Fatma Aliye: Uzak Ülke

7,8/10  (4 Oy) · 
12 okunma  · 
7 beğeni  · 
591 gösterim
"Bu kitap, üst üste binmiş arayışların kitabı. Ben, Fatma Aliye'yi aradım. Yaşadığı çağda, çağdaşlarından ve kendinden geriye kalan hayatlarda. O, mümin bir âlime olarak, muasır medeniyetlerde Osmanlı kadınına yer aradı. Romanlar yazdı. Makaleler yazdı. Mesajı kaleminden önde koştu.

İmparatorluktan geri kalan, harflerden de çekilirken, Fatma Aliye de kendi kaderine çekildi. 1926'dan, öldüğü tarih olan 1936'ya kadar evden kaçan kızını aradı. Ulaşabildiği kızı değil, kızının tanassur edişinin hikâyesi oldu."
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2007
  • Sayfa Sayısı:
    352
  • ISBN:
    9789752635067
  • Yayınevi:
    Timaş Yayınları
  • Kitabın Türü:
Ali Osman Sarı 
07 Mar 20:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İÇİMİZDE OLAN UZAK ÜLKE

Bedene hapsolmuş ruh özgür olabilir mi? İnsan kendini zorla unutturabilir mi? Çevresinden, ailesinden, kendisinden uzak bir ülkede yaşayıp aynı zamanda kendisiyle barışık, çevresiyle ailesi ile barışık olabilir mi? Fatma Aliye Osmanlının ilk kadın muharrirlerinden birisi olmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödemiştir. Bütün bu soruların cevaplarını bulup bulamadığını bilemiyoruz. Fakat yazar onun şahsında bizi bu zorlu yolculuğa çıkartıyor. “önemli olan varılacak yere ulaşmak değil, yolda olmaktır.” Diyerek kitabı okumaya başladığımızda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş evresinde yaşanan siyasi çalkantıların, zihni parçalanmışlıkların, bir Osmanlı münevveri iken aniden Cumhuriyet aydınına dönüşmenin çilesini Fatma Aliye profili üzerinden tarih tarih aktarılmaya çalışıldığını görmekteyiz.

Paradoksların içerisinde kalan Fatma Aliye’nin uzak ülkesinin aslında hepimizin içinde izdüşümlerini bulacağımız kitap, ilk bölüm itibariyle Fatma Aliye’nin doğum ve ölüm tarihleri arasında yaşanan siyasi ve içtimai hadiseleri bir tarih kitabı sertliğinde yazarken bir taraftan da gelişen ve değişen her hadiseye Fatma Aliye’nin iç dünyasından nasıl tepkiler verdiğini anlatmaya çalıştığından ötürü bir roman olmasına rağmen kitabı okumaya başladığımız andan itibaren damağımızda yarı roman, yarı belgesel, yarı biyografi tadı bırakıyor.

Fatma Aliye’nin ölümünden sonra Fatma Karabıyık Barbarosoğlunun günümüz Türkiye’sinde Fatma Aliye’nin izinden giderken yaşadıkları anlatılıyor. Aslında o zamandan bugünlere kadar özellikle başörtülü kadına daha doğru bir ifadeyle okuyan, düşünen, ürünler ortaya koyan Müslüman kadına bakış açısının değişmediğine dair hem iç hem de dış bir yolculuğa çıkıyoruz. Değişen bir şey varsa o da bu bakış açısının yerinde saymasından ziyade düşmanca bir tavır ve muhatabını korkuların efendisi pozisyonuna getiren bir dünya görüşüne dönüştüğünü Barbarosoğlunun ders verdiği sınıftaki Türkiye portresini oluşturan öğrenci gurubunun temsili davranışları ve kitabını tanıtmak üzere gittiği Berlin’de karşılaştığı olumsuz tavır üzerinden ortaya koyulmuştur.

Kitabın sonunda yazar;

“ Şunu düşününüz lütfen. Korkularınızın sahibi kim? Siz korkunuzu kendi bedeninizde kimin adına ve niçin misafir ediyorsunuz? Korkuya bu kadar teşne olmasaydık ve gözetleme kültürünü bu kadar içselleştirip içimize sindirmeseydik, şu an belki de dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse, o beni öldürecekti öyleyse ben önce davrandım ve onu öldürdüm diyemeyecekti. Ben korkmuyorum! Sahibimiz Allah.” İfadesiyle yolculuğunda menzile ulaşmanın ferahlığıyla uzak ülkelere olan seferini tamamlıyor.

Kitaptan 1 Alıntı

merve selvi 
01 Mar 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hatırlamak ne belâlı bir ülke.Hatırlananlar ile yaşananların arasındaki mesafe ,her hatırlanışta yeniden mi açılıyor? Ölüm bütün mesafeleri kapatır sanmıştı.Ölümün kendisi mesafe koyan iken mümkün mü?

Fatma Aliye: Uzak Ülke, Fatma Barbarosoğlu (Sayfa 175)Fatma Aliye: Uzak Ülke, Fatma Barbarosoğlu (Sayfa 175)