Frankenstein (Korku Klasikleri)

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.488
Gösterim
Adı:
Frankenstein
Alt başlık:
Korku Klasikleri
Baskı tarihi:
18 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050954111
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dex Kitap
Mary Wollstonecraft Shelley, bilimkurgunun başlangıcı sayılan Frankenstein’ı, iki yüzyıl önce yazmaya başladığında henüz 18 yaşındaydı. O günden beri, ceset parçalarından diriltilmiş bir ucubenin hikâyesini anlatan roman, kanımızı dondurmaya devam ediyor.

Genç bilim insanı Victor Frankenstein yarattığı dev varlık dünyaya gözünü açtığında, ondan iğrenir ve kaçar. Başıboş kalan bu yaratık önceleri saf iyilikle doluyken, karşılaştığı tüm insanların nefretine maruz kalınca yaratıcısından intikam almaya karar verir. Frankenstein, çirkinlikten değil sevgisizlikten canavarlaştığımızı ve yarattığımız kötülükle yüzleşmekten kaçtıkça kötülüğün büyüdüğünü anlatan “lanetli” bir başyapıt. “Habisliğimin nedeni perişanlığım. Tüm insanlık benden nefret etmiyor mu? Benden tiksinmiyor mu? Yaratıcım olan sen bile beni paramparça etsen sevinirsin; bunu aklından çıkarma. Şimdi söyle bana, insanın benden esirgediği acımayı ben niye insana göstereyim? Beni, elinin emeğini, buzlardaki o yarıklardan birine atıp yok edebilsen buna cinayet demezsin. Peki, beni lanetleyen insana saygı mı göstermeliyim o zaman? Hâlbuki karşılıklı bir sevgiyi paylaşsak, ona zarar vermek şöyle dursun, hoşgörüsünün karşılığında şükran dolu gözyaşlarıyla emrine amade olurdum.Fakat böyle bir şey olanaksız. Yine de çaresiz bir köle gibi boyun eğmeyeceğim.

Çektiğim acıların bedelini ödeteceğim. Sevgi uyandıramıyorsam korku uyandıracağım.”
256 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Bilimkurgu’nun ilk örneklerinden olan Mary Shelley‘nin Frankenstein’ı ile inceleme yolculuğumuza başlıyoruz. #28996895

Bu kitabı okumadan önce, Netflix üzerinden yayınlanan The Frankenstein Chronicles dizisini izlemenizi tavsiye ediyorum. Dizi de Londra’nın o dönemine dönecek, yer altına inecek ve Mary Shelley ‘nin kitabı yazdıktan sonra, nelerle karşılaştığına biraz da olsa şahit olacaksınız. Kitap o dönem de sükse yaratmış ve bir kadın yazar olan Mary Shelley’nin kitabı nasıl yazdığı hep tartışılmıştı. Dizi de Canavarımıza tanıklık etmiyoruz, o dönemde yapılan deney ve havayı kokluyor ve izlerken işlenen cinayetlere kitabın ön ayak olup olmadığına tanıklık ediyoruz. İnsanların kitabı okurken ki hayretli bakış ve merakları kesinlikle ilgi çekici. Diziyi mutlaka izleyin, kitabı okumak için merakınız daha da artacaktır.

Ön Bilgi: Kitabın ismi, yılların dizi ve filmleri, Frankenstein’ı bize direkt olarak canavar olarak tanıtmıştır. İlk önce bu algıyı ortadan kaldırmak lazım. Bu kitap bilimkurgu’nun ötesinde, tam bir edebiyat sunmaktadır. İthaki detaylı bir önsöz, ve sonsöz ile bizlere zevkli bir ekstra kazandırmış. Yazarın kronolojik geçmişi de bulunmakta. İthaki’nin Bilimkurgu klasikleri, kitap üzerinde ülkemizde yapılan en iyi işlerden bir tanesi diyebilirim.

Hazırsanız, incelememize başlayalım…

Çok büyük beklenti ile başladım, hızlıca konuya girmesini bekledim, hatta ve hatta bir ara boğuldum. Şimdi bu cümleyi okuduğunuzda nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Evet kesinlikle bunu yaşadım. Tam bu durumu yaşadığım anlarıma bizzat Semih şahit oldu :) Şaşkındım, kitap bir tülü içine almadı beni, her sayfa da bir şeyler bekliyorum ama olmuyor, bekle, bekle, bekle hiçbir şey olmuyor. Kitap ilerlemiyor sanki. Alt tarafı 256 sayfa diyorsunuz ama gitmiyor. O kadar çok tasvir ve çeşitlendirmeli anlatım var ki nerede bu canavar demeye başlıyorsunuz. Bu durum sadece bana olmuşta olabilir. Büyük beklenti ile başlamam normalde kitaplara ama bu sefer çıtayı baya yukarıda tuttum sanırım. Neyse ki tam bu durumu konuşurken 118. Sayfaya geldim ve kitap yağ gibi akmaya başladı. Neredeyse kitabın yarısı hiçbir şey yokmuş gibi gelmişti bana. Şunu unutmamak lazım, kitap 1818 yılında yayımlandı. O dönemin edebiyata bakış açısına çok hakim değilseniz, bu uzun tasvirleri anlamlandırmak biraz zor olacaktır. 2018’den değil de, tam da o dönemden kitaba bakmak ve başarısını anlamak lazım.

Kitap akmaya başladı dedim. Evet öyle bir akmaya başladı ki bu sefer, her sayfayı soluksuz okumaya başladım. Öyle hızlı okuyordum ki, bir ara birkaç kupa kahvem boşa gitti buz gibi oldu. Şimdi kitabı bir kenara bırakıyorum ve neler yaşadık, neler hissettik, neler oldu ve olmadı, ne dersler aldık, ne fikirler edindik bunlara bir bakalım.

Öncelikle her şeyin ötesinde Frankenstein bir canavar değil. Victor Frankenstein’ın yaratmış olduğu bir canlı. Bu canlı ile yaratıcısı arasında yaşananların akabinde gelişen olayların anlatıldığı bir öykü ile karşı karşıyayız. Burada tabi ki Tanrı’ya çok sağlam bir atıf var. Madem yarattın, neden bizi bıraktın ya da beni bıraktın? Neden bana sahip çıkmadın, kollamadın, doğru yolu göstermedin, neden içimi sevgi ile doldurmadın haykırışları var. Şimdi kendi dünyamıza dönelim ve insanların yüzyıllardır haykırışlarına kulak verelim.

Tanrı’m – Allah’ım;
Neden böyle , neden şöyle, neden ben zengin değilim, neden ben daha rahat bir hayat sürmüyorum, neden o araba benim değil, neden şu ev benim değil, neden benim kız arkadaşım o değil, neden ben bir rock star ya da popstar değilim, neden sesim kötü, neden burnum uzun, neden bacağım kısa, neden ben siyah tenliyim, neden o renkli gözlü, neden daha çok param yok, neden şu üniversiteye gitmiyorum, neden dualarıma karşılık vermiyorsun, neden beni cennete direkt almıyorsun, neden benim ailem böyle, neden daha iyi bir işe sahip değilim…! Tanrım neden bana sırtını döndün ve cevap vermiyorsun?!...

Bir insan bu haykırışları yapabiliyor da, neden insanın başka başka uzuvlardan yaratmış olduğu bir canlı bu soruları sormasın, haykırışta bulunmasın? O da bunu yaratıcısına soruyor. Yaratıcısı ona sırtını dönüyor. Sırtını döndüğünde, yarattığı canlı, kendi içinde intikam yeminleri ediyor. Şimdi tekrar bizlere, yani insanlara dönelim.

İnançlı olalım ya da olmayalım her zaman yaratıcıdan bir şeyler bekleriz. Kendi kendimize bir ışık, bir işaret, ufakta olsa bir kıvılcım göremediğimizde içten içe sorgularız. (Dini başka türlü yaşayan veya her türlü Tanrı’ya, Allah’a iman edenleri ayrı tutalım.) Bu sorgulama sonucunda kopmalar yaşarız, kopmaların sonucunda başka şeylere çok rahat meyilli oluruz. Bu Tanrı’yı adalet sistemi, Devlet, Para vsvsvsvs çoğaltabiliriz. Bunu demem de ki amaç, herkesin Tanrısı başkadır. Herkes Tanrı’yı göklerde aramıyor. Zaten insanların yarattığı tanrıların sayısı da bilinmiyor. Bu çeşitlilik esasına göre değerlendirelim. İnandığınız Tanrınıza artık inancınız kalmadı, her şey yalan geliyor, kendinizi aldatılmış, terk edilmiş, yalnız bırakılmış hissetmez misiniz? Büyük bir çoğunluk bu soruya evet yanıtı verecektir. İnsanların büyük bir bölümü inandığı Tanrı’ya sığınır ve onunla yaşama tutunur. Bu tutunma ortadan kalktığında ise tam bir kopuş, inançsızlık, intikam ortaya çıkar. Günümüzde bunların birçok örneği var. Dün, bugün ve yarın da olmaya devam edecektir.

Kitabın bence ana konusu şu “İnsan ne dilediğine ve ne yarattığına (icat ettiğine) dikkat etmeli.” Eylemlerimizin sonucun da ortaya çıkan gerçeği kabul edemeyeceksek, asla o olaya el sürmemeli ve dokunmamalıyız. Eğer yaptığımız bir şey birini canının yanmasına ve hayatına mal olacaksa bundan uzak durmalıyız. Atom bombasını ele alalım. Ortada tamamen bilimsel bir keşif amacı güdülürken, birden Almanlardan daha büyük bir silaha sahip olma fikri ve koşuşturmacası hatta zorlaması ortaya çıktı. İş o kadar zorlandı ki, üretilen gücün farkında bile olunamadı. Atom bombası bulundu bulunmasına ama sonucunda ne oldu? Bir bakalım ne olmuş: Atılan bomba 600 metre yukarıda patlamış, ilk atıldığında 70 bin kişi hayatını kaybetmişti. Devamında ki iki ay boyunca, yağan asitler 70 ile 80 bin kişi, takip eden beş yıl boyunca da 60 ile 70 bin arasında kişiyi öldürmüştü. Ayrıntılarında ise bilinen ya da bilinmeyen bir çok olay meydana gelmiştir. Ülkeye, Dünyaya ve İnsanlığa verdiği zarar ise devasa boyutlardaydı. Bir atom bombası sadece kayıtlara göre en az 250 bin kişinin ölümüne neden olmuştu. Peki Atom bombasının mucidi bunun olacağını biliyor muydu? Bu sonuçtan nasıl bir mutluluk duyardı? Bu sonuçtan mutluluk duyan tek taraf, güç gösterisi yapan Amerikan Siyasetçileri idi. Yıllar, yıllar sonra ilk defa bir Amerikan başkanı, Barack Obama Hiroşima’ya gitmişti ama bir kez aforoz edilmişlerdi. Hiçbir anlamı yoktu. Paragrafın başlangıcına geri dönelim ve şunu tekrar edelim: “İnsan ne dilediğine ve ne yarattığına (icat ettiğine) dikkat etmeli.”

Tekrar kitabımıza dönecek olursak, sayfa 118’den itibaren çok güzel bir yazım dili ile karşılaştım. Öncesi de güzeldi elbet ama benim merakım o kısımlarda değildi. Bir canavarın, hayatı öğrenme ve anlama biçimini okudum. Bir bebeğin büyüdüğü gibi, adım adım bilgi büyümesi yaşamasını okudum. Bunların akabinde, öğrenen, uygulayan ama görünüşü yüzünden toplumdan dışlanan, buna rağmen tekrar deneyen ve yılmayan bir yaratık ile karşı karşıya kaldım. Mary Shelley ilk etapta çok dolandırsa da sonradan yağ gibi akan bir roman yazmış. Yazdığı bu kitap, 200 yıl sonra bile hala okunuyor ise, sadece insanların abartması ile değil, kendi değeri bunu hak ettiği içindir. İlk önce kitaba biraz zaman tanırsanız, hayal ettiğinizden daha da başka bir eserle karşılaşacaksınız.

İncelememin sonuna gelirken, İthaki Yayınevi’ne tekrardan teşekkür ediyorum. Hem Bilimkurgu Klasikleri dizisini vazgeçmeden devam ettirdikleri, hem çok başarılı çeviriler ile bize sundukları, hem de kitaplar hakkın da çok güzel ön ve sonsözler hazırladıkları için. Editör ekibine de ayrıca teşekkür ediyorum. Belki bir tane olduysa oldu, onun dışında hiç harf veya yazım hatasına rastlamadım. Genel olarak İthaki’de bu durumla karşılaşmıyorum zaten.

Diyeceğim o ki, ne dilediğimize dikkat edelim. İnsanlar yüzyıllardır ne dilediklerine pek dikkat etmediler. Onun sonucu Tanrı rolüne büründüler. Kainatın yaratanı inanışlara göre değişse de, inancı her türlü kendi isteğine göre kullanan ve değiştiren, güncelleyen(!) insan, bu dünya da kendisine her gün farklı bir Tanrı rolü biçmekle meşgul.

Sadece insan olabildiğimiz ve birbirimizi anladığımız ve çizgimizi aşmadığımız günlere diyorum. Bir canavar yaratmaya da ihtiyacımız yok, milyarlarca iki ayaklı canavar var zaten.

Kitabı herkese öneriyor, bilimkurgu etkinliğimize kesinlikle uğramanızı bekliyoruz. #28996895
256 syf.
·4 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 31. kitap oldu. Sanırım yavaş yavaş serinin yayımlanan son kitabını yakalayıp İthaki ile beraber gidebileceğim. Henüz önümde okumam gereken 9 kitap daha var; ama 2019’un ilk yarısında İthaki ile aynı düzlüğe çıkacağım gibi görünüyor.

Kitap hakkında ilk olarak vermek istediğim bilgi, Frankenstein’ın bugünlerde 200. yaşını kutluyor olduğudur. Nice 200 senelere Frankenstein…

Vermek istediğim ikinci bilgi ise, kitabın yazarı Mary Shelley’nin, Frankenstein’ı 18-19 yaşlarında yazmaya başlamış olduğu ve 20 yaşındayken, 1818 yılında, kitabın yayımlandığıdır. Gerçekten de oturup düşünüldüğünde inanılmaz bir başarı olduğu hemen fark ediliyor. Zira birçok filme konu olan, içerisinde yer alan korku dolu bölümlerle mistik hava birlikte düşünüldüğünde 18-19 yaşlarındaki bir insanın böyle bir öykü kaleme alması kesinlikle takdire şayan.

Üçüncü bilgiyi de verip kitabın konusuna geçeceğim: Sanılanın aksine Frankenstein bir yaratığın adı değil, yaratığın yaratıcısı olan Victor Frankenstein’ın soyadıdır. Açıkçası ben de Frankenstein’ı yaratığın ismi olarak biliyordum; ama kitabı okuyunca bu yanılgıdan kurtuldum.

Kitabın konusuna gelirsek, Victor Frankenstein isimli bir adam annesinin ölümünden sonra büyük bir üzüntü duyar ve yaşam ile ölüm konularında bilimsel araştırmalar yapmaya başlar. Bu araştırma uğruna evini ve ailesini bırakarak Almanya’ya yerleşir ve doğa bilimleri dersleri alır. Bilim insanlarının önemsemediği bir takım kitaplarda yaşam ve ölüm konularında ilginç bilgiler edinir ve çeşitli mezarlardan topladığı ceset parçalarını bir araya getirerek 2,5 metrelik dev bir yaratık yaratır. Ancak Victor, yaratığının çok çirkin olduğunu düşünür ve onu bırakarak evden kaçar.

Peki bir yaratıcının, yaratığını yüz üstü bırakıp kaçma hakkı var mıdır? Bir yaratıcı yarattığından ve onun yaptıklarından ne kadar sorumludur? Bir baba, oğlunu terk eder mi? Yaratıcı yaratılana sırtını dönebilir mi? İşte kitabın işlediği ve cevaplarını aradığı ana sorular bunlardır.

Aslında Victor Frankenstein’ın yarattığı 2,5 metrelik dev yaratık, oldukça hassas bir kalbe sahiptir. Bir bebek kadar masumdur; ancak dış görünüşü sebebiyle insanlar tarafından sürekli dışlanır ve hor görülür. Tek istediği yaratıcısının sevgisi ve onayıdır. Bir de kendisine yaratılacak olan "münasip" bir eştir. Başka bir isteği yoktur. (Yine burada Frankenstein’ın acımasız bir katil olduğuna ilişkin hafızamızda yer alan bilgilerin gerçekle bağdaşmadığını görüyoruz.) Ancak yaratığının isteklerini yerine getirmeyen ve ona sırtını dönen Victor Frankenstein, kendi elleriyle azılı bir düşman yaratır kendisine. Bu noktadan sonra iki karakter arasında amansız bir intikam alma mücadelesi başlar.

İşte kitabın ana çerçevesi bu şekildedir. Zaman zaman kitabın içerisinde gereksiz bilgilerin yer aldığını düşünsem de beklentilerimi karşılamayı bildi. Her şeyden önce Frankenstein’ın gerçek öyküsünü okumak oldukça zevkliydi. Tüm bunların yanında, okurken sizi germesi ve mistik havasını size geçirmesi öyküyü daha da değerli kılan detaylardı.

Peki siz Victor Frankenstein’ın 2,5 metrelik dev yaratığı olsaydınız, size sırtını dönen yaratıcınızdan intikam almak ister miydiniz?
272 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Frankenstein veya Modern Prometheus.

Kitabın adı ve hikaye kaynağı ile ilgili:
*** Modern Prometheus tüm zamanların yazarlarının hep başvurduğu gibi bizi de antik mitolojiye sürüklüyor. Prometheus efsaneye göre kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Frankenstein de Yaradan olarak karşımıza çıkıyor ki şu farkı ile kendi yaptığını beğenmeyerek, korkarak ve rededip kaçar ondan. Dahası da var; Pandora, Prometheus’un eşi, açılmaması gereken içindeki tüm insanların kötülüklerini barındıran kavonozu (kutuyu sandık) açar açmaz kapatır (değişik versiyonlar var). Frankenstein de az kalsın yaratığı eşi ile kavuşturacaktı fakat vazgeçti bundan dolayı büyük bedeller ödedi.

***Bir musevi efsanesinin kahramanı Golem, ruhu olmayan, konuşma becerisinden yoksul ve cinsellikten uzak olan yaratık, Viktor Frankenstein bilimde başarılarının kanıtlamasını için (ego,kibir göstergesidir) buna benzer birini yaratmaya çalıştı. Düşündüğü gibi olmadı yarattığı yaratık tüm insanların sahip olduğu duygulara sahipti. Mary Shelley efsanesinin içeriğini değiştirir: Frankenstein aksine canavar düşünür ve hisseder üstelik derin bir sorumluluk kavramı ile donatılmıştı.

*** Kendisi Mary Shelley romanın yapısından esinlendiği Shakespeare'in "Fırtına" ve "Kayıp Cennet" J. Milton söylüyor. Frankenstein’deki ucube ise hem cellat hem de kurban bir aradadır.

Roman kaptan Robert Walton’un kızkardeşi Mrs. Margaret Saville’e mektuplar şeklinde yazılmıştır. Viktor Frankenstein’i kutup buzulların arasından bulup gemisine alınmış ve sonra Viktor'un anlattığı hayatını o mektuplardan öğreniyoruz . Romanda Viktor hayat gizeminin sırrını öğreniyor, cansız maddeden canlı yaratık yaratmayı başarıyor Frankenstein. Bir bilim adamın kendi yaptığının sorumluluğu, Frankenstein’in ve toplumun tepkileri ve tabii ki yazarın kadın olması düşündürücüdür.

Romanın içeriği ile ilgili daha fazla bir şey söylemiyim yoksa spoilerde boğulurum :) Ama bu kitaba nasıl ‘’geldim’’ küçük bir hikaye sizlerle paylaşmak isterim: kitabından önce tiyatrosu vardı. Sahne efektlerini ve gerçekten muhteşem oyuncu kadrosu ile (Frankenstein - Cansel Elçin; Elizabeth - Deniz Uğur; Alphonse Frankenstein – Yılmaz Gruda; Canavar – Kerem Alışık) o akşam benim için unutması zor olacaktır. Finale yaklaştığımızdan canavarın aşk ile ilgili uzun ve güzel bir monoloğu vardı, o kadar güzel söylemişti ki kitabını okumalıyım diye o zaman içimden geçirmiştim. Kitapta tabii ki o monoloğunu bulamadım, nede olsa sahneye uyarlanmış bir kitap tıpa tıp aynısı beklenilmemeli. Ama sahnede göremediklerim kitapta, kitapta okumadıklarım ise sahne de gördüm. Frankenstein’i hem izleyip hem okuduğum için gerçekten mutluyum.

…Zaten ‘’klasikleri’’ damgasını taşıyan bir kitap okunmalı dememe gerek yok .
272 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Yarattığının Hakkını Gizleyen Yaratıcı

Eşi ve arkadaşlarıyla birbirlerine korku hikâyeleri uydurup anlattıkları bir akşam bu hikayeyi anlatan sonra da bunu yazı hale getirmiş olan yazar, daha sonra bazı bölümleri çıkararak sadeleştirmeye gitmiştir. Kitabın önsöz bölümünde bu sadeleşmenin hikayenin özüne dokunulmadan yapıldığını da belirtmiştir.

Bilimin en önemli dayanağı meraktır. Yaratıcı Frankenstein, bu merakla ölümün kapatılmış kapısını aralayarak bir canlı var edebileceğini düşünür. Birçok zorlu yolla bunu başaracağını anlar. Üstelik yaratacağı bu canlının devasa büyüklükte ve güçte olması gerektiğini düşündükçe çalışmalar onu daha da cezbeder. Frankenstein ’in bu düşüncesi ölümü yenebileceğine olan inatçı bakışından ileri gelir. Yaratığını heybetli olacak şekilde yaratma çalışmalarına girişir ve çalışmaları sonuç verir; yarattığı canlı yaşar. Ancak Frankenstein yarattığı bu yaratığın can bulmuş halini görünce ondan tiksinir ve onu yalnız bırakır.

Hikayenin buraya kadar olan bölümü aslında çoğu yerden bildiğimiz kısım. Ancak bundan sonra modern kültürün bizlere pompaladığı filmlere göre yaratılmış bu karakterin oldukça farklı bir seyir aldığını anlıyoruz. Yani izlediğimiz karakterle kitapta can bulan karakter arasında farklılıklar var.


Bir adam yalnızca ölümü alt etmek ister. Başarır. Ama düşünmediği bir şey vardır. Bu yaratık kimdir, nasıl bir gelişim süreci gösterecektir.

Şimşeğin elektrik enerjisini kullanarak elektroşok dalgası elde edip bir ritm oluşturmaya çalışan Frankenstein, yazıldığı dönemde bilimkurguya hizmet etse de bize ilerleyen dönemlerde kullanılacak çeşitli yöntemlerin öngörüldüğünü de göstermektedir.

Shelly, Frankenstein’i mitolojiden bildiğimiz, Zeus’tan ateşi çalıp insanlığa bahşeden ve cezalandırılan Prometheus ’la eşleştirir. Modern Prometheus olan Frankestein, tıpkı Zeus tarafından derin bir azaba terk edilen Prometheus gibi azap çekecektir.

1800’lü yılların gotik tarzını romantik ögelerle besleyen ancak bilimin henüz açıklamakta güçlükler çektiği var oluşu ele alan kitap, daha sonraki dönem eserlerini beslemiştir. Hala günümüzde birçok kitapta etkisini hissetmemize neden olan da modern Prometheus’ ların artması ve artacak olmasından ileri gelir.

Tüm bu nedenlerin yanı sıra dilinin akıcılığı, kurgunun sağlamlığı için elbette okunmalıdır. Ayrıca felsefik ve psikolojik yönü çok sağlam kurgulanmış bir kitap Frankenstein. Yaratığımızın gelişim süreci, ruh durumunu ve yaşadığı duygu değişimlerini anlayabilmek için de bir o kadar okunmaya değerdir.

Yazarın genç yaşta bu derece sağlam bir eser bırakması çok dillendirilmiş; ancak kişisel kanaatim bir şey yazmak için gerekli olanın nicel değil nitel olgunluk olduğudur. Shelly, zihninin yapıtaşlarını farklı kaynaklara kanalize etmiş ve bize aslında büyük merak uyandıracağına emin olduğu bilimsel bir de kapı açmıştır.
İzlediklerinize aldırmadan bu kapıdan geçmenizi ve okumanızı önereceğim güzellikte bir kitaptır. :)
Keyifle okuyun…
256 syf.
Kitabı okurken az da olsa keyif alabileceğiniz tek bölüm ana karakterimiz olan canavarın yabancı bir ailenin evini gizli gizli gözetleyerek nasıl düşündüğü ve geliştiğini anlattığı bölümdür. Geri kalanı çöp. Sonradan oraya gelen masum bir kadının sahtekâr tüccar babasını türk olarak betimlemiş. İnsanların iyisi de kötüsü de vardır her ırkta. Bu ayrımı ben değil yazar yapıyor. Bize de eleştirmek düşüyor. Yazarın Genç yaşta yazmış olmasının getirisi olsa gerek biraz da ergence tutumları var.
256 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitabı gerçekten ilginç buldum ve sevdim. Mary Shelley hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Mary Shelley bilim kurgu türünün öncüsüdür. Feministliğiyle tanınan Mary Shelley 1797 doğumludur. Mary Shelley’in anne ve babası da yazardır. Mary Shelley dönem şartlarına göre gayet iyi eğitim almış olmakla beraber yaşıtlarına göre ve toplumdaki kadınların sadece kocalarına, çocuklarına bakmakla yükümlü olduklarını reddeden ve kısa kısa hikayeler yazan biridir. 19 yaşındayken evli bir adama aşık olmuş, sevdiği adamla beraber İsviçre’ye kaçmış. Aşık olduğu adamın eşi öldükten sonra Londra’ya dönüp evlenmiş. İsviçre’deyken ünlü sanatçı ve düşünürlerle birlikte vakit geçirmiş. Aralarında Mary’nin de bulunduğu bu insanlar en iyi korku öyküsünü kimin yazacağını öğrenmek için bir yarışma düzenlenmiş. Mary bu yarışmaya gördüğü bir kabustan etkilenerek yazdığı ‘Frankenstein ya da Modern Promethus’ öyküsüyle katılmış. Bu kitap bilim kurgu türündeki bilinen ilk kitaptır. Yazar hakkında bilgi verdiğime göre incelememe başlıyorum.

Kitabın adının Frankenstein ya da Promethus olarak koyulmasının bir sebebi var. Promethus kimdir? Yunan mitolojisine göre Promethus insanların yaratıcısı ve onlara ateşi veren kişidir. Bu isim Sümer mitolojisinde, Roma mitolojisinde, Babil mitolojisinde farklı adlarla anılır. Benzer hikayelerin yer aldığı mitolojilerin esin kaynağı Sümerlilerdir. Yazıyı bulan ve geliştiren Sümerlilerin tabletlerinde dünyanın yaratılışına, insanın yaratılışına yer verilmiştir. Merak edenler Tarih Sümer’de başlar kitabını okuyabilir. Orada detaylı olarak anlatılmıştır.

Peki Frankenstein kimdir? Hepimizin bir yerlerden duyduğu, izlediği okuduğu bir kurgu yaratığıdır. Muhtemelen sizde benim gibi onun ilk hikayesini bilmediğinizden bu yaratığın sadece kötülük yapan amaçsız biri olduğunu düşünüyorsunuz. Frankenstein, kitapta yer alan Victor Frankenstein adlı simya öğrencisinin deyim yerindeyse insan uzuvlarını birleştirip ona kurguya göre hayat verdiği, bilinçlendirdiği yaratığıdır. Kitap bize Victor Frankenstein tarafından yaratılan bu yaratığın Victor’un yaşamındaki etkisini, yaşama arzusunu, adeta bir bebek gibi hiçbir şey bilmeden normal bilinçli bir insana dönüşmesini, adeta normal bir insan gibi arzu ve isteklerinin esiri olmasını, yalnızlıktan sıkılıp birçok kutsal kitapta yer alan Adem gibi kendi Havva’sının yaratılmasını yaratıcısından istemesini, çirkin olarak yaratılan bu yaratığın toplum tarafından dışlanmasını anlatıyor.

1800’lerin başında böyle bir hikaye yazmak gerçekten ilginçtir. Kitabı incelemenin dışında günümüzle de karşılaştırmak istiyorum. İnsanlık avcı – toplayıcılık yaptığı dönemden ileri teknolojik ürünleri kullandığı dönemlere geldi. Promethus, Frankenstein isimler farklı olsa da insanın hep bir öteki insanı yaratma arzusu vardı. Şuan yapay zekaları, bilinçlerin olan robotlar geliştiriliyor. Bir çeşit yaratma diye düşünebiliriz. Çünkü cennet, cehennem kavramının yer aldığı bir çok dinde bu robotların işleyeceği olası suçlar onların yok olduktan sonra gideceği yerleri tartıştı. Robotlar suç işler mi diye düşünebilirsiniz. Yapay zeka için insana özgü davranışları, hissetme duygusunun makineleşerek kullanılması diyebiliriz. Robotlara yapay bir zeka vererek onlara öğrenmeyi öğretiyoruz. Bir robot tasarladığımızı ve kurguya göre iyilik kötülük filtresi kullanmadan toplum arasında yaşamaya gönderdiğimizi düşünelim. Katilden insan öldürmeyi, hırsızdan çalmayı öğrenirken, iyi insanlardan da iyi olmayı öğrenir. Size yaşanmış bir örnekten bahsedeceğim. Microsoft Tay adında chatbot’a Twitter’de hesap açmış. Chatbot internet ortamında yöneltilen soruları cevaplayabilen yapay zeka ürünü yazılımlara deniyor. Oradaki insanlarla sohbet eden Tay, 24 saat içinde ‘nazi sempatizanı, ırkçı, soykırım destekçisi’ twitterlerden ırkçılığı, küfür etmeyi öğrendi.
Bahsettiğim Tay örneğinin yer aldığı bazı linkler:
https://www.cnnturk.com/...kci-yorumlar-yapiyor
http://www.milliyet.com.tr/...oloji-haber-2215909/
https://www.sabah.com.tr/...sa-surede-irkci-oldu

Özetlemek gerekirse kitapta yaratıcısından bağımsız olarak iyiye, kötüye yönelebilen, öğrendiklerinden deneyim sağlayan bir yaratığın bakış açısından bahsediyor. Bilinen ilk bilim kurgu kitabı özelliği taşıyan bu eseri bilim kurgu türünü seven herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
272 syf.
·7/10
250 sayfalik bir kitap olmasına rağmen bir çırpıda okunan kitaplardan Frankenstein. 1818'de yazılan ve korku edebiyatının ilk örneği olarak gösterilen bu kitabı okurken korku kavramından daha fazla duygu hissettim. Bir kere müthiş bir hayal ürünü. Kitabın oluşum süreci onsozde anlatıldığı gibi Mary Shelley, eşi ve Lord Bylon'un canlarinin sıkıldığı bir aksam kısa hikayeler üretmeyi planladıkları zaman ortaya çıkmış. Elimdeki baskıda bir de yazarın önsözü var. Yazar her ne kadar dönemin toplumsal ve siyasal havası dışında bir şeyler yazmayı dusunse de hikayesini yaşadığı dönemden siyiramadigini görebilmek mümkün. Birçok filme ilham olmuş bu eseri ben severek okudum. Yaratan ile yaratık temelinde yaptığı göndermeleri keyifle okudum. Son sayfasına kadar kitaba aslında bir Adem'in oluşumu, insanın evrim süreci olarak baktım ve bu anlamda mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Size de tavsiye ediyorum.
.
.
.
"Duygularımız nasıl da değişken, perişanlığın zirvesindeyken yaşama tutunma aşkımız ne kadar gariptir!"

"Kelimeler kendime döndürdü beni. Sizin türünüzden yaratıkların en çok itibar ettiği varlığın, zenginlikle bir araya gelmiş yüksek ve lekesiz bir soy olduğunu öğrendim. İnsan bunların sadece biriyle saygı görebiliyordu ama ikisine de sahip değilse, insani durumlar haricinde, olanca gücünü seçilmiş azınlığın çıkarı için harcamaya mahkum bir serseri, bir köle gözüyle bakılıyordu ona!"
256 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Frankenstein incelemem
Yanlış anlaşılmalar ve yazım hataları için özür dilerim.
20.11.2018
“Sevgi uyandıramıyorsam, korku salacağım, özellikle de sana çünkü söndürülmez bir nefret duyuyorum yaratıcıma”

Victor Frankenstein
Robert Walton
Alphonse Frankenstein
The Monster
Elizabeth Lavenza
Henry Clerval
William Frankenstein
Justine Moritz
Mr. Kirwin
M. Krempe

Sonunda o herkes tarafından bilinen Klasikleşmiş Frankenstein’ı okudum. Herkes tarafından biliniyor ama aslında yanlış bilniyor. Canavarın ismi Frankenstein değil onu yaratan adamın Soyadı. Victor Frankenstein. Kitap oldukça güzeldi. Aslında bu kitabın biraz daha gotik ve karanlık, diğer romanlardan farklı olur sanmıştım ama pekte öyle olmadı. Gayet açıklayıcı bit biçimde özellikle içsel betimlemelere ve duygulara çokça yer verilmiş.Sanırım bunda kitabın 1800 lü yıllarda yazılmış olması etkili olabilir. Ama o zamanda yazılmasına rağmen bu kadar yalın ve anlaşılabilir olmasıda ilginç. Zaten kitabın yarısına kadar Frankenstein’dan pek söz edilmiyor bile. Biz Frankenstein’ı korkunç ürkünç yaratık aynı zamanda kötü biri olarak bilirdik değil mi? Aslında korkunç ve mide bulandırıcı bir görüntüsü olmasına rağmen frankenstein’ın Canavarı aslında kalbi sevgi dolu biri. Ve tek istediği arkadaşlık. Erdem karşılıklı sevgi. Ama bunları elde edemeyeceğinin farkına varan varlığın içini öfke nefret ve intikam dolduruyor. Victor F. Küçüklüğünden beri bilimle uğraşan ve ilerde hemcinslerine faydalı olucak bir şey icat etmek istiyor. Simya ile uğraşıyor ama daha sonra üniversiteye gidince öğretmenleri simya ile uğraşmanın boş olduğunu söylüyor ona ve okuduğu kitapların hepsinin asırlar önce yazılmış olduğunu söylüyor. Bunun üzerine Frankenstein gerçek bilimle uğraşıyor ama simyayıda hepten bırakmıyor. Ve sonunda tamamen cansız parçalardan canlı düşünebilen,öğrenebilen ve duyguları olan bir varlık yaratıyor. Bu düşünce imkansız bir şey ama simyada öyle değil. Ölümsüzlük iksiri herşeyi altına çevirme...Victor simya ve kimya ile harmanladığı bilgilerini kullanıyor. Simyayla yitimediği hayalgücü ve azmi, pozitif bilimler sayesindeki gerçeklik ve mantığı birleştiriyor. Aslında kitabın en başında ne Frankenstein ne canavar hakkında bir şey var Kuzeye yolculuk eden bir gemi kaptanının kız kardeşine yazdıkları mektuplar. Daha sonra kaptan kızakla gecen iri cüsseli bir karaltı görüyor bunu takip eden günlerde de bir adam çıkıyor donmaktan ölmek üzere onu alıyorlar gemiye. Daha sonra kaptan ve bu adam arasında bir yakınlık oluyor bu yapayalnızlıkta kendine bir dost bulduğunu düşünüyor kaptan ve adama karşı çok sıcak ve arkadaşça şeyler hissediyor. Adam(Frankenstein)ona hikayesini anlatıyor hayatını nasıl mahvolduğunu. Aslında kitabın başlarında sonlarını yazmışlar ki ben bunu tahmin etmiştim. Frankenstein’ın bakış açısından olanların anlatıldığı kısım daha merak uyandırcıydı. Frankenstein yarattığı yaratığı görünce hastalık geçitriyor. Ondan tiksiniyor. Daha sonra bir arkadaşı ona yardımcı oluyor bakıyor o iyileşene kadar. Bu sırada Yaratık ortalarda yok. Frankenstein iyikeştikten sonra memleketi Cenevre’ye dönmek istiyor ama kötü bir haber alıyor. Küçük kardeşi öldürülmüştü. Bunu yaptığı varsayılan kişi ise
Frankenstein ailesi tarafından evlatlık alınmış masum ve tertemiz kalpli bir kız Justine. Ben cidden üzüldüm. Çünkü Justine benim gözümde öyle masum ve yardımsever iyi kalpli biri gibi canlandı ki. Ama kanıtlar su götürmezdi bir ara bende onun yaptığını düşünmüştüm. Ama kitaptaki karakterler bile onun yaptığına inanmadı ben nasıl inanırım. William’ın ölüdürüldüğü gece Justine dışarıdaymış ve endişeli gözüküyormuş. Daha sonra elbisesinin cebinde William’ın kolyeside bulununca suçlu olarak tutuklandı. Ve idam edildi. Boş yere çünkü aslında o suçlu değildi. Canavar William’ı boğarak öldürdü ve kolyesini aldı. Kayıp olan William’ı aramak için o gece dışarıda olan Justine’nin cebine attı. Canavarın Bunu düşünmüş olması bile beni korkuttu. Nerden öğrenmiştiki böyle şantaj yapmayı. Ama Victor suçlunun Canavar olduğunu biliyordu. Victor daha sonra Canavarl karşılaştı. Canavar ona yaşamını anlattı. Bu sırada 3 yıl geçmişti. Canavar bir evin kenarındaki kulübede yaşamını sürdürürken yan taraftaki evin camından tüm aileyi izleyip duyguları insan ilişkilerini geçimi insana dair ger şeyi dili ordan öğrenmişti. Onları izleyerek ve onlara yardım etti odun kesti. Geçim sıkıntısı çekiyorlardı çünkü. Onlarla konuşmadığı halde çok büyük bir yakınlık hissediyordu. Bir gün karsklaştırdı ve onlarla karşılaşmaya karar verdi bu iğrenç görünümüne rağmen ona iyi davranıcaklarını düşündü onların farklı olduğunu düşündü. Ama öyle olmadı birbirlerine karşı o kadar sevecen ve iyi kalpli olan bu aile Canavarı kovdular ona vurdular. Yaratık hayal kırıklığına uğramıştı. Daha sonra az daha ölmekten kurtardığı insan bile ona minnet duymadı korkup kaçtı. Frankenstein’ın Canavarı daha sonra Victor ile yüzleşirken benim gibi biri yap dedi tek istediğim bu onunla birlikte buralrdan gideriz insanalrın ayak basmadığı yerlere bir daha bizi görmezsin dedi çünkü insanlar tarafından asla sevilmeyeceğini biliyordu. Frankenstein’ın gelini o da ama kitapta böyle bir şey yaratılmıyor. Başta Victor onu ve ailesini rahat bırakıcak diye kabul ediyor ama sözünden dönüyor sonra. Çünkü onun gibi iğrenç bir varlığın aynısından yapmak felaketi iki katına çıkartmak bu bencillik olurdu. Sırf kendi ailesi ve kendisi için insanlığı tehlikeye atmak. Bir yandan haklı böyle düşünmesiyle ama yaratığı tamamlasaydı ben böyle bir şey olucağını düşünmüyordum. Canavar sözünde durup uzaklara giderdi. Sözünden dönünce artık ipler kopmuş gibi bir şey oldu ve Victor’un ailesi sevgili Elizabeth’i de öldü babasıda Canavar yüzünden.

Öleceğim. Şimdi beni bitiren acıları duymayacağım ya da tatmin olmamış, hala bastırılmamış duyguların avı olmayacağım artık. Beni var eden öldü ve bundan sonra ben de var olmadığımda, ikimizin de en ufak anısı bile hemen yok olup gidecek. Artık güneşi ya da yıldızları görmeyeceğim ya da rüzgarın yanaklarımda oynaşmasını hissetmeyeceğim. Işık, duygu ve duyu sona erecek; mutluluğu bu durumda aramalıyım. Bir iki yıl önce yazın güzel sıcağını hissettiğimde Ve yaprakların hışırtısını kuşların şakımalarını duyduğumda bunlar benim için her şey olduğunda ağlamaktan ölüyordum. Şimdiyse tek tesellim bu suçlar da kirlenmiş ve acı bir pişmanlıkla paramparça olmuş halde ölümden başka nerede bulur bulabilirim?
272 syf.
·5 günde·8/10
Kişiye sorulur;

-Frankenstein kimdir nedir?
- Hani var ya şu çizgi filmlerde bi yaratık kafasının iki tarafnda bi şeyler , dikişler , yıldırım filan , yoksa o değil mi

pat küt çat çut bam bum pata küte...
--
kişiye sorulmaz;

-bilinenin aksine Frankenstein canavarın ismi değildir , o doktorun ismidir...


Mary Shelley'in 19 yaşında yazdığı Frankenstein romanı, canavarın yaratılması bilim-kurgusal bir temelde olduğundan, tam anlamıyla ilk bilim kurgu çalışması olarak tanınır.

Kitap ne kadar bilim kurgu olarak görünse de kitabın özü felsefi mesajlar temel alınırak oturtulmuş. Yalnız kalan birinin nasıl saldırganlaştığı, güzelliklerin manevi olmayan sınırlar içinde aranması vs...

Bazı eleştirmenlere göre Frankenstein, bilimin küstahlığına atılan bir tokattır. Bir haddini bildirme çabası. Her şeyin akla dayandığını söyleyen bir anlayışa insanoğlunun sadece akıldan ibaret olmadığını haykıran bir çığlığı
anlatmıştır...
256 syf.
·2 günde·6/10
Kitap annesi öldükden sonra ölümsüzlük üzerine ceset parçalarını birleştirerek oluşturduğu vücudu elektrik akımı yardımıyla canlandıran Victor Frankestein'in hayatını konu alıyor. Frankenstein'in yaratdığı canlıya üzüldüm. Düşünsenize hayatda yalnızsınız. Ve her kes sizi görerken korkup kaçıyor. İyi bir şey yapmış olsanız bile hiç kimse bunun farkında olmadan sizden kaçıyor. Yaradıcısı bile ondan kaçıyor.
Bu yüzden sevgisizlikten, cinayetler işlemeye, yaradıcısından intikam almağa başlıyor.
Kitap bilim kurgu janrında yazılmış bir kitap. Ben bu janrda ilk defa okuyorum. Ve severek okudum.
272 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Tüm hayatı bin bir tuhaflıklarla, üzüntülerle, kaybolmuş heveslerle geçen İngiliz yazar Mary Shelley'in kendi tanrısıyla hesaplaşması bu kitabın doğmasına sebep olmuş. Özellikle Duygu Akın'ın çevirisi çok güzel olmuş.
Mannheim'de bir gün konakladıktan sonra Strasbourg’dan ayrılışımızın beşinci gününde Mainz’a vardık. . Ren Irmağı, Mainz’ın aşağısında daha da güzelleşir; hızla akarak yüksek olmasa da, dimdik ve hoş görünümlü tepelerin arasından kıvrılarak geçer. Yine yolculuğumuz esnasında sarp tepelerin kıyısında yükselen, etrafı heybetli ve geçit vermez kara ormanlarla çevrili pek çok kale harabesi gördük. Ren’in bu yakası gerçekten de eşsiz bir renk cümbüşüydü. Bir köşesinde sarp tepeleri, muazzam uçurumlardan aşağı gürül gürül çağlayan Ren'in karanlık sularına doğru bakan kale harabelerini görüyordunuz; bir burnu döndüğünüz anda ise karşınıza yemyeşil bayırlarla üzüm bağları, kıvrılıp bükülen bir ırmak ve kalabalık köyler çıkıyordu.
Ancak yine de bir erkek, yalnızca bir kadının incelikli ihtimamına hitap eden binlerce küçük ayrıntıyı gözden kaçırabiliyor.
Mary Shelley
Sayfa 189 - Can Yayınları
..ama elma çoktan yenmişti ve meleğin kolları beni mutluluktan uzaklaştırmak için açılmıştı.
Mükemmel bir insan, her zaman sakin ve huzurlu bir aklı barındırmalı ve asla bu sükuneti bozacak bir tutku ya da geçici isteğe izin vermemelidir.
Mary Shelley
Sayfa 72 - İthaki Yayınları, 6. Baskı
Bilginin ne garip bir doğası var! Bir kez yakaladı mı, yosunun kayaya tutunduğu gibi tutunuyor akla.
Mary Shelley
Sayfa 141 - İthaki Yayınları, 6. Baskı
"Romantik olduğumu düşünüp beni hor görmeyecek kadar sağduyulu , zihnimi düzenlemeye gayret edecek kadar beni seven bir dosta çok ihtiyacım var. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Frankenstein
Alt başlık:
Korku Klasikleri
Baskı tarihi:
18 Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050954111
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dex Kitap
Mary Wollstonecraft Shelley, bilimkurgunun başlangıcı sayılan Frankenstein’ı, iki yüzyıl önce yazmaya başladığında henüz 18 yaşındaydı. O günden beri, ceset parçalarından diriltilmiş bir ucubenin hikâyesini anlatan roman, kanımızı dondurmaya devam ediyor.

Genç bilim insanı Victor Frankenstein yarattığı dev varlık dünyaya gözünü açtığında, ondan iğrenir ve kaçar. Başıboş kalan bu yaratık önceleri saf iyilikle doluyken, karşılaştığı tüm insanların nefretine maruz kalınca yaratıcısından intikam almaya karar verir. Frankenstein, çirkinlikten değil sevgisizlikten canavarlaştığımızı ve yarattığımız kötülükle yüzleşmekten kaçtıkça kötülüğün büyüdüğünü anlatan “lanetli” bir başyapıt. “Habisliğimin nedeni perişanlığım. Tüm insanlık benden nefret etmiyor mu? Benden tiksinmiyor mu? Yaratıcım olan sen bile beni paramparça etsen sevinirsin; bunu aklından çıkarma. Şimdi söyle bana, insanın benden esirgediği acımayı ben niye insana göstereyim? Beni, elinin emeğini, buzlardaki o yarıklardan birine atıp yok edebilsen buna cinayet demezsin. Peki, beni lanetleyen insana saygı mı göstermeliyim o zaman? Hâlbuki karşılıklı bir sevgiyi paylaşsak, ona zarar vermek şöyle dursun, hoşgörüsünün karşılığında şükran dolu gözyaşlarıyla emrine amade olurdum.Fakat böyle bir şey olanaksız. Yine de çaresiz bir köle gibi boyun eğmeyeceğim.

Çektiğim acıların bedelini ödeteceğim. Sevgi uyandıramıyorsam korku uyandıracağım.”

Kitabı okuyanlar 1.026 okur

  • freddiemercuryninmikrofonu
  • Merve Dinçer
  • Ebru başar
  • İsmail Üzümcü
  • Cavit Aras Akkan
  • selinay ünver
  • yunus cantepe
  • Dolunay çelik
  • Samet Yılmaz
  • Büşra

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (2)
9
%0.5 (2)
8
%0.8 (3)
7
%0.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları