Adı:
Felsefenin Kısa Tarihi
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711171
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Felsefe gerçekliğin doğası ve nasıl yaşamalıyız sorularıyla başlar. Felsefenin Kısa Tarihi, görünüş ve gerçek, benliğin doğası, tanrının varlığı ve hem birey hem de toplumun bir üyesi olarak nasıl yaşamamız gerektiği gibi felsefenin ana temalarına odaklanıyor. 2000 yıllık Batı felsefesini Sokrates'ten hayvan hakları hareketine kadar ana hatlarıyla sunuyor. Warburton çoğumuzun gözünü korkutan ve anlaşılmaz bulduğu felsefeyi herkesin anlayabileceği ve günlük hayatında kullanabileceği bir konu haline getiriyor. Batı felsefesinin büyük düşünürlerini kronolojik sırayla tanıyacağınız, zevkle okunacak mükemmel bir giriş kitabı. 

Batının düşünce tarihiyle ilgilenmek isteyenler için en uygun başlangıç noktası. 
-Publishers Weekly-

Felsefe öğrenmek isteyenler için paha biçilmez bir klasik. Felsefenin sanıldığı kadar karışık ve zor olmadığını, tam tersine güzel bir zihin alıştırması olduğunu kanıtlıyor.
-Oxford Times-

Batı felsefesi tarihinde bir gezinti, öğretici ve eğlenceli.
-Sacramento News and Review-
360 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
İncelemeye başlamadan önce, felsefi bilgileri bu denli basit ve eğlenceli bir üslup ile kaleme alan Nigel Warburton 'a şükranlarımı iletiyorum :)

* Spolier içerebilir. Metnin uzunluğu gözünüzü korkutmasın, madde madde elimden geldiği kadar özetlemeye çalıştım.

Kitabımız kronolojik bir sıraya göre dizilmiş, 40 bölümden oluşuyor. Yunan felsefesinden, ortaçağ felsefesine, oradan da modern felsefeye doğru ilerliyoruz. Bölümler sırası ile şöyle:

1. Bölüm: Soru Soran Adam - Sokrates ve Platon
2. Bölüm: Hakiki Mutluluk - Aristoteles
3. Bölüm: Hiçbir Şey Bilemeyiz - Phyrrhon
4. Bölüm: Bahçe Yolu - Epikuros
5. Bölüm: Önemsememeyi Öğrenmek - Epiktetus, Cicero, Seneca
6. Bölüm: İpler Kimin Elinde? - Augustinus
7. Bölüm: Felsefenin Tesellisi - Boethius
8. Bölüm: Mükemmel Ada - Anselmus ve Aquinas
9. Bölüm: Tilki ve Aslan - Niccolò Machiavelli
10. Bölüm: Kötü, Zalim ve Kısa - Thomas Hobbes
11. Bölüm: Rüyada Olabilir miyim? - René Descartes
12. Bölüm: Bahisleri Görelim - Blaise Pascal
13. Bölüm: Mercek Yontucusu - Baruch Spinoza
14. Bölüm: Prens ve Ayakkabı Tamircisi - John Locke ve Thomas Reid
15. Bölüm: Odadaki Fil - George Berkeley [ve John Locke)
16. Bölüm: Mümkün Dünyaların En İyisi - Voltaire ve Gottfried Leibniz
17. Bölüm: Hayali Saatçi - David Hume
18. Bölüm: Özgür Doğmak - Jean-Jacques Rousseau
19. Bölüm: Pembe Gerçeklik - Immanuel Kant
20. Bölüm: Ya Herkes Böyle Yapsaydı? Immanuel Kant[2]
21. Bölüm: Kolay Yoldan Mutluluk - Jeremy Bentham
22.Bölüm: Minerva'nın Baykuşu - Georg Wilhelm Friedrich Hegel
23.Bölüm: Gerçekliğe Anlık Bakışlar - Arthur Schopenhauer
24. Bölüm: Büyümek için Yer Açın - John Stuart Mill
25. Bölüm: Akılsız Tasarım - Charles Darwin
26. Bölüm: Fedakarlık - Søren Kierkegaard
27. Bölüm: Dünyanın Bütün İşçileri, Birleşin - Karl Marx
28. Bölüm: Ne Olmuş? - C.S Peirce ve William James
29. Bölüm: Tanrının Ölümü - Friedrich Nietzsche
30. Bölüm: Gizlenen Düşünceler - Sigmund Freud
31. Bölüm: Fransa'nın Kralı Kel mi? - Bertrand Russell
32. Bölüm: Yuuh!/Yaşasıın! - Alfred Jules Ayer
33. Bölüm: Özgürlüğün ıstırabı - Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Alber Camus
34. Bölüm: Dilin Büyüsünde - Ludwig Wittgenstein
35. Bölüm: Soru Sormayan Adam - Hannah Arendt
36. Bölüm: Hatalardan Ders Almak - Karl Popper ve Thomas Kuhn
37. Bölüm: Kontrolden Çıkan Tren ve İstenmeyen Kemancı - Philippa Foot ve Judith Jarvis Thomson
38. Bölüm: Cehalet Yoluyla Adalet - John Rawls
39.Bölüm: Bilgisayarlar Düşünebilir mi? - Alan Turing ve John Searle
40. Bölüm: Modern Bir Atsineği - Peter Singer

Eserde aktarılan bilgilerin kalıcılığını sağlamak adına, kitabı okurken yanımda bulundurduğum not defterime sık sık notlar aldım(https://i.hizliresim.com/4p95b7.jpg). Edindiğim notları bu incelemede bölüm bölüm paylaşacağım, tabi ki tadında ve fazla detaya girmeden.

→ Sokrates:

● Fazla soru sorduğu gerekçesiyle ölüme mahkûm edilmiştir. Bkz: Adi düzenin adi insanları daima soru soran insanlara gıcık olmuştur, çağ pek de önemli değil.

● Felsefenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuş bir zat-ı şahanedir. Kendisini bir at sineği olarak tanımlayan bu garip adam(o çağdaki ufku dar insanların Sokrates için kullandığı tanımı diyorum, garip adam) halk pazarlarına inip insanlara sorular sorarak onların düşünceleri öğrenmekten haz duyardı. İnsanlar ondan biraz rahatsız olurdu ama olsun, sonuçta at sineği rahatsız eder ama ciddi bir zarar vermez.

● Düşünmek bu adam için o denli ehemmiyet taşıyan bir hadise imiş ki, yaşamın ancak ne yaptığımızı düşünürsek yaşamaya değer olduğunu dile getirmiştir.

→ Platon:

● Duyulara karşı garezi mi var diye düşündüğüm adamdır kendisi. Duyuların değil, düşünmenin gerçekliğine inanır Plato.

● Totaliter devlet rejimini benimsemektedir. Platon'a göre her insanın oy kullanması saçmalıktır. Tümüyle insanların bireysel özgürlük ile yönetimi şekillendirmesini doğru bulmamaktadır.

● Platon'a göre felsefenin ana ereği(Erek:
gerçekleştirilmek üzere tasarlanan, ardından koşulan, ulaşılmak, erişilmek istenilen şey) insanın mutlu olmak ve yaşamını deyim yerinde ise dolu dolu yaşaması veya yetkin yaşaması.

→ Aristoteles:

● Hocam sizi katılmıyorum. Platon'un öğrencisi olan Aristo, hocasının aksine duyulara dayalı gerçekliği merak ediyor ve keşfetmek istiyordu. Bir sözünde duyular hakkındaki fikrini şöyle dile getirmiştir: "Bir duyuyu kaybeden, bir dünyayı kaybeder."

