Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (Bir Ada Hikayesi 1)Yaşar Kemal

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.607
Gösterim
Adı:
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
Alt başlık:
Bir Ada Hikayesi 1
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
318
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807060
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Ada Hikayesi dörtlüsü, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan’a gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut romanın baş kahramanıdır.

Lozan’da alınan mübadele kararıyla, Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş ve savaşlarda yerini yurdunu yitirmiş insanların Ege’deki bu adaya yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Adanın kaderi  Poyraz Musa’nın gelişiyle değişir. Adaya sığınan çeşitli kökenlerden insanlar, Poyraz Musa’nın desteğiyle yaşadıkları bütün acılara karşın umudu ayakta tutarak yeni bir yaşamın filizlerini yeşertirler.

“Yaşar Kemal çağdaş dünyanın en büyük anlatıcılarından biridir. Onu okumak yaşamın kendisini anlamaktır. O, korkusuz bir kahraman gibi yazıyor.”
John Berger

“Yaşar Kemal Homeros'tan bu yana gelen en eski geleneksel anlatıcıdır. Başka bir sesi olmayan halkın sesidir.”
Elia Kazan

“Yitirdiğimiz anlatım geleneğini ne mutlu ki Yaşar Kemal bulmuş. Tarihi ve politikayı altüst ederek yirmibeş - otuz yüzyıl sonra Yunanlı ozan (Homeros) susmuş ve söz sırası Troyalı ozana (Yaşar Kemal) geçmiş.”
Robert Kanters

“Ne zaman çağdaş bir romancı örneği vermem istense, aklıma ilk gelen isim Yaşar Kemal olmuştur.”
Raymond Williams 
Yaşar Kemal'in bu Romanı Bir Yunan adasında, Kafkasya'da, Mezopotamya'da, Irak'ta, Yemen'de geçiyor.

Savaştan ve yıkımdan sonra kurulan hayatlar. Lozan Antlaşması ile Türkiye'deki Rumlar ve Yunanistan'daki Türkler yer değiştiriyorlar. İnsanların topraklarından kopuşunu , mübadele günlerine, o yoksulluğu ve hasretini anlatmış.

Eserin ana karakteri Poyraz Musa adlı askerdir. Poyraz Musa, Kafkasya Cephesi'ndeki savaştan, daha doğrusu donarak ölmekten kurtulanlar arasındadır. Daha sonra Urfa'da Fransızlara karşı savaşmıştır. Savaş yorgunu Poyraz Musa bir gün, Rumlardan kalma küçük bir adaya, Karınca (Mirmingi) Adası'na yerleşmeye karar verir. Yaşar Kemal o adayı o kadar güzel tasvir etmiş ki. Siz okuyunca anlayacaksınız.

Bu ıssız adaya kimse gelmek istemez. Ancak sonraları savaş mağduru, sürgün, umutlarını yitirmiş insanlar yavaş yavaş adaya gelmeye başlarlar. Birlikte onca üzüntü ve kederin üzerine yeni bir yaşam inşa etmeye çalışan insanları okuyacaksınız.

I.Dünya Savaşı yılları var. Özellikle Kafkasya Cephesi'nde ya donarak, ya hastalıktan ya da delirerek ölen o kadar asker var ki ve öyle bir canlı anlatılmış. Çanakkale Cephesi, Ezidi Katliamları, mübadele yılları, zorunlu göçleri...

İnsan ruhunun derinliklerine iniyor. Yaşar Kemal 'in okuduğum ilk romanıydı. Akıcı ve tasvirlerle dolu bir anlatım genelde tasvirleri okurken sıkılırım. Yazarın tasvirlerini okurken hiç sıkılmıyorsun aksine alışıyorsun.
Bir Ada Hikayesi serisinin ilk kitabı "Fırat Suyu Kan akıyor baksana". Bu roman Yaşar Kemal'in diğer kitapları gibi Çukurova'da geçmiyor. Ya da şöyle belirteyim: Her yerde geçiyor. Bir Yunan adasında, Kafkasya'da, Mezopotamya'da, Irak'ta, Yemen'de...
#Onlarca savaştan ve yıkımdan sonra kurulmaya çalışılan yeni hayatlar. Lozan Antlaşması ile Türkiye'deki Rumlar ve Yunanistan'daki Türkler yer değiştiriyorlar. İnsanların 3bin yıllık topraklarından kopuşu öyle bir anlatılmış ki, mübadele günlerine, o ezici yoksulluğa ve hasrete tanıklık ediyorsunuz.

# Eserin ana karakteri Poyraz Musa adlı askerdir. 16 yaşında savaşa çağırılan Poyraz Musa, Kafkasya Cephesi'ndeki savaştan, daha doğrusu donarak ölmekten güç bela kurtulanlar arasındadır. Daha sonra Urfa'da Fransızlara karşı savaşmıştır. Savaş yorgunu Poyraz Musa bir gün, Rumlardan kalma küçük bir adaya, Karınca (Mirmingi) Adası'na yerleşmeye karar verir. Yaşar Kemal'i okuyanlar o adayı nasıl tasvir ettiğini az çok tahmin etmişlerdir.

#Cennetten bir parça gibi anlatılan bu ıssız adaya kimse gelmek istemez. Ancak sonraları savaş mağduru, sürgün, umutlarını yitirmiş insanlar yavaş yavaş adaya gelmeye başlarlar. Birlikte onca üzüntü ve kederin üzerine yeni bir yaşam inşa etmeye çalışan insanları okuyacaksınız. Sıcacık bir hikaye.

# Eserin tarihi arka planında 1.Dünya Savaşı yılları var. Özellikle Kafkasya Cephesi'nde ya donarak, ya bitten pireden, ya da delirerek ölen o kadar asker var ki ve bu karakterlerin gözünden öyle bir canlı anlatılmış ki, okurken savaşı icat edene lanet ediyorsunuz. Çanakkale Cephesi, Ezidi Katliamları, mübadele yılları, zorunlu göç olgusu anlatılan ve karakterlerin travmaları haline gelen diğer konular...

#Ben Yaşar Kemal okurken bu dünyadan soyutlanırım hep. Nasıl bilmiyorum ama nereyi anlatsa orada yaşıyor gibi hissederim kendimi. Bu bir yunan adası da olabilir, bir pamuk tarlası da, bir yörük çadırı da... İnce Memed'i de, demirciler ocağı piri Haydar Usta'yı da, fukara Uzun Ali'yi de, savaş yorgunu Poyraz Musa'yı da tanıyor gibi olurum. Onlarla tarhana çorbası içer, soğan kırıp yer, köpüklü kahvelerin kokusunu duyar gibi olurum. Kimine yorucu gelen tasvirler beni o dünyaya sokar ve Yaşar Kemal'in düş dünyasında bir gezgin olurum. İçimizdeki iyiye seslenen, sevinci, doğayı, türküyü, kültürel zenginliklerimizi vurgulayan eserlerine hayran olurum. Hani Diyor ya vasiyetinde: Beni okuyanlar adam öldürmesin, kimseyi asimile etmeye kalkışmasın, savaş düşmanı olsun diye... Zaten onu sindirerek okuyan insanların savaşın ne kadar iğrenç bir şey olduğunu bildiklerini düşünüyorum.

#Herkese keyifli okumalar dilerim. Yaşar Kemal okumak bana terapi gibi gelen bir şey. Tüm okurların kendi yazarlarını, düş dünyalarını coşturanları bulmaları dileğiyle:)
Rahmetli Yaşar Kemal eserlerinde o kadar bir akıcı dil kullanıyor ki, bu gerçekten bir başka yetenek. Cümleler uzun da olsa, tanımlamalar insanın kafasına bir bir işleniyor sanki.

Kahramanlar, mekanlar, çiçekler, börtü böcek, menevişlenmiş deniz suyu, uçsuz bucaksız çöldeki şeyhin çadırı... Ustalık isteyen anlatım bu diyorum işte.

Aslında fazla söze gerek olmamalı bu konuda.

Kitap basımı ile ilgili baskı hatası vb gibi herhangi bir sorun yok.

Kitabı beğenerek okudum. Tavsiye etmek zaten haddim olamaz, zira Yaşar Kemal' in kitapları okunmalı.

İyi okumalar.
Ardışık üç kitap.1... Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana...2.. Karıncanın Su İçtiği... 3...Tan Yeri Horozları...
Üçüne birden Yaşar Kemal "Bir Ada Hikayesi" altın da toplamış.
Doğa'nın büyüsü, büyünün ortaya saçtığı güzellikler, yaşamın her türlü sürprizi ve çirkinliği ile; insanoğlunun acımasızlığının açtığı dayanılmaz, katlanılmaz acıların süre gittiğimiz hayat yolunun gerçekliği içinde dahi olsak, yine de içimizde iç dünyamızın kıyı köşeciğinde huzur ve mutlulukla dolmasını istiyorsanız Yaşar Kemali okumalısınız. Tabi ki bu kitapları da...
Giden yüzyılın başında yaşadığımız Büyük Savaş'ın bizde derin izlerini hala taşıdığımız Çanakkale ve Sarıkamış savaşları ardından verdiğimiz kurtuluş mücadelesi, yepyeni bir devletin kuruluşu işte bu süreçte topraklarımızdaki yıkım, kıyım, acılar, korkuların destansı anlatımıyla okuyacaksınız bu kitabı. Vasiliyi, Poyraz Musayı, mübadeleyi, muacırların yaşadığı dıramı... Mübadele de yerlerinden, topraklarından edilen Türk ve Rum ların yaşadığı gerçekleri dramatik ama destansı bir dille okuyacaksınız... Çünkü bambaşka bir pencere açıyor Yaşar Kemal bunlara...
Sekiz yıl gibi bir zaman diliminde yazılmış Bir Ada Hikâyesi serisinin ilk kitabıdır "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana". Bu eseri ardından Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları ve Çıplak Deniz Çıplak Ada eserleri takip eder. Aslında bir bütünlük arz eden bu serinin tamamını okuduktan sonra mı yoksa tek tek her kitap için mi inceleme yazsam düşünmedim değil fakat her kitap için o esere yönelik inceleme yazmanın daha doğru olacağını düşündüm.

Öncelikle kitabın konusundan genel olarak bahsetmenin isabetli olacağını düşünüyorum. Birinci Dünya Savaşı sonrası Yunanistan ile yapılan mübadelenin yansımaları ele alınıyor eserde. Mübadele sonucu Anadolu'ya gelen Türkler ve Yunanistan'a gönderilen Rumlar paralel olarak anlatılmış okuyucuya.

Romanımızın başkahramanı Poyraz Musa da bu savaş sonrası gazi olmuş ve bütün yakınlarını yitirmiş bir şahsiyettir. Köyünde kimseyi bulamayınca ve Yezidi katliamında önemli bir şahsiyeti öldürünce kaçıp kendisini yakalayamayacakları bir yere sığınmak ister Poyraz Musa. Mübadele sonrası Karınca Adası Rumlar'ın terk etmesiyle boşalır ve Poyraz Musa da bu adaya yerleşir. İşte her şey bu adada başlar. Genel olarak kitabın konusu bu olsa da Poyraz Musa'yı bekleyen süprizlere dair pek çok ayrıntı okuyacaksınız ilk eserde.

Eserin ilk yaklaşık 150-200 sayfası son derece tekdüze ilerliyor. Bu satırlarda Yaşar Kemal'in meşhur betimlemeleri yer alıyor. Bir olaydan ziyade durum hakim. O yüzden ilk 150-200 sayfa bana fazlasıyla sıkıcı geldi açıkçası. Sonrasında ise bir hareketlilik geldi romana ve roman daha okunabilir bir hâl aldı. Bunun yanı sıra savaş sonrası çekilen çileler anlatılırken Anadolu halkının durumuna gerektiği kadar yer verilmemiş gibi geldi bana. Bu kısım daha fazla vurgulanabilirdi diye düşünüyorum.

Yaşar Kemal'i Çukurova anlatımlarıyla bütünleştirdiğimden midir nedir aynı tadı bu eserde bulamadım fakat yine de önceki eserlerden birkaç esinti vardı. Mesela yağlı bulgur pilavından sıkça bahsedilmesi gibi. Yine de mübadeleye dair okunması gereken, güzel bir eser olduğunu düşünüyorum. Sadece bir İnce Memed'de ya da Dağın Öte Yüzü serisinde olduğu gibi daha akıcı bir anlatım beklemeyin derim. Sıra "Karıncanın Su İçtiği" isimli ikinci eserde. Okumayı düşünen arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar. :)

"Öldürsen ne olacak, öldürmesen ne olacak, bu öldürme makinası insanoğlu, şu yeryüzünde önüne ne gelirse, kim çıkarsa öldürüyor, havada uçan kuşu, denizde yüzen balığı, öldürecek hiçbir şey bulamazsa kendini öldürüyor."
Bu kitap beni Yaşar Kemal'e daha da hayran bıraktı. Ne kadar güzel betimlemelerle dolu bir kitaptı. İçinde sadece doğa betimlemeleri yoktu, aynı zamanda Anadolu'nun ve insanının, çektiği acılarının tarihi vardı. Sarıkamış'ta ayakta donan insanların çığlığı, beyaz cehennemin korkunç tasviri insanı derinden sarsıyordu. Yezidilerin yüzyıllar boyunca acı çekmelerine rağmen yine de başka bir insana zarar veren bizden değildir düşüncesi insanı gerçekten etkiliyordu. Bedevi yaşamı da vardı kitapta.

Birçok savaş görmüş, acılara katlanmış insanların ortak bir noktada buluşmasına tanık oluyoruz bu kitapta. Buluştukları ortak paydaları savaşta yitirilen insanlıkları ama yine de insan olduklarını hatırlatan korkuyor olabilmeleri.

Kitapta ana kahramanımız "Poyraz Musa". İnin cinin top oynadığı, hatta hayaletlerin dolaştığına inanılan bir adaya gelişi anlatılıyor. Kitapta adamız Çanakkale Savaşı'nı görmüş, Rumlarla Türklerin Mübadelesi'ne tanık olmuş, her köşesinde yoğun bir insanlık dramı barındıran bir tarih müzesi olarak sunuluyor. İlk başlarda "Poyraz Musa" gizemli bir kişilik olarak gösteriliyor ama kitabın sonlarına doğru bu gizemli kişilik bir insan görünümüne bürünüyor ve ardında yaşadığı dram etkileyici şekilde gözler önüne seriliyor. Kitabımız psikolojik açıdan derin olarak yara almış insanların buluşmaları ile devam ediyor. Mübadele sırasında gitmeyip adada kalan gizemli kişi Poyraz Musa'nın geçmişinin korkunç bir celladı görünümüne bürünüyor, onu korkudan gözüne uyku girmeyen bir kişi konumuna düşürüyor. Derler ya herkes kendi cehennemini yanında taşırmış., Poyraz Musa da bu gizemli kişilik yüzünden cennet köşesi olan bu adayı ilk başlarda bu şekilde algılamaya başlıyor.

Yazarımız "Poyraz Musa" karakteri üzerinden Anadolu'nun Kurtuluş Savaşı sırasında yaşadığı sıkıntıları bir bir gözler önüne seriyor. Çanakkale Savaşı'nda, Sarıkamış Harekatı'nda, Mübadele sırasında insanların yerlerinden yurtlarından koparılışlarında , Urfa'da Antep'te Fransızlar ile yapılan savaşlarda, Yezidi'ler, Ermeni'ler ile yapılan savaşlarda yaşanan dramlar insanların yaşadığı acıların diliyle değerlendirmeye tabi tutuluyor.

Yazarımız adaya gelen insanların dramlarını çok güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. Ayrıca insanların ne kadar kötülükler yapsalar da her zaman kötü olmadıklarını, anlık koşullara göre bazen kötü davrandıklarını, ama genelde iyi olduklarını vurguluyor. Kitapta sunulan karakterler bunu çok güzel örnekliyor.

Yazarımızın doğa sevgisi o kadar fazla ki insan bu kitabı okurken bu sevginin kendisine de bulaştığını hissediyor. Kitap boyunca tutulan levreklerin, çipuraların tadı damağımda kalıyor :)

Bu kadar beğendiğim 1.kitaptan sonra Ada Hikayesi Serisinin 2. kitabına başlamamak hata olurdu :)
Üstadı okumak, kelimelere secde etmek gibiydi...Kurulan her cümle uzun uzun okunmalıydı.. Poyraz Musa'ya hayran olmamak imkansızdı... Denizin, balığın, tarhana çorbasının tadıyla karışmış bir anlatım nasıl olabilir ki... harikaydı.. Ada Hikayeleri mutlaka okunmalı...
"işte böyle kedim" dedi, " insanı insan eden ne kadar içimizdeki sevgiyse de, tanrı bunu Böyle söylemişse de ondan daha çoğu da acımadır. İnsanı insan yapan da, sevgiyi sevgi yapan da acımadır. Öyle değil mi arkadaşlar?" diye seslice söylendi.
Kitabı uzun süre önce okudum, tavsiye niteliği de olması için bu notu yayınlıyorum. Kitabı okuduktan sonra kişisel günlüğüme şu notu düşmüşüm:

"Bunca yıldır okurum, niçin Yaşar Kemal’e 30 yaşında başlamışım hiç bilemiyorum. Dili, anlatım zenginliği harikulade. Ara vermeye hiç gerek yok, serinin ikinci kitabı ile hikayeye devam!"
Vefat ettikten sonra değer gören yazarlar misali, beni hayatıma da vefatından sonra girmesi ve bu zamana kadar böylesine içten yazan bir yazarı gönlüme almamış olmam tamamen benim ayıbım. Bu ayıbı telafi etmek adına olsa gerek ki Bir Ada Hikayesi'nin 4 kitabını da aynı anda aldım. Doğaya olan saygısına insan sevgisini de ekleyip harmanlayınca tadından yenmez bir eser çıkmış ortaya. Darısı diğer üç kitabının başına.
bir ada hikayesi 1-2-3-4 beni çok etkilemiş serilerden biridir. İnce Memed'den daha çok diyebilrim. etkisi hala sürmektedir ve hiçbir zaman geçmeyecek bir kitaptır. En büyük hayalim kızımın büyüdüğünde kitapları çok sevmesidir. Eğer kitapları sever ve okursa lise 1. sınıfta önce ince memed sonra ada hikayelerini okumasını tavsiye edeceğim. bu kitap insan olmanın kitibıdır.
Yaşar Kemal’in mükemmel dil kullanımı ile sanki kendinizi romanın içinde buluyorsunuz.Doğayı kokluyorsunuz,renkleri hissediyorsunuz.Bir çiçeğin,böceğin,kuşun,denizin,gökyüzünün rengini kokusunu hissediyorsunuz.

Bu romanda; imzalanan Lozan Barış Anlaşması sonrasında,Türkiye‟deki Rum mübadillerin Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türk mübadillerin ise Türkiye‟ye getirilmesi ve bu dönemde yaşanan acı,sefalet,yokluk,sahipsizlik,haksızlık duyguları anlatılmaktadır.Roman göç olgusunu derinlemesine irdelemektedir.Mübadeleye tabi olmuş toplumlar genellikle, giden gittiği yerde,gelende geldiği yerde haksızlıklara uğramış ve ikinci sınıf vatandaş durumuna düşmüşler.Göç sonrası oluşan sosyal sarsıntının yanı sıra mübadillerin arkada bıraktığı malların taksimi ve dağıtılması sırasında her iki ülkede yaşanan haksızlıklarda anlatılmıştır.

Ayrıca romanın geçtiği tarih kesitinde,Balkan Savaşını,Rus savaşını,Sarıkamış’ı,Mezopotamya’yı kısacası unutulan ve unutturulmak istenen savaş ve olayları da bulacaksınız.

Destansı bir üslupla yazılan bu romanı okumanızı tavsiye ederim.Yakın tarihte yaşanmış olan acı ve ıstırabı içinizde hissederek,“Yurtta Sulh,Cihanda Sulh” özdeyişinin ne kadar yerinde söylenmiş bir söz olduğunu, tekrar hep birlikte idrak etmemiz gerektiğini düşünmekteyim.
"Aaah, savaş, seni icad eden görmesin cennet. Aaaah, savaş. Şu yeryüzünde canlı koymadı kırdı geçirdi. Gökteki kuşu, yerdeki börtü böceği, sudaki balığı..."
Yaşar Kemal
Sayfa 302 - YKY 23. Baskı - 2016
İstanbul şehrinde olanlar anlatılamaz, dile gelmez. Kelimeler yetmez. Padişahlar oğullarını, oğullar padişah babalarını, padişahlar bütün kardeşlerini doğradılar. İstanbul şehri bir ölüm, bir kırım yeridir.
Yaşar Kemal
Sayfa 219 - YKY 23. Baskı - 2016
Ben yaralandım ya, kendimi ölmüş sanıyorum. Baktım ki ölmemişim, yaralanmışım. Yaram sızlayınca ölmediğimi anladım, donmuşum.

Donmak ölümdür, biliyorum, haydi ayağa kalk Perikles dedim. Kalkamazsan bunun ucunda ölüm var..

Bütün gücümle bir silkindim, iki silkindim, adamız gözümün önünde, sarı çiçekler açtı, buradan tepenin başına kadar..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
Alt başlık:
Bir Ada Hikayesi 1
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
318
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807060
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Ada Hikayesi dörtlüsü, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan’a gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut romanın baş kahramanıdır.

Lozan’da alınan mübadele kararıyla, Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş ve savaşlarda yerini yurdunu yitirmiş insanların Ege’deki bu adaya yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Adanın kaderi  Poyraz Musa’nın gelişiyle değişir. Adaya sığınan çeşitli kökenlerden insanlar, Poyraz Musa’nın desteğiyle yaşadıkları bütün acılara karşın umudu ayakta tutarak yeni bir yaşamın filizlerini yeşertirler.

“Yaşar Kemal çağdaş dünyanın en büyük anlatıcılarından biridir. Onu okumak yaşamın kendisini anlamaktır. O, korkusuz bir kahraman gibi yazıyor.”
John Berger

“Yaşar Kemal Homeros'tan bu yana gelen en eski geleneksel anlatıcıdır. Başka bir sesi olmayan halkın sesidir.”
Elia Kazan

“Yitirdiğimiz anlatım geleneğini ne mutlu ki Yaşar Kemal bulmuş. Tarihi ve politikayı altüst ederek yirmibeş - otuz yüzyıl sonra Yunanlı ozan (Homeros) susmuş ve söz sırası Troyalı ozana (Yaşar Kemal) geçmiş.”
Robert Kanters

“Ne zaman çağdaş bir romancı örneği vermem istense, aklıma ilk gelen isim Yaşar Kemal olmuştur.”
Raymond Williams 

Kitabı okuyanlar 693 okur

  • Uğur YILMAZ
  • Ezren Yeliz Başaran
  • Ahmet kayan
  • Seyhbani
  • Evrim Boyraz
  • Ünal Özsoy
  • sinem karaboğa
  • Haldun Lenger
  • Esin Küçükbaş
  • Kamil Sayılan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.4
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%10.8
25-34 Yaş
%29.4
35-44 Yaş
%35.4
45-54 Yaş
%14.4
55-64 Yaş
%2.7
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.3
Erkek
%43.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.3 (124)
9
%18.1 (43)
8
%18.1 (43)
7
%4.6 (11)
6
%4.2 (10)
5
%1.3 (3)
4
%0.4 (1)
3
%0
2
%0.4 (1)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları