Ezilmiş Ve AşağılanmışlarDostoyevski

·
Okunma
·
Beğeni
·
14.060
Gösterim
Adı:
Ezilmiş Ve Aşağılanmışlar
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
412
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517464
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Униженные и Оскорблённые
Çeviri:
Ergin Altay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Ezilenler
Ezilenler
Ezilmiş Ve Aşağılanmışlar
Ezilenler
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar'ı diğer melodramatik-duygusal-tefrika romanlardan bambaşka bir yere yerleştiren şey, anlatıcı kahraman Vanya'nın Dostoyevski'nin kendisine çok benzeyen bir romancı olmasıdır. Dostoyevski kedi gençliğinde çıkardığı pek çok ayrıntıyı zekice ve anlayışlı bir dil ile başkahramanı Vanya'nın hayatına döker. Tıpkı Dostoyevski'nin başına geldiği gibi, günün ünlü eleştirmeni Belinski, İvan Petroviç'in ilk romanını çoşkuyla över. Bu romanın içeriği Dostoyevski'nin ilk romanı Zavallılar'a benzer. Bu övgüler üzerine aklı başından giden genç yazarın kitapta içtenlikle anlatılan mutluluğu da Dostoyevski'nin gençliğindeki mutluluğuna benzer diye düşünür okur.
Bu noktada nereye hayalgücünün başladığını çıkaramamak okuru daha da kışkırtacaktır.
Halihazırda birçok etkinlik sürerken her ne kadar kendimi hazır hissetmesem de sevgili Ebru Ince ablamın ve https://1000kitap.com/...ezikMuz/Duvar/’ın düzenlediği Dostoyevski etkinliğine katılmasam olmazdı. :)
Hazır hissetmesem de diyorum; çünkü Dostoyevski’yi okumaya başladıysam onun çekim alanına giriyorum ve diğer her şeye karşı umarsız oluyorum.

İlk olarak söylemeliyim ki, bu eseri okumadan önce “İnsancıklar”ı okumadıysanız eğer, biraz sürprizbozana maruz kalabilirsiniz. Gerçi söz konusu Dostoyevski olunca kitabın konusunu bilmek önemsiz oluyor. Örneğin, hepimiz “Suç ve Ceza”da Raskolnikov’un elindeki baltayla ne yaptığını biliriz; ama Raskolnikov’u buna iten psikolojik ve sosyoekonomik sebepleri ancak kitabı okuduğumuzda anlayabiliriz. Bu kitapta da her ne kadar “İnsancıklar”dan sık sık söz edilse de, Dostoyevski’nin, ruhu zengin; fakat kendi yoksul insanları nasıl da iyi çözümlediğini görmek isterseniz “İnsancıklar”ı okumalısınız.

“Ezilenler”i İş Bankası Yayınları, Nihal Yalaza Taluy çevirisi ile okudum. Her zamanki gibi çevirisi çok başarılıydı. Onun çevirilerinde en çok hoşuma giden husus, bütünlüğü bozmayacak şekilde az da olsa eski Türkçe kelimelere yer vermesi ve benim o kelimeleri araştırıp kelime haznemi genişletmem oluyor.

“Ezilenler”i okuduğumda fark ettim ki, edebiyat çevrelerinde “İnsancıklar” ile rüştünü ispat etmiş, çiçeği burnunda bir yazar olan Dostoyevski, yazım sürecinde birçok zorlukla karşılaşmış. Bunu eserinde özellikle hissettiriyor okura. Üç kuruş daha fazla kazanmak için yazdığı dergilerde yaptığı işe de “yük beygirliği” adını takması yersiz değil.
Kendini her zaman düşkünlere, yoksullara, toplumun dışına itilmiş insanlara daha yakın bulan Dostoyevski’nin güçlü kalemi, olumsuz eleştirilere maruz kalan “Ezilenler”de de kendini gösteriyor.
Dostoyevski, donatılmış bir sofradaki her türlü yiyeceği en ince ayrıntısına kadar tasvir edip okuru da o masaya davet ettiği gibi, her bir karakterin ruh dünyasına da nüfuz edip onları okura tanıtıyor. Öyle ki, onu her okuduğumda karakterler ete kemiğe bürünür hayalimde. Ve kaçınılmaz olarak da birçok ortak yön bulurum onlarla benim aramda. Dostoyevski sanki benim de ruhumun en karanlık noktalarına nüfuz eder de, “Hadi okur sen de dürüst ol, bak benden bir şey gizlenmez!” der.

