Eskici ve Oğulları (Cep Boy) (Milli Eğitim Bakanlığı Tavsiyeli 100 Temel Eser)

·
Okunma
·
Beğeni
·
16648
Gösterim
Adı:
Eskici ve Oğulları (Cep Boy)
Alt başlık:
Milli Eğitim Bakanlığı Tavsiyeli 100 Temel Eser
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
470
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752896468
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Türk edebiyatının büyük ustası Orhan Kemal, en yetkin kitaplarından biri olan Eskici ve Oğulları’nda ekonomik koşulların nasıl da aile bağlarını zorladığını ele alıyor. Edebiyatımızda her zaman emeğin, umudun, aydınlığın yanında tavır almış olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin nasıl da insanın kendini yozlaştırdığını en iyi dile getiren yazarlarımızdan biri. Eskici ve Oğullan, ekonomik zorluklar nedeniyle çözülmenin eşiğine gelmiş aile ilişkilerini tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor.

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.
378 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sinema veya televizyona uyarlanan eserlerini saymazsak, Orhan Kemal ile gerçek anlamda bir tanışma oldu bu kitap... Genelde bunu dedikten sonra 'Orhan Kemal'le geç kalmış bir tanışmaydı' şeklinde bir mahcubiyet cümlesi kurmam beklenebilir ama ben iyi ki de bu kitaplar bu yaşlarıma denk gelmiş diye büyük bir memnuniyet duyuyorum açıkçası.

Zaten Klasik Türk Edebiyatı ile ilgili kitaplar genelde ortaokul, lise yıllarında Türkçe öğretmenleri tarafından zorla okutulur ve o yıllarda bir defa okununca sanki bu kitaplar gençlik kitaplarıymış gibi bir daha el sürülmez... Pek çoğumuz düşüyoruz bu yanlışa... Ne zaman Orhan Kemal, Reşat Nuri, Peyami Safa gibi büyük yazarlardan bir bahis açılsa hemen arkasından 'ben onu lisede okumuştum ama aklımda hiçbir şey kalmamış' gibi cümlelerle karşılaşıyorum. Bu yazarlar lisede okunmasın gibi bir anlam çıksın istemem ama Klasik Türk Edebiyatı'nın lise yıllarına sıkıştırılmasını da doğru bulmuyorum kendi adıma... Neyse ki, Kürk Mantolu Madonna sayesinde kendi edebiyatımızı, kendi yazarlarımızı yeniden keşfetmeye başladık ki, bu durum zamanla edebiyatımızın her yaşta, her dönemde daha geniş bir kitle tarafından sahiplenileceği yönünde iyimser bir tablo ortaya koyuyor.

Eskici ve Oğulları, İkinci Dünya Savaşı'nın etkilerinin yavaş yavaş silinip de Amerikan kapitalizminin dünyaya iyiden iyiye el atmaya başladığı dönemi ve bu dönemin ülkemizdeki ekonomik etkilerini, bir ayakkabı tamircisi ve ailesinin yaşadıkları üzerinden, toplumsal gerçekçi bir bakış altında başarılı bir şekilde ortaya koyan bir kitap...

Koca bir ömrü ayakkabı tamirciliği ile geçiren, rızkını bu zanaat üzerinden kazanan Topal Eskici'nin işleri, 'MAKİNELEŞME'nin etkisiyle sekteye uğrar ve kazancı günden güne erimeye başlar. Tabii bu ekmek teknesinden beslenenler sadece kendisi ve karısı değildir. Aile genişlemiş, çocuklar ve torunlar da eklenmiştir... Daralan gelir tüm aileyi geçindirmeye yetmez. Ekonomik sorunlar, aile içi sorunları da beraberinde getirir. Herkes daha öfkeli, daha tahammülsüz olmuştur. Kalpler daha kolay kırılmaya, ağza alınmayacak laflar da yavaş yavaş ağza alınmaya başlamıştır... Ailenin önünde artık çok fazla seçenek kalmaz. Eldeki seçenekler de açıkçası çok cezbedici seçenekler değildir... Yine de ortak bir karar alınır ve zor bir yola çıkılır...

Kitabı kısaca bu şekilde özetleyebiliriz. Bundan sonrasını kitabı okumak isteyenlere bırakıyor ve ufak ufak sözü günümüze, kendi dünyamızın eskicilerine getirmek istiyorum...

******************************
Bugün televizyon karşısında kahvemizi yudumlarken nostaljik bir nazar ile seyrettiğimiz 'nesli tükenen meslekler, yok olan zanaatler' temalı belgesellerin, yakın bir zaman içinde baş rolünde oynayabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

Açıkçası böyle bir durum olursa benim için çok şaşırtıcı olmaz. Bunun için de geçerli sebeplerim var kendime göre... Sizinle de dilim döndüğünce paylaşmak isterim bu sebepleri... Buyrun o halde...

Makineleşmenin bugünkü karşılığı DİJİTALLEŞMEDİR. Dijital dönüşüm adını verdiğimiz süreç günden güne pek çok sektör üzerinde etkisini göstermeye başladı bile... Buna yeni bir sanayi devrimi de diyebiliriz. Bu dönemde üretim anlayışı sil baştan değişiyor. Robotlar ve 3D yazıcılar sahneye çıktıkça insana olan ihtiyaç da aynı ölçüde azalıyor. Çünkü 3 boyutlu baskı teknolojisi kullanan yazıcılar, katmanlı bir yapı oluşturarak birçok hammadde katmanını üst üste koyabiliyor ve bunları birbirine ekleyerek dijital tasarımları fiziksel ürünlere dönüştürmeyi sağlıyor. Bu üretim modeli şimdiden milyarlarca dolarlık pazarların %20'sini ele geçirmiş durumda... Bu teknoloji, beraberinde 'mikro fabrikaları' getirecek. Yani, tasarım artık direkt olarak yazıcıda ürüne dönüştüğü için devasa üretim bantlarına ve tonla makineye ihtiyaç duyulmayacak...

Şu an bu ve buna benzer gelişmeler bizim için biraz karmaşık görünse de artık hepsinin hayatın bir gerçeği olduğunu kabul etmek durumundayız... Konuyla bir dönem yakından ilgilendiğim için buna benzer sayısız örnek gösterebilirim. Ancak bu incelemeyi bir teknoloji makalesine çevirmek de istemem.

Sadece şunu söyleyebilirim ki, gelecekte sınırlı sayıdaki 'geçerli meslekler', bilgisayar teknolojileri, yazılım ve programlama dilleri, tasarım ve benzeri alanlarda eğitim alabilen insanların meslekleri olacak. Buradan hareketle, son yıllarda uluslararası şirketler başta olmak üzere pek çok finans kuruluşu (Türkiye'de Garanti Bankası ve Finansbank'ı biliyorum) inanılmaz bütçeler ile 5-6 yaşındaki çocuklara ücretsiz kodlama eğitimi vermeye başladı. Eskiden özel kolejler 'çok iyi İngilizce eğitimi veriyoruz' diye rekabet ederken şimdi hepsi müfredatına kodlama dersleri koymaya başladı. Hangisinin internet sitesine girerseniz girin en tepede bu kodlama derslerinden bahsedildiğini göreceksiniz.

Hadi son bir örnek de tıp sektöründen verelim. Çünkü 'çocuğum inşallah doktor olsun' diye her gün el açıp dua eden anne-babaların sayısı az değil... General Electric (GE) başta olmak üzere pek çok teknoloji şirketi, bu alanda da inanılmaz yenilikler getirmeye hazırlanıyorlar. GE'nin geliştirdiği ameliyat yapan robotun videosunu kendi gözlerimle seyrettim:) Bir kadavra üzerinde yapılan ameliyatta robot, baya kadavranın ameliyat edilecek bölgesini kesti, yapılması gereken işlemi yaptı ve sonra bir güzel dikti o bölgeyi. Ve tüm bu operasyonu SIFIR HATA ile tamamladı. Bu robotların test süreci devam ediyor. Ancak hastanelerde görev almaya başlayacakları gün, çok uzak bir gelecekte olmasa gerek.

Belki bundan on yıl sonra doktorlar da ameliyat masasında değil, ameliyatı yapacak robotu kontrol edecekleri bilgisayarın başında olacaklar... Kısacası kodlama dili, yakın bir zamanda tüm dünyanın, hayatın ortak dili haline gelecek...

Örnekleri elimden geldiğince büyük sektörlerden vermeye gayret ettim ki, hal böyleyse, küçük sektörleri konuşmaya bile değmez deyip işin içinden rahatça çıkabileyim:) Yani artık kağıt gazetelerin yerini dijital gazetelerin, televizyon kanallarının yerini Netflix benzeri dijital kanalların alacağını, o kanallarda yayınlanacak dizilerde oynayacak oyuncuların da %70'nin gerçek değil, sanal oyuncular olacağını falan uzun uzun yazmaya gerek yok sanırım...

******************************
Kısacası hayat böylesine baş döndürücü bir hızla akmaya devam ettiği sürece, bizler de topal eskicinin nefesini ensemizde hissetmeye devam edeceğiz.

Teknolojik gelişmelere her zaman olumlu bir gözle yaklaştık, bu gelişmelerin her zaman hayatımızı daha da kolaylaştırmak için olduğuna kolayca ikna olduk. Buna karşın teknolojinin, üretimde insana olan ihtiyacı neredeyse sıfıra indirmekte olduğunu görmezden gelmeye devam ediyoruz. Bir makinenin ayakkabı tezgahını yıkabileceğine inanıyor ama başka bir makinenin de gelip bizi oturduğumuz Bürosit koltuktan yıkabileceğine nedense inanmak istemiyoruz. Belki de bu bizim başımıza gelene kadar bizim çoktan emeklilik yaşımızın geleceğini falan düşünüyoruz... Oysa topal eskici de dükkana kepenk vurup yollara düştüğünde 65 yaşındaydı... Belki de bir Ege kasabasına yerleşip bahçesinde domates yetiştirmeyi düşünüyordu o da herkes gibi... Ancak evdeki hesap maalesef çarşıya uymadı.

Siz siz olun hesabınızı iyi yapın... Yok olan zenaatler belgeselini seyrederken de acı kahvenizi ve soğuk suyunuzu sehpanızdan eksik etmeyin...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
378 syf.
·5 günde·9/10
Okumaktan haz aldığım kitaplara inceleme yazısı eklemek ayrı bir güzel benim için. Orhan Kemal'in Eskici ve Oğulları isimli eseri de okumaktan haz aldığım, yer yer meraktan kıvrandığım kaliteli bir eser deneyimiydi. Bu eser beni neden bu denli etkiledi, anlatayım.

Eserde iki oğlu ile ayakkabı tamiri üzerine bir dükkân işleten topal eskicinin hayatı konu ediliyor. Bu eskici öyle düşündüğünüz gibi halim selim, beyefendi bir adam değil ne yazık ki. Dükkânda iki oğlunu da sürekli azarlayıp hor gören, hatta dükkânın gelirinin hepsine yetmediğini ileri sürerek ve torunlarını dahi düşünmeyerek, büyük oğlunun artık kendi başının çaresine bakması gerektiğini sürekli ima eden; evde karısına ve kızına her fırsatta kızıp ardından pişman olan garip mi garip bir adam. Bu aksi ve küfürbaz adamın dengesiz hâllerine tanık oldukça kızmaktan kendimi alamadım. Karakterleri bu denli okuyucuya hissettirmesi kitabın kaliteli yönlerinden biri.

Bu durumun yanı sıra yoksulluk, zengin olma tutkusu, fakirliğin bir ailenin iç huzurunu olumsuz yönde nasıl etkilediği de kitabın ana temalarından. Topal eskici çok da işlemeyen bir dükkânla dokuz kişiyi nasıl doyuracağını düşünüp, sürekli kötü kaderini sorgular. Büyük oğlu Mehmet başının çaresine bakıp, babasına yük olmamak için kendince yollar arar. Küçük oğul Ali ise böyle bir babaya her fırsatta kızarak, abisinin yolundan gitmeye çalışır. Kız kardeş Zeliha'ya gelince, gelinlik kız olduğundan zengin ve itibarlı bir eş bulma derdindedir. Anne ise hayalindeki şaşaalı konağa kavuşup mahalledeki kadınları çatlatma peşindedir. Sayfaları çevirirken yeri geliyor Mehmet, Ali, yeri geliyor Zeliha oluyorsunuz. Hepsinin kendi açılarından farklı emelleri vardır fakat kader hepsine bir yol çizmiştir. İşte eser okuyucuyu bu uzun yolculuğa davet ediyor.

