Fütuhu'l Gayb (Gizliden Sesler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5128
Gösterim
Adı:
Fütuhu'l Gayb
Alt başlık:
Gizliden Sesler
Baskı tarihi:
1983
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyda Yayınevi
Baskılar:
Fütuhu
Fütuhu
Fütuhu
Fütuhu
Fütuhu
İnsan ilk bakışta nefsine bakmalı; yaratılışını incelemeli. Kainatta mevcut olan harikalara göz atmalı onları bir bir incelemeli. Bundan sonra yaratanın varlığını düşünmeli. Çünkü kainatta bulunan bütün varlıklar Allah'a götüren birer yoldur. O'nun kuvvetini kudretini belirten bir hikmettir. Güzel iş daima iyi bir ustaya delildir.
212 syf.
·12 günde·10/10
Müminin dine taalluk eden halleri üzerine 78 bahis halinde yazılan bu muazzam eser, şüphesiz okuyan herkesin maneviyatı için bir tabib ve mürşid niteliğinde kıymettardır vesselam. Nefse hakimiyet noktasında bir kuvve-i maneviye veren, külli ve nefsani heveslerin kalbimizi karartmasına dur diyen, helal ve haramı insanların akli melekelerine nakşeden Gavs’ül Azam Abdulkadir Geylani Hazretleri, bu kıymettar eserinde şeytanın desiselerine karşı her bahiste ayrı ayrı cevaplar vermiş ve daha da şeytana ve onun müridlerine konuşacak şey bırakmamış elhamdülillah…

“Fütuhu’l Gayb” (Gaybın Anahtarları) eserini okuduğunuzda sadece bilgi sahibi olmayacak, yaşama ait özellikleri de keşfedecek ve hayatınıza sirayet ettiğini göreceksiniz. Sizi Hakk ve hakikati arama noktasında muhatap alacak ve sırların sırrına ermek için açılmaz kapıları açmanıza vesile olacak inşallah. Çünkü insan aklında neyi beslerse, hangi açıdan bakıyorsa o şekilde görür. Daha açık söylemek gerekirse görmek istediğini görür, görüneni değil. Bir mümin canı gönülden Ya Fettah (Kulların, her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran manasına gelir) dediği vakit Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanına talip olmuştur demektir.

İnsan kendi özüne yönelmediği takdirde hiçbir ilm-i ledun’a mazhar olamaz. Tasavvufta çok kullanılan bu terim Cenab-ı Hakk’ın dilediği insanlara ilham ettiği Hz. Hızır’a verilen ilim olarak bilinmektedir. Arzu edenler https://sorularlaislamiyet.com/ilm-i-ledun-nedir sayfasından daha geniş bilgi edinebilirler. İşte bu eser Allah’ın nuruyla dünya ve ahirete Allah adına bakmanın ince noktalarını muhteva ediyor.

Ben de, manevi boşluklarını Allah’ın nuruyla doldurmak isteyenleri Gavs’ül Azam Hazretleri’nin “Fütuhu’l Gayb” adlı eserini okumaya davet ediyorum.

Unutmayın; Tatmayan bilmez! Balın tadını ancak tadan bilir…
Saygılarımla…
212 syf.
Necip G. abinin başlattığı ‘’Farklı Türleri Keşfet’’ (#28549333) etkinliği için kendime tür olarak tasavvufu seçmiştim ve bu türde iki kitap okudum ( #28585231 /#28646404 ) baktım daha vakit var bir kitap daha ekledim :))

‘’Ey hevasına tabi olan kişi! Allah dostlarının hallerine sahipmişsin gibi hareket etmeyi bırak. Sen arzularına taparken, onlar Allah’a kulluk etmekteler.’’

Kitap hakkında yazar yani Abdülkadir Geylani Hazretlerini şöyle diyor: Bu kitap, ilahi bir ihsandır. Bütün kelimeleri kalbime Hak tarafından gelmiştir. Sözlerde benim hiçbir hakkım yoktur. Hepsi hikmettir; Kur'an ve Hadis-i Şeriflerin kaynağından akmıştır.... Bu sohbetler, konuşmalar yalnız hak ve hakikatı arayanlar içindir. Bunlardan gereken faydayı ancak Hak yolcuları alabilir.

Bu eser Mutasavvuf olan Abdülkadir Geylani Hazretlerinin sohbetlerinden derlenen 78 makaleden oluşmakta, bu sohbetler hem zahiri hem batıni ilimleri, insanı Allaha yaklaştıran ibadetleri, kişiyi cehenneme götürecek fiilleri güçlü bir hitabetle anlatmakta. Okurken özellikle şu çok önemli ki genel bir hitaptan ziyade kişinin şahsına konuşması insanı gerçek mana da etkiliyor örnek olarak şu alıntıyı vereyim:

>>>Belki duanda bir eksiklik, O’na itaatinde bir edepsizlik yapmışsındır. Hamlık edip kendi güç ve kuvvetine dayanmış, ilminle böbürlenip, nefsini ve O’nun mahlukatını ona ortak koşmuşsundur. Ve bütün bunlar seni O’nun kapısından geri çevirmiş, O’na hizmetten ve itaatten uzaklaştırılıp, O’nun sana başarman için vereceği tevfikini senden almasına sebep olmuştur. <<<

Bazı şeyler öyle yerinde tesbitler oluyor ki insan kendini acaba ben bu yüzden mi ibadet edemiyorum yada acaba bu yüzden mi dualarım kabul olmuyor die düşünmekten alıkoyamıyor. Kendi iç aleminiz de yaşadığınız veya hissettiğiniz yerlere dokunup size ne yapmanız gerektiğini anlatıyor.

Nerden baksanız 20, 30 sayfa not aldım ve kitabın altını üstünü çizmediğim yer, yazı yazmadığım boş alan kalmadı diye bilirim neyse ki kitaptan bende iki tane varda biri sağlam duruyo :)

Şahı Geylan diyor ki; iman sahibi herkeste 3 şeye dikkat edilmeli
1-Uyması gereken emirler 2-Kaçınması gereken yasaklar 3-Razı olması gereken kader
Kişi bu üç şeyi korursa mümindir inşallah ve bunlar kulluğumuzun vazifesidir. Bir de bunların yanında şüpheli olan şeylerden bile kaçınıp kendini tamamen Rabbine adayıp karşılığın da ne verilecek cenneti nede diğer nimetlerinde gözü olmayıp tek emelinin Rıza-i Hak olmasını isteyen kullar vardır ki bunların izlediği yola içinde bulundukları duruma Tasavvuf denir.

Ve tasavvuf yazılarak anlatılacak bir şey değil sanırım bazı kitaplar bir rehber niteliğinde yapılması gerekenleri olacakları anlatır bazıları da tasavvuf ile tanışınca hissettiklerini yaşadıklarını aktarmaya çalışır ki bu tıpkı bana göre doğuştan SAĞIR BİRİNE KUŞLARIN CIVILTISI, YAĞMURUN SESİ YADA HOŞ BİR MELODİYİ ANLATMAK GİBİ VEYA KÖR BİRİNE BAHARI ANLATMAK… ne kadar mümkünse bunları anlatmak bu ilmi yaşamayan birine anlatmakta bence o denli zordur.

Kitabın özün de ise Tevhid vardır, her makalenin sonunda gelinen sonuç yüce ve tek yaratıcı olan Allah birdir tektir ve her halimizden haberdardır. Okuyan herkes bence en az bir kez de olsa bir sayfada işte benim durumum diyecektir...

Sevgi ve saygılarımla keyifli okumalar :))
212 syf.
Nâsihât ehli, cümleleri maksadı gözeten en kısa ve sade olanlarından seçtiğinde, muhatabın ihtiyacatına adeta devakâr bir sağnak isabet ediyor. Öyle bir yağmur ki bu, her damla, özün turabına bereket izhar edip ona bir sığınak olma, ruhun köklerine nüfuz etme keyfiyeti bahşediyor. O an değil belki ama vakti geldiğinde bu farkındalığı zihnimizin satırlarında okuyabilmek lutufların en güzeli...

"De ki, göklerde ve yerde Allah`tan başka kimse gaybı bilmez..." (27/65)

"Gayb Allah`a mahsustur" (10/20)

"Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ondan başkası bilmez" (6/59)

"Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah Resüllerinden dilediğini seçer (ve onlara gaybi bildirir)" (3/179)

"Gaybi bilen O`dur. Resullerinden diledigi dışında kimseyi gaybına muttali kılmaz" (72/26)

Kur'an-ı Kerim'de "gayb" kelimesi ellisekiz yerde geçmektedir.

Ve 'gayb' ile ilgili bilgilerimize, şulesini indiren bir Hadis-i Şerif de, Resulullah Efendimiz şöyle buyurur;

"Beş şeyi Allah`tan başka kimse bilmez:
1- Kıyametin zamanı Allah katındadır.
2- Yağmuru indirir.
3- Rahimlerdekini bilir.
4- Hiç bir canlı yarın ne yapacağını bilmez. 5- Kimse nerede öleceğini bilmez ( el-Camius-Sağîr-H. No: 3963 4-Askalanî F`ethul-Karı 1/124 )

'Futuhu'l Gayb' ; Rahmani olana Seyrisüluk... Gizli olana değil, sen de âşikâr olana, özünde yer tutan fazlın ümidiyle yükseliş...

Bundan seneler evvel, uzaklardan gelen bir dostumu, şehrin en yüksek yerlerinden birinde ağırlarken, her nasılsa yol üstünde denk geldiğimiz kermesten birşeyler alıp, uzunca bir sohbete koyulmuştuk. Dostum bu eseri bana hediye etti ve ara ara eserden kısımlar okuyup üzerine uzun uzun konuşmuştuk. Şimdi dahi okudukça, o sohbetten bende kalanlar az fakât oldukça taze...

https://i.hizliresim.com/P1WMP9.jpg

Fütûhu’l-Gayb, Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin oğlu Abdürrezzak’ın 78 adet sohbet, vaaz ve hutbesinden derlemiş olduğu eserdir.Şimdi biraz makalelerin muhteviyatına değinelim inşallah.

"Münkesiret’ül-kulüb " zümresinden söz eder Abdulkadir Geylânî Hazretleri,Kalbi Allah için hüzünlü olanlar... Dünyevi ve uhrevi bütün nimetleri terkeden kulun, yalnız Rabbini dinlemenin, O'nun varlığıyla zenginleşmenin, O'nun izzetini amelen ve kalben övmenin lezzetini herşeyden üstün tuttuğunu ve Rabbin sevgisini kazandığını bildirir.

Allah Sevgililerine açılan iki keşif perdesinden, yani Cemal ve Celal sıfatlarından, Cemâl sıfatının tecellisinden bahsederken Abdulkadir Geylani Hz. şöyle der;

"Cemal sıfatının tecellisine gelince: Bu sıfatın tecellisinde kalb nurla dolar ve
bununla boş olur. Bu halde kalb rahat eder. Lütuflara erer.Güzel konuşmaları
burada duyar. Güzel sözleri bu halde işitir. Bununla beraber, kendisine yüksek
hediye müjdeleri burada verilir. Ve yüksek derecelere çıktığı kendisine burada haber verilir. Bu öyle bir makamdır ki; bundan sonrasında kulun hiçbir dahli olmaz.Her şey ezeli nisbete bağlanır. Kalem kurur. Artık taksim ne ise o gelmeğe başlar.Allah fazlını ve rahmetini istidatlar nisbetinde verir, rahmet ve şevkatini onlara ispatlar. Bu hal ecel gelinceye kadar devam eder. Ki, bu malum olan ölüm zamanıdır. Bundan sonra daha fazla açılır. Perdeler kalkar.
Yükseldikçe yükselir.Bunun dünyada verilmemesinin sebebi, Allah’a karşı olan sevgi ve muhabbetlerinin onları bir tehlikeye götürmemesi içindir. Sonra takâtları kesilir. Helak olurlar, zayıf
düşer, ibadetlerini yapamazlar. Halbuki onlar ölünceye kadar ibadet etmekle
mükelleftirler. Bunlara, bu maddi hayatta tam tecelli etmemesi ve tam tecelliyi
öteki aleme bırakması O’nun merhametinin eseridir. "

Bu paragrafı okuduktan sonra, bizi istikametimizde, yürüdüğümüz, mihmanı olduğumuz yol üzerinde en son noktaya eriştirmeyen Mevlâ 'nın bundan muradının bizim nefsimize ağır gelmesi, belki rehavete ve kibre kapılma ihtimalimize istinaden nasipleri ertelemesi ve bizim bundan duyduğumuz üzüntüler saatlerce düşündürdü beni. Demek ki alim zatların; 'mümin ne verilene sevinen, ne de kaybettiğine üzülendir. ' öğütlerinin işaret ettiği hâkikât burada devreye giriyordu. Aslında Mevlâ kulunu O'nunla kavuşma anını erteleyecek kadar ÇOK seviyordu... Bunu hissetmek dahi, bir sevginin şafağına ilişmek değil midir... Bu hususla ilgili bir akşam sohbetinde babamın anlattığı bir kıssa geliyor hatırıma.

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Hazretleri gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırmış. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslenmiş.
"Ya imam, gemin battı!..."
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra "Elhamdülillah" demiş.
Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber vermiş.
" Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. "
İmam-ı Azam Hazretleri, bu havadise de, "Elhamdülillah" diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düşmüş.

"Ya imam, gemin battı diye haber getirdik Elhamdülillah dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine Elhamdülillah dedin. Muradın nedir?

İmam-ı Azam Hazretleri izah etmiş.

"Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim."

Allah dostlarının Zühdünü niyaz ediyoruz Rabbirahimimizden.

Rabbin'le öyle dost ol ki diyor Abdulkadir Geylânî Hazretleri, diğer bütün dostlukları ve yakınlıkları yalnız aslolan kurbiyyete rehgüzar eyle. Hayrına şükreyle,sıkıntısına sabreyle, dostluğun gereği budur.

Yunus Suresi,107. Ayeti Kerime'sini, 'Hakkı Şikâyet Etmemek' isimli makalesinde şöyle tefsir ediyor;

“Allah (CC) sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur (CC). Şayet sana bir hayır murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur.”

"İhsanını istediği kullara verir. O (CC) hem Rahîm (CC), hem de Gafûr’dur (CC)…
Afiyette bulunduğun halde Hakk’ı (CC) şikayete kalkışma. Yanında Allah’ın (CC) bol nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah-ü Teala (CC) seni inceden inceye hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker."

Kâlbi, Allah'ın ihsanıyla terbiye etmek... Önüne serilen dünyevi zenginliği umursamayıp, uhrevi ziynetler peşinde ömrünü infak etmek...

Mus’ab bin Ümeyr'i (r.a) bilir misiniz? Hem anneden,hem de babadan zengin,soylu bir ailenin oğluydu. Ailesi putperestti ve Islamiyetle şereflendiğinde ,bütün varlığını infak icin yola cıkmıştı... Evveli hayatından bir leyli,fecrin eşiğine silkeler gibi,gecip gitmişti... Resulullah’ın da izniyle Habesistan’a hicret etti ’Selvi Cihan’ ve bir süre sonra yeniden Mekke’ye Peygamber Efendimizin yanına döndü.

Bu anı, Hz.Ali (r.a) şöyle naklediyor:
"Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:

- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu."

O’na verilen pürüssüz beyan gücünü, gölgelerle hemhal olmuş yüreklere Sırat-i Mustakim’in emin kapılarını, kadirşinas bir asaletle ardına kadar müşehhes kılarak hamdini ölümsüzleştiriyordu.Uhud harbinde şehit düştü ve defin sırası gelince, Mekke’nin en zengini olan Mus’ab bin Umeyr için kefen bulunamıyordu.

Ashab-ı Kiram'dan Habbab (r.a) o ana dair şunları anlatıyor:

Mus’ab bin Umeyr Uhud günü şehid olmuştu da, kendisini saracak bir kefen dahi bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmus ve bu aziz şehidi ona sarmaya çalışmıştık. Ancak başını örterken ayakları açılıyor, ayaklarını kapatırken de başı açığa çıkıyordu. Bu yoksulluk karşısında Hz. Peygamber bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de izhir denilen kokulu ottan koymamızı emretti" (Buhari, Cenaiz 27; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 121).

Evet onlar Ensâr-ı Kirâm’dı ve “Seni kendi nefsimizden üstün tutacağız!”
diyerek infak etmişlerdi ruhlarını…

Bir müminin imtihanı, onu gafletten alıkoyar ve en çetini Peygamberlere, sonra ulemalara, sonra velilere, sonra da mertebe sırasıyla diğer kullara verilmiştir. Derdini seven, ilahi dermanı bulmuştur vesselâm.

Dua'nın aile kurmakta ki önemine, "Allah'ın Rahmet Kapısına Teşvik' makalesinde etraflıca değiniyor Abdulkadir Geylânî Hazretleri . Dua, mukadder olanın halâsiyetidir. Kalbe indiği vakit, nasipler yola çıkmıştır. Evladın da, eşin de taktir edilen bir zamanı vardır. Talip olurken dahi ölçülü olun diyor, isterken aşırıya kaçmayın.O'ndan O'nu isteyin. Ne dünya nimetini, ne de Ahiret lezzetini...

Futuh'ul Gayb'ı elinize aldığınızda, belki de sizin dahi üzerinde durmadığınız size dair çok şey söylediğini göreceksiniz. Muhtelif konularla ilgili en insani noktalara, açık seçik bir izah bulacak, cevaplardan sizde ki soruların keşfine varacaksınız.

Hayır ve şerri aynı kökten gelen iki ayrı dala ve meyvelerini de şifaya ve zehre benzetiyor. Hangisini seçerse o istikamette yürüyen kulun, Allah'ın yardımından asla ümidini kesmemesi gerektiğini öğütlüyor ve sözlerini şu Hadis-i Şerif'le perçimliyor;
“Hiç kimse ameli ile cenneti kazanamaz.”

İhlaslı kulların Allah (c.c) tarafından korunduğunu pek çok makalesinde vurgulayan Abdulkadir Geylani Hazretleri, gayretin ve samimiyetle yönelmenin ne denli büyük bir Rahmeti celbettiğini Kur'anın nuruyla beyan ediyor.

Eserin sonunda ki münâcaat şöyle;

"Allah (CC) cümlemizi bu iyi işleri yapmaya muvaffak buyursun. Allah (CC)
cümlemizi sözü özü bir olanlardan eylesin. Ömrümüzün son deminde imanla
götürecek her türlü yararlı işi yapmamız için bize yardımcı olsun. Nefsimizin ve
şeytanın şerrinden hepimizi korusun.
AMİN…"

“Böylece ondan kötülükleri geri çevirdik; çünkü o, bizim ihlas sahibi
kullarımızdandı.” ilahi müjdesine mazhar olabilmek duası ile...

Feyizli okumalar...
224 syf.
·Puan vermedi
-Bu kitap, nefse hitaptır-


“Allahü teâlâ insanda üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Bunların hiçbiri görülmez. Varlıklarını eserleri ile, yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesi ile anlıyoruz. Akıl ve nefs dimağımızda, kalb, yüreğimizdedir. Bunlar, madde değildir, yer kaplamazlar. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Peygamberler ve veliler hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür. Bu kötü nefse, (nefs-i emmare) denir ki, kötülüklere sürükleyen nefs demektir.

İnsanın en büyük düşmanı nefsidir. Daha sonra kötü arkadaş ve şeytan gelir. Kötü arkadaş ve şeytan da nefse tesir ederek insana zarar vermeye çalışırlar. Onun için nefsin, emmarelikten temizlenmesi gerekir. Çünkü nefs, kâfirdir, daima Allahü teâlâya isyan etmek ister.” (http://m.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2508)


Fütûhu’l-Gayb, 78 sohbetinde de içinizde bir şeyler uyandıracak, bir çok şeyin farkına varacağınız, nefsinize dokunacak bir kitap.

Ey hevâ sahipleri!
Ey nefsinin arzularına dur diyemeyenler!
“(Dünyanın) lezzet ve şehvetinden çıkan kerih kokuyu duyar duymaz tıkayıver burnunu. Kurtar kendini ondan ve onun âfatından. Sana taksim olunan elbet ki ulaşacak sana. Bir de bakmışsın ki sen bambaşka bir sen olmuşsun.”

...
224 syf.
“Sevenlere açılır her kapı!
Ey bu satırları okuyan!”
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
Muazzamdı... Öyle bir zamanda okumayı nasip ediyor ki Yaradan, şifa oluveriyor.
Ne zaman elime alsam Pîr’imin o güzelim manevi tasarrufları doluveriyordu etrafa. Kayboluyordum kitabın içinde. Sanki tüm dertlerime bir anda deva oluyordu. Çokça kez kendime getirdi beni. Tam ihtiyacım olduğu anda. Aslında kitabın içeriğine değinmek istemiyorum. Biliyorum ki herkes kabınca alacak ne alacaksa... O yüzden okuyun. Şifa bulun.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀
Sufi Kitap’ın hediyelerinden birisiydi Fütûhu’l Gayb. Kitabın editörü şöyle diyor iliştirdiği güzel notunda; ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀

“Dilerim, bu ummandan nasibdâr olmak ile şereflenirsiniz.” ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
Gönülden söylenmiş ki, biz de nasibdârlık adayı olmuşuz. Elhamdülillah. İnşallah bu incelemeyi okuyan cümle dostlar da bu ummandan nasiplenirler. ⠀⠀⠀⠀
212 syf.
·12 günde·Beğendi·7/10
Okunası bir incidir efendim..

Allah’a (CC) çok darılıyorsun; O (CC) senin Rabbın (CC) olduğu halde onu töhmet altına almak istiyorsun. O’nun (CC) her işine itiraz ediyorsun, zorla bağlanıyorsun. O’na (CC) bağlılığın yolu zulüm ile oluyor. Halbuki O’na (CC) candan inanman ve teslim olman lazım. Rızık babında sıkı olma, geniş ol. Zengin olursan herkese dağıt; fakir olunca da sabırlı ol. Gün olur, güçlük gider, bela kalkar. Yaptığın bir yana kalır. Bilmez misin her şeyin bir vakti var, o gelince olacak olan olur...
Şunu bil ki; malın çoğu bela getirir, çok isteme azla yetin. Bela biter, güçlüğün sonu var, biteceği gün var. Sen yalnız sabırla bekle...
224 syf.
·Beğendi
Okuduğum en güzel tasavvuf kitaplarından biri. Tefekkür,tevekkül, ahlak, manevıî ve maddi konular hakkında İslami uygunluğu anlatan, tasavvufun ilk basamağına bir nebze de olsa tırmanmayı sağlayabilecek bir eser. İyi ki de karşıma çıkmış ve okumuşum diyorum. Elsiz böcekten ipekler giydiren Rabbimize Hamd olsun.
212 syf.
·26 günde·Beğendi·10/10
Bu eser; yine -yıldızlara daha yakın ve ufku daha engin- bir dağ misali, yukarıları gözleyebilmek adına hususi bir rasathanedir ve bu yönüyle has daireye hitab etmektedir. Fakat bu rasathane; yukarıdan nasıl görüldüğümüzün müşahedesini yapabilmemiz adına, yine o dağ misali alemimize nazır ve ahvalimize hakim bir makam olması sebebiyle umumidir ve bu yönüyle de her birimize hitab etmektedir. Buna havi bir eser ise ancak bir şaheserdir. Şaheser olduğunun bir diğer isbatı da, müellifinin "şah" olduğuna hiç kimsenin bir itirazda bulunmayışıdır.
212 syf.
·Puan vermedi
Tasavvuf nedir diye soracak olursanız, her hâlde Allah'tan râzı olma makamıdır derim. Bizden razı olmasının yolu, önce bizim O'ndan razı olmamız değil mi? Bela gelmişse sabretmek, nimet ihsan edilmişse şükretmek. Belaya üzülmemek, nimet karşısında havalanmamak. Hâlini koru diye uyarır Abdulkadir Geylani (ks) eserinde, fazlasını isteme. Sana verilen nimet de olsa bela da olsa neticede bir imtihandır.
Sana düşen, her durumda Allah'a kurbiyet elde etmeye çalışmandır.
Bu ise, ancak Allah dışındaki her şeyden, dünyevi arzulardan fâni olmakla gerçekleşir. Mürid her durumda Allah ile birlikte olmanın yolunu gözlemeli, takdir olunana razı kalmalıdır.
"Bil ki sen talebi terk etsen de kısmetin seni terk etmez. Kısmet, senin; hırs, azim ve çalışmanla nail olduğun bir şey değildir. Sabret, bulunduğun hâl üzere kal ve buna razı ol."
Geylani, müslümanca düşünmenin çağlar üstülüğü ile modern insanın dünyaya tamah etmekten doğan çılgınlığına bin sene evvelden itiraz etmiş. Okuyalım derim.
212 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Bu kitapla tanışmamı anlatmak istiyorum.
Kitapla ilgili gayet güzel ıncelemeler yapılmış.
Benim bu incelemelerin üstüne çıkma ihtimalim de yok.

Bursa BKM kitaba gittim.
Ara kitap arıyorum. Bu kitabın kapak sayfa tasarımı çok hoş ve samimi geldi. Sufi Kitap bu konularda kendini çok aşmış durumda.
Kitabı eline alıp rastgele bir sayfa açtım ve karşıma Sevgili Peygamber Efendimizin şu Hadis-i Şerifi çıktı.
Buyurmuştur ki " Sana Şüphe Veren Şeyden Şüphe Vermeyene Yönel "

Benim hep hissettiğim bir duygunun Peygamber efendimizin hadisi olması çok hoşuma gitti.
Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Allah zihin açıklığı versin
224 syf.
·10/10
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, bütün İslam dünyasınca azamî saygı gösterilen ve "Gavsü'l-Âzam", yani evliyanın en büyüğünden bilinen mübarek bir İslam büyüğüdür. Fütûhu'l-Gayb ise hem isminin çekiciliği hem de özlü muhtevası ile İslam dünyasında yediden yetmiş yediye her kesimden insanın okuyup kendine bir pare alabileceği müstesna eserlerdendir. Abdülkâdir Geylânî, "gayb âleminin fethi" ya da "âlemlerin keşfi" olarak tercüme edilebilecek bu eserinde insanın hevasından sıyrılıp Allah'a gönülden yakınlaşma çabasıyla ne gibi manevî kapıların kendisine açılacağını şiirsel dili ve sohbet usulü ile anlatıyor. Bu eser, bir tasavvuf klasiği olmasının yanı sıra geleneksel eğitimin metodunu da içeren bir sohbet usulü klasiğidir.
212 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Daha tam okuyamadım ama ismini Risale de gördüğüm tavsiye edilen bir kitap 
....


tasavvufi ifadeler olduğu için okuma zamanını iyi ayarlamak gerekiyor.her cümlesi üzerinde düşünülmesi gereken ifadeler......
Senin elinde olmayan şey, ya senindir ya da başkasının. Eğer senin olacak ise o, döner gelir bulur seni; sen de sürüklenirsin o nasibe doğru. Çok geçmeden kavuşma hâsıl olur. Eğer senin değil ise uzaklaştırılırsın ondan da senden kaçar gider.
Sabır her şeyin anahtarı, başı, sonu ve güzelliğidir. Bir hadis-i şerifte: “Sabrın imana nispeti, başın bedene nispeti gibidir. Buyrulmuştur.
"Bu makamda senin için iyi olmayan şey kendi arzunla hareket etmendir... Sabrın azlığı, edebe riayetsizliğin, bulunduğun hale rıza göstermemen senin için hiç de iyi olmayan hareketlerdir... "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fütuhu'l Gayb
Alt başlık:
Gizliden Sesler
Baskı tarihi:
1983
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyda Yayınevi
Baskılar:
Fütuhu
Fütuhu
Fütuhu
Fütuhu
Fütuhu
İnsan ilk bakışta nefsine bakmalı; yaratılışını incelemeli. Kainatta mevcut olan harikalara göz atmalı onları bir bir incelemeli. Bundan sonra yaratanın varlığını düşünmeli. Çünkü kainatta bulunan bütün varlıklar Allah'a götüren birer yoldur. O'nun kuvvetini kudretini belirten bir hikmettir. Güzel iş daima iyi bir ustaya delildir.

Kitabı okuyanlar 246 okur

  • Abbas Tekin

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0