Adı:
Gazap Üzümleri
Baskı tarihi:
Mart 2020
Sayfa sayısı:
556
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707402
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Grapes of Wrath
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayınları
John Steinbeck’in tartışmasız en büyük eseri olan ve ona Pulitzer ödülünü kazandıran Gazap Üzümleri, 1939’da ilk kez yayınlandığında şok etkisi yaratmış ve büyük tartışmalara yol açmıştı. Tüm dünyayı etkileyen “Büyük Buhran” döneminde, tarımın kapitalistleşmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan ve mülksüzleşen yığınların ayakta kalma mücadelesinin anlatıldığı bu destansı romanda Steinbeck, açlık, sefalet ve zorbalık yüzünden evlerini terk edip yollara düşmek zorunda kalan binlerce işçi ailesinden birine odaklanıyor.

Boşa çıkan umutların, hüzne dönüşen sevinçlerin arasında insanlığın direncini ve onurunu çarpıcı bir dille anlatan, kapitalizmi iliklerine kadar eleştiren Gazap Üzümleri, 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biridir.
556 syf.
·11 günde·10/10 puan
Toplanın Oklahama'ya gidiyoruz. Tom Joad ve eski Papaz Casy bizi karşılayacak. Kapitalizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını hep beraber gösterecekler bize.

Büyük buhran dönemi küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tatafindan ellerinden toprakları alınıp Kaliforniya'ya göç etmek zorunda kalmaları ve orada hayata tutunmaya çalışmasını konu alan romandır.

Fareler ve İnsanlar eseriyle de ses getiren John Steinbeck Amerika'nın büyük buhran dönemini bu kitaba ve okuyanların kafasına kazımış. Özellikle sonlara doğru 'o nasıl bitiş' diyeceksiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
556 syf.
·5 günde·Puan vermedi
 Steinbeck Romanında; tarımda makine kullanımının yaygınlaşmasıyla fakirleşen çiftçilerin borç batağına nasıl saplandığı, bankaların çiftçilerin topraklarına nasıl el koyduğunu, topraksız kalan çiftçilerin göçü ve göç ettiklerinde iş, barınma, ırkçılık gibi sorunlarla mücadelesini anlatıyor.

Romanda kapitalist sistem tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. İnsanların çaresizliği, açlık, yoksulluk, sefalet okurken göğsünüzü sıkıştırabilir.
\|/
|
Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz?
  • Karamazov Kardeşler
    9.2/10 (5,4bin Oy)6,1bin beğeni16,6bin okunma74,3bin alıntı254,6bin gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (4.723 Oy)5,4bin beğeni17,3bin okunma34,5bin alıntı138,8bin gösterim
  • Ana
    8.6/10 (4.194 Oy)4.420 beğeni16,8bin okunma26,7bin alıntı90,7bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (12,4bin Oy)17,8bin beğeni31,6bin okunma79,2bin alıntı398bin gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (7,1bin Oy)7,1bin beğeni26,1bin okunma27,6bin alıntı188,8bin gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.3/10 (6,1bin Oy)6,3bin beğeni21,5bin okunma15,5bin alıntı150bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (5,8bin Oy)5,3bin beğeni22,5bin okunma22,4bin alıntı212,9bin gösterim
  • Açlık
    8.2/10 (4.267 Oy)3.619 beğeni14,3bin okunma13bin alıntı95,8bin gösterim
  • İnce Memed 2
    9.3/10 (4.309 Oy)4.417 beğeni13,8bin okunma15,2bin alıntı42,9bin gösterim
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
    8.4/10 (4.628 Oy)5,7bin beğeni19,2bin okunma85,8bin alıntı203,2bin gösterim
556 syf.
·4 günde·9/10 puan
"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Franz Kafka'nın dediği gibi bu kitap beni sarstı, beni fazlasıyla rahatsız etti.

Duyguların, kelimelerle damara enjekte edildiği kitaplardan bu.

