Adı:
Engereğin Gözü
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050904222
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.
-Elia Kazan-

Balkan Edebiyat Ödülü / 1997

Yıllardır Topkapı Sarayı'ndaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur.

Haremağası Süleyman ise Habeşistan'dan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve "iktidarsızlığına rağmen" Harem'in tek hâkimidir. Valide Sultan'ın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni": Zülfü Livaneli, Evliya Çelebi'nin, Naimâ'nın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
(Tanıtım Bülteninden)
168 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Livaneli'den bu kadar iyi bir kitap beklemiyordum. Gerçekten çok beğendim, dört dörtlük bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazarın Kardeşimin Hikâyesini ilginç bulduysam da abartılı bir eser olduğunu da düşünmeden edememiştim.

Engereğin Gözü, üslûbunun anlatılan olaylara çok uygun düştüğü, hem ışıklı hem karanlık bir roman. Hırs ve iktidar sarhoşluğunun insana neler yapabileceğini, ama bunun bir insanın takıntısı olmaktan çok toplumların, devletlerin, insan türünün bir hastalığı olduğuna dair bir hikaye bu. Kitap baştan sona hızlı bir şekilde, çok fazla diyaloğa başvurmadan, padişahın hadım kölesinin dilinden anlatılıyor. Kesinlikle yazar karanlık bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Bu karanlık atmosferde sarayın özünde kötülüğün babadan oğula, iktidar aracılığıyla aktarılan bir yer olduğu, iktidar ve gücün babaları ve oğulları yediği, herkesin hem katil hem maktul rolünü oynadığı ve hem katil hem maktul olabildiği bir delilik mekânı olduğu gibi bir noktaya çekiliyoruz. Yani kitabı okuyup da saray hakkında tek olumlu söz edebilmemiz mümkün değil, Livaneli sarayı masalların, ahlâk ve edebin en üst düzeyde yaşandığı, padişahların neredeyse bir veli ya da kâmil insan olduğu, herşeyin islami usullere göre yapıldığı bir çeşit asr-ı saadet atmosferi gibi sunmak yerine- bizlere anlatılan çoğu kez de böyle çünkü- herkesin sadece insan olduğu, insanın kötülüğe iktidar deliliği ve güce tapma sebebiyle teslim olduğu korkutucu bir yer olarak resmediyor. İyimser, iyilik dolu, güzelliği övücü sözlerin veya roman karakterlerinin ya da gölgelerinin var olmasına rağmen kitabın adındaki yılan ve onun temsil ettiği kötülük ve zehir kitabın başından sonuna eserin her yerine yayılmış ve eseri bitirene dek o kötülük dolu gözlerin bizi izlediğini düşünüp ürpermeden edemiyoruz.

Bir çeşit tarihi korku ya da gerilim romanıydı okuduğum. Ve gerçekten, bana göre, dört dörtlüktü. O açıdan herkese mutlaka öneriyorum.
168 syf.
·Beğendi·9/10
Livaneli kalemini sevdiğim bir yazar, neredeyse bütün kitaplarını okudum. Bu kitap yazarın diğer kitaplarına pek benzemiyor. Tarihi kitap desem; Kösem Sultan ve Deli İbrahim dönemini anlatıyor olsa da, tarihi kitap grubuna dahil edemedim. Daha çok psikolojik tahlil ağırlıklı gibi. Konusuna gelince; Küçük bir çocuk iken Habeşistan'daki ailesinden koparılıp, yolculuğu esnasında hadım edilen ardından Osmanlı sarayına satılıp Harem ağalığına kadar yükselen bir kölenin gözünden Kösem Sultan ve Deli İbrahim döneminde yaşananları anlatıyor. Farklı konusu ve kurgusu ile beğenerek okuduğum çok güzel bir kitap. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Kitabın kapağından hoşlanmadım. Bazılarınızın bildiği gibi ben de bir yazarım. Sadece bir okur değil, yazar gözü ile baktığımda; Kapağın kitabın konusu hakkında fikir vermesi gerektiğini düşünürüm. Bence kapak, konuya pek uygun değil.
131 syf.
Okuduğum eserleri araştırmadan başlamak çok nadir yaptığım bir davranıştır. Bu eseri direkt okudum. Okuduktan sonra ilk yaptığım ise, ilk basım tarihine bakmak oldu.(1996)
Işte benim tanıdığım Zülfü Livaneli dedim kendi kendime. Kusursuz!

Eser, 17. Yüzyıl döneminde Osmanlı sarayında geçen psikolojik bir romandır. Hikâye, hadım edilmiş Darüssaade Ağası Habeşli Süleyman tarafından anlatılmaktadır. Harem ağasının gözünden olayların anlatılması ve Osmanlı döneminde ele aldığı karakterlerin isimlerinin verilmemesi romana bambaşka bir boyut kazandırmıştır. Masalsı anlatımıyla o dönemin gerçekliğine çok güzel ışık tutmuştur. Her ne kadar sadece bir dönemi anlattığını zannetsek de yazarın, aslında yüzyıllarca süren saltanat hayatını ve iktidar savaşını çok iyi bir anlatımla özetlemiştir.

Döneme dair araştırmalarımda, 18. Yüzyıl Osmanlı padişahı I. İbrahim 'ın dramı ortaya çıkmaktadır. Roman Osmanlı İmparatorluğunun en karışık ve acılı döneminlerinden birini fon olarak kullanarak iktidar-insan ilişkilerini psikolojik bir perspektifle anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Hırs ve nefsin dünyevî iktidar karşısındaki hallerini göstermiştir.

Livaneli'nin "Tarihi roman yazmadım, tarihi dekor olarak kullandım" demesi bile kitaba ayrı bir statü kazandırmış diyebilirim.



Önyargısız bir solukta okunacak bir eserdir.
Keyifli okumalar lütfen...
168 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Livaneli bu kitabıyla beni gerçekten aşırı şaşırtan bir beğeniye sürükletti. Bu kitabın asla bu kadar güzel olduğunu tahmin etmiyordum, iyiki şans vermişim.
Livaneli'nin kitaplarının çoğunu okudum ve hepsinde ayrı bir kesime ve karaktere yer verdiğini gördüm. Toplumun her kesimine değinerek mükemmel diliyle sizi sayfaların içine hapsediyor. Bu kitabının da kesinlikle daha çok okunmasını isterim. Gelelim kitaba:)...
Livaneli bu kitapta ana karakter olarak küçüklükten vatanından alınıp hadım edilerek sarayda haremağası yapılan Süleyman gözünden sarayı anlatmış. Ama kesinlikle Livaneli tarih romanı yazdığını düşünmüyor çünkü gerçekten de okurken farkedeceksiniz zaman ve mekan ( yani Topkapı sarayı) çok arka planda ve öne çıkan karakterlerin ruh halleri. Bu da sizi aşırı tarihi roman okuyormuş hissinden çıkaracak. Kitapta bahsedilen padişah ( ismi verilmese de İbrahim padişahtan bahsedildiği ortada) küçük yaşta kardeşlerinin öldürülmesine şahit edildikten sonra hayatının geri kalanını kafeste geçiriyor ve günün birinde "Padişah oldun" deniliyor. E bu padişahın akıl sağlığının çok da yerinde olması beklenemez ki bu padişah da döneminde çok da normal şeyler yaşamamış. Gerçekten hazin ve ürkütücü... Işte Livaneli kitabında bu psikolojik tahlili öyle güzel veriyor ki haremağasının dilinden asla kitaba doyamıyorsunuz. Bir okuyuşta bitirmem bundandır. Saray, harem, entrikalar, Osmanlı halkı, cellatlar hepsinin dolu dolu anlatıldığı bu kısacık roman okunmaya değer. Bölümümden ötürü daha çok dikkatimi çekse de kim sevmez ki Osmanlı sarayının arkasında nelerin olduğunu bilmeyi, o gizemi, merakı? :) He bu arada Yaşar Kemal bu kitabı çok beğenmiş, e okumayı size bırakıyorum :) Saray atmosferi içerisinde bi yolculuk yapmanız için iyi okumalar :)
168 syf.
·4 günde
Sevgili 1K sakinleri,
Livaneli, "Engereğin Gözü" nü yazarken nasıl bir haleti ruhiye içindeydi bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da benim ruhumda yarattığı fırtınanın deliliğimi dürtüp depreştirdiğini itiraf edebilirim. Zira delilere kendimden midir nedir bilmem ayrı bir ilgim vardır:))
Kitabı bitirdim bitirmesine de inceleme yazmadan önce bazı bölümlerini özellikle denk getirdiğim gezi dolayısıyla hikayenin mekanı olan Topkapı Sarayı'nın kenar köşesi, orası burası derken günün yarısını geçirdiğim bu muhteşem yerde tekrar tekrar okudum.
Ziyaretçi akınına uğrayan mekanın sıradan ziyaretçilerinden biri olarak hikayenin kahamanlarına ait izleri görünürde tur rehberi eşliğinde ama kulağımda rehberin değil aslında "Habeş Süleyman Ağa" nın sesiyle tarihi izlerin bazılarına ellerim titreyerek dokundum, bazılarına ise zorunlu olarak temaşe ile yetindim.
Bir zamanlar Dünyayı titreten muhteşem güç ve kudretin merkezinde: insanlığın, inançların, kadınlığın, erkekliğin, evlatlığın, ana-babalığın, aşk, sevgi ve sadakatin taht ile mezar arasında zorlu denenme sınamasının anlatıldığı bu hikaye boğazımda hıçkırık düğümlenmesi yarattı diyebilirim. Ayrıca, bir deli:)) olarak geçmeyin yiğindin delisinden tarihe deli diye geçeni daha doğrusu geçirileni padişah olmanın dışında bir de başka sosyal rolleriyle okuyun efenim diyor ve mutlaka okuyun diyorum. Başka da söze gerek yok diyorum naçizane bir okur olarak...
168 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Osmanlı Dönemi'ni konu alan kitapta adı geçmeyen yüzyıl 17.yy. Devrin Padişahı ise İbrahim, nam-ı diğer "Deli İbrahim" küçüklüğünde ağabeylerinin boğduruluşunu gözleriyle görmüş, aralarında bir tek kurtulan sözde şanslı olan bir padişah.

Habeşistan'dan alınarak hadım edilen Haremağası Süleyman'ın yaşadıklarını ve padişahına olan bağlılığını anlatan aynı zamanda, kendi hırsları için oğlunu zindana kapattırıp, torununu öldürmek isteyen Valide Sultan ve 19 kardeşini taht uğruna boğdurtan eski Padişah konu alınıyor. Tarihi bir roman gibi gözükse de aslında insan psikolojisinin, güç karşısındaki değişimini esas alan ve Livaneli'nin yayımlanan ilk romanıdır.

İktidar sahibi bir padişahın bu gücü elde etmeden önce, elde ettiğinde ve bu güç elinden alınıp bir zindana kapatıldığında içinde bulunduğu durumlar çok güzel gözler önüne serilirken bir yandan da anlatıcı haremağasının da değişen bu durumlar karşısında padişahına karşı değişmekte olan hisleri çok iyi anlatılmış.

Çocukken kardeşlerinin boğularak öldürülmesine tanık olan padişah, yıllarını bir hücrede ölüm korkusuyla yaşayarak geçirirken, tahttaki ağabeyinin ölümü üzerine tahta çıkarılmış ve yine bir entrika sonucu tahttan indirilip bir zindana kapatılmıştır. Padişahlığının ilk yıllarında ise taht ile alakası olmamış zaman geçtikçe de önüne kim gelirse ya öldürtmüş ya derisini yüzdürtmüş ya da asıp şehrin ortasına insanlara ibretlik koydurtarak halkının onun emirlerine itaat etmelerini sağlamıştır.

Padişahına son derece saygılı olan ve derin bir sevgi besleyen haremağasının ise padişahın zindana sevdiceği Gülbeden ile konulmasıyla birlikte bu duygularının yerini büyük bir kızgınlık alıyor. Hadım edilse bile duygularından, zevklerinden vazgeçmemiş bir haremağası olduğunu okuyucuya açık bir dille ifade ediyor. Valide Sultan tarafından zindana kapatılan padişaha yemek götürme şerefine nail olup geceler boyunca çeşitli çeşitli hikayeler anlatarak bir baba-oğul gibi yeni bir bağ kurarak Rumi'nin huzur veren sözleri arasında padişahını rahatlatmak amacını yerine getiriyor.

Zülfü Livaneli ise "Romandaki temel eksen, iktidarın çevresinde ışık görmüş pervaneler gibi dönen insanlar üzerine kurulu. İktidar görkemi öyle bir şey ki, "Bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştırıyor."
Romanın kahramanı zenci ve hadım olan haremağası da iktidara yakın duran ezilmiş bir adam tipi. Bazen kahraman, bazen korkak... Kimi zaman kendisini imparatorluk ailesine eş görüyor, kimi zaman bir hamamböceği kadar değersiz.
Roman, iktidar ateşiyle kıvranan insanları konu ediniyor. Bu yüzden tarihsel değil, tarihi dekor olarak seçmiş roman türü." diyerek bizlere kısaca özetliyor.

Kitabı ne ara elime aldığımın ve ne ara bitirdiğimin farkına bile varamadım. Son derece akıcıydı ve güzel bir üsluba sahipti. Zülfü Livaneli'nin okuduğum her kitabında olduğu gibi bu romanında da olayın bir ucunu kapalı tutarak okucuyu araştırmaya ve öğrenmeye itiyor. Ayrıca kitap 1997 yılında Balkan Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş.
Zülfü Livaneli işte, daha fazla ne diyeyim..
Keyifli okumalar!
168 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Hadım edilmiş Afrikalı bir zenci kölenin ağzından anlatılıyor roman. Bazen korkak bir hizmetkâr, bazen kahraman, bazen de değersiz başı ezilesi bir böcek..

Başta bir tarih kitabı gibi görünse de ne bir padişah ne de vezir isimlerinden bahsedilmiş.

Topkapı Sarayı`nda geçiyor roman. Osmanlı İmparatorluğu'nun en karışık, en kelle koltukta gezmeli dönemlerinden birini anlatıyor gibi görünse de insan psikolojisinin karmaşık dünyası ele alınmış daha çok.
İktidarın göz kamaştırıcı görkemi uğruna kardeş kardeşi..ana oğlunu..babanne torununu gözünü kırpmadan öldürebiliyor. Sokaktaki adam sırf at arabası kullandı diye kellesi uçuruluyor ve bu normal karşılanıyor.

" 'Ya devlet başa, ya kuzgun leşe' deyimini yaratan biziz. İktidara yakın çevreler hep kelle koltukta yaşarlar ve çoğunun hikâyesi trajik bir idamla noktalanır; Osmanlı vezirlerinden Adnan Menderes'e kadar. Osmanlı tarihçilerini okuduğumuz zaman, padişaha yakın olmanın, devlet sorumluluğu üstlenmenin korkunç tehlikeli bir iş olduğunu anlıyoruz. Buna rağmen insanlar o tehlikeli makamlara gelebilmek için çırpınıp duruyorlar. Bu normal bir davranış değil ama siyasetin öyle bir büyüsü var ki insanın aklını başından alabiliyor.."demiş Livaneli .

Okudum,beğendim,tavsiye ediyorum sevgili okurlar. Keyifli okumalar dilerim..
168 syf.
·2 günde·9/10
Engeregin gözünü okudugum diğer Livaneli kitaplarindan farklı buldum .Bu farklılık romanin bendeki yerini ayrı kıldı. Gerek anlatım  tarzı, gerekse 17.yy daki olayları, köle - efendi ilişkisini, iktidar hırslarını çok güzel bir dille okuyucuyu sıkmadan, her sayfasında okuyucuyu kitaba dahada bağlayarak anlatişıyla romani bir solukta bitiyorsunuz, zaten sayfa sayısı da az.

Kitaptan kısaca bahsedecek olursam; Habeşli harem ağası Süleyman'in ağzından anlatılmış. Süleyman ağanın başta padişaha olan sadakati, sonra padişahın hucreye kapatılması üzerine eski padisahtan nefret edip, yeni padişaha bağlanması, valide sultani oglunu hucreye attığı için nefret edip sonra can korkusuyla ona tapmasi, eski padişaha yemek götürürken onunla konuşup tekrar ona sadakatle bağlanması, padişahı hücreden çıkarma planları yapması, bu planları yaparken kendini de iktidar hırsı icine girmesi, daha yüksek makamlara yükseleceğini düşünmesi derken Süleyman agayla birlikte değişik ruh halleri içerisine giriyorsunuz. Ve kitabin sonundaki padişahın hazin sonu...
Kitapta karekterlere isim verilmese de Kösem sultan ve deli ibrahim döneminden bahsedildiği bariz belli. Bence livaneli karaktere isim vermemesinin sebebi romaninin bir tarihi roman degilde daha cok pskolojik yönde bir kitap olduğunu anlatmak istemesidir. Bu iktidar hırsı ve bu hırs uğruna yapılanlar sadece deli ibrahim döneminde degil her padişah döneminde rastlanan bir durum olduğu için karekterlerine isim takmama gereği duymuş olabilir Livaneli.
Çok Sevdiğim bir Livaneli kitabi oldu. Herkese tavsiye ederim
168 syf.
·1 günde·8/10
Kitap bir hadımağanın gözünden; 4.Muratın ölümünden sonra 1. İbrahimin tahtta geçişi, Kösem Sultanın 1.İbrahimi Çinili Köşke kapatıp yerine torunu 4. Mehmet'i tahta geçirmesi, Turan Sultan’ın 4.Mehmet egemenliğinde Köseme engel olması ,İbrahim’in ölüm korkusuyla günlerini nasıl geçirdiği , Kösemin ölümü ve en sonda 1.İbrahim’in idamını anlatıyor. Tabi kitapta biz hiçbirinin ismini duymuyoruz. Livaneli’in ilk eserlerinden biri olmasına rağmen ben son eserlerinde aldığım tadı aldım bu kitaptada.Yine muhteşem bir Livaneli kitabı okudum.
168 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Bu kitaba nasil bir yorum yapacagimi bilemiyorum. Zülfü Livaneli'nin kalemi muhteşemdi. Ancak anlatilan tarihi doku ürkütücüydü. Halbuki gerçeğin böyle olduğunu bilmemize rağmen olay anını okumak ve bunun karakter üzerindeki psikolojik yansıması çok etkileyiciydi. Osmanli Devleti'nin çöküş nedenleri de oldukça bariz bir sekilde ortaya çıkmıştı. Iktidar hırsı, kadınların iktidara müdahalesi, başa geçen hükümdarların ilk iş olarak kardeşlerini öldürmesi, rüşvetle vezirlik ve sadrazamlik verilmesi, aşırı müsriflik, gösteriş ve şaşa, v.b... Isim verilmese de Osmanli hükümdarlarından Deli Ibrahim donemini, Habesli bir kölenin ağzından anlatan çarpıcı bir kitapti. Yazim dili döneme uygun cümlelerle ve guzel ifade edilmisti. Keske tarihimiz bu derece kanli olmasaydi okurken daha fazla zevk alabilirdim. Deli Ibrahim'in de gercekten deli olup olmadığı da ayri bir konu. Tarihi sorgulatan düşündürücü bir kitap.
168 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Osmanlı’da ki taht kavgası,hadım bir harem ağasının gözünden anlatılmış.
İktidar hırsının nelere sebep olabileceği ve bu hırsın ne sonuçlar doğurabileceği özellikle vurgulanmış.
Son derece akıcı bir üsluba sahip.
Kurgu ve psikolojik çözümlemeler de çok başarılı.
Masalsı ve mizahi anlatımın yanı sıra yer,yer sürrealistlik ile de zenginleştirilmiş.
Tarihi birebir işlemiş değil, fakat dekor olarak çok iyi kullanmış Livaneli...

Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi;
''Bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran'' iktidar hırsı...
168 syf.
Ömer Zülfü Livaneli 'nin ilk yazdığı roman. Kitabın asıl adı "Engereğin Gözündeki Kamaşma",
Ama bu isim biraz uzun diye, kısaltıp şimdiki adıyla piyasaya sürmüşler.

Çok sürükleyici,
Bi o kadar da ilginç,
Gerilim,
Vahşet,
İktidar hırsı BOK' u uğruna yaşanan acı ve ibret dolu saray entrikaları anlatılıyor.
Ne kadarı gerçek,
Ne kadarı kurgu bilemem,
Ama bildiğim tek şey kitabı elinize almanızla bitirmeniz bir oluyor.
Bazı yerlerini okudukça ağzınız açık kalıyor;

"Amannn bunlar gerçek olamaz,
Gerçek olmamalı" diye hani şaşırmıyorda değilsiniz...

Ben bu roman 'a roman gözüyle baktığım için beğendim,
Ama bazı arkadaşlarımız roman' a roman gözüyle bakmaktan ziyade ; bu kitabı tarihi gerçekleri çarpıtan Bi kitap olarak değerlendirip, eleştirilsel gözle bakıp beğenmeyebilirlerde.
Sonuçta,
Zevkler ve renkler tartışılmaz tabi.

Herkese,
İyi okumalar, güzel paylaşımlar ‍️
Gece ve gündüz birbirlerinin yardımcısıdır Hünkarım, onlar birbirine zıt değildir. Göster bakalım dünyada hangi şey kötüdür ki onda iyilik olmasın ve hangi şey iyidir ki onda kötülük bulunmasın?
Zülfü Livaneli
Sayfa 125 - Doğan kitap
Gerçekten de halen yaşamakta olan hiç kimseye mutlu dememek gerekiyor. Kimbilir ölmeden önce başına neler gelecek?
İktidarı aldıkları zaman çok dikkatli olmaya, hata yapmamaya, kimseyi ürkütmemeye çalışıyorlar ama zamanla güçleri arttıkça pervasız hale geliyorlar. Çevrelerini saran ''haremağaları'' da onları Tanrı olduklarına inandırıyor elbette.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Engereğin Gözü
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050904222
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Hiç bu kadar güzel bir kitap okumadım.
-Elia Kazan-

Balkan Edebiyat Ödülü / 1997

Yıllardır Topkapı Sarayı'ndaki hücresinde kapalı tutulan Şehzade, hiç beklemediği bir anda tahta çıkarılır, böylece iktidarın tek sahibi olur.

Haremağası Süleyman ise Habeşistan'dan koparılıp hadım edilerek saraya getirildiğinden beri onun en sadık kulu ve "iktidarsızlığına rağmen" Harem'in tek hâkimidir. Valide Sultan'ın iktidar hesaplarıyla oğlunu yeniden hapsettirmesi, ilişkileri iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Engereğin Gözü, Haremağası ile Padişah arasındaki köle-efendi ilişkisi aracılığıyla, "bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştıran" iktidarın büyüleyiciliği üzerine alegorik bir roman. Bir yanıyla da bir "dil şöleni": Zülfü Livaneli, Evliya Çelebi'nin, Naimâ'nın ve Türkçenin büyük dil ustalarının izini sürüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.269 okur

  • Hilal Özel
  • Berna Aktepe
  • Hayrettin şimşek
  • Yalnızokur
  • Vural Kışlak
  • Derya Yağcı
  • Erdoğan eroğlu
  • Feyzan Çoban
  • Burak Kahraman
  • siyahıntonları

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%11.1
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%36.6
45-54 Yaş
%12.2
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.5
Erkek
%29.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.8 (243)
9
%24.2 (237)
8
%24.6 (241)
7
%14.9 (146)
6
%6.2 (61)
5
%2.8 (27)
4
%1.4 (14)
3
%0.7 (7)
2
%0.3 (3)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları