Füsûsul Hikem Tercüme ve Şerhi (4 Cilt Takım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
107
Gösterim
Adı:
Füsûsul Hikem Tercüme ve Şerhi
Alt başlık:
4 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
1748
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755481760
Çeviri:
Doç. Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı
Baskılar:
Füsûsul Hikem Tercüme ve Şerhi
Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi (Çeviriyazı + Tıpkıbasım)
İbnu'l-Arabi'nin en meşhur eseri olan Fususu'l-hikem, İslam tasavvufunun Mesnevi ile birlikte şah eserlerinden biridir. Hacmi küçük olmakla beraber anlaşılmasındaki güçlük, Sadreddin Konevi'den itibaren günümüze kadar yüzden fazla Arapça, Farsça ve Türke şerhlerinin yapılmasınıa sebep olmuştur. XX. Asrın başlarında Avrupa'da İslam Tasavvufuna gösterilmeye başlayan alaka gittikçe artmış, ibnu'l-Arabi'nin eserleri hakkında çalışmalar yapılmış ve tercümeleri neşredilmiştir. Denebilir ki bugün batı dünyası İbnu'l-Arabi ve eserlerini doğudan çok daha fazla tanımaktadır.

Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında yazılan, Mesnevi şarihi Ahmed Avni Konuk Bey'in Fusus'l-hikem tercüme ve şerhi.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Esâsen adem, boşluk ve sükûndur; ve teselsül ise doluluktan ve hareketten başka bir şey değildir. Binâenaleyh teselsül ademin şânı değildir. Bu i’tibâr ile de evvelce yok olan şeyin bi’t-teselsül var olması câiz olmaz.
Ya’ni Allah Teâlâ لَيــس َكم ْثلــه َشــيء kavliyle kendisini hem tenzîh ve hem de teşbîh ve tesniye eyledi. Zîrâ “ke-mislihî” deki “kâf” zâid i’tibâr olun- dukda “O’nun misli bir şey yoktur” demek olur ki, bu da avâmın anlayı- şına göre, sırf tenzîhdir. Çünkü kâffe-i eşyâdan onun misliyeti nefyedilmiş oluyor; ve Hak onlardan münezzehtir deniliyor. لَيــس nin ma’nâsı لَيــس َكم ْثلــه Fakat “kâf ”, gayr-ı zâid i’tibâr olundukda ya’ni “O’nun misli bir misil yoktur” demek olur. Bu da havâssın م ْثــ ُل م ْثلــه
anlayışına göre teşbîh ve tesniyedir. Zîrâ Hak hakkında evvelen misil isbât olunuyor; ba’dehû o misilden eşyânın misliyeti nefyediliyor. Bu ise vücûd- da ikilik ve müşâbehet isnâdından başka bir şey değildir. [3/23] Ve kezâ Hak Teâlâ’nın وهـو �لسـميع �لبصيـر kavli de hem teşbîh ve tesniyeyi ve hem de tenzîh ve tefrîdi mutazammındır. Zîrâ bu kavl işitilince vehle-i ûlâda avâmın zihnine mütebâdir olan ma’nâ, “işiticilik” ve “görücülük”te Hakk’ın halka müşârik olmasıdır. Çünkü halk dahi işitir, görür. Hâlbuki bu ma’nâda ikilik ve müşâbehet vardır. Tesniye, ya’ni iki kılmak budur ki, işitmek ve görmek hassasını hâiz olarak bir Hakk’ın ve bir de halkın vücûdu vardır; ve müşâbehet dahi görmekte ve işitmekte Hakk’ın, halka benzemesidir.

Fakat bu âyet-i kerîmeden ehl-i havâssın anladığı tenzîh ve tefrîd ma’nâsına gelince هو zamîrinin evvelen zikri ve haber olan “Semî’ ve Basîr” kelimelerinin harf-i ta’rîf ile gelmesi hasr ifâde ettiği cihetle ma’nâ: “Semî’ ve Basîr olan ancak Hak’tır; başka semî’ ve basîr yoktur” demek olur. Bu ise ancak tenzîh ve ifrâddır.
Her âlim ve mütefekkirin ittifak edeceği yüksek bir idrak seviyesi aramak yerine, insanın kendi had, istîdat ve kapasitesini idrak ettirecek bir öğretim ve eğitim anlayışı, netîce vermeyecek münâkaşalardan daha faydalı olacaktır.
Eser hakkında, Mustafa Tahralı
...Ve Nebe’, 78/23) [Orada devirler boyunca kalıcılardır.] âyet-i kerîmesinde işâret buyurulduğu üzere mürûr-ı ahkābdan sonra, (ahkāb “hu- kub”un cem’idir, “hukub” seksen yıl ma’nâsına gelir), tabîatlarına mülâyim gelmeyen bu azâb ile ülfet peydâ ederek, nefretleri zâil olur; ve o azâb artık tabîatlarına mülâyim gelmeğe başlar; ve azâb “uzûbet”e, ya’ni tatlılığa mün- kalib olmakla rahmet [11/25] ve râhata nâil olurlar; ve şerriyet kalmaz.

Latîfe: Bir baba-oğul, hâl ve vakitleri yerinde iken fakr u zarûrete dü- şerler. Oğlu babasına: “Baba, bu zarûretle hâlimiz ne olacak?” der. Babası da “Bir sene sabret!” diye cevâb verir. Oğlu: “Bir seneden sonra zengin mi olacağız?” suâlini sorar. Babası: “Hayır, zengin olacak değiliz, fakat züğürt- lükle ülfet peydâ olacağından, artık muazzeb olmayacağız” cevâbını verir.
Tarziye-i bî-intihâ, mazhar-ı etemm-i ism-i Hâdî olan o Hâtem-i enbiyâ (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Efendimiz’in âl ve ashâbı ve verese-i kümmelîni üzerine olsun ki, her biri semâ-i hidâyetin nücûm-i pertev-feşânı olup zulmet-i tabîatta Hak ve hakîkate mûsil olan yolu şaşıran kimselere birer rehnümâdır.

Ey teşne-i hakîkat olan mü’minîn-i mütefekkirîn!
Nitekim Osman Yahyâ, Histoire et Classification de l’Oeuvre d’Ibn Arabi isimli araştırmasında, Fusûsu’l-Hikem üzerine yazılmış yüz yirmi şerhin adını tespit etmektedir. Üstelik bunların arasında Ahmed Avni Konuk Bey’in şerhi zikredilmemiştir.
Eser hakkında, Mustafa Tahralı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Füsûsul Hikem Tercüme ve Şerhi
Alt başlık:
4 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
1748
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755481760
Çeviri:
Doç. Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı
Baskılar:
Füsûsul Hikem Tercüme ve Şerhi
Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi (Çeviriyazı + Tıpkıbasım)
İbnu'l-Arabi'nin en meşhur eseri olan Fususu'l-hikem, İslam tasavvufunun Mesnevi ile birlikte şah eserlerinden biridir. Hacmi küçük olmakla beraber anlaşılmasındaki güçlük, Sadreddin Konevi'den itibaren günümüze kadar yüzden fazla Arapça, Farsça ve Türke şerhlerinin yapılmasınıa sebep olmuştur. XX. Asrın başlarında Avrupa'da İslam Tasavvufuna gösterilmeye başlayan alaka gittikçe artmış, ibnu'l-Arabi'nin eserleri hakkında çalışmalar yapılmış ve tercümeleri neşredilmiştir. Denebilir ki bugün batı dünyası İbnu'l-Arabi ve eserlerini doğudan çok daha fazla tanımaktadır.

Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında yazılan, Mesnevi şarihi Ahmed Avni Konuk Bey'in Fusus'l-hikem tercüme ve şerhi.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Mamoste Aysel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0