Gavsiye Açıklaması

·
Okunma
·
Beğeni
·
72
Gösterim
Adı:
Gavsiye Açıklaması
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
278
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757557382
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitsan Yayınevi
"Tasavvuf"tan gaye, kişinin Allâh'ı bilmesi; Allâh indinde ve ilminde "yok"luğunu hissedip yaşaması; ve nihayet "Allâh ismiyle işaret olunan BÂKÎ"dir hükmünün tesbit olmasıdır.

Yüzyıllarca insanlar, bu gâye ile sayısız çalışmalar yapmış, bu yolda elde ettikleri bilgileri, diğer hemcinsleriyle paylaşmak üzere sayısız eserler vermişlerdir.

Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselâmın tebliğine kulak veren ve Kur'ân-ı Kerîmi anlamaya çalışanlar, yaptıkları sayısız çalışmalardan sonra iki ana görüş çevresinde biraraya gelmişlerdir.

A- "Allâh" adıyla işaret edileni insanın ve kâinâtın ÖTESİNDE; insanın dışında; bir TANRI gibi kâbul edenler.

B- "Allâh" adıyla işaret edileni, sonsuz ve sınırsız AHAD olarak anlayıp; Allâh kavramı dışında "gayrı varlık" ve hatta "gayrı" düşüncesi kabûl etmeyenler.
Mor
Mor Gavsiye Açıklaması'ı inceledi.
@sammis3001·10 Ağu 12:51·Kitabı okumadı
Kitap derin tasavvufi ilme sahip olan arifler için büyük bir önem taşır,
Ahmet Hulusi çok iyi açmış Gavs'ın konuşmalarını.

Kitap hakikat çekmecesine aittir,
Şeriat gözlüğüyle okursanız bu şirktir yok olmaz böyle şey gibisinden hallere girersiniz bir çuval inciri ziyan edersiniz,
Nasibi olanlara afiyet olsun...
Ol bir ile bir oldu
Cümle aleme dolan
Böyle sultanlık kılan
Kulluk kılası değil
Erişmeyen vahdete
Vahdetteki lezzete
Girerse de cennete
Lezzet bulası değil
Dost iline girmeyen
Varın dosta vermeyen
Hakk’ı burda görmeyen
Yarın göresi değil!..
İkiliği silmeyen
Hakk’ı burda bulmayan
Gaybi kendin bilmeyen
Rabbin bilesi değil.
   GAYBÎ
Nefsin bağımlı olduğu şeyler ise en başta “hükmetme - yönetme” duygusudur. “Hayır, ille de BENiM dediğim olacak” gibi cümleler hep nefisten kaynaklanır ve nefsin kuvvet derecesine işaret eder.
Ve bana dedi ki:
- Yâ Gavs-ı Â’zâm. FAKR ateşiyle yanan ve ihtiyaç ateşiyle münkesir birini görürsen yaklaş ona; şüphesiz ki benimle onun arasında perde yoktur!
FAKR ateşiyle yanan, yani “yok”luğunun idrakı ve hissiyatı içinde olup, yakîne ermiş bir kişiyi görürsen, yaklaş ona!
Çünkü, orada beni bulursun!
Çünkü, o “yok”luğa ermiş kişinin varlığı benimle kaîmdir. Benimle görür, benimle işitir, benimle yürür.
Elinde, dilinde beni bulursun!
Ve sakın sanma ki, orada o kişi var da içi yok olmuş, onun içinde ben varım! Bu muhaldir! Hulûl yani başka bir varlığın içine girme diye bir şey asla söz konusu değildir! Ayrıca iki ayrı varlığın birleşmesi yani ittihad da değildir bu!
Allâh’ın varlığı dışında ikinci bir varlık mevcut değildir ki, onun içine girme veya onunla birleşmeden bahsedilsin.
Hilmi diye biri gerçekte hiçbir zaman var olmamıştır! Kendini “Hilmi” sanması, “Öz”ünden mahrum ve perdeli olmasından ileri gelir!
Kendini varsanan; karşısındakilerin de var olduğunu sanarak yaşar ve basîretindeki bu perdeden kurtulamaz ise, ölüm ötesi yaşamda asla bu perdelilikten kurtulamaz. Perdeli olan suçlar, perdesiz olan ise o fiilin hakiki fâilini seyrederek, ona dil uzatmaz, gönül koymaz!
İşte “yok”luğa eren fakîr, perdelilikten kurtulmuştur. Allâh’la arasındaki bütün perdeler kalkmış ve gözünde gören, dilinde söyleyen hep O olmuştur.
Şayet böyle birini bulursan, hiç durma yaklaş O’na! Çünkü bu Allâh’a yaklaşmandır!
Düşü düşüp aldanma
Kendin hayrete salma
Hak’tan gayrı ne vardır
Tâbire muhtaç ola?
Sana âlem görünen
Hakikatte Allâh’tır!
Allâh birdir vAllâhi
Sanmaki birkaç ola!
GAYBI
Çeşitli uzantı ve özellikleriyle tek bir bedenin var olduğunu ve bu bedenin tümüyle tek bir şuur ve iradenin hükmü altında olduğunu anlayabiliyorsak; aynı şekilde tüm Dünya’nın, Güneş Sisteminin, Galaksinin, milyarca galaksiden oluştuğunu düşündüğümüz Evrenin ve tüm boyutlarıyla ve bu boyutlara ait varlıklarıyla kâinatın gerçekte tek bir beden ve yapı olduğunu; bu yapıda TEK bir ŞUUR, TEK bir İRADE, TEK bir KUDRET’in hüküm sürmekte olduğunu müşahede ederiz.
Ve daha sordum…
- Yâ Rabbi Gavs, hiç seni hâmil bulunur mu?
Dedi:
- Yâ Gavs-ı Â’zâm. İNSANI meydana getirdim beni hâmil olması için... Ve mükevvenâtı da, İNSANI hâmil olması için meydana getirdim!
“Beni hâmil olması” beyanından murat, elbette ki maddi ya da fiziki taşıma değil, “varlığında barındıran” anlamındadır.
Ancak unutmayalım ki, bir insan var, bir de ondan ayrı bir mekânda veya boyutta mevcut tanrı var da; birincisi ikincisini bünyesinde barındırıyor, değil!
Bir fiilin, o fiilli oluşturan mânâyı hâmil olması gibi bir taşımadır burada kastedilen mânâ. Yani, mânâ fiilin içinde nasıl mevcut ise, İNSAN’ın da Rabbini hâmil olması öylecedir.
Yoksa, olayı mekân ve madde boyutları içinde anlamak, son derece ilkel ve yetersiz bir düşünce şeklidir. İnsanın, ilâhî isimlerin zuhur mahalli olması, yukarıdaki şekilde ifade edilmiştir, mecazî bir anlatım ile.
Veya şöyle de bunu ifade edebiliriz;
“İnsanı meydana getirdim beni taşıyan olması için. Yani, benim vasıflarımla meydana getirdim insanı ki, benim isimlerimin mânâlarını taşıyıp, onları zâhire çıkartması için.”
Ve tüm boyutlarıyla evreni de insanı taşıması için meydana getirdi!
Günümüzde Kozmik Bilinç diye tanımlanan İNSAN-I KÂMİL’in tüm özelliklerinin, her an değişik bir şekilde ortaya çıkışıyla, varlığını devam ettiren kâinat dahi, bu özelliğiyle İNSANI taşıyan olarak mevcuttur!
İnsan-ı Kâmil’in sahip olduğu özelliklerin ve mânâların kuvveden fiile dönüş mahalli olan kâinat, bu yönüyle elbette ki, insanı taşımak üzere meydana getirilmiş olarak tarif edilmiştir.
Bunu daha değişik bir ifade ile şöyle de dile getirebiliriz.
İNSAN’ın sayısız vasıf ve özelliklerinin ortaya çıkması için meydana getirilmiş yapıdır kâinat.
Sanki, bedenin kendisi kâinattır; özü, ruhu da İNSAN-I KÂMİL ya da bugünün deyimiyle Kozmik Bilinç!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gavsiye Açıklaması
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
278
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757557382
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitsan Yayınevi
"Tasavvuf"tan gaye, kişinin Allâh'ı bilmesi; Allâh indinde ve ilminde "yok"luğunu hissedip yaşaması; ve nihayet "Allâh ismiyle işaret olunan BÂKÎ"dir hükmünün tesbit olmasıdır.

Yüzyıllarca insanlar, bu gâye ile sayısız çalışmalar yapmış, bu yolda elde ettikleri bilgileri, diğer hemcinsleriyle paylaşmak üzere sayısız eserler vermişlerdir.

Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselâmın tebliğine kulak veren ve Kur'ân-ı Kerîmi anlamaya çalışanlar, yaptıkları sayısız çalışmalardan sonra iki ana görüş çevresinde biraraya gelmişlerdir.

A- "Allâh" adıyla işaret edileni insanın ve kâinâtın ÖTESİNDE; insanın dışında; bir TANRI gibi kâbul edenler.

B- "Allâh" adıyla işaret edileni, sonsuz ve sınırsız AHAD olarak anlayıp; Allâh kavramı dışında "gayrı varlık" ve hatta "gayrı" düşüncesi kabûl etmeyenler.

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Süleyman SOLMAZ
  • Süleyman AKYOL
  • Ferhat keskin
  • BİLGEHAN
  • Mehmet
  • Mehmet Yılmaz
  • Duygu
  • Adnan Mete Darboğaz
  • Abdurrahim Yetim
  • Terrigenous07

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (5)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0