Adı:
Fransız Teğmenin Kadını
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
425
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755390758
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The French Lieutenant's Woman
Çeviri:
Aslı Biçen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
İngiliz edebiyatının yaşayan belki de en büyük ustası olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar, Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor, kitap bittiğinde bile gizeminden bir şey kaybetmeyen bir gizem bu. Ve nihayet bilgeliğine sizi hemen ikna eden bilge ve son derece zeki bir denemeci üslubuyla varoluşçuluğun “sahicilik” ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor, ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor.

Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve “görev” bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların “görev”lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah. Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat, ama görmüş geçirmişlikle bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah’yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır...

Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...

“Fransız Teğmenin Kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da... Okuyun...”
Orhan Pamuk

(Arka Kapak)
Kuşkusuz edebiyatın en sevdiğim yönü ters köşe yapmaya müsait muhteviyatıdır.. John Fowles’da Fransız Teğmenin Kadını’nda bu muhteviyatı öyle zekice ve ustaca kullanmışki deyim yerindeyse kitabı bitirdikten sonra da bana sadece ağzı açık kalmak düştü. Kitap İngiltere Victorya Dönemi’nde yaşanan bir aşkı anlatıyor gibi görünse de aslında geniş bir içeriğe sahip. Dönemin Aristokrasisine,Hristiyanlığa,toplum yapısına edebiyatçıların kendilerine has vurucu eleştirileriyle göndermeler yapmış Fowles..Aynı zamanda kitap bir başkaldırı niteliğinde.. Basmakalıp,tekdüze ilerleyen herşeye bunun yanında romanın yapısına da kalemiyle savaş açmış Fowles ve şu ya da bu kurala bağlı kalmadan da dünya çapında bir roman yazılabileceğini göstermiş..Tüm bunların yanı sıra yer yer -evet bu kitabın yazarı benim ve sen de okuyucu olarak yazdıklarıma saygı göstermek zorundasın”diye satır aralarından size sesleniyor yazar..Gerçekten uzun zamandır aradığım tadı yakaladığım,yer yer deneme hissi veren ama gerçek bir roman olma özelliği de taşıyan bir solukta okunabilecek bu eser şiddetle tavsiyemdir.
"Fransız Teğmenin Kadını"na yalnızca bir aşk romanı demek haksızlık olur ya da yalnızca Victoria Dönemi eleştirisi demek de öyle...
Öyle bir roman ki karakterler yazardan bağımsız bir şekilde hareket ediyor. Yazarın da istediği bu zaten, "Her şeyi ben bilirim!" edasıyla yazmamış eserini, okuyucuya da bunu arada bir hatırlatıyor.
Kitap ilerlerken yazar aniden durup okurla sohbet ediyor. Olayların akışında araya girip aslında böyle ilerlemiyordu, tepkinizi ölçtüm dercesine bir tavır takınıyor.


Kitapla ilgili yorumuma başlarken yalnızca bir aşk romanı değil demiştim.
Zengin oğlan, fakir kız klişelerine de pek tahammülü yok yazarın.
Elbette sosyal statü farklılıklarını eleştiriyor aşkın arka plânında; ama asla yapaylığa kaçmadan...
Yazar, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığının olmayışına da eleştirel bir şekilde değiniyor.
Kitapta, detaylı bir şekilde psikolojik vakalara da yer verildiğini hemen ekleyeyim...



Karakterlere gelirsek...
Başkarakter Charles, Charles Darwin gibi ünlü bir bilim adamı olamayacak ya da Charles Dickens gibi ünlü bir sanatçı olamayacak mizaçta, arafta kalmış bir adam.
Paleontoloji bilimi ile ilgilenmesiyle, evrime inanışıyla Charles Darwin;
zevkli yönleriyle, romantikliğiyle, yaşadığı dönemin çarpıklıklarını hassas bir biçimde ele alışıyla belki biraz Dickens ama hep arada kalmış biri...
Sevdiği kadın Sarah, insanın içine işleyen bakışıyla, onu toplum dışına itenlerin göremediklerini de kavrayabilen güçlü bir kadın...


Kitabın arka kapağında Orhan Pamuk'un kitap ile ilgili görüşleri yer alıyor. Kitabı okurken Orhan Pamuk'un "Masumiyet Müzesi"ni anımsadım sürekli. "Fransız Teğmenin Kadını"ndaki Charles ile "Masumiyet Müzesinde"ki Kemal'in benzerliği dikkatimi çekti.
Belki kitabı okuduğunuzda bana hak verirsiniz siz de.
Biraz evrim, biraz varoluş sancıları, biraz aşk...
Bu kitabı okumak isterseniz bunlara hazırlıklı olun...



Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın.
Keyifli okumalar dilerim :)
Yazar,dönemin kadınlar üzerindeki baskısını somutlaştırmak için bilimsel yöntemlere başvurmuş.Kitapta doktorların dilinden birçok hikâye anlatılıyor.Hepsi de kadının cinsel baskıdan kaynaklanan bir çeşit nevroz yaşadığı birbirine benzer hikâyeler.
Tüm bunları bu tür sıkıntılar yaşayan kızların istedikleri amaca ulaşmak için kendilerine bilerek acı çektirmeleri ile açıklıyor.

Eserde Vikorya çağının birçok özelliği,ve geleneği gözler önüne serilmiş.Viktorya çağı denince aklımıza “görev”kelimesi gelmelidir diyen yazar bu dönemde yaşayan kadınların sorumluluklarından,yasaklarından,bastırılmış duygularından,ikinci planda oluşlarından söz ediyor.Kadınların pasif,çekingen ve sürekli fiziksel güç harcama becerisinden yoksun oldukları anlatılıyor.

Bir de, ben romanda kadinin sürükleyici gücünü gördüm. Sanki modern yasamla birlikte erkeğin egemenliği yikilip kadinin daha etkili oldugu bir cağa evriliyor süreç.Yazar bu degisimi ve kadınların kabuklarını kirislarini yansitmaya calismis ve Viktorya döneminde yazilmis aşk romanlarindaki kalip anlayislari elestirip ters yüz etmis.


Esere olumsuz tek bir eleştirim var o da Darwin fenomeni...
Charles Darwin ve Evrim Teorisi romanda fazla idealize edilmiş karakter ve diyaloglar bakımından. Şüphesiz ki yazar evrimci bir bakış acısına sahip ama bunu biraz daha romana ve karakterlere yedirerek sunsaydı daha iyi olurdu diye düşündüm.


Romanın kurgusunu sıradışı buldugumu söylemeliyim. Tahmin edilemez karakterler var zaten eserde bu yüzden tahmin edilebilir bir kurgu olması düşünülemezdi. Postmodernizmin etinde sütünden faydalanılmış oldugundan mütevellit kurgu zaman zaman eserden kopmama neden oluyordu. Gercekten dikkat gerektiren bir kurgusu var. Ve kitap insanı ayakta tutan umudun yeryüzünde her zaman olması gerektiğini anlatan cümleler ile bitiyor.
Postmodern yazarlardan biri olan John Fowles bu kitabında Victoria dönemi toplum yapısı ve ahlak kurallarına karşı eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşmaktadır.Özellikle Sarah, Victoria dönemi tipik kadın karakterlerin dışında kendine has bir karakter yapısına sahiptir. Sarah' ın kendini toplumdan soyutlaması ve toplumdan bağımsız bir yaşam sürmesi yazarın Victoria dönemi toplum yapısına ve ahlak kurallarına eleştirel bir gözle yaklaştığını kanıtlar niteliktedir.Ayrıca yazar kendine has üslubu ile Victoria dönemi yazarlarının yazım tekniklerini , anlatım tarzını, karakter seçimlerini açık bir şekilde kitabın bazı bölümlerinde adeta bir karakter gibi yazıya girerek açık bir şekilde eleştirmiştir. Yazar karakterlerin özgür olması gerektiğini ve anlatıcı tarafından yönlendirilmemesi gerektiğini savunur. Anlatım tarzı ile sizi hayran bıkacak olan bu romanı şiddetle tavsiye ederim. Beğenerek ve hayranlıkla okuduğum romanlardan biridir. Yazar bu kitabı ile kendisine karşı olan hayranlığımı arttırmıştır..
Tek kelimeyle etkileyici bir kitap. Yazarın tavrına bayıldım zaten, karakterlerinin özgürlüğünden söz etmesi, kitabın içinde okuyucu ile konuşması, kitabın birden farklı sonla sona erdirmesi ilginçti. Bir yazar yarattığı karakteri için ki onun adı Charles, ben ona eve git demiştim, o beni dinlemedi mandıraya süt içmeye gitti ve bu yüzden Sarah ile karşılaştı derse ve karakterler ancak bize karşı çıkmaya başladıklarında canlanır diye bu olayı açıklarsa ne olur? Sıradaşı bir kitap olur...

1800 li yılların İngilteresi Victorya dönemini sorgulayan, o dönemi anlatan sanki tarihi bir kitap aynı zamanda...

Mitoloji, evrim vs.. gidiyor... Yazar bir derya ve bilgisini kitapta döktürüyor. Kitap içinde kitap var sanki... Elbette aşk romanı :)

Kitabı bitirince, filmini hemen izleyeyim dedim. Sarah karakterinin bakışını Charles'in ağzından paragraflarca anlatan yazar kadar başarılı bir şekilde Sarah rolünü 32 yaşında oynayan Meryl Streep'te harikaydı. Bence yazarın anlatımındaki gibi delici bir bakışı canlandırmıştır.

Yazarın, Koleksiyoncu ve Büyücü kitabından sonra okuduğum üçüncü kitabı oldu... Bence okumalısınız.
Beni en çok etkileyen kitaplardan biridir. Okurken üst ranzaya uzanırdım, sayfaları çevirdikçe yukarıdaki mor ışığın gözümü aldığını hatırlıyorum (askerde). Fransız teğmenin kadını diye anılan Sarah ve aristokrat ailenin bir üyesi olan Charles arasındaki aşkı konu almıştır fakat benim daha çok ilgimi çeken aşklarından ziyade, Sarah karakterinin tasviri ve olaylar karşısında verdiği soğukkanlı tepkileri... Charles ile cinsel birlikteliklerinden sonraki diyalogları çok ilginç. Aklımda kalan bir cümle de şudur ki kitabı okuyanlar için çok derin bir anlamı var:
"Sarah kelimenin tam anlamıyla insanları anlayabiliyordu."
John Fowles tarzı farklı bir yazar. Kitabın sonunu iki farklı şekilde yazmış. Okura bırakmış kararı. Kendi söylemiyle tanrı-yazarlığa karşıdır. Kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum hatta kitaplığınızda bulunması gereken bir roman...
Keyifli bir dille kaleme alınmış olan kitap, çok dikkatli bir okuma gerektiriyor. keyifli ve esprili bir dille kaleme alınmış olduğundan sıkmıyor. Yer yer öğretici bir etki bırakıyor. Genel olarak; İngiltere'nin Viktorya dönemine güçlü bir eleştiri içeriyor. O dönemdeki, katı ve bağnazca düşünce yapısı insanın içini kavuruyor. Romanın ana karakterleri Charles ve Sarah. Charles, soylu düzene tepkisel bir yaşam sürmeye çabalarken, soyluluğun getirilerinden de uzaklaşmakta aynı ölçüde güçlük çeker bir ruh hali içerisinde. Sarah karekteri, güçlü bir psikolojik analiz gerektiriyor. Kitabın sonlarına doğru, yazar, usta bir yazar olmanın keyfini çıkarmayı da ihmal etmiyor. Romana , bir kaç son öngörüyor. İngiltere'nin viktoryen dönemlerini yazan iki yazardan, Charles Dickens mi? John Fowles mı? okumalıyım derseniz John Fowles derim.
Belki de beklentim büyük olduğundan biraz 'ne umdum ne buldum' vakası oldu benim için bu roman. Kitapta bahsi geçen dönemin okuyucuya başarılı bir şekilde yansıtıldığını düşünüyorum. Karakterler oldukça ilginç ve tanımaya değerdi. Okuması bir eziyet niteliğinde değildi ancak çok büyük bir haz aldığımı söyleyemeyeceğim.
Farklı ve detaylı bir roman, çok çok beğenmedim ama okunabilir. Sarah'ın hikayesi ruh hali sizi içine çekiyor, geçişler karışık gibi gelebiliyor zaman zaman.
Kitap postmodern olması dolayısıyla farklı bir anlatımla çıkıyor karşımıza. Bize bir hikaye anlatıyor yazar , kendiside bir hikaye anlattığının farkında ve bu farkındalığını sıkça kitapta belirtiyor okuyucuya. Başta İngiltere'nin 19. yüzyılında geçen bir hikaye anlatmaya başlasa da yazar, aslında kitabın sadece bir hikayeden süregelen; bir olay örgüsünden ibaret olmadığını sayfalar geçtikçe anlıyorsunuz. Bu kavrayış belki de her bölümün başında yapılan alıntılarla ya da yazarın kendisinin 20. yüzyıldan örnekler vererek hikayeyi yorumlamasıyla gerçekleşiyor. Bu iki yüzyıl arasında ki çizgi de, kitabın baş karakteri Sarah Woodruff duruyor. Kendisi Victoria devrinde doğmuş fakat Modern devrin karakterini taşıyan bir kadın olarak çıkıyor karşımıza. Yazar bu karakter ile iki devri çok başarılı bir şekilde harmanlıyor.
Sıkılmadan okuduğum nadir kitaplardan ve sürprizlerle dolu.
Roman Orhan Pamuk’un en sevdiği aşk romanlarından biridir. Romanın benim okuma listeme girmesi de bu vesile ile olmuştur. Masumiyet müzesinde anlatılan aşkı kurgulayan bir yazar okuyucu olduğunda nasıl bir aşk hikayesini okumaktan keyif alırdı? Bu sorunun cevabını bulmak için okudum kitabı. Benim gibi Orhan Pamuk’a ilgisi olan okuyucular için ekstra bir merak unsuru bu.
Kitabın yazarı; bu eseriyle adeta, metine anlatım zenginliği nasıl katılır, okuyucuya aklıyla kaç farklı kombinasyonla oynanabilir, kısacası nasıl yazar olunur dersi vermiş.
Genel olarak bir kitap okuduğumuz da o kitapta ki bir karaktere hayran oluruz, olmadı karakterlerden birine kızarız. Bu kitapta herhangi bir karakterin tarafını tutmayacaksınız. Karakterler anlatımın önüne geçmemiş anlatılan için bir piyon sadece.
Yazarın bir diğer kitabı olan koleksiyoncuyu okuyup gelenler aynı tarzda yazılmış bir hikaye ile karşılaşmayacaklar ama bu kitaptan sonra benim gibi diğer kitaplarını da okumak isteyecekler.
#kitap yorum
Ana konu ,viktoryen Zaman İngiltere'sinde geçen cici bici şiir okuyan naif biraz şımarık ama sığ zengin bir tüccar kızı ile nişanlı aristokrat bir beyfendinin alt sınıftan bir kadına aşık olması ile iki aşk arasında kalıp bocalaması ,bu ana tema
Yazar bu konu altında Viktorya çağının bağnaz dindarlarını ,tutucu ve çökmekte olan aristokrat sınıfın kendi dar görüşleri altında sınıf farklılıklarını ,alt sınıftakilerin amiyane tabirle yırtmak için üst sınıfa geçme çabalarını da işliyor ,bir yanda özgürleşme çabalarının zorlukları ve insanların statükoyu koruma çabalarını .
Charles ( erkek oğlan ) bir yandan aristokrat bir beyfendi olmanın tüm nimetlerinden faydalanırken ,din bağnazlığını eleştirirken ( darwinci görüşleri benimserken ) bir yandan yeni yeni başlayan özgürlükçü düşünceye ( kadınlara oy Hakkı ,insan ilişkilerinde daha doğallık vs ) meyillidir .
Ernestina ( şımarık nişanlı ) zenginliğin verdiği güven ,nişanlısına aşık ,şiir okuyan ,şımarık ,ama içten içe kendini yeterli görmeyen evlenip eşininde katkılarıyla yükselme kendi evinin hanımefendisi olma gibi düşünceleri olan kız .
Sarah ,herşeyini kaybetmiş ,aldatılmış ama döneminin kadınlarından çok farklı sıradışı özgürlükçü kendi hayatını kendi isteği şekilde yaşamak isteyen diğer kadın .
Tamam ilk 300 sayfa dönemi yaşam tarzlarını tanışma faslını ,aristokrasi saçmalığını ,her dinin yobazlığı tutuculuğunu ,sınıf farklarını anlatıyor.
Değişik taraf yazarın anlatım yazım biçimi ,şöyle düşünün yönetmen ile birlikte 5-10 kişi filmi seyrederken birden yönetmen duraklatma tuşuna basıp filmde ki karekterler Hakkı'nda sizinle konuşmaya başlaıyor ,yazar da aynen böyle yapıyor ve bir anda konuyu bırakıp sizinle şimdiki zamanla konuşuyor ,ayrıca jeoloji ,evrim ,ile de anlatılanlar da var ki filmi seyrederken bazen neyşınıl jeografik kanalına geçmiş oluyorsunuz .ayrıca kral marx ın görüşerrine de yer verilip bir de sosyalizm dersi de işliyorsunuz ,birde çokça yazar ve kitaptan örnek verildiği için ki bu kitapları ve Kahraman'larını bilmiyorsanız biraz da ofsaytta kalıyorsunuz .
Peki tavsiye edermisin ,açıkça son 125 sayfayı ki esas kitabın neden çok iyi kitaplar kategorisine girdiğini anlamak için ilk 300 sayfayı okumayı ,bir delilik edip o acıya ,çabaya ,SABIRA ,kan ve gözyaşına :) katlanırım diyorsanız okuyun ki ağa ben zor romanları severim takımındaysanız buyurun tam dişinize göre ,ayrıca bu yorumu sonuna kadar okuduysanız ( helal olsun size ) bu sabır vardır sizde .
İnsan alaycılık ve duygusallığı birbirine karıştırınca kalıplara göre yaşıyordu.
John Fowles
Sayfa 349 - Ayrıntı Yayınları
Çağımızın sözde en büyük tasası zaman kıtlığıdır: Toplumlarımızdaki zekâ ve paranın son derece büyük bir bölümünü işleri daha hızlı yapmak için harcamamızın nedeni, bilime ve bilgeliğe karşı duyduğumuz çıkar tanımaz sevgi değil, budur; insanoğlunun nihai amacı mükemmel bir insanlığa değil de şimşek olup çakmaya, ışık hızına ulaşmaktır adeta.
John Fowles
Sayfa 19 - Ayrıntı Yayınları
...Hayatın bir simge olmadığını, tek bir bilmece ve onu bilememekten ibaret olmadığını ya da zarlar bir kere kötü gelmişse hemen bırakılamayacağını anlamaya başlamıştı; her ne kadar yetersiz, boş, ümitsiz olsa da katlanılmalıydı hayata...
John Fowles
Sayfa 480 - Ayrıntı Yayınları
Hayat karanlık bir mekanizmaydı, sinsi bir yıldız falı, temyizi olmayan, doğuştan verilmiş bir hüküm, koskoca bir sıfır.
John Fowles
Sayfa 246 - Ayrıntı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fransız Teğmenin Kadını
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
425
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755390758
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The French Lieutenant's Woman
Çeviri:
Aslı Biçen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
İngiliz edebiyatının yaşayan belki de en büyük ustası olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar, Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor, kitap bittiğinde bile gizeminden bir şey kaybetmeyen bir gizem bu. Ve nihayet bilgeliğine sizi hemen ikna eden bilge ve son derece zeki bir denemeci üslubuyla varoluşçuluğun “sahicilik” ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor, ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor.

Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve “görev” bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların “görev”lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah. Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat, ama görmüş geçirmişlikle bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah’yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır...

Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...

“Fransız Teğmenin Kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da... Okuyun...”
Orhan Pamuk

(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 186 okur

  • Duygu Aksu
  • Aybüke Güzen
  • Özgür Çakar
  • Büşra Yıldız
  • Tuğba
  • martineden
  • teneketrampetim
  • özlem
  • H. Burçak Teker
  • Ece Naz Celik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%14.5
25-34 Yaş
%22.4
35-44 Yaş
%32.9
45-54 Yaş
%21.1
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.7
Erkek
%33.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.2 (19)
9
%31.7 (20)
8
%27 (17)
7
%9.5 (6)
6
%0
5
%1.6 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0