1000Kitap Logosu
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar

Ezilmiş ve Aşağılanmışlar

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.8
2.902 Kişi
9,9bin
Okunma
3.055
Beğeni
78,1bin
Gösterim
368 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 10 sa. 26 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İletişim Yayınları · Temmuz 2012 · Karton kapak · 9789754708332
Orijinal adı
Униженные и Оскорблённые
Diğer baskılar
Dostoyevski’nin duygusal bir melodram ile kendi kişisel hikayesini birleştirdiği ilk büyük romanı. Ezilmiş ve Aşağılanmışlar’ı diğer melodramatik-duygusal-tefrika romanlardan bambaşka bir yere yerleştiren şey, anlatıcı kahramanı Vanya’nın Dostoyevski’nin kendisine çok benzeyen bir romancı olmasıdır. Dostoyevski kendi gençliğinden çıkardığı pek çok ayrıntıyı zekice ve anlayışlı bir dil ile başkahramanı Vanya’nın hayatına döker. Tıpkı Dostoyevski’nin başına geldiği gibi, günü ünlü eleştirmeni Belinski, İvan Petroviç’in ilk romanını coşkuyla över. Bu romanın içeriği Dostoyevski’nin ilk romanı Zavallılar’a benzer. Bu övgüler üzerine aklı başından giden genç yazarın kitapta içtenlikle anlatılan mutluluğu da Dostoyevski’nin gençliğindeki mutluluğuna benzer diye düşünür okur. Bu noktada nerede hayalgücünün başladığını çıkaramamak okuru daha da kıştırtacaktır. Orhan Pamuk- (Arka Kapak)
7 mağazanın 70 ürününün ortalama fiyatı: ₺18,47
8.8
10 üzerinden
2.902 Puan · 453 İnceleme
Kitap harika gidiyordu... merak uyandırıcı ve sürükleyici... yarım bırakmamın yada 3 aydır elime almamanın sebebi benim aslında baska bir kitaba başlama isteğim, ama eşimin "ben ezilenleri yeni bitirdim sen de şimdi onu oku bitir de üzerine konuşalım " demesi ve benim daha bu kitabı bitiremeden eşimin vefat etmesi... kitabın suçu yok benim de yok eşimin de yok yarım kalmışlarımızda bir de kitabımız var artık
Ezilenler
8.8/10
· 9,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
52
Kaan
Ezilenler'i inceledi.
394 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
KALBE ZARARLI BİR ADAM DOSTOYEVSKİ ve EZİLENLER'i
Bir yazar 1861 yılında, sürgünde hapis olarak geçirdiği senelerin ardından bir kitap yazıyor; bense yazıldıktan 160 sene sonra bu eseri okuyup diyorum ki ''sen nasıl bir psikoloji içindesin, sen gerçek bir hastasın Dostoyevski'' Değerli arkadaşlar, kitabı gece 02.30'da bitirdim ve uyumak için yattığımda yarım saat kitabı düşündüğümü fark ettim , uyuyamadım. Bir konuda anlaşalım; şu an çok mutluysanız, hiçbir sorununuz yoksa sakın Dostoyevski okumayın , zaten anlayamazsınız. Dostoyevski okumak, bile bile göre göre mutsuzluğu hissetme çabasıdır, karamsarlığı içine almaktır, depresyon uçurumunun kenarlarında gezmektir. O'nu okumak istiyorsanız bir şeye hazır olun; kalbinizin kırılmasına. Kalbim çok kırıldı, Dostoyevski kalbimi çok kırdı. Uzun bir inceleme olacak arkadaşlar, çünkü söylemek istediğim o kadar çok şey var ki, nasıl toparlayacağımı bilemiyorum ama yine de deneyeceğim. Dostoyevski hakkında az çok bilgi sahibi olanlar siyasi söylevleri nedeniyle bir dönem sürgüne gönderildiğini bilirler, orada yaklaşık on sene kalıp cezası bitince tekrar yazarlığa devam etmek isteyen Dostoyevski, ben daha ölmedim dercesine bir kitap yazıyor. Şimdi bu kitap klasik bir Dostoyevski kitabı. Peki klasik bir Dostoyevski kitabı nedir? En basit tanımla, psikolojiyi alt etmektir . Kitapta kötü olan bir karakterin betimlemesi, tahlili öyle bir kalemle yazılmış ki o kötü karakterin içinde kendimizi bulabiliriz, çünkü Dostoyevski çok dürüst bir yazar, iç hesaplaşmasını, iyi-kötü özellik olarak farkı gözetmeksizin karakterlerine yüklüyor ve hem kendisiyle bir karakteri üzerinden hesaplaşıyor, hem de bize olduğumuz, içimizde gizli saklı kalan kötü yerlerimizi tokat gibi yüzümüze vuruyor. İşte bu sebeple Dostoyevski okumak zordur, çünkü kendisiyle yüzleşmekten korkan, kendisini kandıran bir insan O'nu okuyamaz. Dostoyevski hepimizin aynasıdır aslında. Sadece bizden daha dürüsttür, daha cesurdur. Kendisinden nefret eder Dostoyevski ve bunları karakterlerine aktararak kendisini somut bir şekilde kağıtlarda bulur. Kitaptaki karakterlerin ortak özellikleri; hepsinin kusurları var ve hepsi kusurlarını biliyor bunun farkındalar. Ama kusurlarının affedilmesi için kendi gerekçelerini yaratmışlar, o gerekçe de mutluluk arayışı. Dostoyevski bize şunu soruyor, insan sırf mutlu olmak için kusurlarını görmezden gelebilir mi? Az önce kötü olan karakterde kendimizi bulacağımızı söyledim, aynı cümlem diğer acınası, zavallı, fakir, umutsuz, karamsar karakterler için de geçerli. Dostoyevski bize asla yeni bir şeyler vermez, bizi bize anlatır ve bunu yaparken şahane karakter tahlilleriyle gerçeğe ayna tutar. İnsan denen şeyin ne olduğunu parça parça halde bütün karakterlerine yayar, bizden seçim yapmamızı bekler, sen hangi karaktersin diye. Ama seçim yapamayız, hem mutsuzuz, hem kötüyüz, hem karamsarız, hem benciliz, hem nankörüz. Bütün özelliklere sahip olduğumuz için adımız ''insan'' kaldı. Biz iyi olamayız. ''Tarifsiz bir öfke duyuyordum. s291'' #100468751 diyor Dostoyevski. Peki bu öfke neden? İşte bu öfke ezilenlerin öfkesi, ezilenlerin sesi, ezilenlerin temsilcisi. Dostoyevski ezilen kavramının ta kendisi. Küçük yaşta babasını kaybetmesi, kızını yavruyken kaybetmesi, sara krizleri, parasızlık, açlık. Bu adam çok öfkeli olmak için gerçekten çok haklı. Dostoyevski gibi bir ruh, mutlu olsaydı nasıl kitaplar yazardı acaba? ''Hepsini kabule hazırım ama, ne yapayım ki insan erdemlerinin temelinde bencillik olduğunu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. s284'' #100462824 bu nasıl bir iç hesaplaşmadır? Hayata karşı hala bir arzusu, bir umudu olduğunu ama buna kendisinin bile inanmadığını ise ''Yaşama arzum, hayata inancım vardı!... Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum. s56'' cümlesinde gösteriyor bize Dostoyevski . Cemal Süreya'nın bir röportajında hayat hikayesini anlatması istendiğinde ''Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yok'' demesi. Daha doğru çok az cümle duymuşumdur. Ne zaman Dostoyevski okusam huzurum kaçıyor, kalbim kırılıyor. Çünkü şaşalı hayatlarımıza, yediğimiz pizzaları internette paylaşmamıza, pahalı giysilerimizi her yerde sergilememize, sahip olduklarımızla şov yapmamıza, aslında bir halt olmadığımız halde kendimizi bir halt sanıyor oluşumuza gülemiyor bile Dostoyevski. Bütün bu şaşalı hayatın perde arkasında bir hiçiz arkadaşlar. Dostoyevski bunu çok önceden gördü, insanın karakter analinizi her sayfasına ustalıkla çizdi, okumaya cesareti olan da buyursun okusun. Dostoyevski okuyacaksak, kendimizle yüzleşmeye hazır olalım. Uzun zaman sonra Dostoyevski okuduğum için, beni ne kadar mahvetse de çok mutluyum. Bütün yazarlara saygım sonsuz elbette ama ''yazar'' kelimesi bende ikiye ayrılır; Dostoyevski ve diğerleri. Dostoyevski okuyun arkadaşlar, O'nu okumadan göçüp gitmeyin, yaşamınıza haksızlık etmeyin. Herkese bol kitap okumalı günler dilerim... Sabır gösterip incelemeyi sonuna kadar okuyanlara teşekkürler... ''Keşke imkan olsaydı da herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına, hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk .'' s279 Boğuluyoruz...
Ezilenler
8.8/10
· 9,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
11
480
Oğuz Aktürk
Ezilenler'i inceledi.
396 syf.
·
5 günde
·
7/10 puan
İnsan ezmesi!
YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/0i9F0L1dcsM "Zaferler azaldıkça özgürlükler artar." Victor Hugo Hugo'nun bu cümlesini aslında Ezilenler kitabına uygulayabiliriz. Çünkü Ezilenler kitabı tam olarak Rusya'da serflik, yani köylülerin toprak ağalarına bağlı olduğu kölelik sisteminin kaldırıldığı yıl içerisinde yayınlanmıştır. 1814 yılında Rusya'nın Napolyon'u yenmesinden 47 yıl geçtikten ve serflik kaldırıldıktan sonra özgürlüklerin arttığı bir ortamda Dostoyevski neden Ezilenler adında bir kitap yayınlamıştı? Ezilenler kitabını okuduğum sıralarda Kur'an-ı Kerim'de karşıma çıkan bir ayet bana bu kitap hakkında şunu diyordu : "Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım." Kasas Suresi, 5. ayet Yeryüzünde üst kesim tarafından ezilmekte olanlar ezilmelerine karşın mutsuzlar mıydı ki peki? Yani zaten onların birbirine karşı duyduğu sevgi ezim ezim ezilmelerine rağmen onlar için bir lütuftu ki aslında. Hem onların önderlik arzusu da sevgilerinde birbirlerine karşı hissettiği önderlik arzusu değil miydi? Ezilme ile sevginin niteliği ters orantılıdır. Üst kesimde para ve rütbe arzusuyla yanıp kavrulan insanlar seni ne kadar ezmeye çalışırsa senin içindeki sevginin de o kadar artma ihtimali var. Hani Kleist'ın Michael Kohlhaas adlı romanında geçen şu #15657621 alıntı gibi adaletsizlikten emin olunan ortamlarda başka bir çare olmadığı için insanın kendi kalbindeki dürüstlükten emin olduğu bir an oluyor. "...ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin" diyen Nazım Hikmet'e karşı da bir serzeniştir aslında bu kitap. Çünkü romandaki karakterlerin her biri kabahatlerinin oldukça farkındalığında ve bu kabahatleri sevgi arayışı, merhamet ve acıma duyguları olduğu için bundan gocunmamaktalar. Tam tersine birbirlerini en çok nasıl sevebileceklerse o yöne doğru bir arayış içindeler. Hani bizim de tam olarak yapamadığımız o arayışı. Slav kadınları kötüdür abi... Kötüdür. Defalarca gözlerinin içlerine kadar bakabilmiş biri olarak masmavi bir deniz rengiyle karşılaşırsınız çoğu zaman. Bu masmavi denizin içinde muhtemelen ne batık gemiler, ne renkli balıklar, ne geçim sıkıntısıyla geçip giden hayatlar var dersiniz. Ama çoğu zaman öyle olmaz... Dostoyevski'nin kitaplarında da kadınlar genel olarak kötüdür. O masmavi gözlerinin içinde gördüğünüzü sandığınız şeyler aslında sadece bir perde gibi sizi kandırır. Çünkü soğuktur Slav topraklarının atmosferi. Her gün bir ambulans sesi duyulur ölen bir evsiz insanı yerinden almak için. Rönesans'ın değdiği sokaklarda fakirliğin ve ezilmişliğin Rönesansını yazarlar bu insanlar da. İçlerinde gerçekten sevgiye dair bir şeyler olduğunu görürsünüz. Çünkü ellerinde başka bir şeyleri kalmamıştır. Kadınların gözleri, altın orana yakın olan yüzleri ve fizikleriyle yanılttığı erkeklerin sevgilerinin bitmez tükenmez savaşını anlatır Dostoyevski de kitaplarında. Ezilmek iyidir ama seversen.
Ezilenler
8.8/10
· 9,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
218
FatmaErarslan
Ezilenler'i inceledi.
394 syf.
·
22 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Dostoyevski' nin 1861 yılında yayımlanan, elli sayfası haricinde eserin tamamını beğenmediğini belirttiği, kendisine çıkış yaptıran, çıktığı dönemde oldukça fazla eleştiriler alan ancak devamında en çok okunan eserlerinden biridir. Zıt kutuplardaki insan karakterlerini ele alarak, çoklu aşk denkleminde bu zıt kutuplardaki insanların sergiledikleri tutum ve davranışları size yansıtır. Okuduğum her kitapta mutlaka kendime bir karakter seçer ve bununla özdeşleşir kitap bitinceye kadar kurgunun içerisinde o karakterle varolmaya çalışırım. Lakin bu kitapta sevgili Dosto' cuğum bana seçme şansı bırakmadı. Her bir karakter öyle güzel işlenmiş ki romanın içerisinde, bende resmen çoklu kişilik bozukluğu yarattı... Kör aşık Nataşa, aptal aşık Alyoşa, gereksiz sabırlı ve vefalı aşık Vanya, saf, sadık, istemem yan cebime koy modunda ki aşık Katya, hilekâr, kötülüğün bilincinde, bilinçli olarak kötülüğü tercih etmiş, sistematik bencil, hedonizmin zirvesinde ki karakter Prens Valkovski, dürüst, iyi bir baba, güvenilir ve sadakat denilince parmakla gösterilen adamlardan olan Nikolay Sergeyiç, zavallı, hastalıklı, küçük yaşta feleğin sillesini yemiş Nelly, aşık olacağı adamı tanıyamamış, kandırılmış ama aptal aşık olmayan Nelly'nin annesi, çok sevip güvendiği evladı tarafından ihanete uğramış Nelly' nin dedisi yaşlı adam... Bu karakterlerden hangisinin yerine koyarsanız koyun kendinizi onu anlayıp onunla özdeşleşeceğiniz mükemmel anlatımı olan enfes bir kitap... Dostoyevski' nin eserlerinde en sevdiğim yan romanın içinde mutlaka kendisine rastlama şansımın olmasıdır. Burada da Vanya olarak karşımıza çıkar. Bu kitapta beni en çok etkileyen içine ana hikayeyi destekler nitelikte yerleştirilmiş olan sonrasında ana hikaye ile bir şekilde bağlantı kurulan ikinci hikaye Nelly' ninkidir. Bu Vanya'nın girdiği bir pastahanede dikkatini çeken bir dilenciyi takip etmesiyle başlar.Bu tip meczup kılıklı insanlar bana hep ilgi çekici gelmiştir. Kimbilir ne hikayesi var, hangi dayanılmaz acı onu bu raddeye getirmiştir diye hep merak ederim. Bazen sokakta denk gelip yanından öylece geçip gittğimiz bu insanların durup gözlerinin içine bakmak aklımıza gelmez, yahut gelirde karşılaşacağımız acıya tahammül edecek takatimiz yoktur. Lakin Vanya' nın vardı. Bu herkesin görmezden geldiği adamı merak edip onunla ilgilendi, ona yardım etmeye çalıştı, bu alaka ve karşılıksız iyilikler ona en sevdiği kadının da aynı sonu paylaşmaması için, ona yardım edebilmesi için fırsat yarattı. İşte burada da şu ata sözü geliyor aklıma " iyilik yap denize at, balık bilmez ise Halik bilir." Aşk budalası aptal kızların ailelerine yaşattığı acı öyle güzel işlenmiştir ki satırlar arasında kaybolabilirsiniz. Her ezilen potansiyel bir ezicidir aslında. Nataşa'yı ele alalım. Mesela Alyoşa tarafından aşkı sömürülür ve sürekli küçük düşürülür dolayısiyle ezilen konumundadır. Oysa Vanya'ya karşı tam bir ezicidir çünkü o da Vanya'nın aşkını ve sadakatini sürekli olarak sömürmektedir. Alyoşa ise Nataşa'yı ezen ama babası tarafından ezilen, aşağılanan ve çıkarları için kullanılan bir zavallıdır. Prens Valkovski İhmenev karşısında ezici konumdadır ancak hikayesini dinlediğimizde onun da sosyete içerisinde yakışıklılığı dolasıyla kullanılan, değersizleştirilen bir ezilmiş olduğunu farkederiz. Dünyanın düzeni ve bu adaletsiz çark yüzünden kötü olamayı bilinçli olarak tercih etmiştir. Peki İhmenev hem kızı, hem prens ve adalet sistemi tarafından ezilen konumundayken onu da eşine ve prense hizmet ettiği dönemde prense bağlılığı ve kör bakışından dolayı istemeyerek de olsa insanları ezen konumunda bulabiliriz. Nelly' nin dedesini kızı ve kızını kandıran şahsiyetsiz tarafından ezilen konumunda iken Nelly'i ezerken bulur hatta Nelly'i bile herkes tarafından ezilirken kendisini yegane seven ve koruyan Vanya 'ya eziyet edip ezerken yakalyabiliriz. Dolayısı ile her ezilen aynı zamanda potansiyel bir ezicidir. Kitabı Nihal Yalaza Taluy çevirisi ile okudum Hasan Ali Yücel klasiklerinden. Normalde başka bir eser okurken ikinci olarak bir Dostoyevski eserini beraberinde okurum bu kitaba da Suyu Arayan Adam ile aynı anda başladım ancak diğer kitabı bırakıp Ezilenler ile devam ettim nedendir bilinmez bu sefer ikisi aynı anda yürümedi... Nihayetinde ben çok beğendim sevgili okur... geriisi sizin bileceğiniz iş... Sevgiyle ve kitapla kalın...
Ezilenler
8.8/10
· 9,9bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
154