● Hakiki mutluluğun kısa süreli bir haz olmayacağını düşünüyordu. Hakikî mutluluğu yaşamak için uzun bir yaşam sürmemiz gerektiği düşüncesi içindeydi. Birde unutmadan ekleyeyim, çocukların mutlu olamayacağını düşünüyordu.

● İnsanı politik bir hayvan olarak tanımlıyordu, bunun yanı sıra insanın bir işlevi olduğuna inanıyordu. Bence de olmalı, ama maalesef günümüzde öglena gibi yaşamını sürdüren bireylere de rastlamak mümkün

→ Pyrrhon:

● Pyrron'u tanıdıktan sonra şüpheciliği bir kez daha gözden geçirmenin doğru olacağı kanaatine vardım. Felsefe tarihinin en uç süphecilerinden olur kendisi.

● Platon gibi duyular konusunu tamamen kestirip atmaz, duyularımıza tamamen güvenmememiz gerektiğini savunur. Bazen duyularımız yüzünden yanılgıya düşebiliriz ama bizi doğruya sevk ettiği durumları da göz ardı edemeyiz, görüşü bu bağlamda açıklanabilirdi.

● Soğunkanlılığına hayran kaldığım insan Pyrrhon, hele bir gemi hikayesi var ki beni derinden etkiledi. Hikaye şöyle: Gemiyle yolculuk yaptığı sırada, gelmiş geçmiş en korkunç fırtınalardan birinin ortasında kaldığında serinkanlılığını hiç bozmamasıyla ünlüdür. Sert rüzgâr geminin yelkenlerini parçalar, dev dalgalar tekneyi döver. Etrafındaki herkes korkuya kapılır ama Pyrrhon bunların hiçbirinden etkilenmez. Görünüşler sıklıkla aldatıcı olduğundan, fırtınadan gelebilecek herhangi bir zarardan da kesin olarak emin olamayacaktır. En tecrübeli denizciler bile paniğe kapıldığında, o sükûnetini korumuştur. Bu şartlar altında bile kayıtsız kalmanın mümkün olduğunu kanıtlamıştır.(Bkz kaynak: Felsefenin Kısa Tarihi, Sayfa 34-35)

→ Epikuros:

● Ölüm korkusu mu, orada durun! Bu adam için ölüm korkusu bir zaman kaybı. Ölüm korkusu Epikuros'a göre aşılması gerek bir tür ruh hali bütünüydü.

● Öğrencileri ile beraber normal yaşam hayatını tercih etmeyip, komün hayatını yaşıyordu(Komün, kapalı toplum demektir. Bir grup insanın, kendi arasında, ortaklaşa üretmesine ve tüketmesine dayanır. Kapalı cemaatler ve tarikatlar komündür)

● Mutluluğu şöyle tarif eder: Arzularınız basitse, onları tatmin etmekte o denli kolaylaşır ve ilgilendiğiniz şeylerden keyif almak için zamanınız ve enerjiniz olur.

→ Epiktetus:

● Kendisi bir stoacıdır(Bkz: Stoacılık ya da Stoa Okulu, kurucusu Kıbrıslı Zenon olan, Megara okulunun bir kolu olan felsefe okulu. Helenistik felsefenin en önemli akımlarındandır. Zenon, okulunu Atina'da bir resim galerisinde kurmuştur. Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir.)

● Kader kimi zaman yüzümüze gülmüyor, bu adamda hayatına bir köle olarak başlamak durumunda kalmıştır. Hayatında birçok acıya şahit oldu, açlığı ve acıyı öğrendi. Talihsiz bir kaza sonucu(Bacağını zehirli bir böcek ısırmıştır) topal kaldı. Kimilerimizin kulağına aşina gelen o sözü işte bu adam söylemiştir: Bedenlerimiz birer köle de olsa, zihinlerimiz özgür kalabilir.

● Acı ve dert ile nasıl başa çıkabiliriz? Böyle olabilir: Düşüncelerimiz bize bağlıdır.

→ Cicero:

● Felsefenin Pollyanna’sı olan naif adam. Olaylar karşısında kötü bir tutum takınmaktan çekinirdi.

●Ruhlarımızın sonsuza dek yaşayacağı kanaatindeydi. Bu düşünce felsefeciler arasında merak edilen ve üzerinde sözler edinmiş bir konu idi ayrıca.

● Süreçleri hayatımızda nasıl yöneteceğimize biz karar veririz der Cicero beyefendi

→ Senaca:

● Hayat kısa, nasıl sığdırabilir insan yaşantısını dünyaya? Nasıl verimli olabilir insan? Diyenler, Senaca size kızabilir. Onun için hayatın kısa olmasının kötü değil, birçoğumuzun zamanını kötü kullandığı için bize kötü geldiği için kötü göründüğü demek mümkün. Çorba ettim burada tanımı ama, siz anladınız onu.

● Doğru seçimleri yaparsak, hayatın genellikle birçok şeyi gerçekleştirmek için uygun olduğunu düşünür.

●Okurlarına her daim naif olmalarını, kalabalıktan uzak durarak yaşamlarını sürdürmelerini ve gereksiz işler ile meşgul olmamalarını öğütlemiştir.

→ Augustinus:
● Hakikat neydi? Bilen varsa bu adama da iletsin. Umutsuzca hakikati arıyor ve bilmek istiyordu.

● Bir Tanrı inancına sahipti ama gel gör ki, inancı bazı soruları cevapsız bırakıyordu, bu hadise ise onun canını sıkıyordu. Hulasa geçmek gerekirse şu tarz sorular aklını kurcalıyordu: Tanrı neden dünya üzerinde kötülüklerin var olmasına izin veriyor? Sahi neden?

● Özgür iradeye sahip olmanın önemini dile getirmiştir.

→ Boethius:
● Hapishanede idama mahkûm edilmişsiniz ve kalan günlerinizi, yani ölümle yaşam arasında geçirdiğiniz günleri, felsefe kitabı yazarak geçiyorsunuz,(Bkz:Yazdığı kitabın ismi, Felsefenin Tesellisi)işte o adam Boethius.

●Gerçek mutluluğa ulaşmanın yolunu Tanrıya ve iyiliğe bağlıyordu Boethius.

●Özgür iradeye sahibiz fakat Tanrı ne yapacağımızı önceden belirlemiş olduğu için, yaşamlarımız bu doğrultuda ilerler düşüncesi içindeydi.

→ Anselmus:
● Tanrının yorumunu farklı bir şekilde açıklar kendisi. Onun için Tanrı: Daha yüce bir şey tasarlanmayan varlıktır.

● Tanrı kavramının zihinlerimizde var olduğunu düşünür.

●Tanrının varlığını ressam örneği ile pekiştiriyordu: Ressam resmini yapmadan önce bir sahne hayal eder. Bir aşamada hayal ettiğini, resmeder. Böylece resim, hem zihinde hem de gerçekte var olur.

→ Aquinas:
● Tanrının varlığını kanıtlamak için aklın şart olduğu düşünüyordu. Onun deyimiyle bakarsak din de akla sığmayacak pek çok hadise de mevcuttur, ama olsun karıştırmayalım.

→ Niccola Machiavelli:

● Öyle bir hükümdar düşünün ki, iktidarda kalmak için her hadiseyi mubah saysın. İşte o hükümdar sıfatına uygun olan insan Niccola Machiavelli.

● Dürüst ve iyi bir insan olmamız iyi olabilir ama bazen pek de iyi olmayabilir. Bazı zamanlarda yalan söylemek, verdiğimiz sözleri yerine getirmemek gibi hadiseler Machiavelli için mubah sayılıyordu.

● Başarılı olmak için talihinde yanımızda olmasına, canı gönülden inanıyordu.

