Eski Çağ'da Yakındoğu

·
Okunma
·
Beğeni
·
564
Gösterim
Adı:
Eski Çağ'da Yakındoğu
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
1289
Format:
Karton kapak
ISBN:
9944886642
Kitabın türü:
Çeviri:
Dilek Şendil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Yayınları
Amélie Kuhrt’un doğuda İran ve Afganistan’dan batıda Doğu Akdeniz ve Anadolu’ya, kuzeyde Karadeniz’den güneyde Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafi alanın yaklaşık üç bin yıllık tarihini incelediği iki ciltlik bu eser, kendi alanındaki en önemli başvuru kaynaklarından biri, belki de birincisidir. En eski yazılı belgeler ile Büyük İskender’in fetihleri arasında kalan bu uzun ve insanlık tarihi açısından can alıcı dönemi, son arkeolojik bulgulara, metin çözümlemelerine, eksiksiz denebilecek bir bibliyografyaya dayanarak anlatan Kuhrt, ayrıca çeşitli yorum ve metodoloji sorunlarını da mercek altına alıyor.
Üst düzey akademik bir çalışmanın aynı zamanda zevkle okunabilecek bir kitap haline de getirilebileceğini kanıtlayan bu eser, tarih bölümü öğrencileri için olduğu kadar, üzerinde yaşadığımız toprakların ve bölgenin, Mezopotamya’nın, Hititler’in, Mısır’ın ve daha birçok uygarlğın tarihi hakkında bilgilenmek isteyen okurlar için de vazgeçilmez bir eser olacak.

“Bakış açısındaki genişlik, bu eseri konuyla ilgili tüm dillerde basılmış kitaplar arasında benzersiz bir yere oturtuyor. Ayrıca, bilgilendirme açısından çok büyük bir değere sahip olan bu çalışma, hem okunması hem de başvurulması çok kolay bir kaynak; tarihsel gelişimlere eşlik eden çok sayıda çevrilmiş metin de çok faydalı.”
Pierre Briant, Toulouse Üniversitesi

“Bu harikulade kitap, hatırı sayılır karmaşıklıktaki bir konuda yapılmış ve geniş bir kaynakça ile birçok dipnotun eşlik ettiği üst düzey akademik bir çalışmanın gayet rahat bir şekilde okunabileceğini de kanıtlıyor. Bu iki ciltlik dev eserin, kapsadığı alan, akademik düzey ve yorumlama gücü açısından bugün bir benzeri daha yok.”
Peter Jones, Literary Review
1289 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Is Bankası yayınladığı bol sayfalı nadide bir çalışma kitap güzel bir tasarımla iki cilt halinde yayınlanmış ilk cilde m.ö 3000 - 750 yılları arasında eski mısır, Hitit mitanni, ugarit, elam, Asur, Babil Medeniyetleri ikinci kitapta m.ö 750- m.s 300 yıllarında ki mısır Asur Babil ve Pers imp olarak bilinen ahemeni imp ve İsrail krallığını anlatıyor Arkeolojiden elde edilen tabletlerin çevirisi bulunmakta aile yaşam savaş krallar arası diyalog sanat edebiyat tam detayıyla anlatıyor iyi okumalar
Bu çeşitliliğin iki yönü, farklı zamanlarda kullanıldığı bilinen dillerin sayısı (onbeş kadar) ve yazı sistemlerinin sayısıdır (yakla­şık yedi tane: World Archaeology 1986 [OH]; Hooker 1991 [OH]. Bazı dillerle yazı sistemlerinin tarihsel tabloda başat olması doğaldır: Mısır dilinin kullanımı o ülkede çok sınırlı olsa da, bu dil ve yazı belli ki XXV. Hanedanlığın Nübyeli hükümdarları tarafından benimsenmiş, çünkü Mısır'ın en güneyindeki ya­zıtlarında kullanmışlar. Bir sava göre Mısır hiyeroglif sisteminin bir türü, Sina yarımadasının yerel bir dilini ve belki bir de Biblos Sami dilini çevirmek amacıyla uyarlanmıştı (keş. Diringer 1948[OH]), ne var ki bu artık kuşkulu görünmektedir (World Archaeo­logy 1986 [OH]). Mezopotamya'da konuşulan bir Sami dili olan ve çiviyazısı kullanan Akkadca ikinci binyılda yaygındı ve lingua franca, ortak dil, statüsündeydi: Mısır ve Hitit kralları birbirleriy­le Akkadca konuşur, Mısırlılar da Levant'taki imparatorluk işle­rinde bu dili kullanırlardı. Çiviyazısı aynı zamanda Türkiye'deki Hititler tarafından konuşulan Hint-Avrupa diline uyarlanmıştı. Daha büyük olmasa bile karşılaştırma açı­sından önemli olan Aramice de, alfabetik yazı kullanmakla birlik­te Sami dil grubunun bir üyesiydi. Aramice birinci binyılda hızla yaygınlaştı ve dev imparatorluklarının yönetim dili olarak Pers Ahemeni sülalesi (550-330): tarafından benimsenmesiyle birlikte Türkiye'nin batısından (Daskyleion, Lykia) Afganis­tan'a (Ay Hanım, Kandehar) kadar kullanıldı; sonunda Orta İran­ca yazısını da etkisi altına aldı (Naveh 1982 [OH]). Aramice bugü­ne dek sınırlı sayıda topluluk içinde kullanılagelmiş birkaç antik Yakındoğu dilinden biridir (diğerleri Mısırca'nın Koptik biçimiyle modern Farsça). İbranice de öyle elbet. Sami dil ailesinde yer alır ve Aramice ile yakından ilişkilidir; doğrusu yazılı Aramice klasik İbranice'nin harflerinde etkilidir. Kutsal Kitap'taki İbranice, Tevrat ile Hıristiyanlık ve Müslümanlık içerisinde varolan Yahudi inanış­ları üzerinde etkisi göz önüne alındığında, kültürel açıdan modern dünyada çok önemli olsa da, konuşma dili olarak kullanımı İsrail ve Yehuda'nın küçük krallıklarıyla sınırlıydı. İbranice yazılmaya ve klasik metinler incelenmeye devam etse de göründüğü kadarıy­la Ahemeniler döneminden itibaren Aramice'nin Yahudiler tara­fından günlük dil olarak benimsenmesi gitgide artmıştı. Üçüncü ve ikinci binyıllarda egemen olan yazı sistemlerinin (Mezopotamya çiviyazısıyla Mısır hiyeroglifleri) kavramları ifade eden ideogramlarla hece işaretlerinden oluşan karmaşık bir yapı­ları vardı. İkinci binyıl boyunca Levant'ta gelişmiş bulunan yerel yazının tek bir sesi anlatmak için bir tek işaret kullandığı yolunda ipuçları bulunur. Bu kadar basit bir sistem birinci bin­yıl süresinde genel kullanıma giren alfabenin habercisidir. Fakat ileride Yunan, sonunda da Latin alfabesine bağlanan ilk alfabetik sistem, 11. yüzyıl ortalarında Tyros'ta Fenike yazıtlarının bulun­masına dek ortaya çıkmadı. Fenike yazı sisteminin
nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı ya da Ege bölgesinde nasıl ve ne zaman benimsendiği akademik tartışmalarda hala önemli yer tu­tan bir konudur (genel tartışmalar için karşılaştırın: Healey'den alıntı yapan Hooker 1991 [OH]; yakın zamandaki aşırı duruşlar için bkz. M. Bernal, Cadmean Letters, Winona Lake, IND, 1990). Yakındoğu'nun çoğu yerinde yazının yaygın kullanılmasının anlamı, bölgede yaşayan halkların (kesinlikle hepsi olmasa da) gün ışığına çıkarılan ve çıkarılmaya devam edilen zengin edebiyat ve mitolojilerinin çokluğudur. Bölge kapsamında ve ötesinde çok sa­yıda ilintili edebi bağlantılar ortaya çıkmış, bunlarsa bazı klasik metinlerin benzersiz olduğu yollu kanıları değiştirmişlerdir. Örne­ğin, 1872 yılında George Smith Assurluların başkenti Ninova'da­ki kazılardan çıkarılan çiviyazılı tabletlere aktarılmış Mezopotam­ya' daki bir tufan öyküsüyle Eski Ahit'te anlatılan arasında pek çok açıdan doğrudan karşılaştırılabilir öğeler olduğunu saptadığı za­man büyük bir heyecan uyandırmıştı. Babilce bir metinde, ileride ünlü "dünya fatihleri"nden biri olacak Akkadlı Sargon'un gizli doğumu ve bir sepet içerisinde bulunmasını anlatan öykü de Mu­sa peygamberin öyküsüne çok benzer. Freud, bu temaların yaygın­lığını ve sadece Museviliğe özgü olmadığını göstermek amacıyla bu öyküyü kullanmıştır (Moses and Monotheism, Amsterdam, 1939; çev. aynı yıl, Londra). Deşifre edildiğinde, Hitit edebiyatı­nın, Hesiodos'un Theogonia (Tanrıların Doğuşu) adlı eserindeki birbirini izleyen tanrı kuşakları imgesini etkilemiş görünen (Wal­cot, Hesiod and the Near East, Cardiff, 1966) öyküler içerdiği an­
laşılmıştır (aslında Hurri kökenli olan Kumarbi efsanesi gibi). Ya­kın bir tarihte bir bilim adamı, 5. yüzyılda Yunanca historia'nın doğuşunun arka planının, 13. yüzyıldan 5. yüzyılın sonuna dek kesintisiz izlenebilen, Anadolu'ya özgü gelişmiş bir tarihyazım ge­leneğinde aranabileceğini ileri sürmüştür (Uchitel,SCO 10 (1989/ 90)). Öte yandan, çok erken tarihlerde Mısır'da dilden dile dolaş­tığı belli olan, Mısır'ın krallıkla yakından bağlantılı İsis ve Osiris efsaneleri çok daha ileri tarihlere ait Yunanca öykülerden öğrenil­miştir (Plutarkhos). Mısır dilinde kaleme alınmış nice metinde mit­lerden yalnızca üstü kapalı söz edilmesinin ya da bazılarının seçil­mesinin nedeni kült bağlamında yararlanılmak üzere oluşturulma­ları olabilir (Osiris öyküsünün bugüne kadar kalmış en uzun Mı­sırca çeşitlemesi olan "Osiris'e Övgü" için, krş. Erman 1927 [O]; Lichtheim 1973-80 [Ol], cilt 2). Yakındoğu'ya ait edebi metinlerin ileri düzeyde şiirsel ve ölçülü biçimleriyle birlikte karmaşık türleri­nin tanımlanması çok yavaş ilerlemekte olup edebi çözümlemeler hala emekleme aşamasındadır (genel olarak bkz. Rölling 1978 [O]; Vogellzang ve Vanstiphout 1992 [OJ]).
Talan edilmiş bir kentin malları degillerdi ama,
Koca gemiler yonaştı tapınağa,
Koca gemiler yanaştı Enlil'in tapınagına
Kentteki mallar kaldırıldı
Kentteki mallar kaldırılırken
Akkad' ın sagduyusu da kalkıyordu
Gemiler limanda çakarlarken, Akkad'ın aklı başından gidiyordu.
Kasıp kavuran fırtına bütün ülkeyi sorar
Yükselen sel sularına karşı konamaz
Sevgili Ekur'u (Enlil'in Nippur'daki tapınagı) yıkıldıgı için, Enlil
(öç ugruna) neleri yıkacak acaba?
Guti daglarına dogru baktı;
Uçsuz bucaksız dag sıralarını baştan aşogı taradı -
insan sınıfından sayılmayan, topraktan poy almayan,
Engel tanımaz Guti,
Güdüleri insana, akılları köpege, hatları maymuna benzer­
Onları çıkardı Enlil daglardan.
Assurluların şaşırtacak kadar karmaşık ve dört bir yana ya­yılmış ticari sisteminin düzeni eldeki metinler titizlikle çalışılarak incelenmiş (en azından tabaka il: Larsen 1976) olmakla birlikte bazı belirsizlikler sürmektedir. Anadolu'ya vardıklarında eşekler dahil her şey satılırdı. Assur'a götürülecek başlıca ithal mal ise gümüş ve biraz altındı. Ticaret merkezlerindeki ileri ve ge­lişmiş sistemleri göz önünde tutulduğunda Anadolu içerisinde As­surlular iç taşımacılıkta oynadıkları üstün rolle karlarını artıra bi­liyorlardı. Olasılıkla Anadolu devletleri arasında Ergani'deki (Elazığ yakınları) zengin yataklardan çıkarılan bakırın ticaretini
yapıyorlardı. Bol miktarda alıp satılan kalay dokumadan daha değerli olmakla birlikte daha çok dokuma ticareti yapılırdı (Veen­hof 1972; Larsen 1987), üstelik belgelerin gösterdiği üzere, doku­ma Assur ticaretinde başlıca yeri tutmakta ve Anadolu'dave o sırada gözde olan kumaş türlerinden söz edilir, tüccarlar da pazarı dikkatle gözlem altında tutar ve karlarını artırmak için bü­tün fırsatları kullanırlardı. Assur'daki bir kadına Kaneş'te tüccar­lık yapan kocasının yazdığı mektupta da görüldüğü gibi, hepsi ol­masa da, bazı dokuma ürünleri Assur'daki tüccar evlerinin kadın­ları tarafından üretilirdi:

Puzur-Assur, Vakkurtum'a der ki:
Tarafımdan mühürlenen 1 libre gümüşle -harç ayrıca eklendi, ödeme tamamlandı- Assur-idi sana dogru yola çıktı. Bana gönderdigin o ince kumaş (hususunda): Onun gibi kumaş yapmalı ve Assur-idi ile bana gön­dermelisin, sonra ben sana (ödeme olarak) yarım libre gümüş yollarım (parça başına). Kumaşların bir yüzü taransın ama tamamen düzleşmesin, sık dokuma olsun. Daha önce gönderdigin dokumalara kıyasla kumaş parçası başına bir libre yün fazla kullan, ama yine ince doku. Kumaşın öbür yüzü cok hafif taranmalı: Eger yine havlı olursa, kutanu kumaşı (çok bilinen bir dokuma türü, olasılıkla çarşafa benzeri gibi üzeri hraşlanmalı.
Bana yolladıgın aborne kumaşına gelince (bir yer olan Abarne' den adı­nı almış bir kumaş türü, krş. tüvit), bir daha ondan gönderme. Ama gön­dermek istersen, eskiden giysilerimde kullandıgım gibi olsun. İnce doku­malar yapmak istemezsen -çünkü orada (yani, senin bulundugun yerde) bol miktarda satın alınabilir diye işiltim- (onları) parayla satın al, öyle gönder bana. Bitmiş bir kumaş (parçası), sen yaptıgında dokuz el uzun, sekiz el geniş (4.5 x 5 mJ olsun)
Kral İntef'in mezar tapınağında yer alan şarkı, arpli şarkıcının önünde doğrulandı:

Mutludur bu iyi hükümdar,
Ölüm insanca bir kader.
Ataların zamanından beri,
Bir kuşak göçer,
Diğeri kalır.
Önceden tanrı olanlar mezarlarında uyuyor,
Kutlu soylular da mezarlarında yatıyor.
(Ne ki) mezarları yapanların,
Yerleri bilinmiyor,
Ne oldu acaba onlara?
İmhotep ile Hardedef'in sözlerini duydum,
Özdeyişlerinin hepsi naklediliyor.
Ya onların yerleri?
Duvarları dökülmüş,
Yerleri kaybolmuş,
Sanki hiç varolmamışlar!
Oradan gelen olmaz,
İsteklerini söylemezler,
Yüreklerimize su serpemezler,
Biz de gidene dek onların gittiği yere!

Bu nedenle ferah tut yüreğini!
Unutkanlık yarar sağlar,
Yaşadıkça yüreğinin sesini dinle!
Başına mür yağı sür,
Güzel ketenler giy,
Bir tanrıya yakışan yağlar sürün.
Neşeni topla,
Yüreğini sıkma!
Yüreğine kulak ver, mutlu ol,
Yeryüzünde yüreğinin buyruklarını yerine getir!
Yas günü gelip çattığında
Bezgin Yürekli (yani Osiris) onların ağıtını duymaz,
Ağlayıp sızlamak kimseyi çukurdan kurtarmaz!

Nakarat

Tatil yap,
Bundan bıkma!
Bak, kimse malını öbür dünyaya götüremez,
Bak, giden kimse geri dönmez!
Amelie Kuhrt
Sayfa 225 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sel her yeri silip süpürdükten sonra krallık gökyüzünden indirildigi za­man krallık Kiş'teydi.
Kiş'te Ga ... ur(?) kral oldu ve hükümdarlıgı 1200 yıl sürdü.
Bunun arkasından farklı uzun hükümdarlıklar süren Kişli 20 kral ge­lir; sonra:)
Enmebaragesi, Elam topraklarındaki silahları yagmalayıp kral oldu
ve 900 yıl boyunca hüküm sürdü;
Aka, Enmebaragesi' nin oglu, 625 yıl hükümdardı.
24.51O yıl, 3 ay ve 3 Vı gün boyunca 23 kral hükümdar oldu. Kiş vu­ruldu; krallık Eanna'ya (Uruk) taşındı.
Uruk'ta Utu'nun (güneş tanrısı) oglu Meskia Jasheren ("efendi") ve kral oldu, 324 yıl hüküm sürdü. Meskiaggasher denize girdi ve dag­lardan cıktı.
Enmerkar, Uruk'u kuran Uruk kralı Mes-kia Jasher'in oglu, kral oldu ve 420 yıl hüküm sürdü;
tanrısal Lugalbanda çobandı, 1200 yıl hükmetti;
tanrısal Dumuzi balıkcıydıl?J -onun kenti Ku'a(ra) (idi) hükümdarlıgı l00 yıl sürdü; tanrısal Gılgamış babası lillu şeytandı Kullab'ın (Uruk) efendisi,
126 yıl hüküm sürdü;
Urnungal, tanrısal Gılgamış'ın oglu, 30 yıl hüküm sürdü;
Utukalamma, Urnungal' ın oglu, 15 yıl hüküm sürdü; laba ... ir, 9 yıl hüküm sürdü;
Ennundara-Anna 8 yıl hüküm sürdü;
MESHE demirciydi, 36 yıl hüküm sürdü;
Melam-Anna, 6 yıl hüküm sürdü;
Lugal Jatun() 36 yıl hüküm sürdü.
12 kral 231O yıl boyunca hükümdarlık tahtında oturdu. Uruk silahla­ra yenildi; krallıgı Ur'a taşındı.
Ur' da Mes-Anne-pada kral oldu ve 80 yıl hüküm sürdü

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eski Çağ'da Yakındoğu
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
1289
Format:
Karton kapak
ISBN:
9944886642
Kitabın türü:
Çeviri:
Dilek Şendil
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Yayınları
Amélie Kuhrt’un doğuda İran ve Afganistan’dan batıda Doğu Akdeniz ve Anadolu’ya, kuzeyde Karadeniz’den güneyde Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafi alanın yaklaşık üç bin yıllık tarihini incelediği iki ciltlik bu eser, kendi alanındaki en önemli başvuru kaynaklarından biri, belki de birincisidir. En eski yazılı belgeler ile Büyük İskender’in fetihleri arasında kalan bu uzun ve insanlık tarihi açısından can alıcı dönemi, son arkeolojik bulgulara, metin çözümlemelerine, eksiksiz denebilecek bir bibliyografyaya dayanarak anlatan Kuhrt, ayrıca çeşitli yorum ve metodoloji sorunlarını da mercek altına alıyor.
Üst düzey akademik bir çalışmanın aynı zamanda zevkle okunabilecek bir kitap haline de getirilebileceğini kanıtlayan bu eser, tarih bölümü öğrencileri için olduğu kadar, üzerinde yaşadığımız toprakların ve bölgenin, Mezopotamya’nın, Hititler’in, Mısır’ın ve daha birçok uygarlğın tarihi hakkında bilgilenmek isteyen okurlar için de vazgeçilmez bir eser olacak.

“Bakış açısındaki genişlik, bu eseri konuyla ilgili tüm dillerde basılmış kitaplar arasında benzersiz bir yere oturtuyor. Ayrıca, bilgilendirme açısından çok büyük bir değere sahip olan bu çalışma, hem okunması hem de başvurulması çok kolay bir kaynak; tarihsel gelişimlere eşlik eden çok sayıda çevrilmiş metin de çok faydalı.”
Pierre Briant, Toulouse Üniversitesi

“Bu harikulade kitap, hatırı sayılır karmaşıklıktaki bir konuda yapılmış ve geniş bir kaynakça ile birçok dipnotun eşlik ettiği üst düzey akademik bir çalışmanın gayet rahat bir şekilde okunabileceğini de kanıtlıyor. Bu iki ciltlik dev eserin, kapsadığı alan, akademik düzey ve yorumlama gücü açısından bugün bir benzeri daha yok.”
Peter Jones, Literary Review

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • PORTRE
  • Burak karaöz
  • Mir'at-ı Cünun
  • Oğuz Ergün
  • Esen Beste Güzel
  • Molla
  • Kübra Arslan
  • Ezgi
  • cihan yilmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%50 (1)
8
%50 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0