Beton yolun iki yanı, birbirine dolaşmış kuru otlardan bir şilteyle  kaplı gibiydi. Her birinin uçlarında ya köpeklere takılmayı bek­leyen yulaf kılçıkları, ya at toynaklarına sırnaşmaya heveslenen  yüksük otları, ya da koyun yünlerinin belası pisi otları hazırdı.  Uyuyan hayat, dağılmanın, yayılmanın fırsatını kolluyordu.  Her tohumda dağılma yetenekleri yaratılıştan vardı. Kıvrık ok­lar, rüzgar için minik paraşütler, ufak mızraklar, dikenler ...  hepsi de kendilerini taşıyacak bir hayvan, bir pantolon paçası,  bir kadın eteği bekliyordu. Hepsi pasifti ama harekete geçecek  donanımları da hazırdı. Hareketsizdiler ... ama birikmiş hareket  yüklüydüler.(s. 19)

Kitabın başındaki yaşadığı yerin tasviri ve bu alıntıdaki gibi, geçişlerdeki dinlendirici küçük bölümler bana Yaşar Kemal'i hatırlattı. Aynı tarz, olayların yaşandığı dönem aynı ve çekilen zulümü de göz önüne alırsak iki eserin birbiriyle birçok bağlantısı var gibi. Aynı tarz ve yaşananların izlerini takip ederek ulaştığımız şey bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İnsanın insana yaptığını bu dünyada başka hiçbir canlı diğerine yapmaz.

Tom Joad'ın adımlarıyla başlayan kitabımızda birçok etkileyici konudan bahsedilmiş ama asıl mesele bence aile olabilmenin zorluğu. Anne tabii ki bu zorluğun üzerinden gelebilecek en güçlü kişi. Zor zamanlarda aldığı doğru kararlar ailenin dağılmasını ve kötü duruma düşmesini engellerken, yaptığı fedakarlıklar sayesinde birbirine sımsıkı sarılan bir yumak insan görüyoruz. Dönemin şartlarının altında ezilen halkın geçim derdi, toprak biçer gibi kıtlıktan insanların biçilmesi ve gözü doymaz insanların, bankaların avucuna düşmüş biçare insanlar.

Metrobüsler, otobüsler günümüzün işçi kuluçkası. Servis beklenen köşebaşları bundan yüzyıllar öncesinin köle pazarları gibi. İşine mutlu giden var mı cidden? Ordaki asıl yüzlerin kaçı verimli çalışabilir ki bu şartlar altında. Kitabımız yüz yıl önce yazılmış ama aynı şeyi anlatıyor. Metrobüste yolculuk yaparak asgari ücret için çile çeken işçiler = birkaç hasat mevsimine denk gelip üç beş kuruş kazanıp boğazlarından biraz hamur ya da bir parça et geçsin diye yaşam mücadelesi verenlerin mücadelesi.

Bir düşünün aile denen kavram nedir? Günümüzde aile olan bireyler çalışıp geçinmeye çabalamaktan başka ne yapıyor ki? Hee Reina'da İnferno Aura'daki BRİDE partisi düzenleyen ailelerden bahsetmiyorum burda(siz de onlardan değilsiniz herhalde).Kıt kanaat geçim derdinden ne birlikte sosyalleşip tatile çıkmaya, yeni yerler, yeni hayatlar keşfetmeye vakitleri var ne de imkanları. Çocuğuyla vakit geçirip onun büyümesini seyreden kaç aile var etrafınızda? Ana baba olarak çalışmaktan, yaşamaya fırsat bulamayan insanlar topluluğu, yani modern köleler. Kayınvalideler-anneler olmasa torunlara bakıcı bulmakta ayrı bir dert tabi. Oysa aile toplumun en küçük yapı taşıdır. Ve bu taşlar sayesinde halk oluşur, ulus oluşur, devlet oluşur. E bu aile içindeki yaşam bıçak kemiğe dayanmış halde yaşanarak nasıl sağlam bir toplumun temelini oluşturabilir ki bir düşünün. Size güncel bikaç örnek veriyim. Kendiniz de erken kalkarsanız görürsünüz. Kendi bulunduğum çevrede 8.00'da işte olmak için sabah 6.00 da kalkıp otobüsle yol çeken insanlar var. Metrolarla İstanbul trafiğini, büyük şehirlerin çilesini ise hiç sormayın. Peki ne için bunca dert? Çalıştığımızın karşılığı nerde derseniz onu da söyliyim. Manavın önünden geçerken meyve sebzeleri görüp canı çekmesin diye çocuğunun gözlerini kapatan babanın çaresizliğinde.
https://m.haberler.com/...olis-7121420-haberi/

Ölen oğlunu saatlerce yol yürüyerek şehre çuval içinde götüren babanın imkânsızlığında.
https://www.google.com/...tinda-tasidi-1832362

Bunlar gibi daha onlarca örnek var. Biz yüz sene önce yazılmış bu eserdeki trajedileri günümüzde yaşıyoruz. Söyleyecek çokta fazla söz yok aslında bu konuda. Ama daha acı şeyler de var.

Kısır döngü. Kapitalist sistemin zengini daha çok zenginleştirip, fakirinse kıçındaki dona göz koyacağı, soyup iyice soğana çevireceği adi sistemin eseri. Devletin holdinglerin, milyon dolarlık transferler yapan spor kulüplerinin, kan emici müteahhitlerin borçlarını silip asgari ücretle çalışan işçinin vergi dilimini yükseltmesi ve kazandığımız paranın daha bizim elimize geçmeden suyunu çekmesi... Alım gücünün azalıp vergilerin  ve hayatta ihtiyacımız olan her şeyin fiyatının durmadan yükselmesi. Halkı çalışmaya muhtaç kılması, düşünmeye fırsat vermemesi ve koyunlaştırıp gütme politikası buna en güzel örnektir.

SON DAKİKA
İncelemeyi yazdım ve paylaşmayı düşünürken TV de yeni bir haber...
Tatil vergisi. Tatilde otellerde kalanlardan konaklama vergisi alınacak. Otelin yıldızına ve kalınan güne göre 8 tl ile 16 tl arası günlük vergi alınacak :))) Hoş geldiniz. Yeni ülkemiz "Vergiye"

KİTABI OKUYANLAR İÇİN BİR ESER
https://vintagebillboard.com/...en-kadinin-hikayesi/

Kitap dediğin böyle olur işte. Pulitzer ödülünü de kapıp götürür. Küçük Tom Joad, Annesi ve Peder’in sırtına yüklenmiş bir kitaptı. Dilliyle, olayların akışıyla, okuyucuyu düşünüp geçişlerde hafif ve rahatlatıcı betimlemelerle süslemesi, karakter yoğunluğuna rağmen pürüzsüz anlatımla. Yazarın içtenliğine diyecek laf yok. Duygu ve düşüncelerini, bileklerini kullanıp kalemle, kağıda akıtmış. Bu tamamen yazarın kalitesinin eseri. Fareler ve İnsanlar'dan sonra okuyup beğendiğim 2. eseri. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
557 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Harika, harika, harikaydı...
Vooov! Neredeyim ben yahu :) Muhteşem bir serüvendi.
Bu Fareler ve İnsanlar ve İnci kitaplarından sonra üçüncü Steinbeck kitabımdı. Ben bir yazarın kitaplarını, okuduğum diğer kitaplarıyla değerlendirmeyi hiç sevmem çünkü hepsi farklı zamanlarda, farklı psikolojik durumlarda ve farklı ruh olgunluklarında yazılmıştır. Bu düşüncelerime rağmen, Sevgili John'un okuduğum kitaplarının hepsi birer birer bir şaheserdi benim için ve sanki hepsi birdi. Bir derdi anlatıyordu, insanın sömürülmüşlüğünü... Gelelim tespitlerime...

1)Kitapta mesele traktörlerin insan hayatına girmesi ve ucuz işçilikle başlıyor. İnsanların üzerinde kiracı oldukları toprakları ellerinden alınarak (aç,susuz,beş parasız kalmalarına rağmen) yerine makinelerin getirilmesi ve kapitalizm'in ilk sillesini yemeleriyle olayımız kafamızda açığa kavuşuyordu...

2)Bir pasajda, "insanların artık başkalarını düşünmeyip, sadece kendi ailesinin geçimini sağlamayı düşünmesi gerektiği" geçmişti. İnsanların bencilleşmesi yine bu tarihlere rastlar bknz: Gazap Üzümleri/sayfa: 68.
Adamların karısının, çocuklarının aç olması, çalışacak iş, yiyecek ekmek bulamamaları, insanların açlık sınırında takla atmaları kapitalizm'in çarkına dahil etmişti onları. Zira insanlara başka ne şekilde ne yapabilirsiniz ki? Öldürseniz belki yine korkmazlardı ama, aç kalmak, karısının ve çocuklarının sürünmesini izlemek, herkesin yüreğinin dayanacağı bir durum değildi, Ve karşı taraftakiler bunu çok iyi biliyorlardı...

3)Çok ilgimi çeken şeylerden biri de, insanların birbirine karşı soğukluğu oldu. Biz Türk milleti olarak gerçekten çok sıcak kanlı bir milletizdir. Belki de bu Müslümanlığımızdan kaynaklanan bir değerdir.
Nasıl olur da bir anne oğlunu dört sene görmez de, gördüğünde sımsıkı sarılmaz ona? Gelin siz düşünün. Buzdolabı mısınız arkadaşım ? :)

4)Çok acayiptir ki kitaptaki Hristiyanlar dua etmekten acizlerdi, belki de ekseriyeti böyledir. Bir bölümde Nine, dua etmek için papaz beklemişti, sanki kendi ağzı yokmuş gibi. :)
Bizim bu zamandaki "hocaları dua etmek için" çağırmamız, kendimizi Allah'a münacaatta yetkin görmememiz, bize Hristiyanlardan bulaşan mikroplardan biri olsa gerek...

5)Banka denen faiz lobilerinden hep nefret ettim. Çünkü ben bir mü'mindim. Gazap Üzümleri'ni okuduktan sonra artık iğreniyorum. İnsanların emeklerini sömüren, üç kuruş için onları kendilerine köle eden, insanları aç bırakan, kendinden başka hiçbir sistemi hiç bir canlıyı düşünmeyen bu mel'anete ne denir, gerçekten bilmiyorum...
Tek çare Adil Bir Düzen'in kurulmasıdır diyorum...


Allah'ım dehşetti... Sanki o upuzuuuun yolları ben gidiyordum... Kamyonet bozuldukça benim içime sıkıntılar bastı... Sanki o güneş beni yakıyordu... Çok acıklıydı... İç kemiren hisler bombardımanına tutuldum 9 gün boyunca.
Ama değdi mi? Tabii ki...
Şiddetle tavsiye ediyorum, üzümlerin (kapitalizm'in) gazabına siz de, bir kez daha şahit olun...
556 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Ahh Tom üzümlü kekim.. Yerinden yurdundan edilen milyonlarca insan,bitmek bilmeyen yollar ve açlık. Yaşanan başlarda zor gelsede insanoğlunun herşeye alışabildiğinin kanıtı olabilecek hiç bitmesin dediğim kitaplardan.
556 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Ekonomik buhran dönemi, yoksulluk, göç, makineleşme, sermayenin belli ellerde toplanarak insanları zulüm kıskacına alması ve sürekli artacak üretim çılgınlığının başlamasıyla kapitalizmin doğuşu, sömürü düzeninin oluşmaya başlaması… Bir dönemi yansıtması ve belli olguları çarpıcı bir biçimde anlatması bakımından değerli bir kitap. 1900’lerin ilk yarısını anlattığı için bozulmanın başlangıcını, eskinin nasıl yıkıldığını görebiliyoruz.

Kitapta insanların yaşam kavgası, yoksulluğa ve zor şartlara rağmen ayakta kalma çabası anlatılıyor. İnsanların asıl sistemle kavgaları ufak tefek kıvılcımları saymazsak yok. O kavga Bitmeyen Kavga kitabında var. Bitmeyen Kavga bu kitabın bir dalı, ara bölümü gibi. Gazap Üzümleri’ndeki Tom’un akıbetini merak eden Bitmeyen Kavga ’ya başlayıp Tom’u oradaki baş karakterin yerine koyarak kitabı okuyabilir.

Peki bu kitabın anlattığı dönem hikayesi ve olgularının dışında bize alt metinlerle verdiği mesajlar neler?

YİNE NE VARSA YOKSULDA VAR
Gerek başlardaki; barda kamyon şoförlerinin şahit olduğu ekmek sahnesi gerek aralardaki ‘ekmeğini aç olanla böl oğlum’ anlayışı gerekse de sondaki final sahnesi yoksulluğuna rağmen varsılların gösteremediği mertliği ortaya koyan gönlü zenginlere dikkat çekiyor sürekli. Cebinde olmayan gönlünde taşıyor diyor adeta. Hatta Steinbeck, bunu davranışlarla göstermenin de ötesine geçip kendini tutamayarak bir karakterine açıktan da söyletiyor; "Bir tek şeyi iyice öğreniyorum," dedi. "Her zaman, her gün, hep aynı şeyi öğreniyorum. Başın dertteyse, canın yanmışsa, bir şeye ihtiyacın varsa... fakir insanlara git. Sana ancak onlar yardım eder... yalnız onlar." (Syf 461)

BİRLEŞİRSEK TOK OLURUZ, BÖLÜNÜRSEK YOK OLURUZ
Değişen sistem ve bankaların mülk sahibi olmaya başlamasıyla, çok iyi çiftçi olsa dahi tüccar olmayı başaramayıp tutunamayanların sayısı ve uğradıkları zulüm her geçen gün artmaktadır. (Tıpkı bugün bankaların, borçlu olup da borcunu ödeyemeyecek durumda olanların malına yarı fiyatına, üçte bir fiyatına değer biçip el koyması gibi değil mi?) Romanda tarla sahibi çiftçiyken işçi durumuna düşenlerin yaşadığı adaletsizlikleri görürüz. Çaresizlik içinde yere çökenler yan yana geldiğinde sesleri daha gür çıkar. Benzer sahneler ve alttaki o mesaj romanın birçok yerinde döner durur. Steinbeck aslında bize sürekli Yunus Emre’nin “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz” sözünden destek alarak ifade edersek “Birleşirsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz” diyor. Ayrı ve ümitsiz durmak yerine birleşerek kararlı biçimde karşı koymayı öneriyor.
‘Günlerden bir gün bize fasulye verdiler. Ekşimişti. Adamın biri bağırmaya başladı, hiçbir şey olmadı. Bağırdı, çağırdı durdu. İdare görevlisi geldi, baktı, gitti. Derken bir başka adam bağırmaya başladı. En sonunda hepimiz bağırdık. Hepimizin sesi aynı tona büründü. Bak, işte o zaman koca bina sanki şişti, kabardı, büyüdü. Tanrım! O zaman bir şeyler olmaya başladı işte! Koşa koşa geldiler, bize başka bir yemek verdiler... verdiler... anlıyor musun?"’ (Syf 468)

ADALETE DAYANMAYAN KUVVET ZALİMDİR
Güven ve asayişin temini olan kolluk kuvvetleri (polisler, vs.) eğer işlerini adaletle yapmayıp gücün yanında yer alırlarsa toplumun şirazesi hepten kayıyor ve zulmün şiddeti katmerleniyor. Üstelik bu olayları çözmek şöyle dursun, durumu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bunun için Steinbeck, adaletsiz polisin olmadığı kendi halinde kavgasız yaşayan insanların oluşturduğu küçük bir devlet kampıyla bize; böyle olacaksa polis vs. hiç olmasın insanlar anlayış ve dayanışmayla da sorunlarını çözebilirler diyor. Ortaya konan resim bize Blaise Pascal’ın o müthiş vecizesini anımsatıyor: “Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.”

Roman verdiği mesajlarla birlikte, bir dönem Amerika’sını gerçeğe yaslanarak dramatik bazı sahnelerle ortaya koyduğu için etkileyici bir niteliğe sahip. Ancak anlatım bakımından birtakım dezavantajları da var. Steinbeck’in uzun betimlemeleri, lüzumsuz yere lafı dolandırmaları ve fazlaca konu dışına çıkarak ayrıntıda boğulması okuyucunun dikkatini dağıtırken, okuma sürekliliğini de etkiliyor. Ayrıca bu yüzden romanın hacmi de gereğinden fazla artmış oluyor. İlla bu hacimde olacaksa anlatılan konulara dair devam niteliğinde çarpıcı adımlar ya da olay örgülerini tercih ederdim. Bu romana dair eleştirimdir. Evet, roman etkileyiciydi ve bir döneme dair detaylı bir portre çizdiği için unutulmayacak bir eserdi. Ama işlenmesi bakımından Cennetin Doğusu ’ndaki profesyonelliği, planlı çalışmayı göremedim. Cennetin Doğusu anlatım bakımından daha hesap edilerek yazılmış bir eserdi. Muhakkak 13 yıl sonra çıkmış olmasının etkisi vardır. Steinbeck, Cennetin Doğusu için boşa; "Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” dememiş, buna şimdi ikna oldum :)

Kitaptaki bazı bölümler eserin çekirdeğini oluşturuyor. Bu kısımlarda düzen-sistemin işleyişi sübjektif yansımalarıyla verilirken genel olay akışı da bu anlatılan kısımları beslemek, daha etkili kılarak desteklemek için kullanılıyor. Mesela; 19. Bölüm bunun en bariz örneği. Bu kısımda romanın temellerini bulmak mümkün. Yine 21. ve 25. bölümler de aynı minvalde, sistemi anlatıp aktarılmak istenen fikri veriyor.

Roman için şunu diyebiliriz: İnsan olmayı önemseyip, insan haysiyeti ve onurunu üste koyan, sömürü düzenini kıyasıya eleştirip insanları tekil uyuşukluktan uyanmaya çağıran etkileyici bir eser. -7.5/10-
556 syf.
·4 günde
Gazap Üzümleri, John Steinbeck'in okuduğum ilk eseri...
Sayfanın çokluğundan biraz gözüm korkuyordu ama yazar kitabı o kadar akıcı bir dille yazmış ki çok rahat bir şekilde okudum.
Yazar kitapta Büyük Ekonomik Buhranı o kadar güzel bir şekilde anlatmış ki bir an kendimi kitabın içinde ki karakterden biri gibi hissettim.
Kitabın finali beni çok ama çok şaşırttı. Hiç tahmin edemeyeceğim bir sonla bitti kitap, eminim ki kitabın finaline bir tek ben şaşırmamışımdır hiç kimse böyle bir son beklemiyordur..
Kitabı okumak isteyen herkese tavsiye ederim. Mutlaka okuyun...
556 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Vay anasını dedim sonunda vallahi. Nasıl bir romandı ya. Çok şaşırtıcı bir son. Fareler ve İnsanlar dan sonra okuduğum 2. Steinbeck romanı. Bu kadar mı akıcı bu kadar mı gözünün önünde canlanır bir roman. Okuyunca içiniz acıyacak. Bu kadar eziyet çekilir ve çektirilir mi diyeceksiniz. İçerisinde ne yok ki... Kapitalizm, sefalet, ırkçılık, sınıf ayrımı, ekonomik bunalım, dostluk, çalışma ve yaşama azmi, iyi niyet, dürüstlük, doğru bilinenden şaşmama.... Ne ararsanız bulacaksınız. Bankaların; çiftlikleri ve çiftçileri satın alması sonucu yola çıkan bir aile ve dostları... Tüm romanı yaşayacaksınız. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyun arkadaşlar. Zaten Filmini de izlenileceklere ekliyorum. Film de Pulitzer ödüllü yani. Son cümlem inşallah ülkemiz hiçbir zaman böyle durumlara düşmez bizlerde böyle bir durumları yaşamayız. Dramın dibi...

http://www.imdb.com/title/tt0032551/
640 syf.
·Puan vermedi
“Güç insanı yozlaştırmaz,korku yozlaştırır” (John Steinbeck)
ABD’li yazar John Steinbeck’in ,konusu büyük ekonomik bunalım diye bilinen yıllarda geçen 1939 tarihli Pulitzer ödüllü romanı Gazap Üzümleri ‘nin, tarım şirketlerinin baskısıyla yazarın memleketi olan Salinas- Kaliforniya’da bile 1990 yılına kadar halk kütüphanesine giremediğini biliyor muydunuz?
Kitap,ülkesi ABD’de Kaliforniya’da yaşayan yöre insanını küçük düşürdüğü savıyla yasaklandı. Eserin sendika yanlısı duruşu ve ABD’deki fakirliğe ve eşitsizliğe vurgu yapması; romanın yazarı John Steinbeck’in, ABD’nin Winconsin Senatörü Joseph Mc Carthy tarafından komünizm yanlısı eğilimleri olduğu iddiasıyla 1940’ta kurulan “Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi”nde soruşturmaya uğramasına yol açarken, ironik bir şekilde romandan uyarlanan film Josef Stalin’in emri ile 1940’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nde de yasaklanmıştı. Yasaklanma gerekçesiyse, filmde en fakir Amerikalıların bile araba sahibi olabileceğinin gösteriliyor olmasıydı.
John Steinbeck’in yazdığı Gazap Üzümleri romanı, 1939 yılında yayınladı ve bir yıl sonra Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Bu romanında yazar, Amerika’da 1930’lu yılların ekonomik kriz dönemlerini, ve insanlığın dramını etkileyici bir dille anlatmaktadır.
Tom Joad ve ailesinin özelinden, genele yansıyan bakış açısıyla emekçi insanları konu alan kitap, dünyanın önde gelen ve en çok okunan klasiklerinden biridir.
Romanda, küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından aldatıldığı, insanların kuraklık, yoksulluk, zorbalık veya sadece açlık yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldığı ve 1930’larda 3 milyon insanın Kaliforniya’ya yeni bir yaşama başlamak için yerleştiği zor yıllarda, bir ailenin parçalanışı anlatılırken aynı zamanda bütün göçmenlerin de tek bir aile haline gelişi vurgulanmaktadır.Bu yaklaşım yazarın başını hükümetle derde sokmasına yetmiş de artmıştır bile…
“ Ana, dedi. Sen eskiden hiç böyle değildin? Ananın yüzü sertleşti, bakışları soğuklaştı.
Şimdiye kadar evim hiç yıkılmamıştı da ondan, dedi. Şimdiye kadar çoluğum çocuğum hiç sokak ortasında kalmamıştı. Şimdiye kadar hiç bir şeyimi satmamıştım…”
Sanatçılar, bu olanları göğüsleyebileceklerini, tüm bu olumsuz gelişmelerin suyu bulandırmaktan öteye geçemeyeceğini düşünürler başta. Olay bir adalet ayıbı olan Rosenberglerin ani ve haksız idam kararıyla bir anda sanata ve onurlu duruşa karşı yapılan vahşeti,kana bular. Tarih, geri dönmemecesine utanç dönemine maruz kalır Amerikalı aydınlar ve tüm dünyanın duyarlı insanları için….
Rosenbergler (Onur ve Korkaklığın Savaşı)
Amerika’nın sanata ve barışsever-duyarlı insanlara karşı takındığı bu tavır, ilerici görüşlü insanların özgür irade kullanmasını vahşice yasaklıyordu. Ethel ve Julius Rosenberg adlı karı-koca da, aydın düşünceleri nedeniyle bu saldırıya maruz kaldılar.
17 Temmuz 1950 günü Julius Rosenberg akla yatkın hiçbir delil gösterilmeden atom casusu ve Rus ajanı olduğu nedeniyle tutuklandı.
11 Ağustos 1950 günü karısı Ethel Rosenberg de aynı suçlamadan tutuklandı. İddiaya göre Meksika’daki araştırma merkezinde çalışan Ethel Rosenberg’in erkek kardeşi David Greenglas, atom bilgilerini Rosenbergler’e gönderiyor; Rosenbergler’de bunları Ruslara veriyordu. Rosenbergler’in suçlamaları şiddetle reddetmesine karşın hükümet tavrından bir adım bile geri atmadı ve kararını açıkladı: İdam.
McCarthy aynı günlerde, elinde hükümet için çalıştıklarını ama komünist partiye üye olduklarını söylediği 205 kişilik bir listeyle televizyona çıkar. Bu listedekilerden bazıları sonradan çeşitli yollardan açıklandığına dayanarak gerçekten komünisttir.
Diğerleriyse devletin tehlikeli bulduğu eşcinseller, alkolikler ve yazarlardır.
McCarthy önce yazarlarla, sonra diğer sanatçılarla uğraşır. Pek çoğunu komünistlikle suçlayıp komite önünde sorgulatır. Steninbeck ve Gazap Üzümleri de bu zehirli saldırılardan korunamaz.O karanlık günlerde,kütüphanelerden bir çok kitap toplatılır. (Çocuk kitaplarında neredeyse birer klasik kabul edilen,“Huckleberry Finn” (Mark Twain) ve “Alice Harikalar Diyarı”nda (Caroll Lewis) kitaplarının bile bu dönemde kuşkuyla incelenip yakıldığı biliyoruz.) “Onlar”diyordu sinirden titreyerek Mc Carty, ”onlar sanatla bizleri ve genç dimağları zehirliyorlar. Buna izin veremem ”…
Yüzden fazla oyuncu,yazar ve yönetmen komite önüne çıkarılır. Bu insanların komünist olması gerekmez bile. Çok uzun yıllar önce bile olsa herhangi bir derneğin toplantısına katılmaları, bir kez bile olsun sol eğilimli bir partinin etkinliğine katılmaları yada arkadaşlarından birinin sol eğilimli olması suçlanmaları için yeter.
Komitenin karşısında af dileyip, tanıdığı komünistlerin isimlerini vermeleri sonucunda serbest kalacaklar ve kariyerlerine kaldıkları yerden devam edebileceklerdir. Yani insanlardan arkadaşlarını ispiyon etmeleri, kendilerini kurtarmaları için başkalarının hayatlarını karartmaları istenir hükümetçe. (Böyle bir davranışı kabul etmek bir sanat adamı için her şeyden daha fazla yaralayıcı olsa gerek. Çünkü sanata gönül vermiş insanlar her şeyden önce erdemli olmayı merkeze alırlar.)
560 syf.
·28 günde·Beğendi·10/10 puan
Tüm dünyayı kasıp kavuran "Büyük Buhran" dönemini harika bir dille anlatmış yazar. Makineleşme, bankalar, krediler.. Kitabı okurken siz de sanki romandaki kişilerle birlikte aynı ortamda bulunuyorsunuz. Acıkıyorlar acıkıyorsunuz. Yağmurda ıslanıyorlar, sırılsıklam oluyorsunuz. Bir parça yemek buluyorlar, gözleriniz sevinçle parlıyor. İmkansızlığın nirvanasını yaşıyorlar, gidip yardım etmek istiyorsunuz. Son olarak insan olmak istiyorlar ama şartlar.. Bir alıntı ile sonlandırmak istiyorum cümlelerimi..
" Adamın bir çift atı olsa, tarlasını onlarla sürse, çalışmadıkları zaman onları aç bırakacağı, açlıktan öldüreceği akla gelir mi hiç? Onlar at ama... biz insanız."
"Eh hepimiz hayatımızı kazanmak zorundayız."
"Öyle," dedi Tom. "Ama keşke başkasının hakkını almadan kazanmanın bir yolunu bulsaydın."
Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gazap Üzümleri
Baskı tarihi:
Mart 2020
Sayfa sayısı:
556
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707402
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Grapes of Wrath
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayınları
John Steinbeck’in tartışmasız en büyük eseri olan ve ona Pulitzer ödülünü kazandıran Gazap Üzümleri, 1939’da ilk kez yayınlandığında şok etkisi yaratmış ve büyük tartışmalara yol açmıştı. Tüm dünyayı etkileyen “Büyük Buhran” döneminde, tarımın kapitalistleşmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan ve mülksüzleşen yığınların ayakta kalma mücadelesinin anlatıldığı bu destansı romanda Steinbeck, açlık, sefalet ve zorbalık yüzünden evlerini terk edip yollara düşmek zorunda kalan binlerce işçi ailesinden birine odaklanıyor.

Boşa çıkan umutların, hüzne dönüşen sevinçlerin arasında insanlığın direncini ve onurunu çarpıcı bir dille anlatan, kapitalizmi iliklerine kadar eleştiren Gazap Üzümleri, 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biridir.

Kitabı okuyanlar 16,9bin okur

  • Feyza Babacan
  • Aşkın Serdar
  • Rümeysa çulha
  • Ceren Şahin
  • Şaban Erden
  • Hale Buluz
  • irem koca
  • Hazal Elma
  • Cenaheyn
  • Veysel Güzel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%17.3
13-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%16.5
25-34 Yaş
%27.5
35-44 Yaş
%22.1
45-54 Yaş
%9.6
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.3 (2.063)
9
%24.8 (1.337)
8
%13.9 (747)
7
%4.5 (241)
6
%1.5 (79)
5
%0.8 (42)
4
%0.4 (20)
3
%0.1 (5)
2
%0.1 (5)
1
%0

Kitabın sıralamaları