve bu hırsın ne sonuçlar doğurabileceği özellikle vurgulanmış.
Son derece akıcı bir üsluba sahip.
Kurgu ve psikolojik çözümlemeler de çok başarılı.
Masalsı ve mizahi anlatımın yanı sıra yer,yer sürrealistlik ile de zenginleştirilmiş.
Tarihi birebir işlemiş değil, fakat dekor olarak çok iyi kullanmış Livaneli...

Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi;
''Bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran'' iktidar hırsı...
Kitap bir hadımağanın gözünden; 4.Muratın ölümünden sonra 1. İbrahimin tahtta geçişi, Kösem Sultanın 1.İbrahimi Çinili Köşke kapatıp yerine torunu 4. Mehmet'i tahta geçirmesi, Turan Sultan’ın 4.Mehmet egemenliğinde Köseme engel olması ,İbrahim’in ölüm korkusuyla günlerini nasıl geçirdiği , Kösemin ölümü ve en sonda 1.İbrahim’in idamını anlatıyor. Tabi kitapta biz hiçbirinin ismini duymuyoruz. Livaneli’in ilk eserlerinden biri olmasına rağmen ben son eserlerinde aldığım tadı aldım bu kitaptada.Yine muhteşem bir Livaneli kitabı okudum.
Küçükken köle olarak getirilip hadım ettirilen Habeş zencisi bir hadımağanın gözünden anlatılan, sayılı tarihi gerçeğine rağmen sürrealist, karakalem çizimleriyle desteklenen Livaneli`nin ilk romanlarından. Mizah barındıran, okurken hiç sıkılmayacağınz, psikolojik sayılabilecek, sayfa sayısı az, bir günde bitirebileceğiniz bir eser. Kalite olarak, Livaneli nin son kitaplarından ayıramadım. Aslında Kösem sultan, Deli İbrahim, 4.Mehmet in anlatıldığı kitapta çok ilginçtir ki hiçbirinin ismini duymuyorsunuz. Osmanlı zamanında geçiyor ama tarihi roman değil. Kardeşi tarafından hapse atılan İbrahim in her an öldürülme korkusuyla delirmesi, tahta gectikten sonra ülkeyi yönetemeyeceği anlaşılınca annesi tarafından tekrar hucreye kapatılması ve 7 yaşındaki küçük padişahın (4.mehmet) başa geçmesi ana olaylar zinciri. Yazarım diğer kitaplarına göre farklı tarzda yazılmış. Ben çok beğendim. Keyifli okumalar.
Küçük bir çocukken hadım edilip satılmıs Habeşi bir çocuk, çocukluğu ve gençliği ölümü bekleyerek her an öldürülme korkusuyla geçmiş bir Padişah. İktidarın ve etrafındakilerin iç dünyaları,saraydaki kadınların yaşamı Livaneli'nin eşsiz anlatımıyla bir solukta okunacak güzel bir roman.
Yine Livaneli yine harika bir kitap.Bu adam süper yazıyo yaklaşık 5 kitabını okudum şunu da beğenmedim diyemem...koltuk kavgası kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor .
Sonunda cok guzel ozetlemis Livaneli"iktidar ilişkileri icerisinde çürümüş böylesine yıkılmış mahvolmuş insanların bile, yureklerinde dürüst,onurlu kıvılcımlar çakiyor ve zaman zaman bunlar su yüzüne çıkacak dunya uzerindeki maceramizin temel diregini ortaya koyuyor." Hem kitabin butun icerigi su cumlenin icinde hem de gunumuzun butun icerigi.Siyasetten dem vurmak istemessem de son gelişmeler hepimizin gundemi olmus durumda, o zaman ne diyelim butun iktidar savaşı içinde olan siyasetçilerin yüreklerinde dürüst,onurlu kıvılcımlar cakmasini dileyelim...
Zülfü Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen hem kitaptan hem de yazardan çok olumlu olarak etkilendim diyebilirim.
Kitapta,17.yüzyılda,bir harem ağasının ağzından o dönemde yaşanan olaylar anlatılıyor.Tarihi bilgilere sadık kalınarak yazılmış dramatik ve gerçekçi bir roman.
Yazar çok sade ve akıcı bir dille yazmış.Kitap, kesinlikle sıkılmadan ve neredeyse nefes bile almadan hızlıca okunuyor.
Aslında bana göre tam 10 puanlık bir kitap.Ama bir puanı okuduğum DK yayınları baskısındaki uygun olmayan kapak resminden dolayı kırmak zorunda kaldım.Çünkü sadece evde aile ortamında değil,hiç bir ortamda elinize alıpta açıkça okuyamayacağınız ve görenin içeriğini bilmeden sizi yadırgayabileceği bir kitap görünümü haline getirmişler. Böyle bir şeye neden gerek duydular bunu çözebilmiş değilim.
İlk okuduğum bu kitabında, Zülfü Livaneli' nin uslubunu çok beğendim.Diğer kitaplarını da fırsat oldukça okumayı düşünüyorum. Tek bir kitapla yazar hakkında karar vermek bence doğru değil ama kitaplarının 40 ayrı dile çevrilmiş olması , yurt dışında da beğenilerek okunduğunun açıkça bir göstergesidir. Bu durum beni bayağı sevindirdi.Buna dayanarak da, ileri bir zaman da ülkemize ikinci bir nobel ödülü gelir mi diye düşünmeden de kendimi alıkoyamadım.
Son cümle olarak, mutlaka okunması gereken muhteşem bir kitap diyorum.
Bitmiyor Livaneli'nin bilgi birikimi, konuları bulma kabiliyetiyle sizi kitaplarının içerisine sürükleme becerisi bitmek bilmiyor umarım da bitmesin.Kitaba gelecek olursak bu sefer kendinizi Osmanlı döneminde bir Harem ağası olarak buluyorsunuz ve padişahla aranızdaki köle efendi ayrıcalığıyla Saray'ın entrikalarla dolu gizemli ortamına dalıveriyorsunuz. İnsanların güce neden bu kadar hayran oldukları ve güce sahip olan karşısında kendilerini ne kadar değersiz bulduklarını görüyorsunuz. Ayrıca sapkınlık noktasına varan yaşamlarını görüp hem iğreniyor hem de ne kadar bilgi birikimine sahip olduklarına şahit olup şaşırıyorsunuz. Osmanlı zamanın sırf zaferlerle ihtişamla dolu olmadığını anlatıyor. Kitapta dönemin zamanını belirten ve karekter isimleri yok bu da dönemi araştırma isteği uyandırıyor her Livaneli kitabında olduğu gibi... Ben kitabı çok beğendim. Tavsiye ederim
Gerçekten de halen yaşamakta olan hiç kimseye mutlu dememek gerekiyor. Kimbilir ölmeden önce başına neler gelecek?
İktidarı aldıkları zaman çok dikkatli olmaya, hata yapmamaya, kimseyi ürkütmemeye çalışıyorlar ama zamanla güçleri arttıkça pervasız hale geliyorlar. Çevrelerini saran ''haremağaları'' da onları Tanrı olduklarına inandırıyor elbette.
Melek bilgisiyle, hayvan da bilgisizliğiyle kurtuldu, insanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı.

Mevlana Celaleddin-i Rumi
''Dünyamın ışığı, HAYAT pınarımdı o.
Başımın üstünden güneşi çekip almışlardı sanki, soluduğum havayı çekmişlerdi.
Ölmek istiyordum.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Engereğin Gözü
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
168
ISBN:
9786050904222
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.
-Elia Kazan-

Balkan Edebiyat Ödülü / 1997

Yıllardır Topkapı Sarayı'ndaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur.

Haremağası Süleyman ise Habeşistan'dan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve "iktidarsızlığına rağmen" Harem'in tek hâkimidir. Valide Sultan'ın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni": Zülfü Livaneli, Evliya Çelebi'nin, Naimâ'nın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.386 okur

  • emrah beytaş
  • BilgeSevgi
  • AYŞE EVREM KAVAKLI
  • Bluemoon
  • Gündoğdu i.
  • Nazlı Bilek
  • İrem Bahar
  • Elvin
  • Hayriye Nur Yüksel
  • Ayşegül Yeter

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%11.1
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%36.6
45-54 Yaş
%12.2
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.5
Erkek
%29.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.9 (109)
9
%25.2 (115)
8
%25 (114)
7
%15.6 (71)
6
%5.7 (26)
5
%2.9 (13)
4
%0.9 (4)
3
%0.4 (2)
2
%0
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları