Eşekarısı Fabrikası

7,4/10  (78 Oy) · 
143 okunma  · 
42 beğeni  · 
1.982 gösterim
Fay Weldon'ın "çağdaş İngiliz edebiyatının büyük beyaz umudu" diyerek selamladığı İskoç yazar Iain Banks'in ilk romanı "Eşekarısı Fabrikası", 1980'li yıllarda İngiltere'de yayımlanan tüm romanlar arasında en çok tartışılan kitaplardan biri oldu. Gazete ve dergilerde abartılı yergi ve övgülerle sürdürülen tartışmaların harareti dindikten ve Banks yazdığı diğer romanlarla yeteneğini kanıtladıktan sonra kitaba gerçek değeri verilebildi: Metin, çocuk ve şiddet temasını işleyişindeki başarısı açısından Sineklerin Tanrısı ve Teneke Trampet gibi başyapıtlarla kıyaslanıyor artık. Gotik roman geleneğine uygun olarak, olaylar İskoçya kıyılarında, tecrit edilmiş bir adacıkta ve temelde üç kişi etrafında gelişiyor. 60'lı yıllarda hippi anarşist bir gruba katılmış olan eksantrik baba, tuhaf deneyler yapmaya meraklı, oğluna saçma sapan şeyler öğretmekten zevk alan bir biyokimyacı. "Aile"nin son derece duyarlı, kırılgan ve zeki büyük oğlu Eric, tıp fakültesinde öğrenciyken karşılaştığı korkunç bir olay yüzünden akli dengesini yitirmiş ve geri döndüğü ada civarındaki bütün köpekleri yakmaya başladığı için kapatıldığı tımarhaneden kaçan, tehlikeli biri. Romanın anlatıcısı Frank ise, babası doğum kaydını bilerek yaptırmadığı için resmen var olmayan ve bu yüzden de çok yalnız bir hayat süren bir çocuk. Tüm yalnız çocuklar gibi Frank de fantezilerle dokuduğu mitik bir dünya yaratmıştır kendine. Ama şiddet, zulüm ve ölüm üzerine kurulu bir dünyadır onunki. Olağanüstü zekice planlar kurarak kendi yaşlarındaki iki kuzenini ve öz kardeşini öldürmüştür. Eşekarısı Fabrikası gibi karmaşık düzenekler kurarak korkunç eziyetlerle öldürdüğü hayvanların, ölme biçimleriyle kendisine yakın geleceği haber verdiklerine inanır. Romanın sonunda yaptığı bir keşif, bu mitik dünyanın tamamen yıkılmasına ve kendisi hakkındaki korkunç gerçeği öğrenmesine yol açacaktır. Banks inanılmaz hayal gücü ve anlatı ustalığıyla gerçeküstücü resimlerden çıkmışa benzeyen müthiş sahneler yaratıyor bu romanda. Dehşet ve ölümle dolu, ama ironik ve gerçekten iyi yazılmış bir kitap bu. Ahlaki bir mesajı falan yok, ama okuru fena halde tedirgin ediyor. Masumiyeti tıkıştırdığımız son sığınak olan çocukluğun içerebileceği şiddetle yüzleştiriyor çünkü bizi.
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2015
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789755391304
  • Orijinal Adı:
    The Wasp Factory
  • Çeviri:
    Zübeyde Abat
  • Yayınevi:
    Koridor Yayınları
  • Kitabın Türü:

Sarsıcı bir kitap, sarsıcı bir son. Okuduğunuz şiddet afallamanıza neden oluyor. Bu şiddetin bir çocuk tarafından yapılması etkiyi arttırıyor sanırım. Aslında hüzünlendiriyor ama bir yandan da isyan ettiriyor.
Hikayede baş kahramanımız Frank ve onun ağzından hayatını, yaşadığı küçük dünyayı dinliyoruz. Kardeşine, kuzenlerine ve hayvanlara yaptığı şiddete tanık oluyoruz, tuhaf olansa farkında olmadan seviyoruz bu Frank'i. Geçmişinde yaşadığı travmatik olayın kendi kurduğu dünyasındaki etkilerini izliyoruz bir nevi. (İzliyoruz demişim, düzeltmek istemedim anlatımın benim üzerindeki başarılı etkisini gösteriyor çünkü).
Bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitapmış gibi dursa da oturup üzerine bütün gün kafa patlatılacak cümlelerle de karşılaşıyoruz.
Çok beğendim efenim, okunacaklar listenizde bulunsun isterim.

Luthien 
 05 Nis 06:09 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Bu kitap için ne denir ki bilemedim...
Kitabın büyük oranda vahşet içerdiğini okumadan evvel biliyordum ve böyle şeylere tahammülüm yüksek olduğundan korkmadan başladım. Buna rağmen ilk 90 sayfa işkence gibi geldi bana. Baş kahramanımız 16 yaşındaki Frank'in günümüzde yaptığı hayvan katliamları esnasında daha evvelden gerçekleştirmiş olduğu üç cinayetine flashbacklerle geri dönüp anlatmasından ibaret geldi bana. Yani bir konu içinde vahşet bir araçsa tahammül edilebilir ama bu kısımlarda sadece vahşet için vahşete tanık oldum ve hiç haz etmedim. Zaten bu 90 sayfayı yaklaşık 5-6 günde okuyabilmişim. Kitap masamda, baş ucu komidinimde, çantamda; gittiğim her yerde benimle ama o kapağı açıp da devam etmek istemedim bir türlü.
Artık bu sabah sıkıldım ve elimde daha fazla sürünmesin diyerek hızlıca bitirmeye karar verdim...
Kitabın ortalarından sonra bence yazar da karaktere daha bir ısınmış gibi hissettim. İlk başlarda olan ve vahşetlerin tariflendiği olaylar bol tasvir ile yoruyordu. Sonrasında yavaş yavaş tasvirler yerini karakterin iç hesaplaşmalarına ve değerlendirmelerine bıraktı. Buralarda çok güzel, vurucu yorumlar vardı. Yine bu sayfalarda (sonradan anlıyoruz) kitabın finaline dair ip uçları serpilmişti. Hızlı ve ilk kısma göre oldukça keyifli ilerleyen bir kısımdı.
Sonuç ise... Tamamen ters köşe yaptı. Kitabı okurken kafamda klişeleşmiş 3-5 olası sonuç belirlemiştim ama buna rağmen tutturamadım.
Yazar aslında kendini bilim kurgu yazarı olarak tanımlıyormuş, yazdıklarına yayın evleri surekli ret cevabı verince kendisini bu tarz bir kitaba yöneltmiş. Zaten bu kitabı önceki yayımlanmamış denemelerine göre daha kısıtlı bir paletle yazdığını söylüyor. Sonsozu de okuyunca çıkardığım sonuç şu oldu. Yazar zeki, hayal gücü kuvvetli... Ama hayat şartları onu piyasa kitabı yazmaya zorlamış ve o da yazmış. Çarpıcı, vurucu, çoğu piyasa kitabına göre dolu dolu ve etkileyici ama sonuçta piyasa kitabı... Bu başarısından sonra diğer kitapları da yayınlandı mı bilmiyorum ama onlar için umutluyum.

Ebru Ince 
09 Şub 21:20 · Kitabı okudu · 2 günde · 4/10 puan

Yazarın kendi dediği gibi .aslında bu kitabı yazmayı hiç istememiş ..yazdığı 3 bilimkurgu kitabı yayınevlerinden geri cevirilince oturmuş "eşekarisi fabrikasını "yazmis...kısacası o yazmasa bende okumasam olurmuş. ..

Ayfesa 
 06 May 01:07 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Oldukça ilginç bir kitaptı: işlediği cinayetleri, nedenleri, hele de sonuyla. Ancak sıkıcı bir tarafı olduğu da bir gerçek. Bir çocuğun vahşiliği işlenmemiş bir konu değil sonuçta. Mesela William Golding bunu anlatmayı çok da iyi başarıyor. Bu kitap ise daha çok çirkinliği vurguluyor; durum onu gerektirdiği için değil de saf kötülükten. Belki bir kitabı olağanüstü yapacak bu sebep bence bu kitabın olağanüstü olmasını engelliyor.
Anlatım tarzı daha çok Çavdar Tarlasındaki Çocuklar gibi: birinci tekil şahıs, şimdiki zaman, geriye dönüşler, sevilen bir kardeş... Tabii daha boğucu ve kasvetli bir hikaye. Yine de korkutucu diyemiyorum. Sadece tuhaf, oldukça tuhaf bir kitaptı ve buna rağmen okumasam da olurmuş gibi hissediyorum.

Kübra 
10 Mar 00:22 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Iain Banks'ın 1984'te kaleme aldığı Eşekarısı Fabrikası, ülkemizde ilk olarak 1996 yılında Aslı Biçen çevirisiyle Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanmıştı. Yazarın ilk kitabıydı ve Banks yoluna tam gaz devam edip özellikle bilimkurgu alanında dikkat çekici eserler vermeye devam etti. 80'li yıllarda İngiltere'de çok konuşulan bu sarsıcı roman okurları ve edebiyat çevresi tarafından ya çok beğenildi ya da aşırıya kaçan içeriği hasebiyle çokça yerildi ama şüphesiz derinine varan herkesi çok etkiledi. Weldon'ın "çağdaş İngiliz Edebiyatının büyük beyaz umudu" diyerek selamladığı Banks'ın ses getiren bu harikulade romanı Türkçede ne yazık ki yeni baskı şansı bulamayarak yıllarca raflardan uzak kaldı, sahaflarda uçuk fiyatlarla meraklılarını karşıladı. Kasım 2015'ten beri, bu kez Zübeyde Abat çevirisi ve Koridor Yayıncılık etiketiyle yeniden raflarla. Zübeyde Abat her ne kadar başarılı bir çeviri ortaya koymuş olsa da kıyaslar gösteriyor ki Biçen çevirisinin tadı bambaşka. Bunun dışında kitap beni derinden etkiledi. Hayatım boyunca unutamayacaklarım arasına da ortalığı toz duman edip girdi. Yüzey ve derinlerdeki manzara çok farklı. İrdeledikçe kitabın ağırlığı üzerinize daha baskı yapıyor. Pek çok karineyi çürütüp bildiğinizi yahut körü körüne bağlandıklarınızı sorguluyor. Bilimkurgu kadar hayalgücü, gerilim kadar gizem, distopta kadar sembol ve gotik kadar korku barındırıyor. Çok yönlülüğü gereği tüm katmanlarının etraflıca keşfi gerek Eşekarısı Fabrikası'nı yaşayabilmek için. Okumaya niyetlenenlere naçizane tavsiyem rahatsız edici ve nahoş sahnelere takılıp kalmamaları çünkü bu aşıldığında harikulade bir alegoriyle karşılaşılıyor. Yazarın Türkçede pek fazla eserinin bulunmaması da büyük eksiklik ne yazık ki.

Kaonashi 
 03 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ürkütücü ve gerçekçi roman kahramanları olan gotik bir eser.
Çocuk ve şiddet vurgusu rahatsız edici derecede iyi.
Basımı olmadığı için ingilizcesini okumuştum ancak şu an yeni basımı mevcut. Çevirisi de iyidir eminim.

Aslıhan 
28 Nis 12:50 · Kitabı okudu · 7/10 puan

İlk olarak yorumuma şu eşsiz dörtlükle başlamak isterim.
Deliyim gözü kara deliyim
Yakarım Roma'yı da yakarım ben
Bulurum seni yine bulurum
Olurum yine senin olurum.
Evet, işte şimdi bu pek ilginç, korkunç, kurgu romanı hakkında aklımda, dilimde, gönlümde yer etmiş şeyleri yazabilirim.
Yazarımızın nasılda başarısızlıklar yaşayıp sonrasında bu romanıyla patlama yaptığı malumumuz artık, kendisi bilim-kurgu yazarlığında gönülleri fethedemeyince psikolojik-kurgu için, sanat için soyunmak nedir ki diyerek döktürmüş o garip kafasına kurduğu şeyleri. İyi, hoş, güzel vallaha. Esasında çokça sevdiğim şeydir bu, kitabın inceliklerini bir kenarda tutup değişik kafaları tanımak. Takdir etmek. Hepsini yapıyorum. Kitap sahiden de fazlasıyla ilginç, yani kitabın içeriğine ilişkin sürpriz bozacak şeyleri söylemek istemem ama öne çıkan belli sahneler vurgun niteliğindeydi. Hele ki sıkıcı bir derste okuyorsanız, o sessizliğin içinde sizde biraz delirmeye başlıyorsunuz haliyle. İnsanları dürtüp "Kaşık! Kaşıııık! demek istiyorsunuz. Evet, okuyanlar kaşığı hatırlarlar. Kaşık...
Ancak insan sorgulamalı, en çok kendini belki de. Kitabı okurken heyecan, gerilim, yeniden gerilim, rahatsız hissetme derken güzel güzel gidiyor eyvallah ama abicim şimdi açık konuşalım. karakterleri tam sindiremedim. Hani nasıl desem, hey dostum Frank, seninle arkadaş olamadım. İçinde ki fırtınaları tam şey edemedim nasıl desem, içselleştiremedim. Bunu genel bi' tavırla belirtmek gerekirse, kitabın genel eksiği kurgunun psikolojik olarak tamamlanmamış olması. Yazarımız kurguda iyi, ona ne şüphe, ancak neden sorusu daima yanı başınızda dikiliyor işte. Bunun için elbette yazarı suçlayamam, iyi olduğu şeyi yapmış, bilim-kurgudan bilimi çıkarıp kurguda döktürmüş ama psikoloji? Hayır. Belki amacı bile bu değildir. Bende uyandırılan beklenti nedeniyle bu şekildedir. Her şey mümkün. Ama sonuçta bu işte.
Neden soruları eşliğinde giden bir kitap.
Kafa garip.
Kurgu rahatsız edici.
Okuduğuma mutluyum hemde çok!
Ama "manyak mıısın sen yeaa" diyebileceğim bir kitap iken "neden ha neden" soruları ile boğuşmakla uğraştım.
Bu nedenle eksikti zannımca.
Hem bana tam tokat atamadı, paçalarımı çekiştirmekle kaldı hem de derdini tam anlatamadı.
Yine okunsun tabi, değişik kafalar bilinsin.
Değişik kafalar güzeldir.
Romayı yakacak değişik kafalar kurtarabilir belki de bizi.

Özlem Ekici 
08 Mar 16:18 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Blyth'ı öldürdükten iki yıl sonra küçük kardeşim Paul'ü öldürdüm, ama Blyth'ın ölümü ile karşılaştırınca daha mühim, daha farklı sebeplerim vardı. Bir yıl sonra da birdenbire gelen bir istekle aynı şeyi Esmerelda için yaptım.

Şu ana kadarki skorum, üç. Yıllardır kimseyi öldürmedim, böyle bir niyetim de yok. Öyle bir dönem geldi ve geçti."

Kitap garip bir kitaptı. Frank daha 16 yaşında. Ama 3 kişiyi öldürmüş. Bunlardan biri öz kardeşi. İnsanları plan yaparak soğukkanlılıkla öldüren, hayvanları yakmaktan, öldürmekten zevk alan, çeşitli hayvan kafatasları biriktiren ağır sosyopat bir çocuk.

Kitap boyunca Frank'in hayvanları öldürmesini, biriktirdiği kafataslarıyla garip ayin gibi bir şeyler yapmasını okuyoruz. Bir keresinde bir koyun kendisine saldırdı diye onlarca koyunu yakarak öldürdü. Öldürdüğü üç insanı da uzun uzun planlayarak gözünü bile kırpmadan öldürüyor.
Kendisine çöpte bulduğu saat kadranından oldukça komplike bir düzenek yapıp eşekarılarını da öyle öldürüyor. Zaten kitabın adı da bu yüzden Eşekarısı Fabrikası. Bu düzeneğin içine bıraktığı arılar yanarak, bıçaklarla parçalanarak, zehirli reçele bulanarak falan ölüyor.

Çok şaşırtıcı da bir sonu vardı. Bir anda ne oluyor falan diyemeden bir şok oluverdim :D Ama bir çocuğun bu kadar saf vahşetle dolu olmasını okumak biraz rahatsız edici. Yazar kitabın sonuna eklediği notta şöyle diyor:

"Çocuklara özgü masumiyetin, çoğu insanın hayal ettiği gibi olmadığı -ne şimdi ne de öncesinde- konusuna dikkat çekmeye çalıştım. Çocuklar da muhtemelen yetişkinler kadar şiddet düşüncesine yatkınlar; sadece bunları koyabilecekleri sofistike bir ahlaki çerçeveleri yok o kadar."

CaNSeL 1⃣ 9⃣ 0⃣ 7⃣ KIRAÇ 
23 Oca 22:18 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

#kitapyorum

Eşekarısı Fabrikası gotik edebiyatin modern bir versiyonu. Kitap iskoçya da geçiyor. Kitabın konusu rahatsız edici olsa da okurken kitabın her satırın da sizi düşünderecek kadar çok güzel. Konusuna az buçuk değinecek olursak, şeytana bile pabucunu ters giydirecek derecede zeki, kimlik arayışın da olan sevgiden yoksun yalnız bir çocuk olan kitabın kahramanının hazin, duygusal, şiddet ve öfke dolu hikayesi anlatılıyor. Yazar kesinlikle çok etkileyici, harika bir hayal gücü ile yazılmış, anlatım gücü mükemmel ve şok edici biten harika bir başyapıt yaratmış Iain Banks.

Asma Yaprağı 
 02 Nis 2016 · Kitabı okudu · 12 günde · 9/10 puan

Hiç böyle bi hayalgücü ile karşılışmamıştım. bir insan bunları nasıl hayal edip yazabilir hala aklım almıyor. Kitap içeriği ile ilgili bir şey yazmayacağım, diyebilieceğim tek şey bu hayalgücünü deneyimlemek gerekir okuyarak...

3 /

Kitaptan 61 Alıntı

Ayçagül Akar 
19 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

İntikam beklenen sonucun tam aksini doğurur, direnişi kırmak yerine kışkırtır.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. BanksEşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks
Ayçagül Akar 
20 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Her şeyi az da olsa söz sahibi olduğumuz belli bir plana göre yapıyoruz. Güçlüler kendi planlarını yapıp diğer insanlarınkini de kendilerininkine uyduruyor, zayıfların takip edecekleri yol önceden belirlenmiş. Zayıfların, şanssızların ve aptalların.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. BanksEşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks
Ayçagül Akar 
23 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Şu deliler. Hepsi ülke, ordu ya da din başkanları. Yani gerçek deliler..…. Belki de bir onların aklı başında. Ne de olsa güç ve para onların güçlerine güç katıyor, onları koruyor, vergileriyle onlara oyuncaklar alıyor; sığınaklarına ve tünellerine saklanıp bütün büyük savaşlardan onlar sağ çıkıyor.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. BanksEşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks

Cidden aptal oldukları için koyunları nasıl aşağıladığımı hatırlıyorum. Onları sürekli yerken görüyordum. Sürekli yiyorlar başka hiçbir şey yapmıyor gibiydiler. Köpeklerin tüm bu yün kırpıntılarından daha akıllı olduklarını düşünürdüm. Onları kovalar ve koşturduklarını gördüğümde de gülerdim, saçma sapan durumlarda nasıl tepki verdiklerini izlerdim. Pirzola olmayı kesinlikle hak ettiklerini ya da yün makinelerinin onlar için en iyi şey olduğunu düşünürdüm. Gerçekte koyunların neyi temsil ettiğini nihayet anladığımda yıllar geçmiş ve bu geçen zaman uzun ve yavaş bir süreç olarak hafızamda kalmıştı. Onlar aptallıklarından böyle değillerdi; bizim gücümüz, açgözlülüğümüz ve egolarımız yüzünden böylelerdi.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 197 - Koridor Yayıncılık)Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 197 - Koridor Yayıncılık)

-birinin ölümüne Frank'in gözünden bakmak-
Bir ölüm daima heyecan vericidir, size daima canlı olduğunuzu hissettirir. Ne kadar savunmasız ve ne kadar şanslı olduğunuzu da... Ancak size yakın birinin ölümü, başka bir zaman olsa asla affedilmeyecek küçük delilikler yapmanız için iyi birer bahanedir.Gerçekten kötü davranıp yine de herkesin sempatisini kazanmak ne kadar büyük bir keyif!

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 54 - Koridor Yayıncılık)Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 54 - Koridor Yayıncılık)
arden 
14 Ara 2014 · Kitabı okudu · 9/10 puan

...Porteneil’e tek başıma gidip kütüphanede bana öğrettiği şeyleri kontrol etmeye başladığımdan beri babam bana karşı daha dürüst davranmak zorunda kalıyor, ama ben küçükten dürüstçe hatta saflıkla sorulmuş sorularıma yalan yanlış cevaplar verip beni kandırırdı. Senelerce Pathos'un Üç Silahşörler'den biri olduğuna inandım, Fellatio'nun Hamlet'teki bir karakter, Vitreous'un Çin'de bir şehir olduğuna ve İrlandalı köylülerin Guinness'i turbayı ayaklarıyla çiğneyerek yaptıklarına.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. BanksEşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks
Muzaffer Akar 
31 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hepimiz kendi Fabrikamızda bir koridora girdiğimize, kaderimizin belirlendiğine (düş veya kâbus, yavan veya ilginç, iyi veya kötü) inanabiliriz; ama bir kelime, bir bakış, bir boşluk; her şey onu tamamıyla değiştirebilir ve mermer sarayımız bir lağıma, fare deliğimiz altın bir salona dönüşüverir. Varacağımız nokta aynıdır, ama hepimizin yolculuğu -seçsek de seçmesek de- farklıdır ve biz yaşayıp büyüdükçe değişir.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 173)Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 173)

İnsanların yeni bir hükümete politikasını beğendikleri için değil, sadece değişiklik istedikleri için oy verdiklerini düşünmüşümdür hep. Nedense yeni gelenlerin her şeyi düzelteceğini düşünürler.

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 58 - Ayrıntı yayınları)Eşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks (Sayfa 58 - Ayrıntı yayınları)
Simay 
03 Mar 16:25 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bazen düşüncelerimle hislerimin birbiriyle çeliştiği zamanlar oluyor, bu yüzden kafamın içinde pek çok insan olduğuna karar verdim."

Eşekarısı Fabrikası, Iain M. BanksEşekarısı Fabrikası, Iain M. Banks