Orhan Kemal'in kaleminden ilk okuduğum eserdi Eskici ve Oğulları. Başlangıç için isabetli bir eser seçtiğimi düşünüyorum. Zira okurken bir an olsun sıkılmadım, devamında ne gelecek diye heyecana kapıldım, son sayfaya gelince 'Biraz daha uzasa ya' diye düşündüm. Velhasılı kelâm ruhun şad olsun Orhan Kemal, ne güzel bir eser bırakmışsın ardında. Bana da okumayı düşünenler için bir alıntı bırakmak düşer. :)

"Herkes yalnız kendi çıkarını düşünüyordu. Varsa oğlanlar, yoksa oğlanlar. Dünyada sanki yalnız oğlanları vardı. Oğlanlar ne derse eninde sonunda o oluyordu. Kız geleceğine keşke bir kalıp sabun gelseydi. Elde, çamaşırda eriyip gider, dünyaya rezil olmazdı."
378 syf.
Okuduğum ilk Orhan Kemal eseri. Kitaba başlarken ön yargıyla başladım doğrusu. Ama sayfaları çevirdikçe ön yargım kırıldı ve kitabı beğendim.
Kötü ekonomik şartların bir aileyi nasıl etkilediği, zorladığı, edebiyatımızda emeğin yazarlarından biri olan Orhan Kemal tarafından çok iyi bir dille anlatılmış.
378 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Her zamanki Orhan Kemal yapıtlarından biriydi. Okumam biraz uzun sürdü kopuk okudum ama böyle halkın içinden olan romanlarını çok seviyorum. Bu da onlardan bir tanesi.

Yeri geldi ben de sıtma nöbetleri geçirdim onlarla, zorluklar yaşadım. Zaten hangi kitabın içinde kahraman olursanız o kitap güzeldir.
470 syf.
·3 günde·8/10
Her fakirin hayalidir; zengin olup bu fakirlikten kurtulmak... Ama bu her zaman mümkün müdür? Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmak var...
-SPOİLER-
Eskici ve Oğulları'nın durumu da biraz böyle. Eskici ve oğulları, fazla para getirmeyen eskici dükkanlarında çalışıp dokuz kişilik aileyi doyurmaya çalışmaktadırlar. Büyük oğul evli ve üç çocuğu vardır ama babasının dükkanında çalışıp ailesini doyurmaya çalışmaktadır. Babası ise sürekli bu durumdan yakınmaktadır. Küçük oğul ise babasının bu konudaki yakınmasından bıkmış, en son babsının kendisine ettiği küfürden dolayı ipler kopmuştur. İki kardeş kütlü (çekirdekli pamuk) toplamaya gidip ordan kazandıkları parayla kendi seyyar eskici dükkanlarını açmaya karar verirler.

Ama babası küçük oğlu olmadan dayanamaz ve onlarla gitmek ister ve dükkanı onlara devredip kazandıkları parayla istedikleri gibi davranabileceklerini söyler, anne zenginlik sevdasına düşer, kız kardeş ise mecburen gider...

Hep beraber tarlaya giderler, ama işler istedikleri gibi gitmez. Sıtma, açlık, kavga...
Eskici, kızı ve karısı ile eve döner; bir de kızının sevgilisi, onların da damat olarak kabul ettikleri Ünal.

Onlar döndükten sonra oğulları daha da kötü duruma düşmüştür. Avans aldıkları para bitmiş, yemekleri kalmamış ve günaşırı sıtmaya yakalanmaktadırlar. Elçiyi beklemektedirler, paralarını alıp burdan kurtulmak için. Ama elçi geldiğinde topladıkları pamuğun, avansın yarısını bile karşılamayacağını öğrenirler ve daha fazla para alamadıkları için orada kalırlar. Küçük oğul daha sonra o tarlaya getirilen işçilerden Zeynep'e aşık olur.

Eskici de eve döndükten sonra oğullarını bırakıp geldiği için pişman olmuştur ve sürekli damadına çatmaktadır. Ama onun huyunu en iyi bilen ve onunla anlaşabilen tek kişi damadıdır. İşi pişkinliğe vurur ve daima suyuna gider.

Daha sonra oğullarının döndüğünü ve hasta olduklarını öğrenir. Onları iyileştirmek için bir sürü borca girer. Borç arttıkça rahatlığı da artar ve her gün ziyafet çekmeye başlarlar. Bütün bu borçları kapatabilmek için de tek ekmek tekneleri olan eskici dükkanını satarlar...

Kitabın ilk sayfalarında çok fazla küfür vardı, rahatsız ediciydi. Bunun dışında toplumun alt tabakasındaki insanları yalın ve akıcı bir dille betimlemiş. Bir de kitapta sevdiğim şeylerden biri isimlerin çok fazla kullanılmaması. Genelde küçük oğul, büyük oğul, anne... gibi ûnvanlar kullanılıyor.Kesinlikle okunması gereken kitaplardan...
378 syf.
·6 günde·5/10
Töreler ne yapması gerektiğini bilmeyen kitleye ,ne yapması gerektiğini anlatan kurallar bütünüdür diye düşündüğümde, cahillik olmasa "töre yaşar mıydı " diye de düşünmeden edemiyorum. Irgatlık zor , yaşam zor, cehalet zor, fakirlik zor,konu zor, bize yalnızca kolayca okumak kalıyor. Teşekkürler Orhan Kemal.
378 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Bu tarz kitaplara hep ön yargıyla yaklaşırdım yarım bırakmaktan korkardım açıkçası o yüzden hiç başlamazdım eskici ve oğullarını defalarca kütüphaneden alıp okuyamadan geri veriyordum. Ama bu kez okudum ve daha önce okumadan verdiğime bin pişman oldum herkesin okuması gereken ders çıkarması gereken bir kitap. 60 lı yılların ortasında bir ailedeki geçim sıkıntısını ve insanın çocukları için neler yapabileceğini nelerden vazgeçebileceğini anlatan gerçek bir hikayeydi benim en beğendiklerim arasına girdi bile bu eser.
378 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Türk edebiyatının usta kalemi olan Orhan Kemal bu eserinde, ikinci dünya savaşından sonra Anadoluda yavaş yavaş Amerikan kapitalizmin boy gösterdiği ve bu dönemin ülkemizde ekonomik etkilerini, ayakkabı tamircisi olan bir ailenin yoksulluk, sefalet içinde geçen dramı tüm çıplaklığıyla toplumsal bir gerçeklığiyle gözler önüne sermiş yazar.

Edebiyatımızda emeğini, umudun, aydınlığın yanında olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin yine insan eliyle nasıl yozlaştırdığını en güzel bir şekilde dile getiren yazarımız bu romanındada en güzel biçimde kalemine almış..
378 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Orhan Kemal'den okuduğum ilk kitap Eskici ve Oğulları oldu. 100 temel eser (saçmalığı) listesine giren tek Orhan Kemal eseri olma özelliği taşıyan kitabı açıkçası çok merak etmedim ve fiyatı uygun görünce kütüphanemde bulunsun belki bir şans veririm diyerek almıştım. Okuduktan sonra bu kararımdan pişman olmadım ve böyle kaliteli bir yazarı geç okumuş olmama üzüldüm. Orhan Kemal gerçekten akıcı ve sade bir dil kullanıyor, anlatılan kötü bir hadise de olsa size kendini okutturuyor bir şekilde. Yazar kişiler hakkında detay çok uzatmadan direkt anlattığı için sıkmıyor fazla. Kitapta oldukça argo ve küfür mevcut ancak Everest Yayınları anlamsız bir şekilde sansür uygulayarak beni delirtme noktasına getirdi. Sanki araya nokta koyunca biz aptalız ya anlamıyoruz hangi küfür olduğunu, yayınevinin okuru böyle aptal yerine koymasından hiç hoşlanmadığımı belirteyim. RTÜK kitaplara bulaşmaz diye umarak hikayeye geçiyorum. Zengin dedesiyle sık sık övünen Topal Eskici adında, ağzı bozuk Trablusgarp gazisi bir ayakkabı tamircisi ile biri evli üç çocuklu, diğeri bekar iki oğlunun arasında yaşanan sert çatışmaları okuyoruz eserde. Olaylar ellili yılların Adana'sında geçiyor ve yerel halkın konuşma tarzını görüyoruz. Ben o yöreyi az çok bildiğimden kelimelerde fazla zorlanmadım, bir bölgenin halkını olduğu gibi yansıtmak çok önemli. Topal Eskici olacak baş kahramandan aşırı derecede nefret ettim gerçekten, okudukça küfrettim yeminle böyle baba olmamalı. Kendisi karaktersizin ve iki yüzlünün önde gideni, oğlum dediği kişiye demediğini bırakmaz sonra üzüldüm diye barışmaya geliyor utanmadan ya böyle pişkin bir tipe değil baba demek küfretmeye değmez. Oğullarına karşı geçmişte çok hata yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Bir yandan aile ekonomik sıkıntılarla boğuşmaktadır ve oğlanlar Çukurova'da kütlü toplamaya bile gitmiştir. Eskici dükkanının çevresindeki esnaflar sürekli şaka yaparlar bu bizim eskiciye ancak kendisi sövmekten geri kalmaz. Düşünün böyle birinin oğulları nasıl olur, yazar bunu gerçekten güzel aktarmış. O dönemin sosyal yapısı hakkında bilgi edinmek mümkün. Bildiğiniz üzere Orhan Kemal hapis yatmıştır, acaba ülkenin bu gerçeklerini yazınca devlet gıcık mı oldu diye aklıma geldi yer yer. Kitabın ortalarında Ünal diye bir karakter geliyor ki yılışığın teki kendisi. Fakat eskiciyle çok iyi anlaşır iki pislik birbirini buldu diye düşündüm. Sonra eskicinin karısı tam bir kaynana, sanki kendisi Buckingham Sarayı'nda nedimeymiş gibi gelinini uğursuz diye aşağılamaktan geri kalmaz. Bol sinirli ve entrikalı bir kitaptı benim için. Bütün bu olumsuzluklara rağmen olayları merakla okudum ve beğendim. Keşke daha önce okusaydım diyorum fakat o zaman bu tadı alır mıydım emin değilim. Kısacası demek istediğim; Nazım Hikmet iyi ki kodeste Orhan Kemal'i roman yazmaya teşvik etmiş. Everest Yayınları senin bu yaptığını unutmadım bilesin.
378 syf.
·9/10
Yıllar önce okuduğum ve Orhan Kemal'in en sevdiğim kitaplarından bir tanesi.Bir aile dramı iflas etmiş bir aile reisi ve ailesinin etrafında dönen dram; okurken duygulanmamak mümkün değil...
444 syf.
·Puan vermedi
Aç mezarı yok derler. Belki doğru. Peki ama yoksulun yaşadığı hayat hayat mıdır ki?

Defalarca kez elime alıp ilk on on beş sayfasından sonra sıkılıp bıraktığım kitap şimdi herkese tavsiye edebileceklerim arasına girdi. Orhan Kemal’i ilk okuyuşum. Kelimeleriyle acıyı da heyecanı da çok güzel anlatıyor. Çukurova’nın sıcağını, arı gibi sivrisineklerini Anadolu’nun ayazında dahi okusanız yaşamışsınız gibi içinizi ürpertiyor.
Bozuldu ağa bozuldu, dünya kökünden bozuldu. Üstüne bastığım toprak ayaklarımın altından kayıyor sanki. Bugün dünü arıyoruz, yarın da bugünü arayacağımızdan şüphen olmasın.
Orhan Kemal
Sayfa 44 - Everest Yayınları 39.Baskı Mayıs 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eskici ve Oğulları (Cep Boy)
Alt başlık:
Milli Eğitim Bakanlığı Tavsiyeli 100 Temel Eser
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
470
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752896468
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Türk edebiyatının büyük ustası Orhan Kemal, en yetkin kitaplarından biri olan Eskici ve Oğulları’nda ekonomik koşulların nasıl da aile bağlarını zorladığını ele alıyor. Edebiyatımızda her zaman emeğin, umudun, aydınlığın yanında tavır almış olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin nasıl da insanın kendini yozlaştırdığını en iyi dile getiren yazarlarımızdan biri. Eskici ve Oğullan, ekonomik zorluklar nedeniyle çözülmenin eşiğine gelmiş aile ilişkilerini tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor.

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.

Kitabı okuyanlar 2.176 okur

  • Müge Yiğit
  • Nihal
  • Mustafa Şentürk

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.2 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları