Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.201
Gösterim
Adı:
Frankenstein ya da Modern Prometheus
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
272
ISBN:
9786053327325
Orijinal adı:
Frankenstein or the Modern Prometheus
Çeviri:
Yiğit Yavuz
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Frankenstein ya da Modern Prometheus

Mary Shelley (1797-1851): Yaşadıkları zamanın en önemli yazar ve filozoflarından olan William Godwin ile Mary Wollstonecraft’ın kızıdır. 1816 yılında eserleri üzerinde büyük etkisi olan, İngiliz şiirinin saygın isimlerinden Percy Bysshe Shelley ile evlendi. 1818’de epey genç bir yaşta kaleme aldığı, ilk bilimkurgu örneklerinden biri sayılan Frankenstein ya da Modern Prometheus ile büyük bir üne kavuştu. Yayımlandığı dönemde gerek konusu, gerekse yazarının kadın olması nedeniyle büyük ilgi gören Frankenstein, yaklaşık iki asırdır dünya edebiyatını ve diğer tüm kültür ürünlerini etkilemeyi sürdürmektedir.

Yiğit Yavuz (1970): Radyo yayıncısı, yazar ve çevirmen. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1989’dan beri TRT’de çalışıyor, 2005’ten beri kitap çevirmenliği yapıyor. Jack London, Vladimir Nabokov gibi önemli yazarların çeşitli eserlerini, bilhassa XX. yüzyılın önde gelen romanlarından Solgun Ateş’i dilimize kazandırdı. Çeşitli dergilerde yazılar yazmaktadır. Radyonun Abece’si isimli telif bir kitabı vardır.
Kitap mektuplarla başladı. Olayların içinden bu şekilde geçmek hoşuma gitti açıkçası, uzun içinde savaşlar kopan vagonları andırıyordu ve bu savaşların bazıları benim de coğrafi olarak bulunduğum ortamlarda olması "doğru kitabı seçtim" düşüncesiyle birebir. 

Fakat Kitap beklediğimden farklıydı, korku süsleyici öğe gibi gösterilmiş ve daha çok acı (trajedi) atmosferi yaşatılmış üstelik korkudan daha öte bir boyutta  Mary Shelley’nin metni, öykünün daha çok felsefi ve psikolojik yönüne odaklı. Eserdeki bütün karakterlerin, aynı Mary Shelley gibi annesiz olmaları da yine ilginç bir detay...

Onun dışında  Victor Frankenstein karakterini çok etkileyici bulmuşumdur her zaman, eserde de bu düşüncemi kaybetmediğime şaşmamalı. Merakı ve zekası çok parlak paylaştığım alıntılarda da fark edebilirsiniz yarattığı canavarı da merak konusunda babasına yani yaratıcısına benziyor..

Bilimkurgu edebiyatının ilk örneklerinden biri olarak değerlendirilen bu kitabı bilimkurgu severlere kolaylıkla tavsiye ederim..!
Eser, 1818 yılında 19 yaşında bir genç kız tarafından yazılmış. Eser, kendi celladını yaratan V. Frankenstein'in fantastik, acıklı hikayesini anlatıyor. Canavarın temsilinde şeytanı V. Frankenstein'in temsilinde Tanrı'yı göreceksiniz.

Benzer kitaplar

Genellikle okumaya aşina olduğum ve daha çok tercih ettiğim kitaplar çizgisinden bir hayli uzak bir kitaptı. Fakat değişiklikler güzeldir ve pişman da olmadım. Kitabı çok severek okudum. Korkuyu, gerilimi iliklerime kadar hissettim. Konuyla beraber yazarın üslubu, yaptığı güzel tasvirler ve çevirinin başarısı da fazlasıyla takdire şayandı. Bu tür kitaplarda genellikle rastlanmayacak kadar edebi bir dille yazılmıştı. Okunmaya değer...
Kitap fazlasıyla akıcı. Konu olarak da oldukça sıra dışı, Mary Shelley'in yaratıcılığını ortaya koyan bir kitap. Kitabı okumadan önce yaratığın adını "Frankenstein" olarak bilen çoğunluğun arasındaydım ben de, ama Frankenstein yaratığın değil; onu yaratan doktorun adı. Zavallı yaratığın bir adı bile yok.
Eğitimsiz geç bir kaptanın öyküsü ile giriş yapıyorsunuz kitaba.
Genç kaptan aşık olduğu Rus hanımı babasından iter, biriktirdiği hatırı sayılır paranın da etkisiyle bu evliliğe izin çıkar. Nikâh tarihi belirlenir ve delikanlı nikahtan önce kızla ilk kez görüşme imkanı bulur.
Fakat bu görüşmede kız gözyaşlarına boğularak kendini delikanlının ayaklarının dibine atar ve bir başkasına gönül verdiğini bu yüzden kendisinden vazgeçmesini söyler.
Ve sonrası okunmalı...Tam olarak yaşatma gayesi için yaşama. Aşkında tam ihtiyaç duyduğu şey...
Çok akıcı bir dili var insanı sıkmadan kedini okutuyor bir solukta okuyup bitirilebilecek bir kitap. Okurken insanda merak duygusu oluşturuyor bir sonraki sayfada ne olacak diye.
Hastalıklardan kurtarmak ve ölümsüzlüğü bulmaya çalışan Dr.Victor Frankenstein’ın hazin sonu...
Ingiliz edebiyatında eserlerin genel konularından birtanesi Adem'le Havva'nın Tanrı'nın buyruklarına aldırmaksızın yasak elmayı yemiş olmasıdır ve başlarına gelen tüm kötülükler bu yüzdendir.Suçlarını bildikleri için bu cezalara katlanmak zorundadırlar. Frankenstein ve diğer adı Modern Prometheus da tanrısına karşı gelerek mezarlardan ölülerin parçalarından toplayarak yeni bir insan yaratmaya çalışır ama onunda deyimiyle bu iblisi tamamladıktan sonra yarattığı şeyden aşırı korkar ve hep uzaklaşır ondan. Ertesi gün baktığında canavarı laboratuvar ında göremez ve kurtuldugu için sevinir.
Neyse çok uzatmamak lazım
Bu geçen süre içinde canavar sevgi boşluğuna düşmüştür yaratıcısı Dr Frankenstein’dan yardım istemiştir ama o da diğer insanlar gibi onu dışlanmıştır . onlara göre bu gösteriyor ki tanrı insanı yaratti ve bi daha onlarla hic ilgilenmedi. Dr. Frankenstein Adem gibi işlediği suçun cezasını çekmektedir zira Canavar Frankenstein’ın tüm sevdiklerini öldürmeye başlamıştır ve en sonda Elizabeth yani Frankenstein ailesine sonradan evlatlik alinan kızla evlendikleri ilk gün canavar Elizabethi de öldûrüyor çünkü yaraticisindan ona bir eş yaratmasını istiyor o zaman hic kimseye zarar vermeden uzaklasacagina soz veriyor Dr. Frankenstein basta söz versede bunun cokta iyi birsey olmadığı kanısına vararak sözünden vazgeciyor
...
Baştan sona kadar kusursuz bir roman. Yalın akıcı bir anlatımı var. Kitabın başındaki mektupların ne olduğunu ilk başta anlayamamıştım ve biraz sıkıldım. Onun dışında gayet iyiydi. Elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap.
Frankenstein'nın ön yargısı ve Canavarının yalnızlığı... Sonunda Frankenstein'nın ön yargısı gerçek bir yargıya dönüşüyor.

Ne yazık! İnsan denen varlık, hayvandan üstün hassasiyetleriyle ne diye böbürlenir ki? Bunlar onu daha kendisi dünyaya gelmeden önce oluşan şartların belirlediği davranış biçimine yönlendirmekten başka hiçbir işe yaramıyor. Dürtülerimiz yalnızca açlık, susuzluk ve şehvetten ibaret olsaydı, neredeyse özgür olacaktık. Oysa şimdi esen her rüzgârdan, tesadüf eseri edilmiş bir sözden ya da o sözün zihnimizde uyandırdığı manzaradan etkilenir durumdayız.
Bir gece vakti bitirilecek kitap değildi lakin işledik bir kabahat. Bu kadar akıcı olunmaz ki kardeşim!
Yaratıcısının yani Tanrısının dışladığı bir yaratık var karşınızda. Acı çekiyor, ıstırap duyuyor. Tanrısı yüz çevirdiği için iyi yüreği örseleniyor. Ne kadar garip, çok tanıdık geliyor bu durum...
Kötülük gün yüzüne çıkıyor ve masumlar cezalandırılıyor, bu da tanıdık!
Tanrıysa kaçıyor yarattığından.
Yakalanıyor mu?
Hadi onu da siz keşfedin.
Şöyle gireyim direk konuya; Victor Frankenstein bir canavar yaratmadı, yarattığı şey toplum tarafından canavara dönüştürüldü!
Kitapta gotik temanın yanı sıra, gözüme çarpan, iki tema daha var. Biri çılgın bilim adamı (mad-scientist) teması, diğeri ise kimlik karmaşası sorunu. Çılgın bilim adamı teması Victor Frankenstein ile hayat buluyor. Bilgi uğruna kendi kaderini lanetleyen, burada ruhunu şeytana satan Dr. Faustus'u görmemek elde değil, sevdiklerinin canını tehlikeye atan, mezarlıklarda dolanıp ölülerin kurtlar tarafından nasıl yok edildiğini izleyen Frankenstein, projesi başarıya ulaşana kadar riskleri göz önünde bulundurmamış, bilim adına bir ilke imza atmaktan başka bir şey düşünmemişti. Projesi(!) gözlerini açınca tehlike alarmları çalmış ve onu kaderine terk etmişti.
Hikayenin bu kısmından sonrası da ikinci temaya giriyor, kimlik karmaşası. Yaratık başlangıçta kötü değildi, bir "tabula-rasa" yani boş bir levha ya da tablo olarak gelmişti dünyaya. Dış görünüşü sebebiyle dışlanmış kimseyle iletişime geçememişti. İnsanların evlerini gizleyerek konuşmayı öğrenmiş, kitaplar okuyarak kendini geliştirmişti (self-made man). Kör bir adama yardımcı olmuş onunla konuşmuştu ancak gözleri gören insanlar için hala bir canavardı. Yani yaratığın kitabın ortalarında içinde oluşan kin ve öfke ona karşı alınan tarafların yansımasından başka bir şey değildi. Yaratıcısı tarafından terk edilmiş, toplum tarafından dışlanmış bir yaratık, canavara dönüştürüldü.
Mükemmel bir kitap, dünyayı bir de boş bir tablo olarak doğup, siyaha boyanan yaratığın gözünden görün...
Bir çırpıda çok zevk alarak okuduğum bir kitap olur kendileri. Bilim kurgu üzerine bir kitap. Konu olarak Hz.Adem ve Hz.Havva’yı ele alabiliriz bu kitapta. Dr.Frankenstein bilimin ve aklın sınırlarını zorlayan bir adam, sürekli araştırmalar yapıyor vs vs. Çocuk yaşlarda babası ile avlara çıkıyor ve hayvan ve insan anatomisine merak salıyor. Kurbağaları inceliyor sürekli, ve onlara elektrik akımı vererek tekrar can vermeye çalışıyor. Bir gün yolda gördüğü ölmüş bir köpeği alıyor ve ona elektrik akımı vererek tekrar hayata döndürüyor. Sürekli bu tarz deneyler yapıyor, aklın sınırlarını zorluyor git gide..Bir canlı yaratmanın mümkün olduğundan bahsediyor sürekli. Bir yerden insan cesetlerinden parçalar alıyor ve başlıyor onları dikmeye, sonrasında vücudu tamamladığında ona yağmurlu bir gecede elektrik akımı veriyor vee ceset canlanıyor.Kendi yarattığından korkup kaçıyor. Yaratığa işim bile vermiyor sürekli onu iblis,ifrit,şeytan, ucûbe ve canavar olarak çağırıyor. Yaratığı terk ediyor ve sonrasında başına türlü işler geliyor. Yasak olanı yaptığı için o da cezalandırılıyor tabii kendi yaratığı ile.Yaratığı da türlü acılar çekiyor, tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi başlıyor dünyaya 2,5 metre boyunda yeni doğmuş çirkin bir bebek.. Sadece sevgi ve ilgi istiyor fakat bunu bulamayınca şeytanlaşıyor. Kendisine bir eş daha yaratmasını istiyor yaratıcısından fakat Dr.Frankenstein ilk önce söz verip sonradan vazgeçiyor bunun üzerine yaratık tüm sevdiklerini öldürüyor. Yaratıcısı ile bir hesaplaşma peşinde ve hikayenin sonunda Dr.Frankenstein ölüyor ve yaratığı yaratıcısın başında ağlıyor sonra kendisini de öldürmek için kaçıp gidiyor... Zaman zaman yaratığa üzüldüğüm yerler oldu zaman zaman da saçını başını yolasım geldi ki keza Dr.Frankenstein için de öyle. İnsan aklının yetilerini o kadar da zorlamamalı.Limiti bilmek çok önemli...
Mannheim'de bir gün konakladıktan sonra Strasbourg’dan ayrılışımızın beşinci gününde Mainz’a vardık. . Ren Irmağı, Mainz’ın aşağısında daha da güzelleşir; hızla akarak yüksek olmasa da, dimdik ve hoş görünümlü tepelerin arasından kıvrılarak geçer. Yine yolculuğumuz esnasında sarp tepelerin kıyısında yükselen, etrafı heybetli ve geçit vermez kara ormanlarla çevrili pek çok kale harabesi gördük. Ren’in bu yakası gerçekten de eşsiz bir renk cümbüşüydü. Bir köşesinde sarp tepeleri, muazzam uçurumlardan aşağı gürül gürül çağlayan Ren'in karanlık sularına doğru bakan kale harabelerini görüyordunuz; bir burnu döndüğünüz anda ise karşınıza yemyeşil bayırlarla üzüm bağları, kıvrılıp bükülen bir ırmak ve kalabalık köyler çıkıyordu.
Ruhumu canlandıranların hepsi uykuyla birlikte kayıplara karışmıştı ve kapkara melankoli tüm düşüncelerimi gölgelemeye başlamıştı.
"Herhangi bir varlık bana karşı iyiliksever duygular besleseydi, karşılığını yüzlerce misliyle verirdim; o bir tanecik yaratığın uğruna, tüm insan ırkıyla barışırdım!"
Mary Shelley
Sayfa 158 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Acı duygusunu yenmenin yalnızca tek bir yolu olduğunu öğrendim, o da korktuğum ancak henüz anlamadığım ölümdü.
Mary Shelley
Sayfa 119 - İthaki yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Frankenstein ya da Modern Prometheus
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
272
ISBN:
9786053327325
Orijinal adı:
Frankenstein or the Modern Prometheus
Çeviri:
Yiğit Yavuz
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Frankenstein ya da Modern Prometheus

Mary Shelley (1797-1851): Yaşadıkları zamanın en önemli yazar ve filozoflarından olan William Godwin ile Mary Wollstonecraft’ın kızıdır. 1816 yılında eserleri üzerinde büyük etkisi olan, İngiliz şiirinin saygın isimlerinden Percy Bysshe Shelley ile evlendi. 1818’de epey genç bir yaşta kaleme aldığı, ilk bilimkurgu örneklerinden biri sayılan Frankenstein ya da Modern Prometheus ile büyük bir üne kavuştu. Yayımlandığı dönemde gerek konusu, gerekse yazarının kadın olması nedeniyle büyük ilgi gören Frankenstein, yaklaşık iki asırdır dünya edebiyatını ve diğer tüm kültür ürünlerini etkilemeyi sürdürmektedir.

Yiğit Yavuz (1970): Radyo yayıncısı, yazar ve çevirmen. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1989’dan beri TRT’de çalışıyor, 2005’ten beri kitap çevirmenliği yapıyor. Jack London, Vladimir Nabokov gibi önemli yazarların çeşitli eserlerini, bilhassa XX. yüzyılın önde gelen romanlarından Solgun Ateş’i dilimize kazandırdı. Çeşitli dergilerde yazılar yazmaktadır. Radyonun Abece’si isimli telif bir kitabı vardır.

Kitabı okuyanlar 298 okur

  • Jolie
  • Seval yılmaz
  • Mehmet Şadi Özcan
  • Gamze Züleyha Üredi
  • salome
  • Gizem Göl
  • Ezgi Çelik
  • Hamdullah Aydın
  • İnci
  • Cüneyt GAFFAROĞLU

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.9
14-17 Yaş
%3.5
18-24 Yaş
%30.8
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%18.2
45-54 Yaş
%8.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.8
Erkek
%32.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (27)
9
%25.9 (28)
8
%23.1 (25)
7
%17.6 (19)
6
%5.6 (6)
5
%0.9 (1)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.9 (1)