Geçmiş Şimdi Gelecek

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.469
Gösterim
Adı:
Geçmiş Şimdi Gelecek
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850023
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayıncılık
Hasan Ali Toptaş okurlarının uzun yıllardır arayıp da bulamadığı

iki öykü kitabı vardır: Bir Gülüşün Kimliği ve Yoklar Fısıltısı.

Otuz yıl sonra, Ölü Zaman Gezginleri’nde yer almayan bu öyküler, yeniden okurlarıyla buluşuyor. Toptaş’ın, acemiliğin A’sındayken kaleme aldığı öyküleri, “HAT yazısı”nın kökenlerine inmemiz, yolun ufkunu sezmemiz için bulunmaz nimetler...

“Varlığının bilincine varılsın ya da varılmasın, her insanın içinde bir orkestra vardır, diye düşünürüm ben. Vardır var olmasına da; kimisi şefini bulamadığı için insan ömrü boyunca bir tek nota çalamaz, kimisi de ilkel çalgılardan oluştuğu için insanı alıp bir yerlere götüremez.”

“İçimdeki Orkestra”, Bir Gülüşün Kimliği

“Yaşadıkları kadar düşünüyorlardı artık ve tanrı hızla mevsim resimleri çiziyordu dışarıda; insanları her tabloda kullanıyor, yüzleri ancak kendisinin okuyabileceği çizgilerle dolduruyordu.”

“Ak Saçlı Çılgındılar”, Yoklar Fısıltısı
" Geçmiş Şimdi Gelecek " yazarı tanımak adına temin etmeme rağmen, bir türlü okumak için fırsat yaratamadığım ama Hakan Bey'in düzenlemiş olduğu etkinlik vasıtasıyla okumaya öncelik vermiş olduğum bir kitap.
Eser: Bir gülüşün kimliği, Yoklar Fısıltısı, Ölü Zaman Gezginleri adı altında üç ana bölümden ve bu bölümlerde sırasıyla; on iki, altı ve bir hikâyeden oluşmaktadır.
Hikâyeler içerisinde kullanılan kelimelerde çeşitlilik ve hissedilen derin anlam ilk etapta göze çarpan bir özellik. Bazı yazarlar yazıların da, okura yazınca mutlu olduklarını hissettirirler. Ama bu kitapta yazar, görselde okura yazdığını ama aslında okura değil, bir nevi kendisini, hayatı yada yaşanmışlıkları sorguladığını vurgular nitelikte.
Her ne kadar yazar hakkında kesin bir yargıya varma hususunda yetersiz kalsam da, kelimeler arasında kullandığı üslubun ahengi müthiş. Bir tek kelime alabildiğince artarak çoğalmış.
Ama yazarı tanımak adına almış olduğum kitap seçimin de, hatalı davrandığımın kanısına vardım. Çünkü, kitapla aramda etkili bir bağ kurulmadı. Başlarda iyi giden okuma seyrim, ortalarda iyice boğularak tıkandı. Kitabı yarım bırakmamak adına, araya başka kitaplar ilâve ederek zor da olsa bitirebildim.
Kim bilir, belki de hikâyelerde anlatılanlardı beni karamsarlığa sokan. Çünkü belirsizliklerle harmanlanmış kitaplar, üzerimde onarılmaz yaralar açmakta. Hikâyeleri okuyunca etkilenmemek, duyarsız kalabilmek ne mümkün! Anlatım yalın ve bir o kadar da düşündürücü. Hikâyeleri okurken yoğunlukla hissettiğim his; yazar " Ben anlatıyorum bu okudukların kurgu ama bir gün sende tek başına kalacak ve kurguda anlatılanlar senin de başına gelecek. " der, gibi yansıtmış okura.
Yazar hakkında bilgi araştırırken, bazı okurların yazım tarzını, Kafka'nın yazım tarzına benzettiklerini okudum. Bana göre, kısmen belki ama genel anlamda iki yazar da birbirinden çok farklı. Hasan Ali Toptaş yazarken kendini kelimeler arasında kaybediyor. Öyle ki bir cümle üç, dört kelime ile ifade edilebilecekken satırlarca uzayıp gidiyor. Kafka ise yazarken kendi varlığını keşfediyor. Bunu da " Milena'ya Mektuplar " adlı eserinde "Aslında ben seni değil, bana senin aracılığınla bana armağan edilen varlığımı seviyorum." demesinden anlayabiliriz. Kafka yazarken kendini bulmanın ayırdında. Kısacası bence iki yazar, birbirinden çok farklı. Bana hangi yazarı seçersin derseniz ki, ben ısrarla Kafka derim. Tabii ki bu benim şahsi görüşüm. Ama bu ifade tarzım, Hasan Ali Toptaş'ın iyi olmadığı anlamına gelmesin! Hasan Ali Toptaş'ta iyi hatta iyinin de ötesinde harika bir yazar, ben her ne kadar kitapları arasında yanlış bir seçim yapmış olsam da. Ama ben bir Kafka hayranıyım.
Gerçek hayat bir yanılsamadan ibaret olsa da, Sevim Ak'ın " Vanilya Kokulu Mektuplar " adlı eserinin girizgâhında annesi Rabia Ak'a ithaf etmiş olduğu şu cümle ile yazıma son veriyorum sevgili okurlar...
" Yaşam bir aynadır, sen ona gülümsersen o da sana gülümser. "
Acemiliğin inşası.

3 farklı bölümden oluşan bu öykü kitabı aslında 3 farklı kitabı içinde barındırıyor.

İlk bölüm "Bir Gülüşün Kimliği", 12 öyküden oluşan ilk basımı 1987 yılında yapılmış olan bir kitap. Toptaş yazınlarının da yapı taşı adeta. Her bir öyküyü okurken psiko-sosyal kuramın son iki evresinde sıkışmış insanları -ki onlar toplumumuzun büyük bir çoğunluğu olur- anlatıyor. Sıkılmadan art arda okuma isteği barındıran bu öyküler, geçmişten günümüze bir psikolojik yolculuk. Dilsel olarak yormayan, hayatın içindekilere bir bakış atan öyküler.

2.Bölüm "Yoklar Fısıltısı", 6 öyküden oluşan bu bölüm eğer yazarın diline aşinaysanız çabuk adapte olacağınız türden öyküler. Yansımaları ustaca kullanışı ile öykülerin hem içinde ama aynı zamanda hiç içine girmemiş gibi huzursuzca okunuyor. Dönüp yeniden okuma hissiyatı veriyor. Okuyucuyu bir anda öykünün dünyasından dışarı çıkarması zihinde tam bir şeyler canlanacakken bir anda his körlüğü yaşatan o Toptaş kitaplarının sağlam bir ilk basamağı. Ayrıca, yazarın bahsettiği şiirselliğin zamanla nasıl oluştuğunu ve süreç içinde daha derli toplu yazmaya başladığını görmek adına da tatmin edici.

Son bölüm "Ölü Zaman Gezginleri/ Herkes Hiçbir Yere" 1992 Öykü Birinciliği Ödülü alan bu öykü, varlık ve yokluğu dünün penceresinden metaforik unsurlarla günümüze taşıyan yazım biçiminden, ustalığına, karmaşık betimlemeleri ile epey yorucu bir yolculuğa çıkaran kurmaca. İlk okuduğunuzda belki size kendini açmayacak olan bu öykü birkaç okuma ile zihindeki ölü zamanlardan gelip karşınıza oturacak cinsten.

Eğer daha önce Hasan Ali Toptaş okumadıysanız ya da öykülerini yeni okuyacaksanız bu kitaptan başlamak daha iyi olabilir.

Keyifli okumalar...

Gözümde bir kitabı değerli kılan onunla çıkacağım yolculuklarda yazarın vereceği molalarda etkili duraklarda beklemek, beklerken de iyi bir sanatsal malzemeye bakabilmektir. Ne salt dil becerisi ne de salt bir kurgu arayışım olur. Bu yüzden gelelim bu kitabın beni bunların dışında götürdüğü duraklara ;)
(Kitapta birebir geçmeyen, kişisel ilgi alanlarım ve zihinsel çağrışımlarımın sonucudur. )

Ah minik kuşum öyküsündeki " pipo içen bir ressamın resmini yapan pipo içen bir ressamın resmini yapan, pipo içen bir ressam" (sayfa 65) cümlesi beni Velazquez'in "las Menias/Nedimeler" tablosuna ve bu tabloyu takıntı haline getiren Picasso'nun aynı tabloyu sayısız kez yaptığı koleksiyonuna götürdü. Ki aynı tablonun beni Foucault'un :"Kelimeler ve Şeyler" kitabına da götürmesi hiç kaçınılmazdı. Yine bir tekrarların tekrarı, yine şimdiden geçmişe bir bakış...

"Çağrı" öyküsünü okurken berber dükkânından "Gölgesizler"e geçiverecek hissiyatını yaşamam da kitabın yerinin hala bende değişmediğinin bir nişanesi. Yine, bu kelimenin aklımda bir yerlere sıkışmış olmasından beni Shakespeare"'nin sonelerine götürmesi ve "ilkin sevince çağrı sonra bomboş bir rüya" cümlesini tekrarlamam ki ben ne zaman bu kelimeyi duysam yerli yersiz bu sone döner zihnimde.

Bach'tan G Minor, Sappho'dan da birkaç dize...

Yani, yine bir kitapla yola çıkmış, dayanamamış duraklarda beklerken kucak kucak yeni şeyler almış da dönmüş gibiyim. Ya da bunun tam tersi .
 
İlk bölüm en sevdiğim "Rüştü Adlı Bir Karınca"
İkinci bölüm en sevdiğim "Çağrı"
Son bölüm "Herkes Hiçbir Yere"  öyküleri zihnimde ayrı birer çekmecede.
Hasan Ali Toptaş'ın Acemiliği

Geçen haftalarda Hasan Ali Toptaş İletişim yayınlarından ayrılıp Everest yayınlarına transfer olmuştu. Everest yayınları tüm kitaplarını basacağını duyurmuş ve kitap kapaklarında Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğraf koleksiyonunda yararlanacağını söylemişlerdi. Nitekim şuan kapaklardaki resimlerin altında Nuri Bilge Ceylan’ın imzası var. Hasan Ali Toptaş’ın çok uzun zaman önce basılmış olan –neredeyse otuz yıl önce- ve “Ölü Zaman Gezginleri “ kitabında yer almayan öykülerini Everest Yayınları tarafında “Geçmiş Şimdi Gelecek” adı altında kitaplaştırıldı ve Mayıs ayında basıldı. Bu öyküler yazarın acemiliğinde yazılan öyküler olduğunu kitabın tanıtım kısmında yer alıyor.
İşin ilginç tarafı; yazarın bu öykülerini acemiliğin A’sındayken yazmışken nasıl oluyor da bu kadar yetkin, derin öyküler yazdığıdır. Daha o zamanda kalemin gücünü ortaya koyuyor ve “”Ben geliyorum, iyi metinleri okumaya hazır olun” diyor adeta. Hasan Ali Toptaş hiç acemilik yaşamamıştır aslında. O zamandan beri işçiliği, titizliği, dille hâkimiyeti kendini gösteriyor bu öykülerinde.

Hasan Ali Toptaş’ın metinleri beni her zaman heyecanlandırmıştır. Çok kısa bir zaman içerisinde eserlerinin yarıdan fazlasını bittirdim. Bittirirken çok büyük bir zevkle arkama yaslanıp okuduğum metinlerin tadını çıkardım. Hangi kitabına başladıysam aynı zevk ve aynı heyecanla bitirdim.

Hasan Ali Toptaş’ın “Geçmiş Şimdi Gelecek” kitabı üç ana başlıktan oluşuyor. Bu üç ana başlık da kendi bünyesinde çeşitli sayıda öyküler içeriyor. Bu üç ana başlık aslında zamanında ayrı ayrı basılmış ve şimdi tek kitapta birleştirildi. “Bir Gülüşün Kimliği”, “Yoklar Fısıltısı”, “Ölü Zaman Gezginleri” ana başlıklarında oluşuyor. İlk bölümdeki öyküler kendini çok rahat okutabiliyor. Çiğdem yürekli Reşat’ın umudu, Karıncalı Rüştü’nün hoşgörüsü ve bunların kendi içindeki yarayla savaşmaları sizi etkileyecek, duygulandıracaktır. Bu öykü kitabın genelinde hüzünlü, kasvetli, karamsar bir hava hâkim olsa da kahramanların içerinde barındırdığı umut ve Hasan Ali Toptaş’ın muhteşem benzetmeleri ve büyülü gerçekçilikle harmanlanmış cümleleri bu havayı dağıtıyor, size kurgunun sahiciliğini sorgulatıyor.

İlk bölümde dönemin ekonomik sıkıntılarına göğüs gerenlerin ve iğneleyici bir üslup ile ta o zamanda saygıdan kusur olayları ve yaş uyumun getirdiği bir anlayışın iç içe girdiği öyküler size pek yabancı gelmeyecektir. Kitabın ilk bölümleri başta dediğim gibi kendini okutabiliyorken ikinci kısmı yani; “Yoklar Fısıltısı” için aynı şeyleri söyleyemem. Hasan Ali Toptaş yeri geldiğinde anlaşılmaz betimlemeler, benzetmeler ve bu benzetmelerin olduğu uzun cümleler yazdığını okuyanlar bilir. Burada yukarıda saydıklarımın hepsi var ama yazar burada dozunu fazla kaçırmış. Bu ikinci kısımda metin boğuluyor ve ilerlemiyor. İkinci bölümde geçen “Acıya Demir Atmak” öyküsü her insanı duygulandırıp sarsacaktır. Kurgu ve kendi içindeki bütünlük muhakkak yine takdire şayan ama aşırı benzetme ve metinin bir yerden sonra tıkanması bu başarıya gölge düşürebiliyor. Bu da kitabın eksik yanı…

Son kısım olan -ayrıca bu kısım ödülü kısımdır- “Ölü Zaman Gezginleri” yine yazarın işçiliğine ve kelimeler üzerindeki hâkimiyetine güzel bir örnek olmuş. Hasan Ali Toptaş’tan sıra dışı cümleler ve betimleler bu kitapta da kendine yer bulmuş, bu bölüm ve ilk bölümdeki cümlelerin tadını almak için tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. Kitaptan çok sevdiğim birkaç cümleyi aşağıya yazıyorum.


Son olarak yazarla ilgili bir haber verip yazıyı sonlandırıyorum; yazar “Heba ” kitabıyla FT/ Oppenheimer ödüllerinde ilk ona girmeyi başardı. Umarım güzel bir sonuçla neticelenir.

“Gülüşlerimi daha çocukluğumda iğdiş ettiler(S.11)”

“ Dikenli bir sessizliğin içinde hızla eksiliyordum (S.12)”

“Akşamların tadını dikenleyen gereksiz sakalarınla girip oturuyorsun aynanın içine (S.12)”

“Neremi daha fazla ısırıldığını anlamak için kulaklarımı her hücreme eşit oranda bölüştürdüm (s.19)”

“Ölüm, enjektör burunlu doktordan sabah akşam dilenip durduğu sıcacık bir çorbaydı(s.24) ”
“Aklımın kapılarını kapattım kokuya. (s.50)”

“Zaman tek boyutlu yaşayanların aptallığı akıyordu ceket uçlarından. (s.68)”

“…kulaklarımla izliyordum adım atışlarını, içime de sonsuz bir merdiven kuruyorum… (s.56)”
Kısa öyküleri ve onlardan müteşekkil kitapları pek sevmiyorum. Öyle başarısız oldukları için falan değil, beğenime uygun değiller. Mesela kişisel gelişim kitaplarını ya da modern zaman şiir kitaplarını da pek sevmiyorum.

Geçmiş Şimdi Gelecek, Hasan Ali Toptaş'ın ilk yazarlık eserlerinin derlendiği bir öykü kitabı. En başta dediğim sebepten dolayı bende çok bir karşılığı olmadı. Sadece Çiğdem Yürekli Reşat hikayesini çok farklı bir yere koydum.

Ancak yine de bu hikayeler bile Hasan Ali Toptaş'ın ne kadar büyük bir yazar ve usta bir anlatıcı olduğunun ipuçlarını veriyor. Postmodernizm ve gerçek üstücülük tarzının ilk işaretlerini rahatlıkla bulabiliyorsunuz.
İçimdeki Orkestra kısmı yok mu... Yazarla iki kez tanışma fırsatı bulduktan sonra tekrar okudum. Bir şeyin anlamı bi insana ancak bu kadar bağlı olabilirdi, yaşlarımı tutamadım. Teşekkürler.
Son bir ayda okuduğum 8. Hasan Ali Toptaş kitabı (ilkini 15 Kasımda okumuştum) Geçmiş Şimdi Gelecek. Kuşlar Yasına Gider’i (#25585404) okuyana kadar hep yazım dilini sevdim Toptaş’ın. Benim için kurgudan ziyade okurken aldığım edebi tat önemli zaten. Ancak Hasan Ali Toptaş’ın kurgu kurma konusunda da oldukça başarılı olduğunu görüyorum.

Geçmiş Şimdi Gelecek’ten bir parça okusaydım yazarını bilmeden, kesinlikle Hasan Ali Toptaş demezdim. Dil olarak çok farklıydı. Yazarın ilk öyküleri olduğunu ve Harfler ve Notalar kitabında belirttiği gibi, şu anki dilini oturtmak için çok uğraştığını düşünürsek de bu çok normal. Öykü kitabı olarak değerlendirdiğimde çok beğendim kitabı. Öykülerin her birinde çok zevk aldım okumaktan ama dediğim gibi Hasan Ali Toptaş okur gibi değil de yeni bir yazarın öykü kitabını okuyor gibi okumak gerek. Özellikle Şüphesiz Bir Şüpheli öyküsünde kullandığı dili çok beğendim. Zaten kitabın başından sonuna doğru şimdi aşina olduğumuz Toptaş diline benzemeye başlıyor. Ara ara ipuçları veriyor. Ayrıca bu sadece dil için geçerli değil. Karakterler de bana tanıdık geldi. Belki bilinçli yapılmış değildi fakat ben birçok karakterin değiştirilip diğer romanlara yerleştirildiğini hissettim. Ana karakterler değil belki romanlarda ama yan karakterler olarak vücut bulmuşlar gibi. Sanki tüm o yazın serüveninin, bunca romanın; romanlardaki mekanlar-karakterler-olayların temeli bu öyküler ile atılmış ve ben kendimi her şeyin başladığı noktaya zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyorum :)

Ancak şunu belirteyim ki hep o anlatıcı tarzını aradım. Ne çok benimsemişim meğer.
Geçmiş Şimdi Gelecek
"Kendi kendine gülene deli demiyorlar mı, deli oluyorum! Gözlerinden pembe buğular saçarak, otuziki dişini gökyüzünün maviliğine batıra batıra gülemeyen binlerce, milyonlarca insanın onca gülüşü nereye gizlediklerini düşündüm o an."Hasan Ali Toptaş
Tam benlik dedim bu satırları okurken,severim bende otuziki dişimi çıkarıp gülmeyi.Çok az zamanlar da gülebiliyoruz madem bırakın da tadını çıkaralım.
Hasan Ali Toptaş,nasıl bir usta ve nasıl bir kelime cambazlığı?İnsanı konuştuğu dilden şüpheye düşürür bu yazar.Evet Türkçe konuşup yazıyoruz ama yazar bizim de konuştuğumuz kelimelele öyle cümleler kurmuş ki,aynı dili konuştuğumuz konusunda tereddüt yaşatıyor insana.Aynı dili konuşup da,neden ben böyle kullanamıyorum bu kelimeleri dedirtiyor ve kıskanıyorum bu yazarı.Baştan sona kısa öykülerle dolu bir kitap.Öykü gibi değilde şiir gibi yazmış yazar.Her kelimesi ustalık,her satırı bir sanat eseri...
Kitabı tanıtmak için alıntılar yapmak istiyorum ama nafile, çünkü her satır bir tanıtım, boşa yazılmış tek bir kelime bile yok.
Bir insanın mesleğine olan aşkını tarif etmiş ilk öyküsünde;her meslekten her insana ve işine saygım sonsuzdur ama yazar bir adamın sokakları süpürmesini büyük bir aşk gibi tarif etmiş.O adamın işinden kovulmasıyla yıkılışını,sokakları evi gibi görmesini en güzel betimlemelerle anlatmış...
"Çocukluğumuzun ince damarına basarak kendi çocukluklarını hortlatma çabalarıyla anımsadığımız bu yaşlılar aslında her eve dağıtılmış törelerdi,bastonlarıyla ayakta durabilen geleneklerdi."günlük kullandığımız kelimelerin yazarın kalemiyle nasıl sanat eserine dönüştüğünün kanıtı bu satırlar.Evet sadece bir örnek ama kitap bu satırlarla dolu bir cennet...
Neden bu kadar geç buldum ben bu yazarı?kitabı kapatınca kendime kızmalarımın ardı arkası kesilmiyor.Mutlaka okuyun ve severek aşkla herşeyi ardınıza atıp okuyun,kaybolun satırlar arasında sonrasında kitabı bitirip bir tebessüm sarsın tüm bedeninizi... Keyifli okumalar...
Hasan Ali Toptaş
Geçmiş Şimdi Gelecek
Everest yayınları
Geçmiş Şimdi Gelecek, Hasan Ali Toptaş’ın ilk basımları 1987’de yılında olan Bir Gülüşün Kimliği, 1990’da olan Yoklar Fısıltısı, 1993’te olan Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi 1992 İlkbahar Öykü- Şiir Ödülleri öykü birincisi olan Ölü Zaman Gezginleri kitaplarının birleştirilerek basılmasıyla oluşan bir yeni&eski kitap;)
Bazı yazarların dilini o kadar çok seversiniz ki, onların ilk yazdığı denemelerini çok merak edersiniz. İşte bu kitap, yazarın yazma dünyasına girerek oluşturduğu ilk metinlere ve hikayelere evsahipliği yapıyor.
Ben kesinlikle çok beğendim yazdıklarını. Özellikle "İçimdeki Orkestra" adlı öyküsünü, bu öyküde yaşlı adam, dününden bahseden bir anlatıcı; "Bir gün içimde bir türkü duydum," diyor. "Daha önce dinlediğim güzel bir türküdür, belleğimde kalmıştır diyerek aldırmadım. Birkaç gün sonra, içimdeki türkü iki oldu. Daha sonra da, üç, dört, beş... İçim türkülerle şarkılarla dolup taşmaya başladı."
Ve ekliyor : "Benim içime gitar, bir şubat ayında girdi," diyor. "Gitardan sonra, flüt oluştu içimde. Sonra da, keman, klarnet, cura, tambur, piyano, viyolonsel..."
Gerçekten bu hikayeden ve bu alıntılardan aşırı etkilendim. Düşündüm içimdeki orkestra ne alemde diye :)Baktım ki, hepsi ayrı telden çalıyorlar;)))
“ Geçmiş Şimdi Gelecek “
Hasan Ali Toptaş’ın acemilik yıllarında yazdığı,
kısa öykülerinden oluşan şiir tadındaki kitabıdır.

Öyküler o kadar güzel yazılmış ki, insan kendini öykülerin içinde kaybediyor ve oradaki karakterle adeta yer değiştiriyor.
Sanırım, kitabı okuyan her insan kendine bir öyküsünde rastlayacaktır.

Beni en çok etkileyen öyküler ;
Bir Gülüşün Kimliği ve İçimdeki Orkestra oldu.

Kısa öykü seven arkadaşlara tavsiye edebilir.
Yine müthiş bir Hasan Ali Toptaş kitabı. Resmen kelimler,cümleler dans ediyor kitapta.Hepsi birbirinden güzel öykülerdi.En çok da 'Bir Gülüşün Kimliği' ve 'İçimdeki Orkestra' öyküleri beni benden aldı.Sayfalar su gibi akıp gitti adeta.
Hasan Ali Toptaş okurlarının uzun yıllardır arayıp da bulamadığı

iki öykü kitabı vardır: Bir Gülüşün Kimliği ve Yoklar Fısıltısı.

Otuz yıl sonra, Ölü Zaman Gezginleri’nde yer almayan bu öyküler, yeniden okurlarıyla buluşuyor. Toptaş’ın, acemiliğin A’sındayken kaleme aldığı öyküleri, “HAT yazısı”nın kökenlerine inmemiz, yolun ufkunu sezmemiz için bulunmaz nimetler...

“Varlığının bilincine varılsın ya da varılmasın, her insanın içinde bir orkestra vardır, diye düşünürüm ben. Vardır var olmasına da; kimisi şefini bulamadığı için insan ömrü boyunca bir tek nota çalamaz, kimisi de ilkel çalgılardan oluştuğu için insanı alıp bir yerlere götüremez.”

“İçimdeki Orkestra”, Bir Gülüşün Kimliği

“Yaşadıkları kadar düşünüyorlardı artık ve tanrı hızla mevsim resimleri çiziyordu dışarıda; insanları her tabloda kullanıyor, yüzleri ancak kendisinin okuyabileceği çizgilerle dolduruyordu.”
Suskun insanın içi sözcük kuyusudur diyor Hasan Ali Toptaş ve o kuyudan özenle çıkardığı kelimelerle karşımızda usta yazar Bende Bu cümleden sonra ne söylesem eksik kalır da neyse Toptaş denizin dibindeki büyülü dünyayı seyrederken biz sahilde kumdan kale oynayarızişte belki kıyıya kelimeleri vurur da bizde nasipleniriz belki️Velhasıl Kelimelerinin derinliğinde kaybolduğum yazarla karşınızdayım. Yazarın acemiliğin A'sında iken kaleme aldığım dediği öykülerle karşımızda bu kez.Ve Yazdığı çok kıymetli öyküleri için şöyle söylüyor.. Beni bugünkü halime getirdiler ama okurlarımın pek seveceğini düşünmüyorum... Kelimelerin dökülse de toplasak diye dört gözle bekliyoruz hocam o nasıl laf ️Bir Gülüşün Kimliği... Hikayenin yazıldığı tarihe bakıyorsunuz 1987, yazılana bakıyorsunuz kelimelerin altı o kadar dolu ki. Yazar yıllar öncesinde adını altın harflerle yazdırmış anlamlandırdığı kelimelerle. Kendime dönüp bakıyorum acı bir tebessüm ile kelimelerimin ne denli sığ olduğunun farkına varıyorum.."dudağımın ucunda tomurcuklanan miniminnacık bir gülücük.."
️Bir diğer bölüm Yoklar Fısıltısı.. Bölüme verilen isme bakınca eğer ilk aklınıza gelen şey var olmayan bir şey nasıl yok olabilir? İse ya Toptaş ile tanışmamışsınızdır ya da tam olarak anlamamışsınız demektir. Çünkü o ki karıncaya, kuma öykü yazan ince ruhlu bir insan. Her varlığı ete kemiğe büründürür üstüne de sonsuz hayal gücüyle lezzetlendirir. Kelimelere kıyısı olan insan.. Kalbinin kıyısına vuran kelimeleri bizimle buluşturuyor..
️ Ve ödül aldığı son öykü Ölü Zaman Gezginleri.. Herkes Hiçbir Yere öyküsü ile son veriyor satırlarına.. ️"Sevdikçe kanatlandım, sevildikçe uçtum!"
"Birdenbire güldüm! Gülüşün tohumu yürekte çatlayınca dudakların onu yeşertmemesi olası mi; güldüm işte!"
" Taş bile kendini yarına bugünkü durumuyla taşımaz; ısıdan, nemden ve daha birçok şeyden etkilenerek değişir "
"Herkesle dost olursam kendine düşman olmalıyım."
"Ben, yaşamın içimdeki sesi etkilemesini değil,
içimdeki sesin yaşamı etkilemesini isterdim."
... bağlanmak insanın en gizli ölümü...#hasanalitoptaş
#gecmişşimdigelecek #edebiyat #roman #kitapsevgisi #kitapkokusu #instakitap #instabook #kitapkolik #kitaptavsiyesi #b
Birdenbire güldüm! Gülüşün tohumu yürekte çatlayınca dudakların onu yeşertmemesi olası mi; güldüm işte!
" Taş bile kendini yarına bugünkü durumuyla taşımaz; ısıdan, nemden ve daha birçok şeyden etkilenerek değişir "
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 52 - Everest Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Geçmiş Şimdi Gelecek
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850023
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayıncılık
Hasan Ali Toptaş okurlarının uzun yıllardır arayıp da bulamadığı

iki öykü kitabı vardır: Bir Gülüşün Kimliği ve Yoklar Fısıltısı.

Otuz yıl sonra, Ölü Zaman Gezginleri’nde yer almayan bu öyküler, yeniden okurlarıyla buluşuyor. Toptaş’ın, acemiliğin A’sındayken kaleme aldığı öyküleri, “HAT yazısı”nın kökenlerine inmemiz, yolun ufkunu sezmemiz için bulunmaz nimetler...

“Varlığının bilincine varılsın ya da varılmasın, her insanın içinde bir orkestra vardır, diye düşünürüm ben. Vardır var olmasına da; kimisi şefini bulamadığı için insan ömrü boyunca bir tek nota çalamaz, kimisi de ilkel çalgılardan oluştuğu için insanı alıp bir yerlere götüremez.”

“İçimdeki Orkestra”, Bir Gülüşün Kimliği

“Yaşadıkları kadar düşünüyorlardı artık ve tanrı hızla mevsim resimleri çiziyordu dışarıda; insanları her tabloda kullanıyor, yüzleri ancak kendisinin okuyabileceği çizgilerle dolduruyordu.”

“Ak Saçlı Çılgındılar”, Yoklar Fısıltısı

Kitabı okuyanlar 253 okur

  • edip ce
  • Yüsra Dal
  • Merve
  • Serçe
  • Ahsen B.
  • Benodegilim
  • Melis Söylemez
  • Drkitapsever
  • İsmok
  • Kübra Nur Başaran

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9
14-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%28.2
25-34 Yaş
%42.3
35-44 Yaş
%15.4
45-54 Yaş
%2.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.3
Erkek
%30.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.3 (25)
9
%16.8 (16)
8
%25.3 (24)
7
%23.2 (22)
6
%5.3 (5)
5
%0
4
%3.2 (3)
3
%0
2
%0
1
%0