→ Thomas Hobbes:

● Sportif bir filozof düşünmek bir hayli garip geliyor değil mi? Hobbes zinde kalmak için her sabah yürüyüşler yaparmış. Zinde kalma tutkusu onu ortalama ömrün 35 yıl olduğu dönemlerde 91 yaşına kadar ulaştırmıştır.

● İnsanın zayıf bir varlık olduğunu öne sürüyordu. Güvende olmak, özgürlükten daha önemliydi Hobbes için.

● Nasıl davranmalıyız sorusunu şöyle cevaplamıştır: Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarını da öyle davranmalıyız.

→ Rene Descartes

● İnanmakta olduğu birçok şeyi gözden geçirip göründükleri gibi olup olmadıklarını sık sık sorgulamıştır kendisi.

● Phyrrhon gibi duyularımıza tam olarak güvenemeyeceğimiz kanısına varmıştır.

● Descartes bedeninden ziyade zihnin gerçekliğine inanıyordu. Bir bedene sahip olmayı hayal edebiliyordu, fakat bir zihne sahip olmamayı hayal edemiyordu.

→ Blaise Pascal:

● Kasvetli bir görünüme sahip olan bu adam, genel tutum olarak kötümser bir karaktere sahipti.

● İnsanoğlunun cinsel arzularına yenik düştüğünü, güvenilmez ve çabucak sıkılabilen bir canlı olduğunu dile getirmiştir. Katıldığım noktaları yok değil bu tanımda.

● Ona göre insanlar; hayvanlarla melekler arasında bir yerdeydi, ama çoğu zaman hayvanlara daha yakındık.

→ Baruch Spinoza:

● Tanrının ve doğanın aynı şey olduğunu savunuyordu. Tanrının doğada olduğunu, doğanın da Tanrı’da olduğunu dile getiriyordu. Bu görüş günümüzde Panteizm olarak adlandırılıyor(Bkz: Panteizm ya da tüm tanrıcılık, her şeyi kapsayan içkin bir Tanrı'nın, Evren'in ya da doğanın Tanrı ile aynı olduğu görüşüdür. Panteistler kişileştirilmiş ya da antropomorfik bir Tanrıya inanmazlar. Panteizm, genellikle monizm ile ilişkili bir kavramdır)

● Tanrı hakkındaki görüşleri münasebetiyle 24 yaşındayken Sinagogdaki hahamlar tarafından kovulmuş ve lanetlenmiştir. Ne garip değil mi? Dini sorgulamaya gittiğinizde lanetlenmeniz an meselesi.

● Yapabileceğimiz en iyi şey nedir? Spinoza'ya göre yapabileceğimiz en iyi şey duygularımızın dış etkenlerden değil de, kendi seçimlerimizden ortaya çıkmasıdır.

→ George Berkeley:

● Gözlemleyemediğimiz şeyler var olabilir mi? Berkeley’e göre bu sorunun cevabı: Hayır. Ona göre, gözlenemeyen şeyler var olmaya da son verir.

● Bir dış dünya kavramı, bu adam için bütünüyle geçersiz ve anlamsızdır.

● Deneyimlediğimiz ve düşündüğümüz her şey: sandalye, masa, 3 rakamı vs. Berkeley’e göre yalnızca zihnimizde var olur. Birde şunu da eklemek gerekiyor, Berkeley maddi şeylerin var olduğunu reddediyordu.

→ Gottfried Wilhelm Leibniz:

● Yeter neden ilkesini bulmuştur(Bkz: Leibniz'in, düşünmenin ana ilkesi olarak çelişmezlik ilkesinin yanına koyduğu ilke. En genel biçimi: Her şeyin yeter bir nedeni vardır. Mantık ilkesi olarak: Her yargının, doğru olması için, yeter bir nedene gereksinmesi vardır)

● Çevremizdeki her olayın mantıklı bir açıklaması var mıdır? Leibniz’in cevabı: Evet. Ona göre her şeyin mantıklı bir açıklaması vardır.

● Tanrı her açıdan mükemmel bir bir dünya yaratmıştır, diye düşünüyorsanız orada bir durun. Bu adam bu fikri savunmuyordu. Ona göre Tanrı her açıdan mükemmel bir dünya yaratmamıştır, çünkü Tanrı olan ve olabilecek olan tek mükemmel varlıktır, eğer dünya mutlak anlamda mükemmel olsaydı, Tanrı gibi olurdu.

→ David Hume:

● Tasarım argümanın yanlış olduğunu savunuyordu(Bkz: Tanrı’nın varlığına dair gösterilen kanıtların en sık karşılaşılan türü tasarım argümanıdır. “Bu koca evren ve içindeki her şey çok karmaşık yapılardır. Bunların kendi kendine oluşmuş olmaları imkansızdır. Bu karmaşık şeylerin mutlaka bir tasarımcısı vardır. Evren’i tasarlayabilecek bir varlığın çok üstün bir varlık olması gereklidir. O varlık da Tanrı’dır” şeklinde kabaca formüle edilebilecek bir savı vardır)

● Mucizelerden yola çıkan argümanları da desteklememektedir Hume. Mucize olarak adlandırdığımız bir hadisenin doğanın yasalarına karşı gelmesi gerekmektedir.

● Bazı filozoflar bu adamı bir agnostik olarak adlandırmıştır(Bkz: Agnostisizm, bilinmezcilik veya bilinemezcilik; teolojik olarak tanrının varlığının veya yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır)


→ Jean-Jacques Rousseau:
●Hakiki din nasıl olur neden kaynaklanır? Hakiki din kalpten gelir ve dini törenlere ihtiyaç duymaz, diye düşünür Rousseau

● Siyaset felsefesine ilgi duymuş ve bu alanda araştırmalar yapmıştır, nitekim bu felsefi dal başını derde sokmuştur. “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinin giriş kısmında “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur” der. Sınıfsız bir toplum hayali içerisindeydi bu adam.

●Rousseau'ya göre insan doğası gereği iyidir. Bir ormanda kendi başımızın çaresine bakarak yaşasaydık, pek çok soruna sebep olmayacaktık. Fakat bu doğa durumundan çıkıp şehirlere yerleştiğimizde işler ters gitmeye başladı. Di­ğer insanlar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmayı ve diğer insanların dikkatini çekmeyi saplantı haline getirdik. Hayata karşı bu rekabetçi yaklaşımın korkunç psikolojik etkileri oldu ve paranın icadı her şeyi daha da kötüleş­tirdi. Şehirlerde birlikte yaşamanın sonucunda kıskançlık ve açgözlülük ortaya çıktı. Yabani yaşamda, "soylu vahşi" bireyler sağlıklı, güçlü ve her şeyden. önemlisi özgürdü ama uygarlık insanı kirletiyordu.(Felsefenin Kısa Tarihi - Sayfa 162)


→ Immanuel Kant:

● Filtre, insan zihnidir. Olayları nasıl değerlendireceğimizi belirler ve yaşadığımız deneyimlere anlamlar yükler.

● En büyük metafizikçilerinden birisi olan Kant, Dünyaya olduğu biçimde yani göründüğü biçimde, doğrudan erişilmesine imkan olmadığını savunur.

● Ahlak nedir ve nasıl tanımlanır? Kant’a göre ahlak, ne yaptığımızla değil onu neden yaptığımızla ilgilidir.

→ Jeremy Bentham:

● İnsanların aklını kurcalayan mutluluk nedir sorusuna Bentham’ın yanıtı şöyleydi: Mutluluk nasıl hissettiğimiz ile ilgilidir. Acının yoksun olduğu durumdur.

● Bu adama göre insanoğlu basittir. Yaşantımız içerisinde yaşadığımız acı ve hazlar en büyük yol göstericimiz olmuştur.

● Machiavelli’yi hatırlarsanız, bazı durumlarda yalan söylemenin mübah olabileceğini savunuyordu, Bentham’da bu doğrultuda ilerliyor. Ona göre yalan söylemek bazı durumlarda yanlış bir davranış olmaktan çıkabilmektedir.

→ Georg Wilhelm Friedrich Hegel:

● Anlaşılması güç bir insan olan Hegel’in eserleri okuyucular için bir tür zorlu labirenti andırıyordu. Yazdığı yazılar, dönemindeki birçok filozofu kızdırmaya yeterli olmuştur.

● Hayatın içerisinde bir değişim süreci var mıdır? Hegel bu sorunun yanıtını şöyle veriyor: Hayat için her şey değişim süreci içerisindedir.

● Hegel’e göre gerçeklik, her daim kendini anlama süreci ile bağlantılı ve bu sürecin içerisinde yer almaktadır.

→ Arthur Schopenhauer:

● Kısır döngü kavramını filozoflar nasıl yorumlar? Schopenhauer’a göre hepimiz bir kısır döngü çemberi içinde sürekli bir şeyler istemek ile meşgulüz.

● Çağındaki diğer filozoflara nazaran, batı felsefesinin dışında doğu felsefesine de ilgi göstermiş, üzerinde okumalar ve araştırmalar yapmıştır.

● Deneyimimizin ötesinde bir gerçekliğin veya Schopenhauer’ın tabiri ile dünyanın ötesinde bir gerçeklik var olabilir miydi, Schopenhauer’e göre evet var olabilirdi.

→ John Stuart Mill:

● Bir çocuğun hayatı, eğitim ile şekillendirilebilir mi? Bu sorunun yanıtının evet olduğunu biliyoruz, Mill’in hayatına baktığımızda ise evet demekle kalmıyor, kesinlikle diyoruz. Üç yaşında iken Eski yunanları öğrenmeye başlamıştı(Sokrates,Platon vb.) Altı yaşında iken bir Roma tarihi kitabı yazdı, yedi yaşındayken Platon’un diyaloglarını orijinal dilinde okumaya ve anlamaya başladı. Sekiz yaşında iken Latinceyi öğrendi. On iki yaşında tarih, ekonomi ve politika hakkında bilgiye sahipti. Karmaşık matematik problemleri onun için çözülebilecek sorunlardı. Bilime karşı içinde bir haz besliyor ve sürekli ona ulaşmak için çabalıyordu.

● Kendisi ilk feministlerden biriydi. Bu yolda destekliği bir hadiseden dolayı tutuklandı(Bkz: Doğum kontrol yöntemlerini desteklemekteydi)

● İnsanlar neye benzer? İnsanlar ağaçlara benzer. Bir ağacın büyümesi ve gelişmesi için yeteri kadar alan vermezseniz gelişimini tam manası ile gerçekleştiremez. Fakat ihtiyacı olan alanı ağaca tahsis ettiğinizde potansiyeli açığa çıkarır.

→ Charles Darwin:

● Bildiğiniz üzere evrim teorisi ile tanınmaktadır Darwin. Maymunların atasından geldiğimizi savunmaktadır.

● Çocukluğunda ve gençliğinde gelecek vaat eden birisi değildi. Çevresinde ki kimse, onun insanlık adına bu denli bir katı yapacağına inanamaz idi. Babası Robert Darwin, oğlunun ailesi için bir vakit kaybı olduğunu düşünüyordu, onu bu denli karamsar düşünceye iten faktörlerden birisi ise, Darwin’nin zamanın çoğunu fare avlamakla geçirmeseydi.

● Düşündükçe; hayvanların doğal bir süreçte evrim geçirdiğini(çevre faktörlerine karşın değişime uğradıklarını) ve sabit kalmak yerine sürekli değişim süreci içerisinde olduğu kanaatine vardı.

→ Søren Kierkegaard:

● Oldukça garip bir kişiliğe sahipti kendisi. Öyle ki yaşadığı şehir olan Kopenak'a dahi uyum sağlamakta zorluk çekmiştir.

● Çalışkan bir kişiliğe sahip olan bu adam, bir kadına gönlüne kaptırmış ve sonrasında derin üzüntüler yaşamak zorunda kalmıştır(Bkz: Genç bir kadına, Regine Olsen'e gönlünü kaptırmış ve ona evlenme teklif etmişti. Regine kabul etti. Ne var ki Kierkegaard, evlenmek için fazla karamsar ve dindar olduğundan endişe ediyordu. Belki de Danca "mezarlık" anlamına gelen "Kierkegaard" soyadının hakkını veriyordu. Regine’ye onunla evlenemeyeceğini yazdı ve nişan yüzüğünü geri gönderdi. Bu karan verdi­ği için kendini çok kötü hissetmiş, sonrasında gecelerce yatağında ağlamıştı)

● Kierkegaard için Tanrı kavramına inanmak basite indirgenemezdi. İnancı ise risk içeren, rasyonel ve akla dayanmaz bir olgu olarak değerlendi.

→ Karl Marx:

● Dünya üzerinde büyük etkisi olmuş bir zattır kendileri. Komünist Manifesto, Das Kapital gibi önemli eserle imza atmıştır. Marx bir eşitlikçiydi: İnsanlara eşit davranılması gerektiğini düşünüyordu.

● Onu kendini adadığı davasında başarılı kılan faktörlerin arkasında bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi yatıyordu.

● Marx, kendisinden önceki filozoflar dünyayı sadece yorumlamakla meşgul olduklarını düşünüyordu. Marx’a göre yorumlamak yetmiyordu, o dünyayı değiştirmek istiyordu.

→ Friedrich Nietzsche:

● Sınırların ötesinde bir adamdı. Henüz yirmi dört yaşındayken dünya üzerinde saygın bir üniversite olarak kabul gören Basel Üniversitesine profesör olarak atandı.

● Hayatın içindeki zorlukları keşfetmek veya kendini hayatı zor kılmak hoşuna gidiyor gibiydi. Tabi bu çıkarımı ben değil Nigel Warburton yapıyor.

● Nietzsche, zayıflara yönelik dini merhamet ahlak yerine, aristokratların(Bkz: Soylular sınıfından olan, soylu) değerlerini daha üstün tutuyordu.

→ Sigmund Freud:

● Arzularımız bizi yönlendirebilir mi? Bu sorunun cevabını Freud, arzular içimizde saklı olan ve bizi yönlendiren şeylerdir olarak vermiştir.

● Freud biz insanların gerçekte ne hissettiğimizi ve ne yapmak istediğimizi kimi zaman kendimizden sakladığımızı düşünmüştür. Saklamış olduğumuz düşüncelerin içinde; cinselliği ve şiddeti örnek olarak göstermiştir.

● İnsanların Tanrıya inanma sebebini, korunma içgüdüsü olarak yorumlamaktadır.

→ Bertrand Russell:

● Russell’in ana ilgileri arasında cinsellik, din ve matematik vardı. Yaşamı süresi boyunca ilgi odakları hakkında yazılar yazdı ve araştırmalar yaptı. Cinsellik konusu hakkında öne sürdüğü düşünceleri tartışmaya yol açtı. Din konusu hakkında kötü yaklaşımları çevresi tarafından onay görmedi. Matematik konusu hakkında dünyaya önemli katkılarda bulundu.

● Bir savaş karşıtıydı. “Ya insan savaş denen şeyi ortadan kaldıracaktı ya da savaş insanları” der beyefendi.

● Tanrı ve insanlık arasındaki ilişki nasıldır? Russell’e göre Tanrı’nın insanlığı kurtarmak için mücadele etmesi olanaksız bir hadiseydi. Tek çıkar yolumuzun, aklımızı kullanmak olduğunu savunuyordu. Russell için insanlar ölümden korktukları için dine bağlanıyordu.

→ Alfred Jules Ayer:

● Doğrulama ilkesinin öncüsüdür(Bkz: Bir önermenin anlamlı olup olmamasına duyu tecrübesi ile doğrulanıp doğrulanmaması karar verir. doğrulanmıyor veya doğrulanamıyorsa anlamsızdır. o yüzden örneğin tanrı hakkında konuşmak anlamsızdır)

● Yirmi dört yaşına vardığında, felsefe tarihinin saçmalıklarla dolu olduğunu ve neredeyse tamamının anlamsız bir lafügüzaf dizini olduğunu savunuyordu.

● Anlamsız cümleleri, anlamlı olanlardan nasıl ayırt edebiliriz? Ayer bu sorunun yanıtı için iki maddeye dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyordu:

1-) Tanımı gereği doğru mu?
2-) Empirik(Bkz:Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir. Deneycilik akılcılığın karşıtıdır) olarak doğrulanabilir mi?

→ Jean-Paul Sartre:

● Hayatının çoğunu otellerde geçirmiş, kaleme aldığı çoğu eserini de kafelerde yazmıştır.

● İnsanın özgür bir canlı olduğunu düşünüyordu. Bizleri tasarlamış olabilecek bir Tanrı fikrine inanmıyordu.

● Sartre’nin felsefesi varoluşculuk olarak adlandırılıyordu(Bkz: İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’da, özellikle Fransa’da ortaya çıkan, varlığın, varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak yarattığını, biçimlendirildiğini öne süren, insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen felsefe ve yazın akımı, öğretisi)

→ Ludwig Wittgenstein:

● Çevresindeki birçok insan, onu bir dahi olarak tanımlıyordu. Hocası olan Bertrand Russell onu “tutkulu, derin, ciddi ve baskın” olarak dile getirmişti.

● Öğrencilerine, felsefe kitaplarını okuyarak vakitlerini kaybetmemelerini öneriyordu. Zannımca tavsiye edilecek bir şey değil.

● Dilin kudreti onun için önemliydi, öyle ki ona göre dil, filozofları her türlü karışıklığa sürüklemekteydi.

*Ek olarak Bertrand Russell'in, Wittgenstein hakkındaki görüşlerini dile getirdiği bir röportaj linki: https://www.youtube.com/watch?v=pxVJVx94jUk

→ Hannah Arendt:

● Bu kadının felsefesi, etrafında gelişen olaylara bağlı olarak gelişim göstermekteydi.

● Bir Nazi yöneticisi olan(Hitler dönemi) Adolf Eichmann’ı araştırıp hakkında bilgiler edindikten sonra, bilgilerini bir kitapda derleyerek okurlarına aktarmıştır(Bkz: Kötülüğün Sıradanlığı)

→ Karl Popper:

● Popper’e göre bilim insanları teorilerinin yanlış olduğunu kanıtlama çabası içerisindeydi.

● Bilim felsefesi ve siyaset felsefesine önemli katkılarda bulunmuştur.

● Ona göre herhangi bir hipotezin temel özelliği, yanlışlanabilir olmak zorunluluğunu taşımasıdır.


→ Philippa Foot:

● Felsefe tarihine adını Tren\Tramvay deneyi ile yazdırmış bir hanımefendidir kendisi(Bkz: Bir gün yürüyüş için dışarı çıktınız ve kontrolden çıkan bir trenin beş işçiye doğru süratle ilerlediğini gördünüz. Makinist, muhtemelen kalp krizinden dolayı, bilincini yitirmiş durumda. Eğer bir şey yapılmazsa, işçilerin hepsi ölecek. Ten tüm işçileri ezip geçecek. Tren okadar hızlı geliyor ki, kaçmak için zamanları yok. Ama bir umut var. Tren beş kişiye gelmeden önce raylar çatallanıyor ve diğer ray üzerinde yalnızca bir işçi bulunuyor. Tenin makas değiştirip beş işçinin bulunduğu yönden sapmasını ve diğer raydaki tek işçiyi öldürmesini sağlayacak kola yeterince yakınsınız.Bu masum adamı öldürmek sizce doğru olanı yapmak mıdır? - Felsefenin Kısa Tarihi - Sayfa 322-323)

● Aristoteles’in felsefi düşüncelerinden etkilenerek, çağdaş erdem anlayışını geliştirmiştir.

→ Jarvis Thomson:

● Felsefe vitrininde bir hanımefendi daha, Jarvis Thomson. Thomson öne sürdüğü bir düşünce deneyi sırasında, doğum kontrol hapı kullanmasına rağmen hamile kalan bir kadının, bebeği doğurması bir gibi bir ahlaki ödev ve sorumluluk taşımadığı düşüncesini öne sürmüştür, bu kadın ona göre ahlaki olarak kürtaj olabilirdi.

● Metafizik alanınla ilgilenmiştir. Ahlak felsefesine önemli katkılarda bulunmuştur.

→ John Rawls:

● Rawls II. Dünya savaşına tanık olmakla beraber, savaş cephesinde de yer almıştı. Savaş zamanında yaşamış olduğu hadiseler bütünü onu derinden etkilemişti.

● Hadi eylem yapalım, bir siyasi partinin koluna üye olup dünyayı değiştirelim, bu şekilde düşünüyorsanız, Rawls size katılmıyor efendim. Onun için bir düzeni değiştirmenin yolu düşünmek ve yazmaktan geçiyordu, en azından o böyle düşünüyordu.

● Özgürlük ve eşitlik kavramları Rawls için üzerinde ehemmiyet ile durulması gereken kavramlardır.

→ Peter Singer:

● Farklı bir düşünce yapısına sahiptir. Onun için gözünüzün önünde boğulmakta olan bir çocuk ile Afrika'da açlıktan ölen bir çocuk arasında pek bir fark yoktur.

● İnsan hayatı mutlak suretle kutsal mıdır? Singer’e göre yanıt hayır. Geri dönüşü olmayan bir hastalığa yakalanmış, bilincini kaybetmiş, son haddeye gelinmiş ve umudu tükenmiş olan insanın ötenazi ile hayatına son vermesinin ahlaki açıdan uyun olacağını öne sürmüştür.

● Singer, hayvanlara karşı tutumumuzun çok önemli olduğunu düşünmektedir. Bu konu hakkında bilinç sağlamak için “Hayvan Özgürleşmesi” adlı bir kitap yazmıştır.

Son.
360 syf.
·35 günde·Puan vermedi
Felsefenin düşünürleri Sokrates, Platon, Aristoteles ve diğer birçok filozof hakkında kısa bilgiler veren ve elimizin altında her an ulaşabileceğimiz adeta felsefi sözlük niteliğinde bir kitap Felsefenin Kısa Tarihi. Friedrich Nietzche' den Sigmund Freud' a kadar birçok filozofun çok değerli argümanlarına ulaşma şansı yakalıyorsunuz okunmanızı tavsiye ederim
360 syf.
·6 günde·Beğendi
İnsan düşünen bir hayvandır. İnsan politik bir hayvandır. İnsan deneyen bir hayvandır. İnsan düpedüz hayvandır. İnsan doğası gereği bencildir. İnsanın özü yoktur. İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur. Duyularımıza asla güvenemeyiz. Düşünüyorum öyleyse varım. Ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum. Tanrı vardır. Tanrı yoktur. Tanrı’nın varlığı ve yokluğu bilinemez. Büyük büyük dedelerimizin soyu maymundan gelmiş olabilir. Rüyalar bilinçdışına giden kral yoludur. Vs. vs. Felsefenin Kısa Tarihi, bu çıkarımları temel alan düşünürlerin felsefelerine adı gibi kısaca değinen, anlaması çok kolay bir felsefe kitabı. O yüzden felsefe okumak istiyorsanız giriş kitabı olarak rahatça seçebilirsiniz. Bu kitabın ardına Sofie'nin Dünyası adlı kitabı okursanız felsefeye sağlam bir giriş yapmış olursunuz. Ben tam tersini yaptım tabii ayrı bir şey.

Milattan bilmem kaç yıl önce yaşamış birçok düşünür vardır. Ama ister felsefe kitapları olsun ister felsefeyle ilgili diğer dokümanlar olsun Sokrates’ten önceki düşünürlere fazla yer vermezler. Sebebi yaşadığı döneme damga vurmuş olmasıdır. Felsefesinin temeli akıl yürütmeye ve soru sormaya dayanır. Sorduğu sorularla insanların bildikleri şeyleri gerçekte bilmediklerini kanıtlıyordu. Anlayacağınız tek bildiğimiz hiçbir şey bilmediğimizdi. Sokrates’ten sonra o döneme damga vuran varsa, sizin de aklınıza gelmiştir, kesinlikle Platon’dur. Duyularla değil de düşünme yoluyla gerçeklere ulaşabileceğimizi savunuyordu. Görünüşle gerçek arasındaki farkı anlatmak için mağara örneğini kullanmıştır. Mağaranın girişine arkası dönük olarak zincirlenen kişiler duvara yansıyan gölgelerini gerçeklik sanırlar ama bu görünüştür, bir kişi zincirini kırıp mağaranın dışına çıkarsa gerçeği o zaman görecektir. Buradan hareketle Platon’un felsefesinden çıkaracağımız temel sonuç görünüşlerin aldatıcı olduğudur. Yine o döneme damga vurmuş bir düşünür daha var: Aristoteles. Aristoteles insanları felsefeye iten şeyin ‘nasıl yaşamalıyız, nasıl iyi bir yaşama sahip olabiliriz?’ sorularına cevap aramak olduğunu savunuyordu. Aristoteles bu soruların cevabını gerçek mutluluğu aramak olarak vermişti. Yani haz dediğimizden şeyden tamamen ayrı mutluluğu( bkz. #13562361).

Düşünceleriyle insanları etkileyen her filozofu buraya yazmak çok mantıksız olacağından sadece birkaç tanesini seçip yazmayı tercih ediyorum. Bu dediğim gerçekten doğru mu? Ya tercih ettiğimi düşünürken başka bir şey yapıyorsam. Ya da bunları tamamen başkası yazıyorsa? O yüzden duyularımıza güvenemeyiz diyor Pyrrhon. Duyularımız bizi sıkça aldattığı için her şeyden şüphe etmeliyiz diye de ekliyor. Madem duyularımıza güvenmememiz lazım o zaman şüphe edip edemeyeceğimize nasıl güvenebileceğiz? Duyularımız bizi ne kadar aldatsa da her şeyden şüphe etmenin insan akıl sağlığı için iyi olmadığını düşünüyorum. Descartes de bu görüşe yakın sayılabilecek bir görüşü savunuyordu: Doğru olmama ihtimali olan bir şeye doğru demeyin. Bu görüş onu insan varlığını açıklamaya itiyordu. Cevabı çok basit: Düşünüyorum, öyleyse varım.

Felsefede en çok kafa yorulan konu belki de Tanrı’nın varlığıydı. Kimisi Tanrı vardır, kimisi yoktur, kimisi varlığı yokluğu bilinemez, kimisi Tanrı varsa birden fazladır, kimisi de tanrı doğadır gibi çıkarımlara varmıştı. Blaise Pascal da bu konuya kafa yormuştu. Pascal’ın düşüncesi, felsefi açıdan bakarsak, gayet sağlam bir düşünce bana göre. Kısaca, Tanrı varmış gibi yaşamanın insan için yararlı olduğu temeline dayanıyordu. Böyle bir durumda eğer Tanrı gerçekten varsa sizin için bu iyi bir durumdur. Eğer Tanrı yoksa fazla bir şey de kaybetmeyeceksiniz. Kendi deyimiyle: Kazanırsanız her şeyi kazanacaksınız, kaybederseniz de hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz. Bizim deyimizle açıklamak gerekirse: Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık gibi bir durum. (Farklı bir anlam çıkmaması için deyimi iki davranış, iki kimse, iki karşıt şeyin aynı olması anlamında kullandığımı belirtmek isterim.)

İnsan özgür müdür? Varoluşun gayesi var mıdır? Yine bu konularda da fikir üretmiş çok düşünür var. J. J. Rousseau “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur,” diyor. Yine kendisi bir yasaya itaat etmenin toplumun yararına olduğunu kavrayamayan kişi özgür olmaya zorlanmalıdır görüşünü ortaya atıyor. Aradaki çelişkiyi siz de fark ettiniz. Kendisi işin içinden özgür olmaya zorlanan kişi daha özgür hale gelir diyerek çıkmış. J. P. Sartre göre burada olmamızın, yani varoluşumuzun, herhangi bir nedeni yoktur(bana göre var), kişi ne yapmak ve ne olmak istediğini seçmekte özgürdür. Bende bundan hareketle, kişi istediği şeyi seçmekte özgürse, soruyorum: Kişi doğruluğunu sorgulamış veya sorgulamamış bir şeyi seçiyor, başka bir kişi de bu seçimi eleştiriyor diyelim. Eee kişi istediğini seçmekte özgür, bu halde kendini seçimini yapmış kişiyi eleştirmek nedir? Cevabını da ben vereyim bu da bir seçimdir. Ben de bu kitabı okumayı seçtim ve okudum. Güzel, keyifli bir kitaptı. Okumak isteyen arkadaşlara iyi okumalar.
360 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Felsefenin Kısa Tarihi kitabının kapağından başlamak isterim ön kapağında “Varoluş hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı!” yazmaktadır ve bu söz kesinlikle çok doğru çünkü kitabı okurken eğlenerek okudum.Felsefeyi tanımak isteyen,felsefeye giriş yapmak isteyen,felsefe ile ilgili her şeyin bir arada olmasını isteyenlerin okuması gereken bir eser.Kitabı okurken beynin koridorlarına sığınmak zorunda kalabilirsiniz.Kitap kronolojik olarak Sokrates’den başlayarak günümüze kadar uzanan bir felsefe tarihi olan bir kitaptır.Kırk bölümden oluşmaktadır ve her bölümü okuyucuyu sıkmadan kısa ve eğlenceli bir şekilde de anlatılmaya çalışılmıştır.Genelde Tanrı’nın varlığı ve yokluğu,mutluluk,adalet,toplum,düzen gibi konular üzerinde yazılmıştır.Kitaptaki görüşlere katılıp katılmamamız önemli değil önemli olan farklı görüşleri öğrenerek kendimizi geliştirmemizdir.Eğlenceli ve didaktik bir felsefik kitap arayanlara tavsiye ederim
Keyifli Okumalar Dilerim
360 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Gerçek anlamda muazzam bir kitap okudum. Zaman zaman beyninizin koridorlarında sıkıştığınızı hissedeceksiniz. Konu felsefe olunca ve burada en önemli filozofları okuyor olacağınız için bunu baştan kabul edin. Ama sanıldığının aksine kitabın her yeri paradokslardan oluşmuyor. Belki biraz Hegel'in kayıp dünyasında dolaşmak sizi bir parça zorlayacaktır. Ve bazen anlaşılması zor olan Nietzsche (zaten genelde hayatı anlatılmış) sizi farklı kulvarlara taşıyacaktır. Felsefi akımda bütün filozofların birbirlerinden etkilendiğini söylemek şüphesiz bu kitabı okuyan için çok kolay bir söz haline geliyor. Zaten kitapta her fırsatta bu dile getirilmiş. Tabi burada E. Kant, Hegel ve diğerleri bazen sizi çelişkiye düşürebilir. Şahsen zihnimin çoğu yerde değil belki ama bazı yazarlarda beni çok zorladığını söylemek istiyorum. Her şeyi de anlamak zorunda değilsiniz. :) Bazı yerleri bu yüzden hızlı okuyup geçtim. Ama kitap, gerçekten bir hazine niteliğinde. Felsefenin soğuk duvarlarından korkanlar veya tereddüt edenler bu kitabı rahatlıkla eline alıp okuyabilir. Felsefenin F'sinden anlamayan ben için çok iyi bir başlangıç seviyesi olduğunu söylemeden geçemem. Ha! bu arada artık ciddi bilgi sahibiyim. O kitabı okumadan önceydi. :) Keyifli okumalar :)
360 syf.
·31 günde·Beğendi·9/10
Felsefeye ilgi duyan düşünürlerin görüşlerini, savundukları tezleri merak eden ve düşünce gelişimine katkı sağlamak isteyenler için çok güzel bir başlangıç kitabı.
Yazar 40 küsür ünlü düşünürü tarih kronolojisine uygun şekilde anlatıyor. Onların nerede doğup büyüdüğünden çok ne düşündüklerini neyi savunduklarını, gayet akıcı bir dille anlatmış. Her düşünüre ortalama 8 sayfa ayırmış. Kitabın adından anlaşılacağı gibi bilgileri kısa şekilde vermiş. Yani örneğin Alan Turing'in görüşünü daha detaylı görmek istiyorsanız burada okuduklarınız güzel bir başlangıç yapmanıza yardımcı olacaktır. Dolu dolu hoş bir kitaptı, kesinlikle öneriyorum sıkılmayacaksınız. İyi okumalar :)
360 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Felsefeye giriş sayılabilecek, yalın bir dille yazılan, filozoflar ve argümanlarını örneklerle 7-8 sayfada anlatan müthiş bir kitap okudum. Bu türe, kavranılması güç, karışık olması sebebiyle biraz soğuk bakıyordum. Okuduğumda da çabuk sıkılıyordum doğrusu.
Sokrates'le başlayan felsefe tarihi Peter Singer'le son buluyor. dağınık bilgiler bu kitapla yerini bulabilir. Soyutluk olmamasının yanı sıra, okuduğum süre zarfında zevk aldığımı fark ettim. Gerçekten çok iyi derlenip özetlenmiş, fazlasına veya azına gerek duymuyorsunuz.
Batı felsefesinin büyük düşünürlerini kronolojik sırayla, günlük hayatta kullanabilceğimiz şekilde anlayacaksınız. Felsefe tarihini baz alan bir kitap okumayı düşünüyorsanız bence Warburton'un bu eserini mutlaka tercih etmelisiniz.
360 syf.
Mutlaka okunması gereken. bir kitap tarihe damgasını vuran filozofların düşünceleri özetlenmiş. gayet akıcı ve güzel bir üslupla aktarılmış bir kitap üstelik sıkılmadan okunacak kitaplardan biri.
Ayrıca kitabın eğlenceli kapağı ve kapağın üzerindeki "varoluş hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı" sloganı ile sizi davet ediyor.
Tavsiye edeceğim yegâne kitaplardan biri.
Güzel okumalar dilerim
360 syf.
·4 günde·10/10
Felsefe bende uzun bir yolculuğa çıkmışım izlenimi uyandırıyor. Varış noktası olmayan bir yol sanki. Gittikçe daha gitmeniz gereken, yol ayrımlarında her an alternatif bir sapağa girme ihtimaliniz olan bir yolculuk. Dolayısıyla felsefe üzerine yazılmış eserleri de bir çırpıda okuyamıyor insan. Ancak felsefeye giriş yapmak isteyenler için bu eserle başlamak çok doğru bir tercih. Tavsiye istediğimde bana bu kitapla başlayan bir doğru okuma sıralaması önerdiğin için teşekkür ediyorum Kaan .
Felsefe okumaktan sıkılan ben ve benim gibilere felsefi eserleri sevdirecek bir kitap. Örneklendirmelerle konuya giriş yapması sizi motive ettiğinden ardından gelen filozofları ve yarattıkları akımları anlamanız bir hayli kolaylaşıyor. Kitabın dilinin sade ve akıcı olması ayrıca güzel. Ne yazık ki çevirisi iyi yapılmamış bazı kitaplar yağsız ve tuzsuz bir yemek gibi gelir önünüze. Okuma zevkinizi törpüler. “Güçlü Ateşoğlu” çevirisiyle kitabın tadı tuzu pek yerindeydi doğrusu. Nigel Warburton da bilgi, varlık, ahlak, bilim, siyaset ve din felsefesi gibi birçok alanda hem uzak hem de yakın geçmişten felsefecilerin görüşlerini harika bir anlatımla sununca, insan iyi ki okudum dedirten bir eserle karşılaşmış oluyor.
Sokrates, Platon, Aristoteles, Voltaire, Nietzsche, Kant, Marx, Locke, Freud, Pascal gibi filozofların yalnızca düşünceleri değil, hayatları hakkında da bilgi edinmenizi sağlayan eser 40 bölümden oluşmakta.
İyilik, kötülük, Tanrı’nın varlığı, adalet, eşitsizlik, mutluluk, gerçeklik ve daha birçok konuda aklımıza takılan soruların hepsine de farklı bakış açılarından görüş ve cevaplar bulabiliyorsunuz.
Uzun uzadıya yazmama hiç gerek yok. Benim gibi felsefe okumalarını karışık buluyorsanız ön yargılarınızdan kurtulacağınız ve seveceğiniz bir eser.
Not: Simon de Beauveoir'ı ayrı bir düşünür olarak değil de Sartre ile birlikte anlatmasını kitabın güzelliği yüzünden hoş görüyorum:)
360 syf.
Kitap adından da anlaşıldığı üzere kronolojik sırayla tarihe adını yazdırmış ünlü düşünürlerin hayatları ve düşünceleri hakkında bilgiler veriyor. Bunları basit bir dille ve kısa hikayeler şeklinde anlatıyor. Sıkılmadan okuyacağınız aynı zamanda çok şey öğreneceğiniz bir kitap.

Sokrates ile başlıyor. Platon, Aristo ile devam ediyor. Peter Singer ile bitiyor. Arada birçok kişiyi daha tanıyoruz. Toplam 40 bölümden oluşuyor. Bazı bölümlerde iki kişiyi aynı anda tanıyoruz. Her alandan sorular ile karşılaşıyoruz. Adalet, Mutluluk, İnanç, Din, Tanrı, Savaş, Bilim ve daha bir çok konu… Çoğunlukla bilgi verdiği için evde bulunması, ara ara okunması gerekiyor.

Ayrıca içinde Alan Turing ve Enigmadan da bahsedilmiş. Kesinlikle Enigma filmini de izlemenizi tavsiye ederim.

Siteye ilk kaydolduğum zamanlardaydı sanırım burada tanıştığım, felsefeyle ilgilenen bir arkadaşın tavsiyesi üzerine Sofie’nin Dünyasını okumuştum. O kitap kurgusal bir şekilde felsefenin tarihinden bahsetmesi ve sorgulamamı sağlaması ile beni felsefeye ısındırmıştı. Liseden kalan önyargılarımı yok etmemi sağladı. O zaman demiştim ki Felsefe ile ilgili kitapları okumaya devam edeceğim. Bu kitapta okuduğum 2. Felsefe kitabı oldu. Zamanla devamı da gelecektir. Felsefe sayesinde sorgulamanın ne olduğunu biliyoruz. Her zaman, her şeyi, kimin ne dediğine bakılmaksızın, milyonlarca insan doğru kabul etse bile sorgulamalıyız…
360 syf.
·Beğendi·8/10
Batı felsefesi tarihine ilgi duyuyorsanız ya da bir başlangıç yapmak isterseniz, bu kitap tam size göre. Batı felsefesi tarihine yön vermiş insanları bir kaç sayfada tanıtıyor kitap. Bu kısa kitap felsefe tarihine dair bir çok şeyi öğrenmenize sebep olduğundan dolayı kesinlikle tavsiyemdir.
360 syf.
·Puan vermedi
''Felsefe tarihini merak ediyorum ama sıkılırım diye çekimser kalıp bir türlü başlayamıyorum'' diye bir kez olsun bile düşündüyseniz, başlangıç için oldukça iyi bir eser. Hiç sıkılmayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Filozofların düşünceleri arasındaki geçişler ve sıralaması oldukça başarılı. Bir de Sofie'nin dünyasını okuduysanız, daha bir pekiştirici olacağını düşünüyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, keyifli okumalar dilerim.
Sokrates için bilgelik, çok şey bilmek ya da bir şeyi nasıl yapacağını bilmek değildi. Bilgelikle neyi bilebileceğimizin sınırlarını da içererek, varoluşumuzun gerçek doğasını anlamayı kastediyordu. Günümüzde filozoflar az çok Sokrates'in yapmış olduğu şeyi yapıyorlar:
Hiç kimse bir şey bilemez, hatta bu bile kesin değildir. Doğru olduğuna inandığınız şeylere güvenemezsiniz çünkü yanılıyor olabilirsiniz. Her şey sorgulanabilir, her şeyden şüphe edilebilir. Bu nedenle yapabileceğiniz en iyi şey, açık fikirli olmayı sürdürmektir. Kendinizi bir düşünceye adarsanız, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu, eski Yunan ve daha sonra Roma'da birkaç yüzyıl popüler olan bir felsefi akım olan Şüpheciliğin ana öğretisiydi. Platon ve Aristoteles'ten farklı olarak, en aşırı şüpheciler herhangi bir konuda belli bir düşünceyi savunmaktan kaçındılar. Antik Yunanistan'da yaşamış Pyrrhon (M.Ö. 365-270), tüm zamanların en ünlü ve belki de en uç şüphecisidir. Hayatı da oldukça gariptir.
Birçok şey bildiğinizi düşünebilirsiniz.
Felsefe tartışmayla, yanlış olma olasılığıyla, karşıt görüşlerle ve keşfedilen alternatiflerle gelişir. Neyse ki her çağda başka insanların böyle olması gerek dediği şeyler hakkında eleştirel düşünmeye hazır filozoflar vardı. Hemen hemen her konu hakkında eleştirel düşünmeye çabalayan filozoflardan biri de şüpheci Pyrrhon'du.
Felsefe tarihindeki tüm şüpheciler Pyrrhon kadar uç noktada değildi. Her zaman her şey kuşku altındaymış gibi yaşamak yerine, varsayımları sorgulayan ve inandığımız şeylere dair kanıtlara yakından bakan muazzam bir ılımlı şüphecilik geleneği de vardır. Bu çeşit bir şüpheci sorgulama, felsefenin özünde yatar. Aslında bu anlamda tüm büyük filozoflar şüphecidir. Bu dogmatikliğin karşıtıdır. Dogmatik olan biri gerçeği bildiğinden çok emindir. Filozoflar dogmaya meydan okurlar. İnsanların yaptıkları şeye neden inandıklarını, sonuçlarını desteklemek için ellerinde ne gibi kanıtlar olduğunu sorarlar. Sokrates ve Aristoteles'in yaptıkları buydu, günümüz filozofları da aynı şeyi yapar. Ama bunu sadece huzursuz etmek adına yapmazlar. Ilımlı felsefi şüpheciliğin amacı gerçeğe yaklaşmak, en azından ne kadar az bildiğimizi ya da bilebildiğimizi göstermektir.
Yaşam ancak ne yaptığınızı düşünürseniz yaşanmaya değer. Sorgulanmamış bir varoluş koyunlara uygundur, insanlara değil.
Ona göre konuşmak yazmaktan daha iyiydi. Yazılı sözcükler insana karşılık vermez; onları anlamadığınızda açıklama yapamazlardı. Sokrates yüz yüze konuşmanın çok daha iyi olduğuna inanıyordu. Konuşma sırasında konuştuğumuz kişinin nasıl biri olduğunu hesaba katabilir; mesajın yerini bulması için söyleyeceklerimizi buna göre uyarlayabiliriz. Sokrates yazmayı reddettiği için bu büyük insanın inandığı ve tartıştığı düşüncelerin çoğunu en parlak öğrencisi Platon'un eserleri yoluyla öğreniriz.
Yaşamdan aldığımız hazzı artırmanın yollarını aramak yerine, daha iyi bir insan olmaya ve doğru şeyleri yapmaya çalışmalıyız. Yaşamı daha iyi kılan şey budur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Felsefenin Kısa Tarihi
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711171
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Felsefe gerçekliğin doğası ve nasıl yaşamalıyız sorularıyla başlar. Felsefenin Kısa Tarihi, görünüş ve gerçek, benliğin doğası, tanrının varlığı ve hem birey hem de toplumun bir üyesi olarak nasıl yaşamamız gerektiği gibi felsefenin ana temalarına odaklanıyor. 2000 yıllık Batı felsefesini Sokrates'ten hayvan hakları hareketine kadar ana hatlarıyla sunuyor. Warburton çoğumuzun gözünü korkutan ve anlaşılmaz bulduğu felsefeyi herkesin anlayabileceği ve günlük hayatında kullanabileceği bir konu haline getiriyor. Batı felsefesinin büyük düşünürlerini kronolojik sırayla tanıyacağınız, zevkle okunacak mükemmel bir giriş kitabı. 

Batının düşünce tarihiyle ilgilenmek isteyenler için en uygun başlangıç noktası. 
-Publishers Weekly-

Felsefe öğrenmek isteyenler için paha biçilmez bir klasik. Felsefenin sanıldığı kadar karışık ve zor olmadığını, tam tersine güzel bir zihin alıştırması olduğunu kanıtlıyor.
-Oxford Times-

Batı felsefesi tarihinde bir gezinti, öğretici ve eğlenceli.
-Sacramento News and Review-

Kitabı okuyanlar 1.363 okur

  • Selma Tamcı
  • Tuğ
  • Bilgehan Çökük
  • sevda gün
  • ABDUL SAMET
  • Ayşe Sallabaş
  • murat koçhan
  • Arda Akşanlı
  • Betül Yılmaz
  • Utku ilanbey

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%27.5
25-34 Yaş
%34.2
35-44 Yaş
%16.1
45-54 Yaş
%9.4
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47
Erkek
%53

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.5 (119)
9
%24.5 (119)
8
%28.2 (137)
7
%13.8 (67)
6
%6.6 (32)
5
%1.4 (7)
4
%0.8 (4)
3
%0
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları