Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi  (2 Cilt Takım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
476
Gösterim
Adı:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 
Alt başlık:
2 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
4760
Format:
Ciltli
ISBN:
9789750824326
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Evliya Çelebi Seyahatnamesi 1. Cilt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 
Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi “iki ciltlik” bez ciltli ve kutulu özel baskısı!

YKY, bir 17. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu Ansiklopedisi gibi okunabilecek olan Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’ni çeviriyazı ve günümüz Türkçesiyle iki ayrı biçimde yayımlayarak okurlarını bu olağanüstü eserin aslına uygun örnekleriyle tanıştırdı. 1996 yılında başlayan ve birçok bilim insanının katkılarıyla bir ekip tarafından hazırlanan Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nin transkripsiyon (çeviriyazı) yayını 2007 yılında tamamlanmıştı. Bu yayının gözden geçirilip birleştirilmiş “iki ciltlik” bez ciltli ve kutulu özel baskısı, 10 kitabı içeren “Dizin”le birlikte 2011 Evliyâ Çelebi Yılı dolayısıyla ve DELTA Dizisi mantığıyla yapılmıştı.
Fiyat ucuzluğu, taşıma ve kullanım kolaylığı ile dikkati çeken bu yayın biçiminin, Evliyâ Çelebi’nin Türkçesine fazla müdahale edilmeden, 10 kitap ve 20 cilt olarak 2003-2011 yılları arasında tamamlanmış olan Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’ne de uygulanması düşünülmüş ve baskı hazırlıklarına başlanılmıştı.  İlk dört kitap Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı tarafından hazırlanmış, 5.-10. kitaplar ise Yücel Dağlı’nın 2009’da beklenmedik ölümü ile Seyit Ali Kahraman tarafından tamamlanmıştır. Hazırlık ve basım sürecinin tamamlanmasıyla bu yeni yayın da piyasaya sürülmüş bulunuyor. Ancak Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi eski biçimiyle de tek tek ciltler halinde ve kutular içinde yayınlanmaya devam edecek.
Artık Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde merak edip aradığımız bir şeyi (bu doğup büyüdüğümüz yer olur, herhangi bir kavram olur, bir kişi ya da yaratık olur) ciltleri teker teker  taramak yerine hangi yayından istersek oradan ikinci ciltteki Dizin’e (Haz.: Ruşen Deniz) bakıyor bizi ustaca yönlendiren bu sistemli bilgi bankası sayesinde aramamızla ilgili sayfalara  gönderiliyoruz. 
765 syf.
·10/10
Evliya Çelebi'nin kaleminden bir rüya ile başalayan sergüzeşti.
Seyahatnamelerin güzel tarafı sizi Tarihin resmiyetinden kurtarıyor. Sizi alıp o zamanın toplumunun tam ortasına götürüyor. Toplum ne yapardı, ne yerler, ne içerler, ne giyerlerdi,toplumun birbiriyle ilşkisi neydi vs.
Yer yer espirili bir dil yer yer karşılaştığı ilginç olayları okuyorsunuz...
Tek beğenmediğim kısmı kale ve şehirleri anlatırken çok ayrıntı vermesi(Kalenin etrafı kaç adım vs. gibi)
Seyahatin ve vilayetleri gezip tozmamın sebebi ; Önce saf hakir, fakir ve çok kusurlu duacı, adem nedimi, Derviş Mehmet Zılli oğlu gösterişsiz Evliya... 1040 Muharrem'inin Aşure gecesi idi ki bu hakir uyku ile uyanıklık arasında iken görürüm ki Yemiş İskelesi yakınında Ahi Çelebi Camii... Rüyamda kendimi o camide gördüm.
Evliyâ İstanbul'daki bütün meyhâneleri gezdiğini fakat ağzına bir damla keyif verici bir şey sürmediğini söyler ve bu cümlenin için bu keyif verici maddelerin bir listesini verir ki ilginçtir içinde kahve, çay, sahlep de vardır. Diğer içeceklerin çoğunun ne olduğu henüz meçhul yanılmıyorsam...

"Hakîr bu kadar âlüfte ve âşüfteler ile meyhâne ve bozahâne ve kahvehâne yasdandık, Hak Sübhânehû ve Ta‘âlâ âlimü's-sırrı ve'l-hafiyyâtdır kim bu kutu bozasıyla ve Mısır'ın pirinc subyasıyla ve Kırım'da maksıma derler bir gûne yine kutu bozasına benzer bir bozadır, bu üçünden gayrı içmek müyesser olmamışdır kim rahm-ı mâderden müştak olalı me’kûlât [ü] meşrûbâtın mükeyyifâtlarından ömrüm içinde ne tütün, ne kahve, ne çay ve ne bâdyân ve ne kışır ve ne sa‘leb ve ne mahleb ve ne pivo ve ne med ve ne şarâb ve ne şarâb-ı nâb ve ne vişnâb ne nâr şarâbı ve ne hurmâ şarâbı ve ne dud şarâbı ve ne karpuz şarâbı ve ne koknâr şarâbı ve ne avşıla şarâbı ve ne ipsime şarâbı ve ne ıslama şarâbı ve ne mavuza şarâbı ve ne bedevine şarâbı (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve ne müselles şarâbı ve ne misket şarâbı ve ne fışfış şarâbı ne nârdenk şarâbı ve ne bozon şarâbı ve ne hümül şarâbı ve ne rakı ve ne gülefsen ve ne horilka ve ne firna ve ne sudina ve ne poloniyye ve ne hardaliyye ve ne ramazâniyye ve ne imâmiyye ve ne boza ve ne talkan ve ne kurut ve ne yazma ve ne kımız ve ne balısıca ve ne tostagansa ve ne elma suyu ve ne bal suyu ve ne mübtecel suyu ve ne arpa suyu ve ne darçın suyu ve ne kibrît suyu ve ne göydürme suyu (---) (---) ve ne afyon ne berş, ne nûşdâr, ne cevâriş, ne mukîm, ne Bayrampaşa habbı, ne şarâbiyye, ne benglik, ne kara pehlivân, ne habb-ı uşşâkî ve ne habb-ı rahîkî ve ne habb-ı safâyî ve ne habb-ı cedvâr ve ne habb-ı şifâ ve ne habb-ı şâhî, ne habb-ı ferah ne ma‘cûn-ı kâkvîh ve ne ma‘cûn-ı cihân-bahş ve ne ma‘cûn-ı dil-şâd ve ne ma‘cûn-ı kaysûn ve ne ma‘cûn-ı miş ve ne ma‘cûn-ı felâsife ve ne ma‘cûn-ı pîrecân ve ne ma‘cûn-ı dil-küşâ (---) (---) (---) (---) ancak dilber-lebi ma‘cûnuna mübtelâ olup sîm-i hâlis hokka dehânından devâ-yı inşirâh-ı sadr içün gâhî be-gâhî kimesnenin haber [u] âgâhı yok iken bu hakîr dilber ma‘cûnun isti‘mâl ederiz. Pederimiz merhûm dahi bu keyf ile âlûde idi"
Üçüncü cildden tavukların insana dönüşmesini anlatan hikâye...

Sâdeleştirilmişi

Hakîr Evliyâ'nın başından geçen

O balkanda bütün hizmetçilerimle bir kefere hanesine konuk olup bir odada ateş kenarında gönül rahatlığıyla dururken onu gördüm, kapıdan içeri çirkin yüzlü yaşlı bir kadın saçlarını belik belik dağıtıp öfkeli bir şekilde içeri girdi ve pervasızca ateş başına oturup özel lehçesiyle bol bol küfürler savurdu.

Hakîr öyle anladım ki taşrada hizmetçiler biraz uygunsuz davranışlarda bulunup biçimsiz tekliflerde bulunmuş olalar. Hizmetçilerimden sorduğumda "Hâşâ bir şeyden haberimiz yoktur" dediler.

Daha sonra bu yaşlı karının yanına yedi adet çocuk, torlak oğlan ve kızlar gelip yaşlı karının çevresinde toplandılar ve çağıl çuğul Bulkarca söyleşip ateş başını kuşattılar. Hakire aslâ bir yer komadılar. Garip seyirliktir diye uzaktan seyr ederdim.

Sonunda gece yarısı olduğunda onu gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemen hakîr rahat uykusundan uyanıp onu gördüm, yaşlı karı kapıyı açup ocaktan bir avuç kül alıp fercine sürdü. Elinde kalan küle bir efsun okuyup elindeki külden ocak başındaki çıplak yatan yedi adet oğlan ve kızların üzerlerine saçtı.

Bir de ne göreyim, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeye başladılar. Hemen elindeki geri kalan külden kendinin başına saçınca o an kendisi de bir büyük kuluçka tavuk oldu, gurk gurk diyerek kapıdan dışarı çıktı. Ardı sıra yedi adet piliç evlatları civ civ diyerek dışarı çıkınca o an,

"Bre oğlan!" diye can havliyle feryat edip kölelerim uykudan uyanıp geldiler. Gördüler ki burnumdan kan boşanmış.

"Bre bu ne hâldir, dışarı çıkın, görün bu ne kütürtü oluyor" deyince dışarı çıktılar.

Gördüler ki atlar arasında anılan cadı tavuk ve piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerini helâk ediyorlar. Atlar tavuktan ve domuzdan hoşlanıp atlara sıraca ve kızılkurt hastalığı girmez. Bunun için nalbant dükkânı tavuksuz, değirmenleri domuzsuz ve ileri gelen haneleri Yahudisiz olmaz.

Bu kere atlar birbirlerini helâk ederken köydeki reâyâ kefereleri bu işten haberdar olup atları bağladılar. Cadı tavuklar bir tarafa gittiler. Kölemin gördüklerine göre onun anlattıklarıdır, onu gördüm, der,

"Bir kefere hemen âletini çıkarıp tavukların üzerine sepe sepe işeyince, sekiz adet tavuklar insanoğlu olup yine o yaşlı çirkin kadın olunca o işeyen kafir yaşlı karıyı ve çocukları döve döve bir tarafa götürdü.

Ardı sıra baktık. Meğer o ev kiliseleriymiş, avradı papaza verdiler. Papaz avradı okuyarak afaroz-ı mandolos eyledi" diye kölelerim yemin ettiler. Ve,

"Antabî Müezzin Mehmed Efendi hizmetçileri ve mataracıbaşı hizmetçileri gördü tavuklar adam olduğunu" diye şahit gösterdiler.

O gece sabaha dek korkumdan mı yahut kan hareketinden mi burnumun kanı bir türlü kesilmedi. Tâ sabah vakti olunca kandan kurtuldum. Daha sonra müezzin hizmetçilerinden ve Mataracı Mehmed Ağa hizmetçilerinden sordum,

"Vallahi ahşam tavukların üstüne o kefere işeyince tavuklar adam oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim” dediler.

"Canım getirin" dedim. O an kefere gülerek gelip,

"Sultanım, o karı başka soydur. Kış geceleri yılda bir kere öyle kara koncoloz (umacı, öcü) olurdu, ama bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yoktur" deyip gitti.

İşte bu çok kusurlu hakîr adı geçen Çalıkkavak'da böyle bir temaşaya düş gelip aklım başımdan gideyazdı.

Özgün Hâli

Sergüzeşt-i hakîr Evliyâ

Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi.

Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler.

Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim.

Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân

"Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım [130b] hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış.

Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz.

Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim:

"Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür:
"Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 
Alt başlık:
2 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
4760
Format:
Ciltli
ISBN:
9789750824326
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Evliya Çelebi Seyahatnamesi 1. Cilt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 
Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi “iki ciltlik” bez ciltli ve kutulu özel baskısı!

YKY, bir 17. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu Ansiklopedisi gibi okunabilecek olan Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’ni çeviriyazı ve günümüz Türkçesiyle iki ayrı biçimde yayımlayarak okurlarını bu olağanüstü eserin aslına uygun örnekleriyle tanıştırdı. 1996 yılında başlayan ve birçok bilim insanının katkılarıyla bir ekip tarafından hazırlanan Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nin transkripsiyon (çeviriyazı) yayını 2007 yılında tamamlanmıştı. Bu yayının gözden geçirilip birleştirilmiş “iki ciltlik” bez ciltli ve kutulu özel baskısı, 10 kitabı içeren “Dizin”le birlikte 2011 Evliyâ Çelebi Yılı dolayısıyla ve DELTA Dizisi mantığıyla yapılmıştı.
Fiyat ucuzluğu, taşıma ve kullanım kolaylığı ile dikkati çeken bu yayın biçiminin, Evliyâ Çelebi’nin Türkçesine fazla müdahale edilmeden, 10 kitap ve 20 cilt olarak 2003-2011 yılları arasında tamamlanmış olan Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’ne de uygulanması düşünülmüş ve baskı hazırlıklarına başlanılmıştı.  İlk dört kitap Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı tarafından hazırlanmış, 5.-10. kitaplar ise Yücel Dağlı’nın 2009’da beklenmedik ölümü ile Seyit Ali Kahraman tarafından tamamlanmıştır. Hazırlık ve basım sürecinin tamamlanmasıyla bu yeni yayın da piyasaya sürülmüş bulunuyor. Ancak Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi eski biçimiyle de tek tek ciltler halinde ve kutular içinde yayınlanmaya devam edecek.
Artık Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde merak edip aradığımız bir şeyi (bu doğup büyüdüğümüz yer olur, herhangi bir kavram olur, bir kişi ya da yaratık olur) ciltleri teker teker  taramak yerine hangi yayından istersek oradan ikinci ciltteki Dizin’e (Haz.: Ruşen Deniz) bakıyor bizi ustaca yönlendiren bu sistemli bilgi bankası sayesinde aramamızla ilgili sayfalara  gönderiliyoruz. 

Kitabı okuyanlar 22 okur

  • Kör Kayıkçı
  • Mehmet Toprak
  • Mucahit

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0