Genç Safahat

9,0/10  (3 Oy) · 
14 okunma  · 
2 beğeni  · 
918 gösterim
Mehmet Akif'in Safahat isimli şiir külliyatının gençler için düzenlenmiş özü

Edebiyatımızın, dilimizin anıt eserlerinden Safahat, aradan geçen yüz yıla yakın zamandan beri gündemimizde. Bir şiir kitabının yüzyıl boyunca sürekli okunması, gündemde kalması, mısralarının dillerde dolaşması, ezberlemesi boşuna değildir. O gençlik için düşünceleri, idealleri olan, geniş ufuklu, samimi, hassas yürekli bir şairin eseri.

İstiklal Marşımızın şairi Mehmed Akif Ersoy'unşiir ve fikir dünyasını tanımak için bir başlangıç yapmayı arzulayan gençlere böyle bir kitap armağan etmek istedik.
  • Baskı Tarihi:
    2007
  • Sayfa Sayısı:
    168
  • ISBN:
    9789757382348
  • Yayınevi:
    Tyb Vakfı Mehmet Akif Araştırmaları Merkezi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Sergen Özen 
 24 Oca 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Genç Safahat, Akif'in şiirlerinin derlenmiş bölümleri olup, okuyucunun anlamakta güçlük çekmeyeceği bir eserdir. Şair, Memleketin derdini, kendi derdi gibi görmüş; Harb yıllarını, Milli Mücadele'deki direnişi en içten duygularıyla şiirlerine yansıtmıştır.
Akif, Milletin içine düştüğü o çalkantılı yıllarda zevk-ü sefâ'ya düşen insanları sert bir şekilde eleştirip, dem vurur.
Kitabın editörlüğünü yapan Mehmet Doğan, şiirlerde yer alan yabancı kelimeleri sadeleştirmeyip, karşısına bu kelimelerin anlamlarını yazmış; şerhli halinin uyak düzenini bozup, şiiri anlamsızlaştıracağını düşünmüş olmalı.
"Asım'ın Nesli" defalarca okuyacağım şiir türlerinden sadece bir tanesi.
Akif'in yazdığı şiirler Çanakkale'de askerlere dağıtılıp, bir motivasyon kaynağı olabiliyorsa o şiirlerin anlam derinliğini düşünmek lazım.

Kitaptan 3 Alıntı

Sergen Özen 
 21 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

...
Ey millet artık uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
İslâmı da "batsın" diye tutmuş, yed'iyorsun!
Allah'tan utan! Bâri bırak dini elinden...
Gir leş gibi topraklara kendin. Gireceksen!
Lâkin, ne demek bizleri Allah ile iskât?
Allahtan utanmak da olur ilim ile...
Heyhat!*

Genç Safahat, Mehmet Akif ErsoyGenç Safahat, Mehmet Akif Ersoy

Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Genç Safahat, Mehmet Akif ErsoyGenç Safahat, Mehmet Akif Ersoy
Sergen Özen 
 16 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"....Vebâli kendine âiddir İbni Hattâb'ın.
Kadın ne söyledi, Abbas işitmedin mi demin?
Yarın huzûr-i ilâhide, kimseler, Ömer'in
Şerik-i haybeti olmaz, bugünlük olsa bile;
Evet, hilâfeti yüklenmiyeydi vaktiyle.
Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa koyunu,
Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer'den onu!
Bir ihtiyar karı bî-kes kalır, Ömer mes'ûl!
Yetîmi, girye-i hüsrân alır, Ömer mes'ûl!
Bir âşiyân-ı sefâlet bakılmayıp göçse:
Ömer kalır yine altında, hiç değil kimse!
Zemîne gadr ile bir damla kan dökünce biri:
O damla bir koca girdâb olur boğar Ömer'i!
Ömer duyulmada her kalbin inkisârından;
Ömer koğulmada her mâtemin civarından!
Ömer Halîfe iken başka kim çıkar mes'ûl?
Ömer ne yapsın, İlâhî, beşer zalûm ü cehûl!
Ömer'den isteniyor beklenen Muhammed'den
Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu bârı sırtına sen?"

Genç Safahat, Mehmet Akif ErsoyGenç Safahat, Mehmet Akif Ersoy