Bu kitapta da durum değişmedi. İyi karakterlerin ruhlarının yüceliğiyle onurlandı iyi tarafım, kötü karakterlerin karanlık yanlarından da kendime pay biçtim. Her insanda olduğu gibi, iyi ve kötünün ebedi savaşı sürerken içimde, terazide hangi tarafım ağır basıyor diye şapkamı önüme koyup düşündüm.
Büyük ustanın bana bunu en çok düşündüren sözü de şu oldu:
“Keşke imkân olsaydı da (ki insan tabiatı için bu asla mümkün değildir) herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına, hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk.”

Evet, siz de okuyun büyük ustayı ve dökün eteğinizdeki taşları. Korkmayın sakın, yalnız değilsiniz. Boğulacaksak da hep beraber boğulacağız.
Ezilen insanları da anın bu kitap ile. Dostoyevski’nin, kaderin baskısı altında ezilen insanlarını. Aldıkları her darbe ile ruhları daha da yücelen o insanları. Bir de Nelli’ye selâmımı iletin lütfen. Söyleyin ona, onu gözyaşlarıyla andığımı.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Ezilenler kitabını okuduğum sıralarda Kur'an-ı Kerim'de karşıma çıkan bir ayet bana bu kitap hakkında şunu diyordu : Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım. Kasas Suresi 5. ayet

Yeryüzünde üst kesim tarafından ezilmekte olanlar ezilmelerine karşın mutsuzlar mıydı ki peki? Yani zaten onların birbirine karşı duyduğu sevgi ezim ezim ezilmelerine rağmen onlar için bir lütuftu ki aslında. Hem onların önderlik arzusu da sevgilerinde birbirlerine karşı hissettiği önderlik arzusu değil miydi?

Ezilme ile sevginin niteliği ters orantılıdır. Üst kesimde para ve rütbe arzusuyla yanıp kavrulan insanlar seni ne kadar ezmeye çalışırsa senin içindeki sevginin de o kadar artma ihtimali var. Hani Kleist'ın Michael Kohlhaas adlı romanında geçen şu #15657621 alıntı gibi adaletsizlikten emin olunan ortamlarda başka bir çare olmadığı için insanın kendi kalbindeki dürüstlükten emin olduğu bir an oluyor.

"...ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin" diyen Nazım Hikmet'e karşı da bir serzeniştir aslında bu kitap. Çünkü romandaki karakterlerin her biri kabahatlerinin oldukça farkındalığında ve bu kabahatleri sevgi arayışı, merhamet ve acıma duyguları olduğu için bundan gocunmamaktalar. Tam tersine birbirlerini en çok nasıl sevebileceklerse o yöne doğru bir arayış içindeler. Hani bizim de tam olarak yapamadığımız o arayışı.

Slav kadınları kötüdür abi... Kötüdür. Defalarca gözlerinin içlerine kadar bakabilmiş biri olarak masmavi bir deniz rengiyle karşılaşırsınız çoğu zaman. Bu masmavi denizin içinde muhtemelen ne batık gemiler, ne renkli balıklar, ne geçim sıkıntısıyla geçip giden hayatlar var dersiniz. Ama çoğu zaman öyle olmaz... Dostoyevski'nin kitaplarında da kadınlar genel olarak kötüdür. O masmavi gözlerinin içinde gördüğünüzü sandığınız şeyler aslında sadece bir perde gibi sizi kandırır. Çünkü soğuktur Slav topraklarının atmosferi. Her gün bir ambulans sesi duyulur ölen bir evsiz insanı yerinden almak için. Rönesans'ın değdiği sokaklarda fakirliğin ve ezilmişliğin Rönesansını yazarlar bu insanlar da. İçlerinde gerçekten sevgiye dair bir şeyler olduğunu görürsünüz. Çünkü ellerinde başka bir şeyleri kalmamıştır. Kadınların gözleri, altın orana yakın olan yüzleri ve fizikleriyle yanılttığı erkeklerin sevgilerinin bitmez tükenmez savaşını anlatır Dostoyevski de kitaplarında.

Ezilmek iyidir ama seversen.
  • Martin Eden
    9.1/10 (1.484 Oy)1.435 beğeni3.554 okunma1.670 alıntı30.538 gösterim
  • Goriot Baba
    8.1/10 (396 Oy)330 beğeni1.511 okunma465 alıntı8.773 gösterim
  • Diriliş
    8.6/10 (599 Oy)603 beğeni2.118 okunma468 alıntı15.047 gösterim
  • Oblomov
    9.0/10 (705 Oy)684 beğeni1.564 okunma943 alıntı18.238 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.7/10 (692 Oy)626 beğeni2.709 okunma622 alıntı14.613 gösterim
  • Bulantı
    8.3/10 (604 Oy)628 beğeni1.946 okunma1.201 alıntı16.907 gösterim
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.4/10 (611 Oy)534 beğeni1.773 okunma384 alıntı10.179 gösterim
  • Veba
    8.3/10 (508 Oy)483 beğeni1.656 okunma443 alıntı11.025 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (664 Oy)701 beğeni2.727 okunma608 alıntı20.957 gösterim
  • İtiraflarım
    8.4/10 (469 Oy)441 beğeni1.519 okunma680 alıntı9.954 gösterim
İnsanı allak bullak eden bir roman bu. Daha önce okuduğum hiçbir Dostoyevski romanında bu kadar sert bir egemen sınıf (zenginler,asiller) eleştirisi görmemiştim. Prens ve çevresi ne kadar aşağılık, Alyoşa bile rezilin biri bence. Bu roman Rusya'da Ekim Devrimine giden yolun sağlam taşlarından biri olmalı. Romandaki ana karakterlerden biri (İvan Petroviç) ve romanın anlatıcısı doğrudan Dostoyevski'nin kendisi. Bu şahane kişiyi kendi romanlarından birinde kahraman olarak görmek bir edebiyatsever için ne kadar sevindirici. Aslında her Dostoyevski romanındaki iyilik ve yardımsever, aşırı fedakar bir kahraman bulunur. (Karamazov Kardeşler'de Aleksey, Budala'da Prens Mişkin) Ben bu kahramanların hep Dostoyevski olduğunu düşünürdüm. Bu romanda direkt karşımıza çıktı. Roman çok etkileyici bir şekilde başlıyor ve bütün roman süresince merak unsuru hiç eksik olmadan devam ediyor. Bu nedenle çok hızlı okunabilir. Romanın en etkileyici kısmı ise Prens'le İvan Petroviç'in gece yedikleri yemekteki konusmalariydi. Bir şeytanla melegin konuşması gibi. Ezilenler çevirileri içinde Nihal Yalaza Taluy'un bu güzel çevirisini tavsiye ederim.
BİR GÜN DEĞİL SANA HER GÜN YALVARDIM, DUYMADIN SESİMİ, EZİLİYORUM!!!!

Evet dostlarım bu kitapta oldukça ezildim. Kitap beni çok hırpaladı. Aslında tam da Dostoyevski kitaplarından beklenecek bir etki bu. Sizi alır tokatlar, içinizi burkar, yerden yere vurur, ağlatır …

Okurken çok kapıldım kitaba, okuduğum kitaplarında bu kadar kendimi karakterlerin içlerinde bulduğum bir kitabı olmamıştı. Bütün karakterler çok etkileyiciydi, fikrimce. Vanya’nın dostluğu ve yardıma koşuşu, Nataşa’nın aşkı ve ailesine bağlılığı, Nelly’nin onurlu bir çocuk oluşu, Alyoşa’nın hovarda yüreği, Prens’in iticiliği, İhmenev’in harika bir baba oluşu….. Anlatmakla bitmeyecek galiba:)

