Fındık Kabuğu

7,6/10  (16 Oy) · 
34 okunma  · 
13 beğeni  · 
537 gösterim
Edebiyat tarihinin en genç Hamlet’i babasının katline engel olmaya çalışırken pek bilindik bir varoluş krizine düşer: Olmak ya da olmamak!
Hamileliğinin son aşamasındaki Trudy, ihanet ettiği kocası John’u kafasının karışık olduğu bahanesiyle evlerinden uzaklaştırdıktan sonra son derece sığ, çıkarcı ve bayağı kayınbiraderi Claude’la yaşamaya başlar. Trudy ve Claude, John’a ait paha biçilemez eve konmak için planlar yaparlar. Fakat bu kumpası ilk aşamasından beri takip eden bir kulak misafirleri vardır: Trudy’nin rahminde, kendisini bekleyen geleceğe doğup doğmama konusundaki kararını henüz verememiş bir fetüs.
Ünlü İngiliz yazar Ian McEwan’ın anlatıcılığını bir fetüse yaptırdığı, embriyonun yapısı gereği monolog bir anlatımla ilerleyen, nüktesi bol ve akıcılığını kaybetmeyen bir dille kotardığı bu kısa roman, klasik suç hikâyesinden beklenenleri başarıyla karşılarken en özgün Hamlet uyarlamalarından birisi olarak anılmayı hak ediyor.

Bir fetüs tarafından anlatılan ihanet ve cinayet öyküsü, şaşırtıcı derecede merak uyandırıcı, göz kamaştırıcı derecede zekice yazılmış, ciddiyetle derinleşen bir roman
-Washington Post-

Ian McEwan’ın Fındık Kabuğu bir fetüs tarafından anlatılan son derece eğlenceli bir kitap
-Toronto Start-

Ian McEwan Fındık Kabuğu ile ne kadar sıra dışı bir yazar olduğunu bir kere daha gösteriyor.
-The Wall Street Journal-

(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2017
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789750840616
  • Çeviri:
    İlknur Özdemir
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Lâlcivert 
 13 Şub 12:30 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yeni doğmuş bir bebek dendiğinde aklımıza ilk gelen şeylerden biri değil midir masumiyet?
Gözlerini dünyaya yeni açmış, hiçbir şey bilmeyen, çıkar gözetmeyen, masum bir bebek…
Peki ya… bebek henüz doğmamışsa?

İşte Ian McEwan bu sorunun cevabını ironik ve yer yer absürt bir anlatımla veriyor. Kitabın tanıtım bülteninde de belirtildiği gibi konu gayet açık: İhanet, komplo; Hamlet’in modern bir uyarlaması. Bu nedenle konuya çok fazla girmek istemiyorum.
Başta da belirttiğim gibi kitap henüz doğmamış bir bebeğin masumiyetini sorguluyor bir anlamda. Bir bebeğin düşüncelerinin çıkarları doğrultusunda nasıl değiştiğini görüyorsunuz.

Kitabı okurken aklıma sürekli, küçük bebeklerin yetişkinlerce seslendirildiği komedi filmleri geldi. O filmlerde de olur ya, bebek her şeyden haberdardır, ağzı biraz bozuktur, arsızdır falan. İşte bu bebek de biraz öyle.

Aslında yazar bu anlatımla, belki de defalarca anlatılan şeyleri daha akılda kalıcı bir şekilde ifade etmiş: ihaneti, çıkarcılığı, ortak günahların güvensizliğini, doğmamış bir bebeğin annesine olan sevgisini sorgulamış.
İhtiyaç ve sevgi arasındaki ayrımı; ihtiyacın, sevgi kılığına girişini farklı şekillerde ele almış.

Sonra bir yerde dünyayı anlatmış: küresel sorunları, Avrupa’yı, Amerika’yı, Rusya’yı, Çin’i… Yaklaşık bir buçuk sayfada hayatımızın ve dünyanın merkezine oturan sorunlarımızın basitliğini göstermiş komik bir şekilde.

“Konuşmacı hanım, içinde psikopatların insan şeklinde sabit ve değişmeyen bir faktör gibi olduğu türümüzü pek beğenmedi. Silahlı mücadele, haklı olsun olmasın, cezbediyormuş psikopatları.”

Burada benim ilgimi çeken şeylerden biri de bebeğin kendini kabullenmiş olması, o bir insan; dünyaya gelmese bile. Tür değil çünkü. Türümüz. Biz olmuş artık.
İşte burada bir sonuca ulaşıyorum kendimce, bu bebeğin düşüncelerinin, kararlarının, duygularının, bencilliğinin, dürüstlüğünün ya da yalancılığının nedeni… İnsan olması.

O henüz doğmasa da o bir insan. Ve insanın masumiyeti derinlerde bir soru işareti değil mi?

Eylemler suç barındırmıyorsa, saf bir masumiyetten söz edebilir miyiz? Düşüncelerin bir değeri yok mudur bu kıstasta?

Yazdıkça kendi masumiyetimi sorguladığım birçok soru birikiyor kafamda. Ama kısaca McEwan, (biraz karamsar bir bakış açısı olacak belki ama) türümüzden yakınıyor sanki.

Hani biz deriz ya yedisinde neyse yetmişinde o diye… Sanki McEwan da; doğmadan önce neyse öldüğünde de o diyor: İnsan.