Adı:
Fırın Saldırısı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
76
Format:
Ciltli
ISBN:
9786050945744
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Haruki Murakami’den açlık ve suçun doğası üzerine tuhaf, gizemli ve yer yer komik bir suç öyküsü…

Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk.

Nereden çıkmıştı bu açlık hissi? Elbette yiyeceğimizin olmamasından. Neden yiyeceğimiz yoktu? Çünkü yiyecek karşılığında verecek değerli bir şeyimiz yoktu. Neden değerli bir şeyimiz yoktu? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu değerli bir şeyimizin olmaması. Hayır, değil, belki de karnımızın aç olmasının nedeni, doğrudan hayal gücü eksikliğimizdi.

Tanrı, Marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. “Ben artık sapıtmak üzereyim” dedi arkadaşım. Durumumuzu azıcık sözcükle ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.



(Tanıtım Bülteninden)
76 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Suçluluk duygusunun bastıramadığı bir açlık duygusu kitabı sarmış. Kitap iki kısımdan oluşuyor; birinci ve ikinci fırın saldırısı diye.Tirajı komik bir hikayeyi ele almış yazar , biraz güldürüyor biraz düşündürüyor. Ama çokça acıktırıyor. Sanki karnınızın içerisinde kocaman bir uzay boşluğu var ve mideye ne indirseniz o boşlukta kaybolacak böyle bir açlık düşünün ve bu açlığın yol açtığı bir saldırı!

Yazarın daha önceUyku kitabını da okumuştum aynı baskıdan okuması gayet keyifli.Murakami başlangıç kitabı olarak bu ikisini düşünebilirsiniz çok güzel seçimler olacaktır.
Kitabın kapağındaki surat Mc Donals figürü, içerisindeki hikayeden esinlenilmiş. Bir kaç saatte okuyabileceğiniz güzel bir eser.İçeriğine göre pahalı bir kitap olduğunu kabul ediyorum ama benim gibi görsel şölene düşkün okurların kütüphanesinde olması gereken nadide bir baskı...
https://i.hizliresim.com/8YG14d.jpg

https://i.hizliresim.com/gONo3Q.jpg
76 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Murakami aç kalan bir insanın nasıl bir psikolojide olabileceğini imgelemleriyle çok iyi tasvir etmiş. Hikaye 76 sayfa ama illüstrasyon çok fazla olduğu için 50 sayfalık kısa metinleri bir çırpıda okuyabilirsiniz. Aç kalan iki kişinin fırına saldırmasını konu alan bu kısa hikaye iyi kurgulanmış. Büyük etkiler beklemeyin ama yine bilindik Murakami düşsel anlatımları hikayenin azda olsa bir kısmını oluşturuyor. Yine öbür dünyayı sorgulayan sözlerine rastladık bu oykude. Murakami hemen hemen bütün roman ve öykülerinde bunu yapıyor.. ve yine bolca marka kullanımı mevcut. Buda hikayeleri renklendiriyor. Doyurucu olmasada güzel bir hikaye. Ben beğendim.
76 syf.
·1 günde·9/10
Justin Cronin'in muazzam güzellikteki psikolojik gerilim ve distopya kitabı Hiçlikten Gelen Kız'ın bitmesine daha çok var, araya Murakami koyarak okumak çok güzel olur diye düşündüm, ama Murakami de çok çabuk bitti. Büyük olasılıkla hikâye kitaplarından aldıkları bir öykü bu, son derece güzel çizimler, güzel kağıt kalitesiyle, mis gibi bir kapakla basılmış, kitabın fiyatı da bize kitabevi saldırısı yapmayı düşündürecek kadar nadide bir güzellik taşıyor..

Murakami, Murakami işte. Daha önceden çıkan Uyku adlı kısa hikâyesiyle kıyasladım ve bu eserini çok daha fazla beğendim, içerisinde doğa üstü olayların olmadığı Murakami kitapları beni daha çok çekiyor. Fırın Saldırısı da işte öyle, yani doğa üstünün ön plâna çıkmadığı, son derece hoş bir kısa öykü. Öyküde açlığın insana neler yaptırabileceğini Murakami dünyasından bakarak okuyoruz: gerçeklik hissinde bile Murakami tarzı var. Wagner dinleyen bir fırın sahibi, fırını soymaya gelen iki aç insana tek şartla bütün ekmekleri vereceğini söylüyor: elindeki wagner albümünü baştan sona dinleyecekler...bunu yaparlarsa bütün ekmekler onların!

Herkese öneriyorum . Hiç Murakami okumayanlar için çok güzel bir başlangıç kitabı olabilir. Okuyanlar için küçük bir Murakami ziyafeti olabilir. Ben de Justin Cronin'in karanlık; gerçekçi karakterlerle, ümitsizlikle dolu kitabına geri döneyim...
75 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
75 sayfalık bir kitap ama resimler bolca kullanıldığından okunacak 60 sayfa falan kalıyor size. 40 dakika içerisinde bitirebileceğiniz bir kitap. Okuduğum ilk Haruki Murakami kitabıydı. İçindeki illüstrasyonlara bayıldım.
Kitap kısaca açlık üzerine, 2 arkadaş bir gün çok acıkıyorlar (ama bu bildiğimiz bir açlık değil, kırk fırın ekmek yeseler yine de doymaz bunlar) Fakat bu arkadaşların paraları yok, o yüzden bir fırına saldırma kararı alıyorlar. Fırıncı adam bu durumu anlayınca onlarla bir anlaşma yapıyor. Eğer Wagner dinlerlerse istedikleri kadar ekmek yiyebilecekler!
Tam olarak ruhunuzu doyuran ve tatmin eden bir kitap değil, daha çok görsel şölen ele alınmış bir kitap. Ama yine de Murakami’nin okunacak ilk eserlerinden birisi olduğunu düşünüyorum, oldukça akıcı.
76 syf.
·1 günde·8/10
“Karnımız açtı. Hayır açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk.”
Ramazan’ın ilk gününde tam da okunası bir kitap. :)
Fazlasıyla empati yapabildiğim ve okurken keyif aldığım bir kitap oldu Fırın saldırısı. Kısa ve illüstrasyonlarla süslenmiş görsel şölen sunan bir kitap. Ama herkes pahalı olduğundan şikayet etmiş şu an D&R’da 12.90 ilgilenenlere duyurulur ;)
Murakami kitabında Mc Donald’s reklamı yaparsa bende incelememde D&R reklamı yapabilirim sanırım;)
76 syf.
·1 günde·9/10
Sayfa sayısı azıcık,bol resimli,az metinli,çok pahalı bir kitap Fırın Saldırısı.Haruki Murakami'den okuduğum ilk kitap olduğundan dolayı,yazara alışmak için biraz çaba gerekti.Kolay bir dile sahip olabilir bu kitap,hatta okuyan insana saçma gelebilir,ama derin manalar gizli bu sayfalarda,özellikle de sayfa başı koyduğu illüstrasyonlarda.

Kırk fırın ekmek yemek deyiminin gerçeğe dönüşmüş hali diyebilirim.Açlık,ve midede oluşan geniş boşluk,bunun nedeni nedir?

Devam etmiyorum,Spoilera kaçmasın bol okumalarınız olsun :)

Not:Doğan Kitaba da sesleniyorum,76 sayfalık bir kitap 25 TL olamaz,sömürmeyin okuyucularınızı daa :)
76 syf.
·Beğendi·7/10
murakami'nin son zamanlarda piyasaya sürülen, dört illüstrasyonlu kitabından biridir. diğerleri için;

(bkz: tuhaf kütüphane)
(bkz: uyku)
(bkz: doğum günü kızı)

kitabın içeriğinden bahsetmeden, illüstrasyonlu kitaplarında öne çıkan bir konudan söz edelim önce; büyük puntoyla yazılmış hepi topu 76 sayfalık bir öykü kitabı için türkiye şartlarında yüksek fiyatlı bir kitap. tabii burada, kısa bir öykü olmasından mütevellit, murakami okuyan, murakami okumayı seven insanlar olarak, Kitabın fiyatını eleştirmek en doğal hakkımız, aslında söylemek istediğim; murakami'nin öykü kitapları, ciltli ve karton kapak olarak iki farklı seçenek ile basılmış olsaydı belki, ticari kaygı ile basılmadığına inanabilirdim. bu benim kişisel fikrim.

spoiler kaçabilir dikkat diyelim;

kitabın ilk bölümü, açlıktan, mideleri sırtlarına yapışan çocukların, mahallelerindeki bir pastaneye saldırmaya - çalmaya değil- karar vermesiyle başlar. Olaylar umdukları gibi devam etmeyince, bu saldırı, zihinlerinde hiç unutamayacakları bir yere yerleşir.
Kısacık olan ilk bölümde verebileceğimiz detay çok az. ikinci bölümde ise, bu saldırıya karar veren çocuğun artık büyüyüp evlendiğini okuyoruz fakat bir sorunu var ki bir türlü çözüm bulamıyor: o da bir türlü doymaması, bunun nedenini kitapta ilerledikçe anlıyoruz, bahsedilen bu sorunu eşiyle birlikte çözmeye çalışıyorlar ve ortaya ilginç bir eylem çıkıveriyor.

murakami'yi takip eden bir okursanız, tavsiye ederim; ama illaki okumalısınız diyemiyorum.
76 syf.
·Beğendi·8/10
William Blake'in müthiş bir sözü vardır:

"Arzu edip de eylemeyen, hastalık üretir."

Bu kitap sanki bu söz için yazılmış gibiydi. Hukuk bürosunda çalışan kahramanımız ve arkadaşı geçmiş bir zamanda içlerinde uzay boşluğunda büyüyen açlıklarını bastırmak için ellerinde bıçaklarıyla bir fırın dükkanına girmeye karar verirler. Fırın sahibinin zorluk çıkaracağını beklediler ama sahip dedi ki "Eğer şu anda çalmakta olan besteci Wagner'i dinlerseniz, istediğiniz kadar ekmek yiyebilirsiniz." Siyasi görüşlerine aykırı bir operacıyı dinlemekle, fiziksel ihtiyaçlarını gidermek arasında kalan ikilinin kafası karışır ve nihayetinde teklifi kabul ederler.

Fırın saldırısının üstünden çok uzun zaman geçer ve kahramanımız evlenimiştir. Karısıyla ilginç bir şekilde gecenin aynı vakti uyanırlar, karınlarında yine o uzay yutmuş gibi bir açlık vardır: Saldırının olduğu günkü o aynı açlık. Adam karısına arkadaşıyla yaptıkları saldırıdan ilk defa bahseder, karısı da başladığın işi tam anlamıyla bitiremediği için o açlığın peşini bırakmayacağını, gördüğü üzere karısına da sıçradığını anlatır kocasına. Nöbetlerle kendini gösteren bir açlık "lanetine" yakalandıklarını düşünürler.

İşte bu yüzden incelemeye Blake'den bir alıntı ile başladım. Başlanan eylem tam istenilen şekilde arzu/doruk noktasına ulaşıp sonlanmayınca, vücut bir süre sonra ertelenmiş hazlar pansiyonuna dönüyor. Ve bir süre sonra bu pansiyonun bütün haneleri dolunca da işler, yani vücut arıza vermeye başlıyor. Her insan, içinde hangi yağmurun hayat verdiğini kimsenin bilmediği birden açan çiçekler gibi beliren hazlarını hemen gideremeyeceğinden, topluma ayak uyduracak şekilde arzularını şekillendirir. Mesela sağı solu yumruklama arzusu olan birisinin sokakta önüne gelene vurması toplum tarafından engellenir ama bu yumruklama bir boks müsabakasında ceyran ederse, toplum bunu normal karşılar.


Peki sonra ne olduğunu ise yazmayayım, siz okuyunuz efendim.
76 syf.
·10/10
Okuduğum ilk Murakami kitabı oldu. Öyküde açlığın insana neler yaptırabileceğini ve yaptıklarının sonuçlarını nasıl çekeceğini Murakami dünyasından bakarak görüyoruz. Wagner dinleyen bir fırıncı, fırını soymaya gelen iki aç insana tek şartla istedikleri kadar ekmeği yiyebileceklerini söylüyor: elindeki wagner albümünü baştan sona dinleyecekler... bunu yaparlarsa istedikleri kadar ekmeği ücretsiz yiyebilirler! :)

Herkesin okuyabileceği kısacık bir hikaye.
76 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
“Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. Aç karnımız değildi bizi suça götüren, suçun kendisi açlık olarak dayatıyordu kendini. Ne olduğunu tam anlamıyordum; varoluşsal bir şeydi.”


Ekmeğe değil suça acıkan iki arkadaş üzerinden başlayan bir hikaye. Oldukça kısa ancak sayın Murakami’nin betimlemeleri ve illüstrasyonlar beni benden aldı. Ve gülümseten satırlarla tatlı bir uyku öncesi atıştırmalığı adeta :) Veeee bir müzik bağlantısı mevcut

“Ya sizi lanetlerim ya da Wagner dinlersiniz ! ...“
76 syf.
Uzun zamandır okuma sırasında beklettiğim ünlü Japon yazar Haruki Murakami’nin kısa hikayesi Fırın Saldırısı’nı okudum. Öykü çok kısa ve son zamanlarda popüler olan kısa öyküleri illüstrasyonlarla süsleyip para kazanma amacıyla hazırlanmış bir kitap ortaya çıkmış. İlk defa okuduğum yazarı bu kadar kısa bir öyküyle değerlendirmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Okuduğum eleştirilerden birinde bir kitapçıya girip 10 dakikada bitirin çıkın yazıyordu, eğer koleksiyon amacınız yoksa tamamen katılıyorum bu görüşe. Yazdığı daha kapsamlı bir eseri okuyana kadar Murakami ile ilgili yorum yapmamayı seçiyorum.
76 syf.
·7/10
Yazar gene çok basit bir konu üzerinden hikayesini oluşturmuş. Açlık çeken iki kişi bir fırını basar. Burada garip bir fırıncı ile karşılaşır. Amaç fırıncıyı öldürmek ve ekmek çalmaktır ama fırıncının yaklaşımı bu iki kişiyi çok etkiler. Muhabbetin ilerleyen safhalarında fırıncı bu iki kişiyi lanetlediğini söyler ve bu lanet uzun yıllar üzerlerinden kalkmaz. Daha sonra aradan yıllar geçer ve buna benzer gene başka olaylara kalkışılır ve konu buradan devam eder.

Murakami gene, sürekli yaptığı gibi büyülü sis perdesinden elini okuyucuya uzatıyor ve sisler arasında okuyucuyu gizemli dünyasına götürmeyi başarıyor. Kitapçıda okuduğum 45-50 dk'lık süre boyunca resmen başka boyutlara gittim geldim dersem abartmış olmam sanırım.
“...Neden değerli bir şeyimiz yoktu ? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu bir şeyimizin olmaması. ...”
Haruki Murakami
Sayfa 9 - Doğan Kitap
"Sen bir lanetin ne olduğunu bilir misin? " diye sordum.
"Yıllarca yıkanmamış tozlu bir perdenin tavandan yere sarkması gibi birşey. "
"Belki bu bir lanetten değil, sadece benden kaynaklanıyordur" dedim gülerek.
O gülmedi.
"Öyle değil. Öyle olmadığını çok iyi biliyorum."
"Eğer senin dediğin gibi bu bir lanetse" dedim "kurtulmak için ne yapmalıyım?"
"Bir kez daha fırın saldırısı. Ve hemen şimdi " diye önerdi karım. "Bu laneti çözmenin başka bir yolu yok."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fırın Saldırısı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
76
Format:
Ciltli
ISBN:
9786050945744
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Haruki Murakami’den açlık ve suçun doğası üzerine tuhaf, gizemli ve yer yer komik bir suç öyküsü…

Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk.

Nereden çıkmıştı bu açlık hissi? Elbette yiyeceğimizin olmamasından. Neden yiyeceğimiz yoktu? Çünkü yiyecek karşılığında verecek değerli bir şeyimiz yoktu. Neden değerli bir şeyimiz yoktu? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu değerli bir şeyimizin olmaması. Hayır, değil, belki de karnımızın aç olmasının nedeni, doğrudan hayal gücü eksikliğimizdi.

Tanrı, Marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik. “Ben artık sapıtmak üzereyim” dedi arkadaşım. Durumumuzu azıcık sözcükle ancak bu kadar güzel anlatabilirdi.



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 403 okur

  • Derya albuz sefercik
  • faye lau
  • FİSUN KURT
  • mukaddesargl
  • Burak
  • Uğur Karabürk
  • Seda Kasımoğlu
  • Hasan Tunç
  • Almanyalı Gelin
  • aycan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.8 (25)
9
%13.6 (23)
8
%20.1 (34)
7
%23.7 (40)
6
%12.4 (21)
5
%10.7 (18)
4
%2.4 (4)
3
%0.6 (1)
2
%1.2 (2)
1
%0.6 (1)