Ailesinin göz bebeği Nataşa’nın sevdiği adama yani prensin oğluna kaçmasıyla gelişen olaylar silsilesini okurken sanki gerçekten onlardan biriydim. Bazen Vanya’ya bazen Nataşa’ya kızdım, İhmenev amca sessizce izlememi söyledi. Sonra bana dedi ki “Kaçmayın yavrum, Allah’ın emriyle gidin! Bak kaçarsanız bunlar oluyor işte. Düştüğümüz rezilliği görüyorsunuz evladım.” dedi.
Özür dilerim, işi yine maskaralığa döktüm:))

Hikaye ahım şahım, akla gelmeyecek bir hikaye değil. Hatta birbirine düşman olan ailelerin çocuklarının birbirlerine aşık olduğunu birçok ağlak Türk filminde görmüşsünüzdür.(Ağlak nedir ya?) Hikayenin özgünlüğü elbette önemli anca mesele anlatım şeklinde. Dostoyevski bu konuda ustanın da ustası hatta romancılığın virtiözü! Garip bir tanım oldu farkındayım, çaktırmayın canım sizde.

Onurlu ve fakir insanların, kendini soylu olarak gören-ki buna hiç anlam veremedim ömrüm boyunca- ve zengin insanlar tarafından hor görülüp parasıyla istediğini yaptırabileceklerini ve bu cümlenin nasıl biteceğini inanın bilmesem de hala yazıyor olmama şaşıyorum. Evet Türkçe öğretmenimin bir suçu yok inanın hepsi benim hatam:/ Sanırım havamda değilim:/

Sen mi büyüksün, ben mi büyüğüm? Ben büyüğüm, benim ben İhmenev usta!!! kıvamında sonu buruk ama güzel biten bir Dostoyevski romanıydı Ezilenler… Ezilen bir ailenin yaşadıklarına ve kalpsiz prens ve saf oğlunun yaşattıklarını bazen sinirlenip bazense tebessümle okuyacaksınız.

İnsanlara soylu, zengin, fakir, siyah, beyaz, Müslüman, Yahudi, Türk, Yunan diye ayırmadığımız ayrıca ezmediğimiz ve ezilmediğimiz günler, ömürler diliyorum…

Ayrıca etkinlik sahibi https://1000kitap.com/SinestezikMuz/Duvar/’a teşekkürlerimi sunuyorum:)

Sevgiyle ve kitapla kalın...
Kitabı okumaya başlamadan önce birçok incelemeyi okudum sınıf ayrımından söz ediliyordu çoğunlukla merak edip okumaya başladım. Okumak değildi bilakis an ve an yaşamış oldum. Müziğin de etkisiyle kayboldum, soyutlandım dış dünyadan. Nasıl bitirdiğimi sona geldiğimi anımsayamıyorum. Beni derinden etkileyen aşk hikayesi değil Nelly'nin minik yüreğinin onca eziyete dayanması boyun eğmeden ayaklarının üzerinde gururlu onurlu bir şekilde adına yaşamak denilen eziyetleri çekmesi oldu. Bu kitapta bir ezilen aranıyorsa oda Nelly'den başkası olamaz çünkü bencil olmayan bir tek o vardı.

Çevremizde Nelly gibi birçok örnek var sanırım bu yüzdendir kitaba bağımlı olduğum sonunu kabullenemediğim. Kitabın hissedilerek empati kurularak okunmasını tavsiye ederim. Belki o zaman çevremizde bize bakan o siyah çukurlu gözlerin gülmesine neden olabiliriz.
Dostoyevski, bu kitabında görünüşte bir aşk hikayesi anlatıyor. Ama aslında sadece görüntü olarak öyle. Esas olarak o günkü toplum yapısı içerisindeki ruhsal, fiziksel, ve sosyal olarak ezilenlerin hikayesini anlatıyor. Zaten Dostoyevski'den de romantik bir aşk hikayesi yazmasını bekleyemeyiz herhalde.

Hayır, kitapta ilk aklınıza geldiği gibi işçi sınıfının, köylü sınıfının nasıl ezildiğinin hikayesi anlatılmıyor. Aksine belkide ezildiğinin farkına varmayan insanların hikayesi anlatılıyor.

İç dünyası ve yaşantısı kötülüklerle dolu bir prens, bu prensin kişiliği tam gelişmemiş ama iyi niyetli oğlu ve onun etrafında biri soylu , diğeri ise onun için ailesini terk etmiş iki kız. İşte tüm hikaye sanki bu aşkın anlatımından ibaret görünse de esas olarak anlatılan apayrı bir hikaye mevcut. O da, 12 yaşında bir kız çocuğu olan Nelly'nin yürek burkan dramatik hayat hikayesi.

Peki bu hikayede gerçekten ezilenler kim ? Nelly mi ? prensin oğlu mu ? kızlar mı ? terk edilen aile mi ? ..vs.. İşte yazar burada kitabını yazmış, okuyucuya da düşünün ve bulun demiş. Ama bunu yaparken de yolları göstermiş.

Kitapta, muhteşem bir kurgulama, harika bir anlatım, eğer bazı uzun konuşma metinlerini saymazsak, kitabın son sayfasına kadar süren müthiş bir akıcılık ve sürükleyicilik mevcut. Ben büyük beğeniyle okudum. Kesinlikle okunmasını da tavsiye ediyorum.
Dostoyevski bize bir kadının kaderi sevdiği adamın ihanetiyle ve sevmediği adamın sadakati arasında çizilir cümlesine yazılmış sanki karakterlerinin tümünün bunun farkında olması olaylar örgüsünü değiştirmeyip buram buram gerçeklik koktuğunu söyleyebilirim ayrıca kopartılan aile ilişkilerinide yeniden tamir edilişinide anlatırken okuyucuya duygusal duruma fena halde sokmaktadır işlenen karakterler ve duygular o kadar gerçekçi ve derin işlenmişki bana çok şey kattı diyebilirim..
Bir an önce başlamam gerektiğini bilmekle ve nasıl başlayacağımı kestirememekle birlikte, herkese merhaba. Henüz ortaokuldayken amcamın kitaplığından aşırdığım bordo-siyah yayınevinden çıkma, Suç ve Ceza ile Dostoyevski'yi tanımıştım. Kitabı ağlayarak ve neye bu kadar kederlendiğimi bilmeyerek okuduğumu anımsıyorum. Yıllar sonra,tekrar okuduğumda yine aynı keder ve bilmezlik içinde kendimi bulmuştum. Bu durum benim her zaman Dostoyevski'den çekinmeme sebep olmuştur. Yine de Yeraltından Notları'nı da okuyup, bir de bununla yetinmeyip uyuyamadığım gecelerde sevgili Emel Kalender'in sesinden bu 'yıkıcı kitabı' defalarca dinlediğimi belirtmek isterim.


Ezilmiş ve Aşağılanmışlar kitabını,Aralık ayında almama ve her gün göz göze gelmeme ragmen okumamış ve kitabı okumamak direnmiştim. Hatta *Dostoyevski etkinliğine büyük bir heyecanla katılmış,yine de şu son iki güne kadar vizeleri bahane ederek yine kendisinden kaçmıştım.

Kaçılmıyormuş,anladım. :)


Kitabın başındaki Orhan Pamuk önsözü,neden bilmiyorum,bir miktar heves kırıcı geldi bana. - özellikle Mihaylovski'nin Vanya için sevgilisinin pezevengi durumuna düştüğünü söylediği kısımda inanılmaz bir sıkıntıya düşmüş hissettim kendimi.- Yine de başladım ve birkaç sayfa sonra kendimi Vanya'nın adımlarını bastığı yerleri incitmemeye ve Vanya'yı korkutmamaya çalışarak onu takip ederken buldum.


Okurken tüm karakterlerle kavga etmekten kendimi alamadığımı farkettim.-Birisi hariç: aşağılık Valkonski!- Şu güne kadar hiçbir roman karakterine hakaret etmemiş olan ben büyük bir "açık yüreklilikle" söylüyorum, Valkonski benim nazarımda aşağılıklığın anıtıdır.

Valkonski ile hiçbir şekilde tartışmadım ve söylediği her şeyi öyle dikkatli okudum ki. Özelllikle, sevgili İvan Petroviç ile lokantaya gittiği bölümü.. Tiksinti ile şaşıramamak arasında uzunca bir süre arafta kaldım. Nataşa ve Alyoşa'nın ilişkisi,Vanyacığımızın bu ilişkiye verdiği destek,Nataşa'yı böyle koruyup kollayışı,ihtiyar Ihmenev'in kırılgan ve inatçı yapısı,zavallı Anna Andreyevna..

Ve tabiki, Nelli! Saramago'nun Blimunda'sı kadar benim yüreğime kurulan ikinci kadın karakter. Küçük Nelli.


Şuan yazdığımı okuduğum da,kitabı incelemedigimi ve icimi döktüğümü farkettim ki bu inceleme kısmına geçerken inceleme olmayacağını da pekala biliyordum.


Evet efendim,uyuyamıyor musunuz ve uyuyamayışınıza mantıklı bir açıklama bulamıyor musunuz? Işte önerim:
Dostoyevski okuyun,okutturun.
Uyuyamayacak ve yine bir mantıklı açıklama bulamadan ama her şeye rağmen muazzam bir kitap okumuş olarak hep olduğunuz yerde kalakalacaksınız! -Tecrübe ile sabittir. Iyi geceler!-
Küçük bir kız çocuğunun yaşadığı travmaları onun psikolojik tahlilleri ve duyguları gayet başarılı işlenmiş. Buda birçok okuyucuya sabırlı ve bilinçli bir birey olmaları çocuklarını anlamalarına yardımcı olabilir. Yaşadığı ağır travmaların sabırlı bir sevgiyle tamir edilişi de çok iyiydi.Abes fakat gerçekle o kadar içice olan aşkların hikayesine dönelim. Aşk dediğimiz duygu bize kalbin ve aklın aynı ahenkte seslenmesi; birbirinden hem bihaber bir o kadar da birbirine yekpare hücreler gibi saf temiz olmalıdır. Aklın kenara fırlatılıp kalbin tek başına konuştuğu aşkın bedelini anne karnındaki bebekten tutunda koca aileleri nasıl bir Buhrana sürüklediği harika bir şekilde anlatılmış. Tolstoy'un bize''bir kadının kaderi sevdiği adamın ihaneti ve sevmediği adamın sadakati arasında çizilir cümlesine yazılmış, sanki. Karakterlerin tümünün bunun farkında olması olaylar örgüsünü değiştirmeyip buram buram gerçeklik koktuğunu söyleyebilirim. Ayrıca kopartılan aile ilişkilerinin yeniden tamir edilişini anlatırken okuyucuyu duygusal duruma fena halde sokmaktadır. İslenen karakterler ve duygular o kadar gerçekçi ve derin bir şekilde işlenmişti ki bana çok şeyler kattığını rahatlıkla söyleyebilirim. Dostoyevski'yi okuyun tüm kitaplarını okuyun...
İnsan psikolojisini oldukça başarılı bir şekilde yansıtan bu eseri iyi ki okudum diyorum. bazı uzun cümleler insanı sıksa da roman bir anda insanı tekrar icine alıyor ve bir solukta okunuyor. Zenginlerin çıkarları için yoksulların hayatının nasıl mahvolduğu, acı, gurur ve gerçeklik çarpıcı bir şekilde anlatılıyor kitapta.
Bu kitap uzun süredir kitaplığımdaydı. Bir türlü elime alıp okumaya başlayamamıştım. Şimdi ise böyle bir kitabı bu kadar geç okuduğum için çok pişmanım.
Dönemin Rusyasında hayatın ağırlığı altında ezilen insanları küçücük bir kız üzerinden çok güzel anlatmış Dostoyevski.
Sonunda bitirebildim ama bu kesinlikle benim kendime ayıracak kısıtlı vaktimin olmasından, küçük bir bebeğim var ve her fırsatta elime aldığım doğrudur. Uzun uzun inceleme yapan arkadaşlar var takdir ediyorum, hepsinin emeğine sağlık. Neyse fazla uzatmayım ve kısacık incelememe geçelim. :)

Daha önce lise yıllarımda suç ve cezaya başlamış ve yarim bırakmıştım, bana ağır gelmişti okumadığım için bilemiyorum ama bu o kadar akıcı ve yalın ki çok etkilendim. Okunmaya değer bir eser kitapta hayranı olduğum karakter Vanya, kim istemez ki onun arkadaşlığını, sevgisini, her koşulda yanında olmasını. Karekterlerin hepsine insanın içi gidiyor yaşanan sıkıntılar, zor yaşamlar, yitirilen yakınlar,güçlünün insanı ezmesi ben üstünüm havaları. Kesinlikle prense gıcığım:) belirtmeden geçemiyorum kusuruma bakmayın. Alyosanin ne yapacağını bilmemesi, Natasanın bitmeyen sevgisi ve fedakârlığı, Nellinin yaşadıkları, Nikolay Sergeyic'in sevimli babacan konuşmaları ve Vanya'nın herşeye yetişmek için ordan oraya sürüklenmesi. Benim hafızamda yer edecek ve unutmayacağım bi kitap. Kâh güldüm kâh ağladım, yatarken acaba diğer sayfayı okuyup da mi yatsaydım diye çok düşündüm ve bittiğine üzüldüm açıkcası.

Ve kitaba dair benim için en güzel alıntı:

Varsın ezilmiş, aşağılanmış olalım, madem hep beraberiz, önemi yok bunun; varsın bizi şimdi ezen, aşağılayan, o çıtkırıldım, kibirli yaratıklar zafer kazansınlar! Bizi diledikleri gibi taşlasınlar!

Etkinliği yapan Quidam a teşekkürler. Benim incelemem bu kadar, iyi geceler diliyorum efendim.
Sevgiyle kalın.
Yaşama arzum, hayata inancım vardı!.. Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum.
Dostoyevski
Sayfa 56 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 8. Basım
Bir insanın cömertliği ne kadar büyük ve gürültülüyse, onda o kadar bencillik bulunur, hem de en iğrenç, en tiksindirici türdendir.
...bir atasözü bile vardır:keyif aptallarındır, derler...
Dostoyevski
Sayfa 256 - Sentez Dünya Klasikleri

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ezilmiş Ve Aşağılanmışlar
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
412
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750517464
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Униженные и Оскорблённые
Çeviri:
Ergin Altay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Ezilenler
Ezilenler
Ezilmiş Ve Aşağılanmışlar
Ezilenler
Ezilmiş ve Aşağılanmışlar'ı diğer melodramatik-duygusal-tefrika romanlardan bambaşka bir yere yerleştiren şey, anlatıcı kahraman Vanya'nın Dostoyevski'nin kendisine çok benzeyen bir romancı olmasıdır. Dostoyevski kedi gençliğinde çıkardığı pek çok ayrıntıyı zekice ve anlayışlı bir dil ile başkahramanı Vanya'nın hayatına döker. Tıpkı Dostoyevski'nin başına geldiği gibi, günün ünlü eleştirmeni Belinski, İvan Petroviç'in ilk romanını çoşkuyla över. Bu romanın içeriği Dostoyevski'nin ilk romanı Zavallılar'a benzer. Bu övgüler üzerine aklı başından giden genç yazarın kitapta içtenlikle anlatılan mutluluğu da Dostoyevski'nin gençliğindeki mutluluğuna benzer diye düşünür okur.
Bu noktada nereye hayalgücünün başladığını çıkaramamak okuru daha da kışkırtacaktır.

Kitabı okuyanlar 1.630 okur

  • Bayındır Han
  • Yusuf Ş
  • Fyodor Amcaaaa
  • Farida Abbasova
  • Begüm Sönmez
  • Göksel Göktürk
  • Ilkin Veliyev
  • Erdem KANDEMİR
  • Büşra H.
  • Leyla Alizade

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.7 (13)
9
%1.7 (8)
8
%0.6 (3)
7
%0
6
%0.4 (2)
5
%0
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları