·
Okunma
·
Beğeni
·
15
Gösterim
Adı:
Fahreddin er-Razi’nin Gayeci Ahlakı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053204824
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nobel Akademik Yayıncılık
Kelâm, mantık, metafizik, usûl, tefsir, tıp gibi alanlarda devasa ve dakik eserler ortaya koyan Fahreddîn er-Râzî’nin, ahlâk üzerine yazmış olsaydı diğer alanlarındaki eserlerinde olduğu gibi kendisinden sonraki geleneği dönüştürmesi beklenirdi. Fakat Râzî, amelî ahlâka dair bir eser kaleme almış olsa da, teorik ahlâka dair bir eser vermemiştir. Elinizdeki kitap, bu eksikliği kısmen telafi edebilecek şekilde Râzî’nin ahlâka dair düşüncelerini ve entelektüel dönüşümlerini metinlerden adım adım izleyerek ortaya koymaya çalışmaktadır. Bunun için de yazıldığı tarihe kadar yapılan çalışmalar arasında, birçoğu da yazma olmak üzere en geniş Râzî eserleri seçkisi kullanılmıştır.

Elinizdeki kitap bir yandan İslâm ahlâk düşüncesi alanındaki bir boşluğu doldururken diğer yandan Fahreddîn er-Râzî’nin ahlâk düşüncesine yönelik çalışmaların eksiklerini gidermede de önemli bir unsur teşkil etmektedir.

(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
O’nun “Dikkat edin, yaratmak ve emretmek yalnızca O’na mahsustur'(Araf,54,5)ayeti, eşsiz bir sır ve derin bir hikmet barındırmaktadır. Şöyle ki, eğer sen [ilahî] yönetimin emarelerine ve göklerin, gezegenlerin, yeryüzünün muhtelif kısımlarının tasarımına şahit olursan, kalbin bunların her birinde bulunan hikmet vecihlerini tafsilatlı olarak (alâ sebîli't-tafsîl) bilmeyi arzulayacaktır. Sana bu durumda şu denecektir:

Kendi seviyende dur, sınırlarının ötesine geçme veya zihnini sonsuz bir okyanusa batırma veya nihayetsiz dağların zirvesine revan olma veya anlayışının, hayalinin, aklının ve nefsinin üzerinde olanı araştırma! Sen bu tür aydınlanmalara erişebileceklerden değilsin.

Bunun yerine acziyetini, hakirliğini ve eksikliğini kabul et ve bu şeylerin Yaratıcı’sının mükemmel yüceliğini ve mutlak büyüklüğünü icmalî olarak (alâ sebîli'l-icmâl) beyan et ve de ki: “Dikkat edin, yaratmak, emretmek, hikmet, kudret, münezzehlik, hüküm ve ululuk yalnızca O’na mahsustur. O mukaddestir, âlemlerin Rabb’idir, bütün bedenleri, nefisleri, ulvî varlıkları ve süfli varlıkları yönetendir!’ Bu tafsilata dalmayı terk ederek ve onun yüceliğini icmalen itiraf ederek, bu aşamada kendine dönmelisin, acziyetini ve eksikliğini değerlendirmelisin. Ardından kendini namazla ve niyazla meşgul et.

İşte ruhanî olarak ileri olanların (sıddîkîn) ulaşabilecekleri nihaî derece ve bilenlerin (ârif) düşüncelerinin doruğu burada yatar ki bu akhn gidebileceğinin ötesindedir. (...) Buna Allah Teâlâ bu ayetin sonunda şu sözüyle işaret buyurmuştur: 'Rabbinize tevazuyla ve gizlice dua edin’.

Kur’ân’da yer alan bu işaretler (telvîh) ne güzeldir! (...) Şu kitabın yazarı olan bu miskin şahsın aklına ve hayaline, Mukaddes, Bir ve Ezeli Olan’ın nezdinde insan nefisleri ve akılları için, bu ilahî izahlar ve âli sırlardan daha iyi, maslahata daha uygun ve daha cazip ( eczeb) olan bir yöntem (tarik) gelmemektedir.”(Razi,Esraru't Tenzil,372-3;krş.376.)
Fahruddin er -Razi'nin Zemmu lezzati'd dünya(Dünya Hazlarının Yerilmesi) adlı risalesinin hatime kısmında şunları söylüyor:


Bu durumlara vâkıf olduğunda, duyusal hazlar bayağı, hayalî hazlar ise önemsiz hale gelir. Aklî hazlara gelince, onlara ulaşmanın, yaklaşmanın ve onlar ile ilgi kurmanın bir yolu yoktur. Bu sebeplerden dolayı deriz ki: “Keşke ilk yoklukta kalmış olsaydık! Keşke bu âlemi görmemiş olsaydık! Keşke nefs bu bedene taalluk etmiş olmasaydı!” Bu manada şunu söyledim:

“Akılların ayaklarının sonunda bağ vardır. Alemlerin gayretinin çoğu dalalettir. Ruhlarımız cisimlerimize yabancıdır. Dünyadan elde edilen eziyet ve vebaldir. Biz araştırmamızdan ömrümüz boyunca kıyl ü kâh biraraya toplamak dışında bir şey elde edemedik. Kaç adam ve devlet gördük. Çok hızlı bir şekilde hepsi yok oldular ve ortadan kalktılar. Nice dağlar vardır ki doruklarına adamlar
çıktı. Fakat adamlar yok oldular, dağlar ise hala dağdır”.

Bil ki bu dar geçitlere daldıktan ve bu hakikatlerin sırlarını ortaya çıkarma hususunda derinleştikten sonra, bu durumdaki en iyi ve en doğru olan şeyin yüce Kur’ân ve kerîm olan Furkan'ın yolu olduğunu gördüm. Bu, âlemlerin Rabbi’nin varlığına ilişkin göklerin ve yerlerin cisimlerinin kısımlan ile yapılan istidlâli ve [bu konuda] derinleşmeyi terktir. Sonra detaylara girmeksizin yüceltme noktasında mübalağa etmektir. Tenzih için O’nun “Allah zengindir ve siz fakirsiziniz”; “Onun benzeri birşey yoktur”; “De ki: O Allah Bir’dir” ayetlerini okurum. İspat noktasında “Rahman arşa istiva etti”, “Üzerlerinde bulunan rablerinden korkarlar”, “Güzel olan söz ona yükselir” ayetlerini okurum. Herşeyin Allah’tan olduğuna ilişkin olarak “De ki: Herşey Allah’ın nezdindedir”, O’nu yaraşmayanlardan tenzihte “Başınıza gelen güzel şeyler Allah’tandır ve çirkin olanlar da nefsinizdendir” ayetini okurum. Bu kural üzere kıyasla!

Bütün samimiyetimle ve içtenlikle şunları söylüyorum: En yetkin, en faziletli, en büyük ve en yüce olan her ne varsa sana aittir. Sen kusurlu ve eksik olan herşeyden münezzehsin. Aklım ve anlayışım senin yarattıklarının bir zerresinin bile hakikatinin künhüne ulaşmaktan acizdir. Seni sana layık şekilde övemediğimi ikrar ediyorum.
...
Kulun kalbinde şefkatli davranması için bir tür acıma ( ra’fe) duygusunun ortaya çıkması gerekir. Bir kimse bunu tefekkür ettiğinde [görecektir ki] kulun sahip olabileceği tek maksat ( maksâd) cinse duyulan şefkatin kalbinde [sebep olduğu acıyı] gidermektir. Gerçekte o, başkalarına karşı, kendisinde duygudaşlığın oluşturduğu acıdan kurtulmak için şefkatli olacaktır. Allah Teâla bu duygudaşlıktan münezzehtir ve O’nun rahmeti buna dayalı değildir, aksine lütuf ve ihsanına dayalıdır. Biz bunu bazı örneklerle destekleyeceğiz.

Bir baba çocuğuna ihsanda bulunduğunda (ahsene), aslında kendisine iyilikte bulunuyor olacaktır. Çünkü eğer çocuğunun maslahatına halel gelirse, babanın kalbi acıyla dolacaktır. Eğer çocuğuna iyilik yaparsa, çocuğun maslahatı muhafaza edilecek ve babanın kalbinden acı giderilecektir. Dolayısıyla, baba çocuğuna yalnızca kendi maksadını gerçekleştirmde için iyilikte bulunur.

Bir efendi kölesine iyilikte bulunduğunda bunu yalnızca [köle] kendisinin işine yarayabileceği için yapar, böylece köle onun için kâr elde eder ve ona hizmette bulunur. Dolayısıyla, efendinin bu ihsandan maksadı kendi iyiliğini temin etmektir.

Bir kimse cömertçe davranır ve zekatını öderse bunu yalnızca insanlar arasında cömert ve asil bir insan olarak şöhret kazanmak ya da ahirette mükafat elde edip cezadan kaçmak için yapar. Gerçekte yalnızca kendine iyilikte bulunur. (Fahreddin Razi,Levahim)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fahreddin er-Razi’nin Gayeci Ahlakı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053204824
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nobel Akademik Yayıncılık
Kelâm, mantık, metafizik, usûl, tefsir, tıp gibi alanlarda devasa ve dakik eserler ortaya koyan Fahreddîn er-Râzî’nin, ahlâk üzerine yazmış olsaydı diğer alanlarındaki eserlerinde olduğu gibi kendisinden sonraki geleneği dönüştürmesi beklenirdi. Fakat Râzî, amelî ahlâka dair bir eser kaleme almış olsa da, teorik ahlâka dair bir eser vermemiştir. Elinizdeki kitap, bu eksikliği kısmen telafi edebilecek şekilde Râzî’nin ahlâka dair düşüncelerini ve entelektüel dönüşümlerini metinlerden adım adım izleyerek ortaya koymaya çalışmaktadır. Bunun için de yazıldığı tarihe kadar yapılan çalışmalar arasında, birçoğu da yazma olmak üzere en geniş Râzî eserleri seçkisi kullanılmıştır.

Elinizdeki kitap bir yandan İslâm ahlâk düşüncesi alanındaki bir boşluğu doldururken diğer yandan Fahreddîn er-Râzî’nin ahlâk düşüncesine yönelik çalışmaların eksiklerini gidermede de önemli bir unsur teşkil etmektedir.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Muhammed Ali

Kitap istatistikleri