Fususu'l Hikem/ Hikmetin Özü

9,3/10  (8 Oy) · 
28 okunma  · 
15 beğeni  · 
973 gösterim
İslam irfan tarihinin en mühim şahsiyetlerinden birisi olan Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin, en çok tartışılan eseri Füsusu’l-Hikem (Hikmetlerin Özü)’dir.

Peygamberimiz’den aldığı talimat üzerine, "ne bir harf noksan ne de bir harf fazla" olmamak üzere nakledilen bu hikmetlerin her biri, bir Peygamber’in hakikatinden süzülüp gelmiştir.

Eserleri ile İslam irfanının zenginliğini ve enginliğini ortaya oymuş olan bu büyük bilgenin, mühim eseri Füsusu’l-Hikem’in yeni bir tercümesini sizlerle paylaşıyoruz.

Füsus’un Türkçe okuyup yazanlar açısından sarih, temiz ve duru bir tercümesi olma niyazıyla sunduğumuz bu kitabın Şeyhü’l-Ekber’in irfan dünyasındaki derinliğini aksettirmesi dileğimizdir.
  • Baskı Tarihi:
    2013
  • Sayfa Sayısı:
    240
  • ISBN:
    9759161231
  • Çeviri:
    Hamza Kılıç
  • Yayınevi:
    Sufi Kitap Yayınları
  • Kitabın Türü:

Vahdeti Vücud düşüncesinde olan İbn Arabi'nin, tasavvufi okumalara yeni başlayanlar için tehlikeli olduğunu düşündüğüm kitabıdır -ki İbn Arabi kendi düşünce sistemi yüzünden bir kesim tarafından tekfir de edilmiştir-. Kitapta 25 peygamberin her birinin hikmetleri, tecelliler bakımından neye tekabül ettiği, bugüne kadar alışık olmadığımız biçimde ele alınmıştır. Şerhi yapılmış bir eserdir, içeriği ağır olduğundan ben bu şerhlerin okunması taraftarıyım.

Muhammed Işık 
06 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Tasavvuf konularına meraklı olanlar bu kitabı dikkatli okumalıdırlar. Yazar çok derin bilgiler verdiği için kitabin anlaşılması zor. Buna rağmen içeriğindeki bilgiler çok değerli. Bu kitabı şerhleri ile birlikte okumak daha isabetli olabilir.

Gökhan Dede 
23 Oca 16:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitap çok derin ve şerhleri ile birlikte okunması gereken bir kitaptır. Vahdet-i vücut felsefesinin özünü anlatması açısından son derece önemlidir.

F. Sude karaca 
19 Ağu 15:08 · Kitabı okumayı düşünüyor · Puan vermedi

Bir bölümü paylaşılmış sure ve ayetlerden alıntılarla anlatılmaya çalışılan- biraz ağır düşünerek sindiremez okunacak bir kitaba benziyor. Merak ettim

Kitaptan 4 Alıntı

selim koç 
19 Ağu 15:04 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bu, ilmin malum’a tabi olduğunu kanıtlar. Dolayısıyla, ayn’ının değişmezliğindeki
[sübut] yokluk halinde mümin olan bir kimse, varlık halinde de aynı suret üzre zahir
olur. Ve Allahu Teala, onun böyle olduğunu (yani, mümin olduğunu) ondan (yani,
onun bu bilgiyi O’na vermesi yoluyla) bildi. Bundandır ki, “Allah hidayet olunanları
bilir” [Kasas Suresi, 28/56] buyurdu. Ve yine Allahu Teala şöyle buyurdu: “Benim
indimde söz değişmez..” [Kaf Suresi, 50/29] — çünkü Benim sözüm yaratmış
olduklarıma ilişkin ilmimle sınırlıdır. “..Ve Ben kullarıma asla zulmedici değilim”
[Kaf Suresi, 50/29] — yani, Ben onları şaki kılan küfrü kendi üzerlerine takdir edip de
sonradan, onların güç yetiremeyecekleri bir şeyi kendilerinden istiyor değilim; Biz
onlara ancak (değişmez aynlarındaki onlara ilişkin) ilmimiz kadarınca muamele
ettik; eğer ortada bir zulüm sözkonusuysa, zalim olanlar ancak kendileridir.

Fususu'l Hikem/ Hikmetin Özü, Muhiddin-i ArabiFususu'l Hikem/ Hikmetin Özü, Muhiddin-i Arabi

Sonradan olma bir varlığın oluşması ve kendisini yaratan Allah'a muhtaç bulunması, onun kendi nefsinde mümkün oluşundandır. Çünkü varlığı bir başkasının varlığına bağlıdır. Böyle olunca ihtiyaç bağışla irtibatlıdır ve yaslandıği İlahi Kudret'in kendi zatında varlığı zorunlu olması ve kendi nefsiyle varlığında hiçbir şeye muhtaç olmayarak her şeye karşı müstağni olması gerekir. O da, sonradan olma varlığa Kendi Zat'ıyla varlık kazandırandır. Öyleyse öteki varlıklar O'na nisbet olunmuştur.

Fususu'l Hikem/ Hikmetin Özü, Muhiddin-i ArabiFususu'l Hikem/ Hikmetin Özü, Muhiddin-i Arabi
selim koç 
15 Tem 05:39 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Hak, takva sahiplerinin zahiri olunca, yani onların zahir olan suretlerinin ta kendisi
[ayn] olunca, (kemalatı ve övülesi şeyleri Hakk’a izafe ederek) Hakk’ı (kendi
nefslerine) korunak [vikaye] kılan bu (kendileri için mekânın sözkonusu olabileceği
bir zahir varlıkları kalmamış olan) takva ehli nerededir? Ve o takva sahipleri, bütün
ehlullah indinde, insanların en yücesi, (zatî vahdaniyet ile nitelenmelerinden dolayı
varlık ve yakınlığa) en layık olanı ve (bütün uzuv ve yetileri Hakk’ın olduğu için) en
güçlüsüdür. Takva sahibi olan kişi, zaman olur ki, kendi nefsinin suretini Hakk’a
korunak [vikaye] kılar (yani O’nu, kendindeki yerilesi şeyleri O’na isnad
edilmeklikten korur). Çünkü, Hakk’ın huviyeti, kulun yetileridir. Böyle olunca, “kul”
olarak adlandırılanı, “Hak” olarak adlandırılana korunak kılar — bilenlerle
bilmeyenler ayrılsın diye. “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak işin
özünü bilenler düşünürler” [Zümer Suresi, 39/9].

Fususu'l Hikem/ Hikmetin Özü, Muhiddin-i ArabiFususu'l Hikem/ Hikmetin Özü, Muhiddin-i Arabi