Eskici Dükkanı

·
Okunma
·
Beğeni
·
24bin
Gösterim
Adı:
Eskici Dükkanı
Baskı tarihi:
Nisan 2004
Sayfa sayısı:
373
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753316606
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epsilon Yayınevi
'Eskici Dükkânı', Orhan Kemal'in, ırgatlık ve el işçiliğinden fabrika işçiliği ve makineleşmeye doğru yol almakta olan toplumda, gitgide yoksullaşan bir ailedeki kuşak çatışmalarını ve bireyin sıkıntılarını birkaç katmanda anlattığı bir roman.
Yaşlı, küfürbaz Topal Eskici, el bebek gül bebek büyütülmüş bir ağa torunuyken savaşa gitmiş; Trablus'tan bir bacağını kaybetmiş olarak döndüğünde, hayata çok aşağılardan başlamak zorunda kalmıştır. Öfkeli, uyumsuz kişiliğine ve çocuklarını sürekli itip kakmasına rağmen, çözülmeye doğru giden ailesini bir arada tutma kaygısıyla, üç kuruş kazanmak için didinip durmaktadır. Çocukları ise babalarının boyunduruğundan kurtulmak istedikleri halde, bir türlü ataerkil aile düzenini kırıp özgür olamazlar. Sonunda her biri kendince bir hayale kapılan aile bireyleri, Çukurova'ya pamuk toplamaya giden büyük oğulla karısının peşine takılır. Sonra... Sivrisinekler, açlık, sıtma...
Ancak 'kara gün kararıp gitmez' Orhan Kemal kitaplarında, her zaman bir yerlerden sızan bir umut ışığı vardır...
378 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Sinema veya televizyona uyarlanan eserlerini saymazsak, Orhan Kemal ile gerçek anlamda bir tanışma oldu bu kitap... Genelde bunu dedikten sonra 'Orhan Kemal'le geç kalmış bir tanışmaydı' şeklinde bir mahcubiyet cümlesi kurmam beklenebilir ama ben iyi ki de bu kitaplar bu yaşlarıma denk gelmiş diye büyük bir memnuniyet duyuyorum açıkçası.

Zaten Klasik Türk Edebiyatı ile ilgili kitaplar genelde ortaokul, lise yıllarında Türkçe öğretmenleri tarafından zorla okutulur ve o yıllarda bir defa okununca sanki bu kitaplar gençlik kitaplarıymış gibi bir daha el sürülmez... Pek çoğumuz düşüyoruz bu yanlışa... Ne zaman Orhan Kemal, Reşat Nuri, Peyami Safa gibi büyük yazarlardan bir bahis açılsa hemen arkasından 'ben onu lisede okumuştum ama aklımda hiçbir şey kalmamış' gibi cümlelerle karşılaşıyorum. Bu yazarlar lisede okunmasın gibi bir anlam çıksın istemem ama Klasik Türk Edebiyatı'nın lise yıllarına sıkıştırılmasını da doğru bulmuyorum kendi adıma... Neyse ki, Kürk Mantolu Madonna sayesinde kendi edebiyatımızı, kendi yazarlarımızı yeniden keşfetmeye başladık ki, bu durum zamanla edebiyatımızın her yaşta, her dönemde daha geniş bir kitle tarafından sahiplenileceği yönünde iyimser bir tablo ortaya koyuyor.

Eskici ve Oğulları, İkinci Dünya Savaşı'nın etkilerinin yavaş yavaş silinip de Amerikan kapitalizminin dünyaya iyiden iyiye el atmaya başladığı dönemi ve bu dönemin ülkemizdeki ekonomik etkilerini, bir ayakkabı tamircisi ve ailesinin yaşadıkları üzerinden, toplumsal gerçekçi bir bakış altında başarılı bir şekilde ortaya koyan bir kitap...

Koca bir ömrü ayakkabı tamirciliği ile geçiren, rızkını bu zanaat üzerinden kazanan Topal Eskici'nin işleri, 'MAKİNELEŞME'nin etkisiyle sekteye uğrar ve kazancı günden güne erimeye başlar. Tabii bu ekmek teknesinden beslenenler sadece kendisi ve karısı değildir. Aile genişlemiş, çocuklar ve torunlar da eklenmiştir... Daralan gelir tüm aileyi geçindirmeye yetmez. Ekonomik sorunlar, aile içi sorunları da beraberinde getirir. Herkes daha öfkeli, daha tahammülsüz olmuştur. Kalpler daha kolay kırılmaya, ağza alınmayacak laflar da yavaş yavaş ağza alınmaya başlamıştır... Ailenin önünde artık çok fazla seçenek kalmaz. Eldeki seçenekler de açıkçası çok cezbedici seçenekler değildir... Yine de ortak bir karar alınır ve zor bir yola çıkılır...

Kitabı kısaca bu şekilde özetleyebiliriz. Bundan sonrasını kitabı okumak isteyenlere bırakıyor ve ufak ufak sözü günümüze, kendi dünyamızın eskicilerine getirmek istiyorum...

******************************
Bugün televizyon karşısında kahvemizi yudumlarken nostaljik bir nazar ile seyrettiğimiz 'nesli tükenen meslekler, yok olan zanaatler' temalı belgesellerin, yakın bir zaman içinde baş rolünde oynayabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

Açıkçası böyle bir durum olursa benim için çok şaşırtıcı olmaz. Bunun için de geçerli sebeplerim var kendime göre... Sizinle de dilim döndüğünce paylaşmak isterim bu sebepleri... Buyrun o halde...

Makineleşmenin bugünkü karşılığı DİJİTALLEŞMEDİR. Dijital dönüşüm adını verdiğimiz süreç günden güne pek çok sektör üzerinde etkisini göstermeye başladı bile... Buna yeni bir sanayi devrimi de diyebiliriz. Bu dönemde üretim anlayışı sil baştan değişiyor. Robotlar ve 3D yazıcılar sahneye çıktıkça insana olan ihtiyaç da aynı ölçüde azalıyor. Çünkü 3 boyutlu baskı teknolojisi kullanan yazıcılar, katmanlı bir yapı oluşturarak birçok hammadde katmanını üst üste koyabiliyor ve bunları birbirine ekleyerek dijital tasarımları fiziksel ürünlere dönüştürmeyi sağlıyor. Bu üretim modeli şimdiden milyarlarca dolarlık pazarların %20'sini ele geçirmiş durumda... Bu teknoloji, beraberinde 'mikro fabrikaları' getirecek. Yani, tasarım artık direkt olarak yazıcıda ürüne dönüştüğü için devasa üretim bantlarına ve tonla makineye ihtiyaç duyulmayacak...

Şu an bu ve buna benzer gelişmeler bizim için biraz karmaşık görünse de artık hepsinin hayatın bir gerçeği olduğunu kabul etmek durumundayız... Konuyla bir dönem yakından ilgilendiğim için buna benzer sayısız örnek gösterebilirim. Ancak bu incelemeyi bir teknoloji makalesine çevirmek de istemem.

Sadece şunu söyleyebilirim ki, gelecekte sınırlı sayıdaki 'geçerli meslekler', bilgisayar teknolojileri, yazılım ve programlama dilleri, tasarım ve benzeri alanlarda eğitim alabilen insanların meslekleri olacak. Buradan hareketle, son yıllarda uluslararası şirketler başta olmak üzere pek çok finans kuruluşu (Türkiye'de Garanti Bankası ve Finansbank'ı biliyorum) inanılmaz bütçeler ile 5-6 yaşındaki çocuklara ücretsiz kodlama eğitimi vermeye başladı. Eskiden özel kolejler 'çok iyi İngilizce eğitimi veriyoruz' diye rekabet ederken şimdi hepsi müfredatına kodlama dersleri koymaya başladı. Hangisinin internet sitesine girerseniz girin en tepede bu kodlama derslerinden bahsedildiğini göreceksiniz.

Hadi son bir örnek de tıp sektöründen verelim. Çünkü 'çocuğum inşallah doktor olsun' diye her gün el açıp dua eden anne-babaların sayısı az değil... General Electric (GE) başta olmak üzere pek çok teknoloji şirketi, bu alanda da inanılmaz yenilikler getirmeye hazırlanıyorlar. GE'nin geliştirdiği ameliyat yapan robotun videosunu kendi gözlerimle seyrettim:) Bir kadavra üzerinde yapılan ameliyatta robot, baya kadavranın ameliyat edilecek bölgesini kesti, yapılması gereken işlemi yaptı ve sonra bir güzel dikti o bölgeyi. Ve tüm bu operasyonu SIFIR HATA ile tamamladı. Bu robotların test süreci devam ediyor. Ancak hastanelerde görev almaya başlayacakları gün, çok uzak bir gelecekte olmasa gerek.

Belki bundan on yıl sonra doktorlar da ameliyat masasında değil, ameliyatı yapacak robotu kontrol edecekleri bilgisayarın başında olacaklar... Kısacası kodlama dili, yakın bir zamanda tüm dünyanın, hayatın ortak dili haline gelecek...

Örnekleri elimden geldiğince büyük sektörlerden vermeye gayret ettim ki, hal böyleyse, küçük sektörleri konuşmaya bile değmez deyip işin içinden rahatça çıkabileyim:) Yani artık kağıt gazetelerin yerini dijital gazetelerin, televizyon kanallarının yerini Netflix benzeri dijital kanalların alacağını, o kanallarda yayınlanacak dizilerde oynayacak oyuncuların da %70'nin gerçek değil, sanal oyuncular olacağını falan uzun uzun yazmaya gerek yok sanırım...

******************************
Kısacası hayat böylesine baş döndürücü bir hızla akmaya devam ettiği sürece, bizler de topal eskicinin nefesini ensemizde hissetmeye devam edeceğiz.

Teknolojik gelişmelere her zaman olumlu bir gözle yaklaştık, bu gelişmelerin her zaman hayatımızı daha da kolaylaştırmak için olduğuna kolayca ikna olduk. Buna karşın teknolojinin, üretimde insana olan ihtiyacı neredeyse sıfıra indirmekte olduğunu görmezden gelmeye devam ediyoruz. Bir makinenin ayakkabı tezgahını yıkabileceğine inanıyor ama başka bir makinenin de gelip bizi oturduğumuz Bürosit koltuktan yıkabileceğine nedense inanmak istemiyoruz. Belki de bu bizim başımıza gelene kadar bizim çoktan emeklilik yaşımızın geleceğini falan düşünüyoruz... Oysa topal eskici de dükkana kepenk vurup yollara düştüğünde 65 yaşındaydı... Belki de bir Ege kasabasına yerleşip bahçesinde domates yetiştirmeyi düşünüyordu o da herkes gibi... Ancak evdeki hesap maalesef çarşıya uymadı.

Siz siz olun hesabınızı iyi yapın... Yok olan zenaatler belgeselini seyrederken de acı kahvenizi ve soğuk suyunuzu sehpanızdan eksik etmeyin...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
378 syf.
·6 günde
Orhan Kemal, hakkında sürekli sıradan insanları ve onların dertlerini, köylüyü, toprağı anlattığını duyduğum bir yazardı. Ben de sonunda bir kitabını okumuş oldum ve "Eskici ve Oğulları" adlı bu kitabı çok sevdim.

Kitap temel olarak eskici ve ailesinin büyük oğullarının eylemi üzerine kütlü toplamaya gitmelerini ve biraz daha fazla para kazanmak için dükkanları bırakmalarını anlatıyor. Kütlü toplamaya gittiklerinde başlarına gelenleri okuyoruz. Açlık, yoksulluk, aile ilişkileri, aşk...

Kitabı bu kadar sevmemin nedeni aslında konusu değildi, Orhan Kemal o kadar gerçekçi ve sanat kaygısı gütmeden yazmış ki bu romanı, etkilenmemek gerçekten elde değil. Kesinlikle diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim bir yazar oldu benim için. Aslında olaylara ve karakterlere baktığımızda, etrafımıza baktığımızda görebileceğimiz karakterler olduğunu görüyoruz, işte ben de en çok bunu sevdim çünkü bence en güçlü hikayeler aslında bu insanlar arasından çıkıyor.

Okuduktan sonra Kadir İnanır'ın da oynadığı filmini de izledim, izlemenizi tavsiye ederim. Ama okuduktan sonra ;) Keyifli okumalar:)

"En çok hoşuma giden ne biliyor musun? Bize sövüp sayan, bize yediğimiz ekmeği çok gören bir insana iyilik yapabilmek!"
378 syf.
·5 günde·9/10 puan
Okumaktan haz aldığım kitaplara inceleme yazısı eklemek ayrı bir güzel benim için. Orhan Kemal'in Eskici ve Oğulları isimli eseri de okumaktan haz aldığım, yer yer meraktan kıvrandığım kaliteli bir eser deneyimiydi. Bu eser beni neden bu denli etkiledi, anlatayım.

Eserde iki oğlu ile ayakkabı tamiri üzerine bir dükkân işleten topal eskicinin hayatı konu ediliyor. Bu eskici öyle düşündüğünüz gibi halim selim, beyefendi bir adam değil ne yazık ki. Dükkânda iki oğlunu da sürekli azarlayıp hor gören, hatta dükkânın gelirinin hepsine yetmediğini ileri sürerek ve torunlarını dahi düşünmeyerek, büyük oğlunun artık kendi başının çaresine bakması gerektiğini sürekli ima eden; evde karısına ve kızına her fırsatta kızıp ardından pişman olan garip mi garip bir adam. Bu aksi ve küfürbaz adamın dengesiz hâllerine tanık oldukça kızmaktan kendimi alamadım. Karakterleri bu denli okuyucuya hissettirmesi kitabın kaliteli yönlerinden biri.

Bu durumun yanı sıra yoksulluk, zengin olma tutkusu, fakirliğin bir ailenin iç huzurunu olumsuz yönde nasıl etkilediği de kitabın ana temalarından. Topal eskici çok da işlemeyen bir dükkânla dokuz kişiyi nasıl doyuracağını düşünüp, sürekli kötü kaderini sorgular. Büyük oğlu Mehmet başının çaresine bakıp, babasına yük olmamak için kendince yollar arar. Küçük oğul Ali ise böyle bir babaya her fırsatta kızarak, abisinin yolundan gitmeye çalışır. Kız kardeş Zeliha'ya gelince, gelinlik kız olduğundan zengin ve itibarlı bir eş bulma derdindedir. Anne ise hayalindeki şaşaalı konağa kavuşup mahalledeki kadınları çatlatma peşindedir. Sayfaları çevirirken yeri geliyor Mehmet, Ali, yeri geliyor Zeliha oluyorsunuz. Hepsinin kendi açılarından farklı emelleri vardır fakat kader hepsine bir yol çizmiştir. İşte eser okuyucuyu bu uzun yolculuğa davet ediyor.

Orhan Kemal'in kaleminden ilk okuduğum eserdi Eskici ve Oğulları. Başlangıç için isabetli bir eser seçtiğimi düşünüyorum. Zira okurken bir an olsun sıkılmadım, devamında ne gelecek diye heyecana kapıldım, son sayfaya gelince 'Biraz daha uzasa ya' diye düşündüm. Velhasılı kelâm ruhun şad olsun Orhan Kemal, ne güzel bir eser bırakmışsın ardında. Bana da okumayı düşünenler için bir alıntı bırakmak düşer. :)

"Herkes yalnız kendi çıkarını düşünüyordu. Varsa oğlanlar, yoksa oğlanlar. Dünyada sanki yalnız oğlanları vardı. Oğlanlar ne derse eninde sonunda o oluyordu. Kız geleceğine keşke bir kalıp sabun gelseydi. Elde, çamaşırda eriyip gider, dünyaya rezil olmazdı."
373 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap, Adana Seyhan da bir eskicinin, oğullarıyla olan ilişkisini anlatır.Eskici, girdiği savaşta tek bacağını kaybeder ve kitapta ismi hiçbir zaman geçmez.Bu olaydan sonra onun adı Topal Eskici olarak kalır.Çok zengin bir ağanın oğlu olan bu eskici, zaman geçtikçe bu durumunu kaybeder ve sadece bir eskici dükkanın geliriyle 9 kişiyi beslemek zorunda kalır.Büyük oğlu evlenmiş ve 3 çocuk sahibi olmuştur.Bu ağır yük belli bir süreden sonra eskiciyi pes ettirir ve büyük oğlunun kendine yeni bir iş bulmasını ister.Tabi küçük oğlanda eskicinin herşeyidir.Omunla ilgili her zaman 'Varım yokum bir Ali'm.' der.Büyük abiyi istemeyen eskicinin bu lafına içerleyen Ali'de takılır abisinin peşine ve beraber pamuk toplama işine girişirler.Bu ikilinin kendilerine bir dükkan açma hayalleri vardır.Daha sonradan kazanılacak paraları duyunca Eskici Topal'da bu işe girişir.Artık anne,baba,çocuklar ve torunlar hepsi bu işi yapacaklardır.Ama bu toplama işleri umdukları gibi gitmeyecektir.Çünkü pamuk toplama işinin de kendine has sıkıntıları vardır.Hastalıklar,sivri sinekler, Adana'nın meşhur güneşi vs.Kitabı Orhan Kemal, 1962 yılında yazmıştır.Ve kendinin de mahkemede hakime verdiği yanıt gibi 'Ben yoksulun halini bilirim, o yüzden tüm kitaplarımda onları yazdım.' dediği gibi bu kitabında gene bir yoksul ailenin dertlerinden bahsetmiştir.Eskici, çok sinirli, asabi ve ters bir adamdır ama çocuklarına da bir o kadar bağlı bir adamdır.Yaptıklarının hepsini yokluktan yapmıştır.Orhan Kemal, kitaplarından bir tanesi olan Bereketli Toprakların Üzerinde yi yazarken, bir tarlaya gider ve orda çalışan toprak işçilerinin yanlarına gidip kitabını onlara okur.Kitap, daha basılmadan ilk okuyanlardan biri onlar olurlar.Ve Orhan Kemal, kitapta anlatılanlarla onların takdirini kazanır.Ona, daha fazla ekleyebilecek birşey yok sen herşeyi fazlasıyla anlatmışsın derler.Orhan Kemal, işte bu karaktere sahip bir insandır, halkın içinden biridir ve analizleri de bir o kadar kuvvetlidir.Yazar,Toplumcu gerçekçilik düşüncesinin Türkiye deki öncülerindendir.Ayrıca Eskici ve Oğulları kitabının adı bazı basımlarda Eskici Dükkanı olarak da geçer.100 Temel Eserden de biridir.Kitaptaki mahalle kavgaları, kadın dedikoduları, mahallenin birbirleriyle uğraşmaları,şakalaşmaları,geçim sorunu çok net,samimi,gerçekçi bir biçimde anlatılmış.Hoşunuza eminim gidecektir. Kadir Inanir ve Fikret Hakan'ın da başrollerinde oynadığı, Şahin Gök yönegmenliğinde 1990 yapımı Eskici ve Oğulları isminde filmde bulunmaktadır.Kitaba puanım 9.
470 syf.
·Puan vermedi
“Sanat sanat için midir,” yoksa “sanat toplum için midir,” çekişmesi en az yüzyıllık bir sorunsaldır. Ferit EDGÜ Tüm Ders Notları eserinde bu sorunsal için, küçük bir çocuğa anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı, sorusunu sormaya benzediğini söyler. Yine aynı eserinde, sanat ile uğraşanlar iktisat ve felsefe çalıştıklarını söylüyorlar, acaba yazın sanatını da çalışmaya vakitleri oluyor mu, tespitinde de bulunur.

Bu sorunsal çok boyutlu bir konudur. Öncelikle sanatçının anlattıklarını yoldan geçen birisi gibi anlatmaması gerekir. Bu sanata olan saygının bir gereğidir. Sanata saygı duyulmazsa her yer kendini sanatçı olarak nakledenlerle dolar ki bu da sanatın ve sanat eserlerinin niteliğini düşürür. Konunun diğer bir boyutu ise, sanat eserinin her kesim tarafından anlaşılabilirliği ve toplumu ilgilendiren konuları işlemesidir. Bu konuda gözardı edilirse sanat sadece belirli bir zümrenin tek elinde olmaktan öteye geçemez.

Bir esere hem sanat niteliği kazandırmak hem de toplumsal konuları anlaşılabilir bir dille işlemek kolay değildir. Bunu başarabilenler yok mudur, elbette vardır. İşte yarınlara kalacak olan bu sanatçılardır. Dostoyevski, Jack London, John Steinbeick, Gogol, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi. Kısacası toplumsal gerçekçiler.

Toplumsal gerçekçiler ile tanışmam rus edebiyatı okumalarıma dayanır. Özellikle Gogol’a. Bizde de Gogol etkisinde, etkisinde değil ise bile çizgisinde yazar çoktur. Aziz Nesin gibi. Bürokrasiye eserlerinde çok yer vermeyen daha çok toplumun en alt kesimin anlatan yazarlarımızda vardır. Bu yazarlardan en başta aklıma gelecek olan Orhan Kemal’dir.

Orhan Kemal’in şu zamana kadar üç eserini okudum, Murtaza, Önce Ekmek, Eskici ve Oğulları. En beğendiğim eseri ise Önce Ekmek’tir. Nitekim Sait Faik öykü ödülünü de kazanmıştır. Bu ödül kesinlikle hak edene ve toplumsal gerçekçi hikayelere verilir. Sonra aklıma gelecek olan ise Eskici ve Oğulları’dır.

Orhan Kemal Eskici ve Oğulları eserinde ağırlıklı olarak geçim sıkıntısı içerisinde olan insanın ruhsal bunalımlarına yer vermiştir. Hepimiz zaten bu konuyu az çok biliyoruz. Yaşadık, yaşamadıysak bile gördük şahit olduk. İnsan kapalı bir kutudur içinde bir yangın kopar, uykuları bölünür uyku dahi uyuyamaz da dışarıdakiler sadece bunun etkilerini görür.

Daha çok anlatmak isterdim ama geçim sıkıntısı mevzusuu çok ince bir mesele. Üzerinde konuşurken bile insan bunalıyor. İşte benim burada anlatamadığımı yazar kitabında sonuna kadar anlatmış.

Türk edebiyatı okuyalım okutalım..

Herkese keyifli okumalar dilerim..
378 syf.
Okuduğum ilk Orhan Kemal eseri. Kitaba başlarken ön yargıyla başladım doğrusu. Ama sayfaları çevirdikçe ön yargım kırıldı ve kitabı beğendim.
Kötü ekonomik şartların bir aileyi nasıl etkilediği, zorladığı, edebiyatımızda emeğin yazarlarından biri olan Orhan Kemal tarafından çok iyi bir dille anlatılmış.
378 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Her zamanki Orhan Kemal yapıtlarından biriydi. Okumam biraz uzun sürdü kopuk okudum ama böyle halkın içinden olan romanlarını çok seviyorum. Bu da onlardan bir tanesi.

Yeri geldi ben de sıtma nöbetleri geçirdim onlarla, zorluklar yaşadım. Zaten hangi kitabın içinde kahraman olursanız o kitap güzeldir.
378 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Orhan Kemal'in eserleri sinema ve televizyona uyarlanmış ancak kitap olarak ilk defa okudum. Çukurova daki aileleri, pamuk işçiliğini, acımasız dünya düzenini, adaleti, ve aile bağlarını sorgulatan bir eser. Kullanılan dil Anadolu'daki kaybolan veya hiç duymadığım sözcükleri kullanması ve dipnot olarak açıklaması benim açımdan okurken keyif verici özellikte. Sayfaların ilerleyişi ve diyalogların özenle kuruluşu ve samimiyeti, hızlı ve akıcı kitap niteliği kazandırıyor . Okunması gereken bir kitap.
378 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu tarz kitaplara hep ön yargıyla yaklaşırdım yarım bırakmaktan korkardım açıkçası o yüzden hiç başlamazdım eskici ve oğullarını defalarca kütüphaneden alıp okuyamadan geri veriyordum. Ama bu kez okudum ve daha önce okumadan verdiğime bin pişman oldum herkesin okuması gereken ders çıkarması gereken bir kitap. 60 lı yılların ortasında bir ailedeki geçim sıkıntısını ve insanın çocukları için neler yapabileceğini nelerden vazgeçebileceğini anlatan gerçek bir hikayeydi benim en beğendiklerim arasına girdi bile bu eser.
470 syf.
·3 günde·8/10 puan
Her fakirin hayalidir; zengin olup bu fakirlikten kurtulmak... Ama bu her zaman mümkün müdür? Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmak var...
-SPOİLER-
Eskici ve Oğulları'nın durumu da biraz böyle. Eskici ve oğulları, fazla para getirmeyen eskici dükkanlarında çalışıp dokuz kişilik aileyi doyurmaya çalışmaktadırlar. Büyük oğul evli ve üç çocuğu vardır ama babasının dükkanında çalışıp ailesini doyurmaya çalışmaktadır. Babası ise sürekli bu durumdan yakınmaktadır. Küçük oğul ise babasının bu konudaki yakınmasından bıkmış, en son babsının kendisine ettiği küfürden dolayı ipler kopmuştur. İki kardeş kütlü (çekirdekli pamuk) toplamaya gidip ordan kazandıkları parayla kendi seyyar eskici dükkanlarını açmaya karar verirler.

Ama babası küçük oğlu olmadan dayanamaz ve onlarla gitmek ister ve dükkanı onlara devredip kazandıkları parayla istedikleri gibi davranabileceklerini söyler, anne zenginlik sevdasına düşer, kız kardeş ise mecburen gider...

Hep beraber tarlaya giderler, ama işler istedikleri gibi gitmez. Sıtma, açlık, kavga...
Eskici, kızı ve karısı ile eve döner; bir de kızının sevgilisi, onların da damat olarak kabul ettikleri Ünal.

Onlar döndükten sonra oğulları daha da kötü duruma düşmüştür. Avans aldıkları para bitmiş, yemekleri kalmamış ve günaşırı sıtmaya yakalanmaktadırlar. Elçiyi beklemektedirler, paralarını alıp burdan kurtulmak için. Ama elçi geldiğinde topladıkları pamuğun, avansın yarısını bile karşılamayacağını öğrenirler ve daha fazla para alamadıkları için orada kalırlar. Küçük oğul daha sonra o tarlaya getirilen işçilerden Zeynep'e aşık olur.

Eskici de eve döndükten sonra oğullarını bırakıp geldiği için pişman olmuştur ve sürekli damadına çatmaktadır. Ama onun huyunu en iyi bilen ve onunla anlaşabilen tek kişi damadıdır. İşi pişkinliğe vurur ve daima suyuna gider.

Daha sonra oğullarının döndüğünü ve hasta olduklarını öğrenir. Onları iyileştirmek için bir sürü borca girer. Borç arttıkça rahatlığı da artar ve her gün ziyafet çekmeye başlarlar. Bütün bu borçları kapatabilmek için de tek ekmek tekneleri olan eskici dükkanını satarlar...

Kitabın ilk sayfalarında çok fazla küfür vardı, rahatsız ediciydi. Bunun dışında toplumun alt tabakasındaki insanları yalın ve akıcı bir dille betimlemiş. Bir de kitapta sevdiğim şeylerden biri isimlerin çok fazla kullanılmaması. Genelde küçük oğul, büyük oğul, anne... gibi ûnvanlar kullanılıyor.Kesinlikle okunması gereken kitaplardan...
378 syf.
·6 günde·5/10 puan
Töreler ne yapması gerektiğini bilmeyen kitleye ,ne yapması gerektiğini anlatan kurallar bütünüdür diye düşündüğümde, cahillik olmasa "töre yaşar mıydı " diye de düşünmeden edemiyorum. Irgatlık zor , yaşam zor, cehalet zor, fakirlik zor,konu zor, bize yalnızca kolayca okumak kalıyor. Teşekkürler Orhan Kemal.
378 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Türk edebiyatının usta kalemi olan Orhan Kemal bu eserinde, ikinci dünya savaşından sonra Anadoluda yavaş yavaş Amerikan kapitalizmin boy gösterdiği ve bu dönemin ülkemizde ekonomik etkilerini, ayakkabı tamircisi olan bir ailenin yoksulluk, sefalet içinde geçen dramı tüm çıplaklığıyla toplumsal bir gerçeklığiyle gözler önüne sermiş yazar.

Edebiyatımızda emeğini, umudun, aydınlığın yanında olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin yine insan eliyle nasıl yozlaştırdığını en güzel bir şekilde dile getiren yazarımız bu romanındada en güzel biçimde kalemine almış..
İstediğin kadar büyük ol, geldiğin yer toprak, gideceğin yer gene toprak.
Orhan Kemal
Sayfa 60 - Everest Yayınları 39.Baskı Mayıs 2016
“Bozuldu ağa bozuldu, dünya kökünden bozuldu. Üstüne bastığım toprak ayaklarımın altından kayıyor sanki. Bugün dünü arıyoruz, yarın da bugünü arayacağımızdan şüphen olmasın...”
Orhan Kemal
Sayfa 44 - Everest Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eskici Dükkanı
Baskı tarihi:
Nisan 2004
Sayfa sayısı:
373
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753316606
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epsilon Yayınevi
'Eskici Dükkânı', Orhan Kemal'in, ırgatlık ve el işçiliğinden fabrika işçiliği ve makineleşmeye doğru yol almakta olan toplumda, gitgide yoksullaşan bir ailedeki kuşak çatışmalarını ve bireyin sıkıntılarını birkaç katmanda anlattığı bir roman.
Yaşlı, küfürbaz Topal Eskici, el bebek gül bebek büyütülmüş bir ağa torunuyken savaşa gitmiş; Trablus'tan bir bacağını kaybetmiş olarak döndüğünde, hayata çok aşağılardan başlamak zorunda kalmıştır. Öfkeli, uyumsuz kişiliğine ve çocuklarını sürekli itip kakmasına rağmen, çözülmeye doğru giden ailesini bir arada tutma kaygısıyla, üç kuruş kazanmak için didinip durmaktadır. Çocukları ise babalarının boyunduruğundan kurtulmak istedikleri halde, bir türlü ataerkil aile düzenini kırıp özgür olamazlar. Sonunda her biri kendince bir hayale kapılan aile bireyleri, Çukurova'ya pamuk toplamaya giden büyük oğulla karısının peşine takılır. Sonra... Sivrisinekler, açlık, sıtma...
Ancak 'kara gün kararıp gitmez' Orhan Kemal kitaplarında, her zaman bir yerlerden sızan bir umut ışığı vardır...

Kitabı okuyanlar 3.410 okur

  • Çelik
  • Yusuf Kelleci
  • derya
  • uğur kaya
  • Münife
  • Buket Nebiye Demir
  • Mustafa TEKiN
  • Cemile yılmaz
  • fd
  • Busenur Şahin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.1 (10)
9
%1.4 (13)
8
%1.6 (15)
7
%0.4 (4)
6
%0.4 (4)
5
%0.1 (1)
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları