Adı:
Fındık Kabuğu
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750840616
Kitabın türü:
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Edebiyat tarihinin en genç Hamlet’i babasının katline engel olmaya çalışırken pek bilindik bir varoluş krizine düşer: Olmak ya da olmamak!
Hamileliğinin son aşamasındaki Trudy, ihanet ettiği kocası John’u kafasının karışık olduğu bahanesiyle evlerinden uzaklaştırdıktan sonra son derece sığ, çıkarcı ve bayağı kayınbiraderi Claude’la yaşamaya başlar. Trudy ve Claude, John’a ait paha biçilemez eve konmak için planlar yaparlar. Fakat bu kumpası ilk aşamasından beri takip eden bir kulak misafirleri vardır: Trudy’nin rahminde, kendisini bekleyen geleceğe doğup doğmama konusundaki kararını henüz verememiş bir fetüs.
Ünlü İngiliz yazar Ian McEwan’ın anlatıcılığını bir fetüse yaptırdığı, embriyonun yapısı gereği monolog bir anlatımla ilerleyen, nüktesi bol ve akıcılığını kaybetmeyen bir dille kotardığı bu kısa roman, klasik suç hikâyesinden beklenenleri başarıyla karşılarken en özgün Hamlet uyarlamalarından birisi olarak anılmayı hak ediyor.

Bir fetüs tarafından anlatılan ihanet ve cinayet öyküsü, şaşırtıcı derecede merak uyandırıcı, göz kamaştırıcı derecede zekice yazılmış, ciddiyetle derinleşen bir roman
-Washington Post-

Ian McEwan’ın Fındık Kabuğu bir fetüs tarafından anlatılan son derece eğlenceli bir kitap
-Toronto Start-

Ian McEwan Fındık Kabuğu ile ne kadar sıra dışı bir yazar olduğunu bir kere daha gösteriyor.
-The Wall Street Journal-

(Tanıtım Bülteninden)
Yeni doğmuş bir bebek dendiğinde aklımıza ilk gelen şeylerden biri değil midir masumiyet?
Gözlerini dünyaya yeni açmış, hiçbir şey bilmeyen, çıkar gözetmeyen, masum bir bebek…
Peki ya… bebek henüz doğmamışsa?

İşte Ian McEwan bu sorunun cevabını ironik ve yer yer absürt bir anlatımla veriyor. Kitabın tanıtım bülteninde de belirtildiği gibi konu gayet açık: İhanet, komplo; Hamlet’in modern bir uyarlaması. Bu nedenle konuya çok fazla girmek istemiyorum.
Başta da belirttiğim gibi kitap henüz doğmamış bir bebeğin masumiyetini sorguluyor bir anlamda. Bir bebeğin düşüncelerinin çıkarları doğrultusunda nasıl değiştiğini görüyorsunuz.

Kitabı okurken aklıma sürekli, küçük bebeklerin yetişkinlerce seslendirildiği komedi filmleri geldi. O filmlerde de olur ya, bebek her şeyden haberdardır, ağzı biraz bozuktur, arsızdır falan. İşte bu bebek de biraz öyle.

Aslında yazar bu anlatımla, belki de defalarca anlatılan şeyleri daha akılda kalıcı bir şekilde ifade etmiş: ihaneti, çıkarcılığı, ortak günahların güvensizliğini, doğmamış bir bebeğin annesine olan sevgisini sorgulamış.
İhtiyaç ve sevgi arasındaki ayrımı; ihtiyacın, sevgi kılığına girişini farklı şekillerde ele almış.

Sonra bir yerde dünyayı anlatmış: küresel sorunları, Avrupa’yı, Amerika’yı, Rusya’yı, Çin’i… Yaklaşık bir buçuk sayfada hayatımızın ve dünyanın merkezine oturan sorunlarımızın basitliğini göstermiş komik bir şekilde.

“Konuşmacı hanım, içinde psikopatların insan şeklinde sabit ve değişmeyen bir faktör gibi olduğu türümüzü pek beğenmedi. Silahlı mücadele, haklı olsun olmasın, cezbediyormuş psikopatları.”

Burada benim ilgimi çeken şeylerden biri de bebeğin kendini kabullenmiş olması, o bir insan; dünyaya gelmese bile. Tür değil çünkü. Türümüz. Biz olmuş artık.
İşte burada bir sonuca ulaşıyorum kendimce, bu bebeğin düşüncelerinin, kararlarının, duygularının, bencilliğinin, dürüstlüğünün ya da yalancılığının nedeni… İnsan olması.

O henüz doğmasa da o bir insan. Ve insanın masumiyeti derinlerde bir soru işareti değil mi?

Eylemler suç barındırmıyorsa, saf bir masumiyetten söz edebilir miyiz? Düşüncelerin bir değeri yok mudur bu kıstasta?

Yazdıkça kendi masumiyetimi sorguladığım birçok soru birikiyor kafamda. Ama kısaca McEwan, (biraz karamsar bir bakış açısı olacak belki ama) türümüzden yakınıyor sanki.

Hani biz deriz ya yedisinde neyse yetmişinde o diye… Sanki McEwan da; doğmadan önce neyse öldüğünde de o diyor: İnsan.
Okuyacağım kitaplara dair seçim yöntemlerim farklılık gösteriyor. Çoğunlukla okuma grubumla belirlediğimiz ortak kitapları okuyorum. Onun dışında, genelde her ay, yeni çıkan bir kitap okumaya çalışıyorum. Takip ettiğim kitap ve edebiyat sitelerinde tavsiye edilen kitapları tercih ettiğim de oluyor. Bu kez okuyacağım kitabı, bir kitap reklamı belirledi. Ot Dergisinin sayfalarında gezinirken, Yapı Kredi Yayınlarının yeni basım kitaplarının ilanını gördüm. İlandaki kitaplardan birisi, İngiliz yazar, Ian McEwan’a ait “Fındık Kabuğu” isimli kitaptı ve ilanda kitaba dair verilen kısa bilgi notunu okur okumaz, okuyacağım ilk kitaplardan birisi belli olmuştu.

“Fındık Kabuğu”, ana rahmindeki bir cenin tarafından aktarılan bir cinayet romanı. İşin polisiye kısmı çok derin ve ilginç olmasa dahi, romanın bir cenin tarafından aktarılması son derece çarpıcı. Cenin dediysek, zihin düzeyi ve yetkinlik açısından bir çocuktan bahsetmiyorum, son derece derinlikli bir filozoftan bahsediyorum.

Bizim edebiyatımızda, yetişkin zihinli çocuk karakter olarak Alper Canıgüz romanlarının büyümüş de küçülmüş veledi Alper Kamu’yu hatırlıyorum. Ancak Alper Kamu, daha çok karikatürize bir karakterin düz yazıya geçirilmiş hali gibi ve mizah dalında bir eserin konusu. “Fındık Kabuğu”ndaki, henüz ismi olmayan cenin ise oldukça olgun, İngiliz ciddiyetinde bir filozof.

Konusu ilk bakışta fantastik bir kitap havası verse de, hiç birimiz bir ceninin anne karnında tam olarak ne düşündüğünü, neleri duyabildiğini ve nasıl tepki verdiğini bilemediğimizden, gerçeğe tamamen aykırı bir fantastik eser olarak tanımlamak kitap için haksızlık olur. Belki de hepimiz, anne karnında, doğumdan sonra sahip olduğumuz özelliklerden, duyu ve düşünce yeteneklerinden daha fazlasına sahibizdir.

Kitabın başkahramanı olan ceninin, kitapta aktardığı tüm bilgiler anne karnında öğrendiği şeyler. Annesinin her konuşmasını algılıyor, anlıyor, o da yetmiyor. Dışarıdan gelen her ses, annenin kulağı ya da karın zarları üzerinden cenine ulaşıyor. O kadar ki, cenin BBC radyodan ulaşan haberler üzerinden dünyaya dair bilgilere sahip ve fikir üretebiliyor.

Küresel ısınma, suların yükselmesi, zengin Avrupa’nın göçmenlerin istilasına uğraması, yine Avrupa’nın kimlik krizi, az gelişmiş coğrafyalarındaki şiddet sarmalı hakkında aktardığı fikirler oldukça ilginç.

Ama hikâyenin esas konusu bir cinayet. Hem de ceninin babasının, annesi ve amcasının elbirliği ile öldürülmesine dair bir cinayet. Cenin, bu fikrin annede ilk oluştuğu andan itibaren süreci itina ile takip ediyor. İçten içe bu cinayete engel olmak istiyor ama fiziksel şartları bir müdahale bulunmasını engelliyor. Tek yapabildiği ara sıra annesini tekmelemek.

Cinayetin gerçekleşmesinin ardından ise cenin bir ikilemde kalıyor. Babasının öcünün alınması, dolayısı ile annesinin hapishaneye düşmesi ve kendisinin de hapishanede büyümesi, ya da annesinin bu cinayet olayından sıyrılıp hür kalması ve dolayısı ile kendisinin özgür dünyada gözünü açması. Annesi ve amcası özgür kalabilmek için son girişimlerinde bulunurken cenin bir son dakika sürprizi gerçekleştiriyor.

Yaklaşık 150 sayfalık bu romanın sürükleyici bir kitap olduğunu iddia etmek çok mümkün olmayabilir. Ama bu durum aslında kitabın derinliğine ve tıka basa edebiyatla dolu olduğuna işaret ediyor. Konu oldukça farklı ve özel bir bakış açısı ile yazıldığından ilk olarak okurun, her bir sözcük ve cümlede kendisini o ceninin yerinde hissetmesi gerekiyor. Yoksa özel imaları, yakıştırmaları, benzetmeleri anlamak mümkün olmayabiliyor. Ama esas derinliği veren ceninin filozof yönü. Babasını, annesini, amcasını, başmüfettişi değerlendirdiği noktalar bile özel birisi ile karşı karşıya olduğumuzu hissettiriyor. Kim bilir belki bütün insanlar, daha doğmadan önce oldukça derin varlıklardır, oksijeni ciğerlerimizde hissettiğimiz andan itibaren aptallaşmaya başlıyoruzdur.

Kitabın orijinal baskısı 2016 yılı Eylül ayı. Yapı Kredi Yayınları ise Türkçe baskısını 2017 yılı Ağustos ayında gerçekleştirmiş. Yani oldukça taze bir roman. Kitabı okuduktan sonra, İngiliz edebiyatının dikkat çekici yazarlarından birisi olduğunu öğrendiğim Ian McEwan, diğer kitaplarını da bir an önce okumak istediğim bir yazara dönüştü benim için. Diğer fark ettiğim husus ise Yapı Kredi yayınlarının basımını yaptığı hemen hemen her eserin, edebiyat dünyasında belli bir kalite çizgisinin üstüne denk gelmesi oldu. Kitaplığım daha fazla YKY basımını hak ediyor.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.996 Oy)19.929 beğeni45.627 okunma3.579 alıntı192.946 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.943 Oy)9.215 beğeni30.246 okunma926 alıntı146.741 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.747 Oy)9.711 beğeni27.253 okunma2.006 alıntı126.239 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (6.383 Oy)6.087 beğeni18.031 okunma2.301 alıntı96.447 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.138 Oy)13.970 beğeni36.182 okunma3.794 alıntı153.849 gösterim
  • Huzursuzluk
    8.4/10 (3.208 Oy)3.180 beğeni9.280 okunma988 alıntı39.882 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.925 Oy)9.462 beğeni26.624 okunma1.822 alıntı136.172 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (5.473 Oy)6.152 beğeni16.298 okunma1.960 alıntı70.409 gösterim
  • Kuşlar Yasına Gider
    8.5/10 (1.059 Oy)986 beğeni2.579 okunma396 alıntı19.901 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.257 Oy)9.253 beğeni27.608 okunma2.934 alıntı121.776 gösterim
Farklı bir kitaptı benim için. Girişte, gelişmede ve finalde de hep bir zorlama ile okudum diyebilirim. Yazarın anlatımı değişik geldi. Diğer kitaplarını okumadım gerçi. Fındık kabuğu adlı eser kaba taslak olarak bir annenin karnındaki bebeğin, kendi iç aleminden dünyayı görerek, okuyuculara aktarması diyebilirim. Anne, baba ve babanın kardeşi arasında dönen bir ihanet zinciri. Spoiler yoktur. Zaten başta da belli. Annenin kayınbiraderi ile aşk yaşaması ve babanın bu olaydan maddi ve manevi etkilenmesi. Doğmamış bir cenin -ben bebek diyorum- bu olayları görerek, duyarak, ve yaşayarak farklı bir ruh haliyle bizlere yansıtıyor.

Aslında kapakta da belirtildiği üzere Shakespeare'nin Hamlet de nasıl bir komplo düzeni gördüysek, nasıl içimizi kemirdiyse, bu eserde de başka bir kurgu ile uyarlandığını görüyoruz. Yazar, evlilik ve ebeveynlik durumunda insanların nasıl bir özveri ile ayakta durmasını, eğer ki bunu başaramazlarsa, hatanın veya durumun en güzel ve kolay yoldan nasıl çözüleceğini ortaya koymaya çalışıyor. Bir de işin içine polisiye girmiş gibi yorumlar olmuş ki alakası yok. Derim ki bu eser klasik edebiyat literatüründe.

Son olarak bir bebeğin ağzından olayları duymak, onun verdiği hassasiyeti hissetmek gerçekten güzeldi ama beni doyurmadı. Doyurmadığı için de sevemedim. Belki bu bir cinsiyet karmaşası olduğu için belki de asla bir annenin ve rahmin içinde neler döndüğünü bilemediğim için. Bu duygulardan yoksun olmak, kitaba soğuk olmamı gerektirir mi emin değilim? Bunu kadınlara, 9 ay boyunca bir yavruyu ezmeden, düşürmeden koruyan annelere sormak lazım...
Farklı bir görselgörselliğe sahip olan ve adı ile ilgimi çekmişti bu kitabı aldığım kitap sitesinde. Arka kapak yazısını da okuyunca merakımı da uyandırdı ve okumalıyım dedim. Fetüs denilen daha doğmamış bir bebeğin ağzından ve annesinin karnından yaptığı bilgece gözlemleri anlatan ve farklı bi bakış açısı sunan fazlasıyla edebi bir roman. Annesinin aşığı ile bir olup bebeğin babasını öldürme planını, yaşadıkları duyguları, hisleri, düşüncelerini bilge bebeğin ağzından okumak oldukça ilginç. Ama yine de edebi anlatım ve konudan bazen uzaklaştıran betimlemeler sıkıcı olabiliyor. Bir daha okur muyum? Hayır tabi ki. Ama okumuş olduğum için pişman da değilim.
Kitap Ağacı Adana grubumda aralık ayında okuduğumuz iki kitaptan biri Fındık Kabuğu idi. Sabit Fikir’in En İyi 50 Roman seçkisinde 41.sırada seçilen kitabı duymamış olabilirsiniz. Yazarın Çocuk Yasası daha çok bilinen kitabı, hatta gruptan kitabı okumuş arkadaşlara göre daha iyi olan kitabı. Ben yazardan sadece Fındık Kabuğu’nu okuduğum için karşılaştırma yapamayacağım.

Kitabın çok ilginç bir konusu var. Kitabımız anlatıcısı bir cenin. Anne karnındaki bir bebek. Annesinin babasını aldatıp amcasıyla aşk yaşadığının farkında. Konuşulan ve annesinin hissettiği her şeyin farkında. Annesi ve amcası, babasını öldürmeye çalışınca onlara engel olmaya çalışıyor. Bunu başarıp başaramayacağını da kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz.

Ben kitabı sevdim. Yer yer çeviriden kaynaklandığını düşündüğüm anlamsız cümleler olsa da yazarın dili hoşuma gitti. İlginç bir konuyu akıcı şekilde ele almış. Özellikle yarısından sonra çok heyecanlı bir kitap oluyor Fındık Kabuğu. Cinayet işlenecek mi, yakalanacaklar mı, kaçacaklar mı merak ederken kitabın sonunu getiriyorsunuz.

2017’nin en iyi romanlarından biri sayılan Fındık Kabuğu’nu ben severek okudum. Umarım siz de seversiniz.
Kitabı elime aldığımda önce kapağına baktım. Ardından kapak fotoğrafının ismiyle olan uyumuna. Pek bağdaşıklık kuramasam da zaten kapak tasarımlarını önemsemediğimi anımsıyorum.

Yine Sabit Fikir'in 2017'nin En İyi 50 Romanı listesinden bir kitap okudum. Bu listeyi incelerken kitabın arka kapak yazısı çok dikkatimi çekmişti. Kitabı okurken de arka kapak yazısından daha fazlasını hak ettiği izlenimine kapıldım.

Yazarının üslubuyla, anlatımıyla, bakış açısıyla yahut da konusuyla iddialı bir kitap yazdığını düşünüyorum. Çünkü beklenmedik bir açıdan konuyu okura sunuyor. Okudukça ön kapak tasarımının hakkını verdim.

İlginç ve bir o kadar da çekici bir kitap. Okudukça daha çok sorguladığımı hissettim.

Doğumuna henüz iki hafta kalan Trudy'nin bebeğinin penceresinden bakıyoruz, tüm olanlara. Henüz doğmamış bir bebeğin penceresinden yazılıyor, tüm bu yazılanlar. Gözlemci bakış açısıyla yazılmış olsa da Tanrısal bakış açısından yazılmış bir eser okuduğum izlenimine kapıldım.

Anne karnındaki bebek gelişimini tamamladıktan bir süre sonra anne-babasının, çevrenin seslerini artık işitmeye ve tanımaya başlar. Henüz doğmamış bebek, bu süreç içerisinde anne ve babasıyla örülü dünyasını anlamlandırmaya başlıyorken anne-babasının ayrılığı, annesinin babasını aldatması, bu süreç içerisindeki ruh halleri... Tüm yaşanan olay ve durumlar bebeğin kimi zaman hisleriyle, kimi zaman düşünceleriyle hareket etmesine meydan verirken diğer yandan da henüz doğmadan bir 'varoluşsal krize' yakalanmasına sebep oluyor. Henüz o 'fındık kabuğu' kadar alanda varlığının tamamlanması bitmişken 'hayata' yenik düşmesi. Anne ve babasına karşı hissettiği sevgi ve öfke.

Hatta bir bölümde öyle bir paragraf vardı ki bebek çaresizliğinden, kimsesizliğinden ötürü 'yine de annemin beni sevdiğini biliyorum' sözüyle tutunmaya çalışması son derece etkileyiciydi.

Bu okumayı deneyimledim, okudum ve beğendim.

Size ısrar ediyorum, lütfen bu kitabı okuyun. Ne demek istediğimi, yazmak istediğim ama yazamayacağım sözleri anlayacaksınız.
Hamileliğinin son aşamasındaki Trudy, ihanet ettiği kocası John’u kafasının karışık olduğu bahanesiyle evlerinden uzaklaştırdıktan sonra son derece sığ, çıkarcı ve bayağı kayınbiraderi Claude’la yaşamaya başlar. Trudy ve Claude, John’a ait paha biçilemez eve konmak için John’u öldürmeyi planlarlar. Spoiler! Yaşanan tüm kumpası ilk aşamasından beri takip eden kulak misafirleri, Trudy’nin rahminde, kendisini bekleyen geleceğe doğru doğup doğmama konusundaki kararını henüz verememiş bir fetüs. Kitabın tamamı bu fetüsün ağzından bol nükteli ve akıcı bir dille yazılmış.
Anlatıcımız bir cenin. Annesi ve babası ayrı yaşıyor. Amcası ve annesi sevgili olmuş. Amcasından hoşlanmayan cenin babasını cinayete kurban gitmekten kurtarabilecek mi?,annesi ve amcası neler yapıyor? Çok entelektüel bir cenin bizimki. dünyada olup bitenle, gidişatla da yakından ilgili. 149 sayfalık bu roman etkileyici ve farklı bir Hamlet uyarlaması olmuş.
Fındık kabuğu’nu #polisiyeseverlergrubu arkadaşlarım ile Birlikte Ian McEwan Fidanı bünyesinde okuduk. Çok sürükleyici çabucak okunan bir kitap olduğunu söylemem ama kesinlikle etkileyici ve farklı bir okuma deneyimi.

Hikayenin esas konusu ihanet, komplo , cinayet planları ve bunu adım adım takip eden anne karnındaki Fetüs, ama neredeyse filozof bir fetüs. Annesinin ve çevredeki herkesin konuşmasını algılıyor, radyodaki haberleri dinliyor ve üzerine yorumlar yapabiliyor. Neredeyse alkolik olan annesi sayesinde içkiler konusunda bile gayet bilgili :(

Kitabı okurken zaman zaman acaba anne karnındaki tüm ceninler gerçekten böyle mi bu kadarını anlayabiliyor ve hissedebiliyor mu diye düşünüyor insan. Belki de doğmadan önce hepimiz çok zeki, duygusal ve düşünsel yetenekleri muazzam olan varlıklardık, doğduğumuz andan itibaren bunları yavaş yavaş yitirdik..

Başkahramanımız olan Cenin, annesi Trudy ve işe yaramaz, çıkarcı amcası Claude’ın yasak ilişkisine ve bir şair olan babası John’u öldürme planlarına şahitlik ediyor, elbette buna engel olmak istiyor ama neler yapıp yapamayacağını okuyarak görün derim..

Bize tüm hikaye bu ceninin gözünden anlatıldığı için monolog ilerliyor , bazı arkadaşlarımın monolog yazılmış hikayeleri tercih etmediğini biliyorum ama bu onlardan biri olmayacaktır eminim
Bu kitabı anne olmadan önce okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Çocukların anne karnında sadece fiziksel olarak değil psikolojik açısından da geliştiğini biliyoruz. Kitabın kurgu olduğunun farkındayım ama hamileliğim süresince bebeğin kaliteli eğitimi için elimden geleni yapacağım. Belki biz de Podcast dinleriz bol bol :) Olay örüntüsü içinde dünya sorunlarına yer veren yazarlara bayılıyorum. Tabi okuyucunun onu oradan alıp dert edinip, çözüm de üretmesi gerekiyor. Sevdim ben kitabı keyifli ilerliyor keyifli şeyler olmasa da...
Bitti !!!

Hamileliğin son aşamasındaki Trudy, ihanet ettiği kocası John’u kafasının karışık olduğu bahanesiyle evden uzaklaştırır ve John’un erkek kardeşi Claude ile yaşamaya ve birlikte olmaya başlar. Trudy ve Claude eve konmak İçin John ile ilgili kötü planlar yaparlar. Fakat bu kumpası ilk andan beri takip eden bir kulak misafiri vardır. Trudy’nin içinde kendisini bekleyen, geleceğe doğup doğmama konusunda kararını henüz verememiş bir fetüs...

Konusu itibariyle çok güzeldi. Hiç böyle yaratıcı bir kitap okumamıştım. Bazı yerleri durağan gitse de yine de bunlar bir eksi değildi. Tavsiye ederim herkese. 9/10
.
“Plak tablasının üzerine eğilmiş bir DJ gibi, cızırdatarak geriye alıyorum o satırı. ‘Ve bebeği de bir yere yerleştiririz, tıkıştırırız’ ın iki yüzlü türdeşinden başka bir şey değil. Tıpkı ‘bebek’ sözünün de benim türdeşim olduğu gibi.. “
.
.
“Birkaç adım uzaktayım şimdi, işime yarıyor bu, kendimi beş metre kadar kendimin aşağısında, açıkça görüyorum, dağa tırmanırken düşüp bir kayanın üzerine sırt üstü serilen bir dağcıyı görür gibi. Durumumu anlamaya başlayabilirim, hem düşünebilirim hem hissedebilirim..”

Bir bebeğin annesinin karnından Dünya hakkında ve ailesi olacak kişiler hakkında edindiği bilgileri bize anlattığı kitap elinizdeki.
Annesi bebeğin amcası ile beraber.. Babası ise başka bir kadınla.. Bu güzel bebek söz konusu olayları öyle güzel tasvir ediyor ki adeta yaşıyorsunuz, hissediyorsunuz. Kendi göbek kordonu ile intihar etmeye çalışıyor bir ara, herşeye rağmen annesinin onu sevdiği umudunu hiç kaybetmiyor üstelik. Babasının hazin sonu ise onu çok derinden etkiliyor. Tabiki tüm bunları annesinin karnından hissettikleriyle anlatıyor. Ve sonunda o muhteşem doğum anını kendi başlatıyor, annesi ile ilk bakışmasını yaşıyor.. O an herşey güzelleşiyor..

Farklı ve çok beğendiğim bir kitap oldu. Bir bebeğin dış Dünya sorunlarını daha anne karnındayken bu kadar derinden hissetmesi beni üzdü.. Ama çok etkiledi aynı zamanda. Okumalısınız keyifli okumalar ️
Bütün doğumların merkezinde yer alan o tuhaf sorunun yanıtı belliydi: Ya o - ya da o. Başka bir şey değil. Biz gözleri kamaştırarak ortaya çıkarken hiç kimse, bir insan diye bağırmaz. Bunun yerine bir kız, bir erkek diye bağırır. Pembe ya da mavi.
Ben bile aşkın mantık dinlemediğini biliyorum, gücün eşit dağıtılmadığını da. Sevgililer ilk öpüşmelerine ulaştıklarında hem yaralı olurlar hem arzu dolu. Her zaman bir çıkar aramazlar. Kiminin sığınacak bir yere ihtiyacı olur, kimileri esrimenin aşırı gerçekçiliğine kavuşmak arzusundadır, bunun için de pervasızca yalan söyleyebilir ya da mantıksız özverilerde bulunurlar.
Masumları öldüren nefret değildi, inançtı, en yumuşak huyluların bile hala saygı gösterdiği o aç kalmış hayalet.
Felaketler bizi bilinçli olmaya zorladı, ve işe yarıyor da, ateşe fazla yaklaştığımızda, çok derin sevdiğimizde bizi ısırıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fındık Kabuğu
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750840616
Kitabın türü:
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Edebiyat tarihinin en genç Hamlet’i babasının katline engel olmaya çalışırken pek bilindik bir varoluş krizine düşer: Olmak ya da olmamak!
Hamileliğinin son aşamasındaki Trudy, ihanet ettiği kocası John’u kafasının karışık olduğu bahanesiyle evlerinden uzaklaştırdıktan sonra son derece sığ, çıkarcı ve bayağı kayınbiraderi Claude’la yaşamaya başlar. Trudy ve Claude, John’a ait paha biçilemez eve konmak için planlar yaparlar. Fakat bu kumpası ilk aşamasından beri takip eden bir kulak misafirleri vardır: Trudy’nin rahminde, kendisini bekleyen geleceğe doğup doğmama konusundaki kararını henüz verememiş bir fetüs.
Ünlü İngiliz yazar Ian McEwan’ın anlatıcılığını bir fetüse yaptırdığı, embriyonun yapısı gereği monolog bir anlatımla ilerleyen, nüktesi bol ve akıcılığını kaybetmeyen bir dille kotardığı bu kısa roman, klasik suç hikâyesinden beklenenleri başarıyla karşılarken en özgün Hamlet uyarlamalarından birisi olarak anılmayı hak ediyor.

Bir fetüs tarafından anlatılan ihanet ve cinayet öyküsü, şaşırtıcı derecede merak uyandırıcı, göz kamaştırıcı derecede zekice yazılmış, ciddiyetle derinleşen bir roman
-Washington Post-

Ian McEwan’ın Fındık Kabuğu bir fetüs tarafından anlatılan son derece eğlenceli bir kitap
-Toronto Start-

Ian McEwan Fındık Kabuğu ile ne kadar sıra dışı bir yazar olduğunu bir kere daha gösteriyor.
-The Wall Street Journal-

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 76 okur

  • BUŞRA UYSAL GÜDER
  • Redd_Moon
  • Betül Yılmaz
  • 1K GRUBU SANLIURFA
  • Gül Yıldız
  • PAKİZE ÇETİNKAYA
  • Yıldız Açıl
  • Kübra Keskin
  • Ozlem
  • J.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.4 (7)
9
%11.1 (4)
8
%25 (9)
7
%22.2 (8)
6
%5.6 (2)
5
%8.3 (3)
4
%0
3
%2.8 (1)
2
%5.6 (2)
1
%0