Faust, bir bilim insanı, bilgin… Ama bilgisiyle mutlu olamıyor. Çünkü hayatın özü bilgi değil sadece: hissetmek, yanılmak, yaşamak da var. Bunu fark ettiğinde şeytanla – Mefisto ile – bir anlaşma yapıyor. Bu anlaşma, aslında birçok insanın kendi hayatında yaptığı pazarlıkları andırıyor: Mutluluğun peşine düşerken, nelerden vazgeçiyoruz?
"Sen nefsine güvendiğin anda, yaşamanın sırrını anlamış olacaksın." Faust bu felsefeyle yaşamına devam ediyor. Sevmek isterken yıkmak, ararken kaybetmek Faust'un düşüşüne sebep oluyor. Demek ki hayat sadece başarılarla, bilgiyle ölçülmez. Hatalarımızla insan oluruz... Faust'un içinde iki kişi büyüyor: biri bilen, diğeri isteyen. Roman ilerledikçe ordan Faust, bu taraftan okur kendiyle yüzleşiyor.
Hayatımızın her anında Mefisto ile karşı-karşıya kalıyoruz. Hep fısıldıyor bize: Kendini bana bırak, bana güven... Ve sonuç: düşüş...
Eserinin dramatik ve mistik havasını Goethe başarıyla yansıtır. İki bölümden oluşan romanın ilk bölümü tutku, hata, pişmanlıklarla ilerlerken, ikinci bölüm felsefi ve simgesel ilerlemektedir.
Klasik edebiyatı insanı olsam da, zor ilerledi kitap benim için, ama iyiki okudum.
Her kese faydalı okumalar dilerim.